Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün

Ruḫlaruñ şem‘i virür nūrını şems ü ḳamerüñ
Yüzüñüñ şevḳıyile ẓulmeti gider seḥerüñ
Ol mehüñ mihr-i cemāline muḳābil olıcaḳ
İy güneş olmayısar ẕerrece senüñ es̱erüñ
Dil ü cāndan yoluña ḫāk oluram işideli
Kīmyā eylerimiş ḫāke olursa naẓaruñ
Rāh-ı ‘ışḳa ḳademüñ baṣma göñül olmazsa
Arḳaña ḫırḳa-i ġam bilde ḳanā‘at kemerüñ
Görine gözlerine gün gibi gündüzde şehā
Ḳanġı a‘māya k'ide küḥl-i cilā ḫāk-i derüñ
Çīn-i zülfi ḳoḫusın almasañ iy nāfe-i Çīn
Misk olup bulmaz idi raġbeti ḫūn-ı cigerüñ
‘Adli şi‘r ü ġazeli terk idüben defteri dür
Çünki şerḥ olmaz imiş ḥaşre degin derd-i serüñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Yanaklarının mumu güneşe ve aya ışığını verir; yüzünün parıltısıyla seherin karanlığı dağılır. (Beyit iki türlü okunabilir: "şevk" burada ışık, parıltı anlamında ya da yüzüne duyulan özlem anlamında alınabilir.)

2. Ey güneş, o ay yüzlünün güneş gibi güzelliğinin karşısına geçince senden zerre kadar iz kalmayacaktır.

3. Bakışın toprağa değerse onu kimyaya çevirirmiş diye işittiğimden beri, gönülden ve candan yolunun toprağı olurum. (Kimya, toprağı ve bakırı altına çevirdiğine inanılan iksirdir.)

4. Ey gönül, sırtında gam hırkası, belinde kanaat kuşağı yoksa aşk yoluna adım atma.

5. Ey şah, kapının toprağı hangi köre parlatan bir sürme olursa, onun gözlerine gündüz vakti güneş gibi görünür.

6. Ey Çin misk kesesi, sevgilinin kıvrım kıvrım zülfünün kokusunu almasaydın, ciğerinin kanı misk olup bu kadar rağbet görmezdi. (Misk ceylanının göbeğindeki kesede biriken kanın miske dönüştüğüne inanılırdı.)

7. Adlî, şiiri ve gazeli bırakıp defteri dür; çünkü senin baş derdin mahşere kadar anlatılsa bitmezmiş.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "-er" sesidir (kamer, seher, eser, nazar, kemer, der, ciger, ser); arkasından gelen "-üñ" eki redif görevindedir. Bayram'ın aparatına göre gazel beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. Nüsha farkları üçüncü ve beşinci beyitlerde toplanır: M1 ve M2'de "ḫāke" yerine "cāna", İBB'de "olursa" yerine "irürse"; M1 ve M2'de "gündüzde" yerine "günden de"; M2'de "k'ide" yerine "ola", M1'de "k'ola" okunur. Neşirde kef harfiyle biten şiirlerin bölümünde (Ḥarfü'l-kâf) yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin ilk iki beyti ışık üzerine kuruludur. Matlada sevgilinin yanakları bir mumdur ve güneşle ay ışığını o mumdan alır; gökteki ışıkların kaynağı sevgilinin yüzü olur. Bu, sevgiliyi göğün ışıklarından üstün tutan bir hüsn-i talildir: güneşin ve ayın parlaması gerçek sebebinden koparılıp sevgiliye bağlanır. İkinci beyit güneşe seslenir. Sevgilinin güzelliği karşısında güneşin "zerre kadar" izi kalmayacaktır. Güneş ile zerre arasındaki ilgi divan şiirinde bilinen bir eşleşmedir, çünkü güneş ışığında havadaki zerreler görünür; burada ise güneş zerre kadar bile görünmez hâle gelir. Ay (meh) ve güneş (mihr) sevgilinin yüzü için birlikte kullanılır ve iki beyit arasında tenasüp kurar.

Üçüncü beyitte simya hayali vardır. Sözlük anlamıyla "kîmyâ", değersiz madeni ya da toprağı altına çeviren iksirdir. Âşık, sevgilinin bakışının toprağı kimyaya çevirdiğini duymuş ve bu yüzden onun yolunda toprak olmuştur; bir bakış onu da değerli kılacaktır. Dördüncü beyit gönle seslenir ve aşk yolunu bir derviş yolu gibi anlatır. Hırka ve kemer (kuşak) tarikat kıyafetinin parçalarıdır; şair hırkayı gamdan, kemeri kanaatten yapar. Aşk yoluna çıkacak olan gamı sırtlanmalı ve azla yetinmeyi bilmelidir.

Beşinci beyitte sevgili "şehâ", yani "ey şah" diye anılır. Sevgilinin kapısının toprağı göze sürme olur ve en kör göze bile gündüzü güneş gibi gösterir. Sözlük anlamıyla "kühl" sürmedir; gözü parlattığına ve güçlendirdiğine inanılırdı. Kendisi bir hükümdar olan şairin sevgiliyi şah diye anması ve onun eşiğinin toprağını göze sürmek istemesi, Adlî'nin şiirlerinde sık görülen ironik bir durumdur. Altıncı beyitte "Çîn" kelimesi iki ayrı anlamda kullanılır: "Çîn-i zülf"te kıvrım, "nâfe-i Çîn"de Çin ülkesi demektir. Bu cinas, beyitteki misk hayalini taşır. Nâfe, misk ceylanının göbeğindeki misk kesesidir ve miskin aslında kan olduğu düşünülürdü. Şair kokuyu tersine çevirir: Çin miski değerini sevgilinin zülfünün kokusundan almıştır.

Makta, şairin kendine yaptığı bir öğütle biter. Adlî şiiri ve gazeli bırakmalı, defterini dürüp kaldırmalıdır, çünkü baş derdi mahşere kadar anlatılsa bitmez. "Defteri dürmek" bir işi bırakmak demektir. "Şerh" kelimesi sözlük anlamıyla açıklama, yorum yazmaktır; şiir, gazel, defter ve şerh arasında tenasüp vardır. Derdin anlatılamazlığı, şiirin kendisinden vazgeçme sözüyle dile getirilir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 96, şiir no. 58 (nüsha bilgisi s. 96 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr