Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Sünbülüñ sāye ṣalar üstine berk-i semenüñ
Devr ider dā’ire-i verd-i teri yāsemenüñ
Çīn-i zülfine gelür būy alur uġrı diyü
Ṣaldılar ḥabse ṭutup ḳahr ile miskin ḫutenüñ
Çünki vīrāneleri eylerimiş cāy perī
Sen perīsin n'ola göñlüm olur ise vaṭanuñ
Ṣaldı pertev yüzüñ eflāke çün iy bedr-i münīr
‘Aks-i ḫurşīd ü ḳamer oldı o vech-i ḥasenüñ
Gūş şīrīn-suḫanuñ işidür ammā ne ‘aceb
Gözlerüm diḳḳat idüp görmedi hergiz dehenüñ
Çīn idüp ḫalḳaların murġ-ı dili itmege ṣayd
Gül-i ter üzre ṣalar dāmeni müşgīn resenüñ
Ḥaşre dek derd ü ġamın cān u dilüñ itmege şerḫ
Sīneñ üzre dil ola ‘Adli biten her çemenüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Senin sümbülün (saçın), yasemin yaprağının (beyaz tenin) üstüne gölge salar; yasemininin (tenin) taze gülün (yanağın) dairesi çevresinde döner. (Beyit bu şekilde anlaşılabilir: beyaz ten kırmızı yanağı çepeçevre sarar. OR "devr" yerine "dûr", T "teri" yerine "tarî" okur.)

2. Senin zülfünün kıvrımına gelip koku alıyor diye, Hoten miskini hırsız sayıp kahırla tutup hapse attılar. (Hoten, sözlüklere göre misk ceylanıyla tanınan bir Orta Asya şehridir. "Miskin" kelimesi hem "Hoten'in miski" hem de "zavallı" diye okunabilir; T "müşgin", yani "misk kokulu" okur. Miskin keseye konup saklanması hapis olarak düşünülmüş olabilir.)

3. Mademki periler viraneleri yurt edinirmiş; sen de perisin, gönlüm senin vatanın olursa buna şaşılır mı? (Âşığın gönlü aşkla yıkılmış bir viranedir.)

4. Ey parlak dolunay, yüzün göklere ışık saldığından beri güneş ile ay o güzel yüzünün yansıması oldu. (OR ve İBB "pertev" (ışık) yerine "nûr", M1 ve M2 "çün" yerine "çü" okur.)

5. Kulak senin tatlı sözünü işitir, ama ne tuhaf ki gözlerim dikkatle baktığı hâlde ağzını hiç görmedi. (Divan şiirinde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki görünmez sayılır.)

6. Misk kokulu kementin (saçın), gönül kuşunu avlamak için halkalarını kıvırıp eteğini taze gülün (yanağın) üzerine salar. (Nüshalar bu mısrada farklıdır: T "dâmen-i müşgîn", M1 "dâmen-i miskîn", İBB ve M2 "miskîn" ya da "o miskîn" okur.)

7. Adlî, canının ve gönlünün dert ve gamını mahşere kadar anlatmak için göğsünün üzerinde biten her çimen bir dil olsun. (Beyit bu şekilde anlaşılabilir: âşık öldükten sonra mezarında, göğsünün üstünde biten otlar bile onun derdini anlatacaktır. T "haşre dek" yerine "haşrda", M1 ve M2 "gamın" yerine "gama", T "gamuñ" okur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif ek hâlindeki "-üñ / -uñ" (senin), kafiye "-en" sesidir: semen, yâsemen, Huten, vatan, hasen, dehen, resen ve çemen. Kafiye kelimelerinin çoğu bahçe ve koku dünyasından gelir. Gazel neşirde beş nüshanın beşinde de bulunur (OR, T, M1, M2, İBB) ve divanın "kef" harfiyle biten redifler bölümündedir. Nüsha farkları bu gazelde çoktur; özellikle altıncı beytin ikinci mısraı her nüshada biraz farklı okunur ve "müşgîn" (misk kokulu) ile "miskîn" (zavallı) arasında gidip gelir. İki kelimenin yazılışı birbirine çok yakın olduğu için bu ayrılık şaşırtıcı değildir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir bahçe tablosuyla açılır. Saç sümbüle, ten yasemine, yanak taze güle benzetilir; bu çiçek adlarıyla sevgilinin yüzü baştan sona bir istiare olarak çizilir. "Semen" ile "yâsemen" sözlük anlamıyla aynı çiçeğin, yani yaseminin adıdır ve iki mısranın sonunda yan yana duyulur. İkinci beyitte "Çîn" kelimesi hem kıvrım hem Çin ülkesi demektir; Hoten de sözlüklere göre misk ceylanıyla tanınan Orta Asya şehridir. Zülfün kıvrımından koku çalan misk, bu yüzden hırsız sayılıp hapse atılır. Çîn, Huten ve misk kelimeleri arasında tenasüp vardır. "Miskin" kelimesinin hem misk hem zavallılık anlamına çekilebilmesi beyte bir tevriye katar.

Üçüncü beyitte perilerin viranelerde yaşadığı inancına dayanılır. Sevgili peridir; âşığın gönlü de aşkla yıkılmış bir viranedir. Bu yüzden sevgilinin gönülde yurt tutması şaşırtıcı değildir. Beyit bir hüsn-i talil örneğidir: şair bir durumu gerçek sebebi dışında, güzel ve hayalî bir sebebe bağlar. Dördüncü beyitte sevgili parlak dolunaydır ve onun yüzü göklere ışık salmıştır. Güneş ile ay yalnız bu yüzün yansımasıdır. Bedr (dolunay), hurşîd (güneş), kamer (ay) ve eflâk (gökler) arasında tenasüp vardır.

Beşinci beyit küçük ağız mazmununu duyular üzerinden kurar. Kulak sevgilinin tatlı sözlerini işitir, ama göz ne kadar dikkatle bakarsa baksın ağzı göremez. Kulak ile göz, işitmek ile görmek arasındaki tezat beytin anlamını taşır. Altıncı beyitte saç bir kemente (resen) dönüşür. Halkalarını kıvırıp gönül kuşunu avlamak için eteğini gül yanağın üzerine salar. Kement, halka, kuş ve av arasında tenasüp vardır; "dâmen" (etek) kelimesinin içinde "dâm" (tuzak) sesinin duyulması da av sahnesine uyar.

Makta gazelin bahçe dünyasını mezara taşır. Adlî'nin derdi o kadar büyüktür ki mahşere kadar anlatılması gerekir; bunun için göğsünün üstünde biten her çimen bir dil olmalıdır. Beyitte "dil" kelimesi iki ayrı anlamda kullanılır: birinci mısrada Farsça "gönül", ikinci mısrada Türkçe "lisan" demektir. Aynı sesin iki anlamda kullanılması tam bir cinastır. Göğüs üstünde biten çimen, gazelin başındaki sümbül, yasemin ve gülle birlikte okununca bahçe imgesi gazelin sonuna kadar sürer.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 93, şiir no. 55 (nüsha farkları s. 93 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr