Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün mefā‘īlün fe‘ūlün

Göñül ol çeşmi sāḥirden ḥaẕer ḳıl
Ne mekr ile göñül alur naẓar ḳıl
Gelürse sīneñe şemşīr-i tīri
Çeker pergālesini mā-ḥażar ḳıl
Nis̱ār içün ḫayāli ayaġına
Gözüñ dürcini pür-dürr ü güher ḳıl
Eger ṣabruñ yoġ ise ‘ışḳ içinde
Revān kūyına dil-dāruñ sefer ḳıl
Eger ṣāfī-naẓar olmaḳ dilerseñ
Ayaġı topraġın nūr-ı baṣar ḳıl
Bülend eyle boyı vaṣfını ‘Adlī
Dehānında sözüñi muḫtaṣar ḳıl
Leb-i la‘lini kim emsem dir ise
İlāhi dilin aġzında şeker ḳıl

Günümüz Türkçesiyle

1. Gönül, o büyücü gözden sakın; bak, ne hileyle gönül alıyor.

2. Sevgilinin kılıcı ve oku göğsüne gelirse, (yüreğinden) kopardığı parçayı ona hazır bir ikram eyle. (Beyit güçtür. Sözlük anlamıyla "pergâle" parça, kesik; "mâ-hazar" hazırda bulunan, misafire ne varsa ortaya konan yemek demektir. M2 nüshasındaki "şemşîri mihmân" okuyuşu, yani "kılıcı misafir", beytin bir misafir ağırlama benzetmesi üzerine kurulduğunu düşündürür.)

3. Onun hayaline saçı olsun diye, ayağına gözünün mücevher kutusunu inci ve cevherle doldur. (Gözyaşları inciye, göz de mücevher kutusuna benzetilir.)

4. Aşk içinde sabrın yoksa, hemen kalk, dilberin mahallesine yolculuk et.

5. Temiz bakışlı olmak istersen, onun ayağının toprağını gözünün nuru eyle. (Sevgilinin ayak tozu göze sürme gibi çekilir.)

6. Adlî, onun boyunu anlatırken sözünü yüksek tut; ağzı söz konusu olunca sözünü kısa kes. (Boy uzun olduğu için vasfı da uzun, ağız küçük olduğu için söz de kısa olmalıdır.)

7. Kim onun lal dudağını öpmek isterse, Allah'ım, onun dilini ağzında şeker eyle. (Beyit şöyle anlaşılabilir: o dudağı anan dil, dudağın tadından şeker gibi tatlansın.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel yedi beyittir ve hezec bahrinin "mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kıl", kafiye "-er" sesidir: hazer, nazar, mâ-hazar, güher, sefer, basar, muhtasar, şeker. Bütün beyitler "kıl" emriyle bittiği için gazel baştan sona bir öğüt dizisi gibi okunur; şair ilk beyitte gönlüne, altıncı beyitte kendine seslenir. Bayram neşrinde 72 numarayla yer alır ve beş nüshada (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur; ancak üçüncü beyit İBB'de yoktur. Nüsha farkları ikinci beyitte yoğunlaşır: M2'de "şemşîr-i tîri" yerine "şemşîri mihmân", İBB'de "şemşîr ü tîri", M1'de yalnız "şemşîr" okunur. M1 ve M2'de "sâfî-nazar" yerine "sâhib-nazar", İBB'de "boyı" yerine "yolı" vardır. Mahlas son beyitte değil, altıncı beyittedir; gazel mahlastan sonra bir beyit daha sürer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgilinin gözü "sâhir", yani büyücüdür. Divan şiirinde göz, bakışıyla insanı büyüleyen ve hileyle gönül çalan bir varlık olarak düşünülür; şair gönlüne bu gözden sakınmasını, ama aynı anda onun nasıl gönül aldığına bakmasını söyler. "Hazer kıl" ile "nazar kıl" arasındaki karşıtlık beytin asıl inceliğidir: sakın derken bakmaya da çağırır.

İkinci beyit gazelin en kapalı yeridir ve nüshaların burada ayrılması bu güçlüğü yansıtır. Kılıç ve ok, sevgilinin kaşı ve kirpiğinin bilinen karşılıklarıdır. M2'deki "kılıcı misafir" okuyuşu göz önüne alınırsa, göğse gelen kılıç bir misafirdir ve âşık ona, kılıcın yüreğinden kopardığı parçayı "mâ-hazar", yani hazırda ne varsa ondan bir ikram olarak sunmalıdır. Bu okuyuş, yaralanmayı ağırlamaya çeviren bir mübalağa olur; başka nüshalarda bu misafir benzetmesi açıkça görünmez.

Üçüncü beyitteki "nisâr" sözlük anlamıyla düğünlerde ve büyüklerin gelişinde ayağa saçılan para ve mücevherdir. Âşık, sevgilinin hayali geldiğinde ayağına saçmak için gözünün "dürc"ünü, yani mücevher kutusunu inci ve cevherle doldurmalıdır. İnciler gözyaşlarıdır; nisâr, dür, dürc ve güher kelimeleri arasında tenasüp vardır. Beşinci beyitte aynı ayak imgesi bu kez toprakla sürer: sevgilinin ayağının tozu göze sürme gibi çekilir ve gözün nuru olur. "Sâfî-nazar" (temiz bakışlı) ile "nûr-ı basar" (göz nuru) birbirini tamamlar.

Mahlas beytinde boy ile ağız karşı karşıya konur. "Bülend" yüksek, uzun; "muhtasar" kısa, özet demektir. Sevgilinin boyu uzun olduğu için vasfı da uzun tutulmalı, ağzı küçük olduğu için de ondan söz edilirken kısa kesilmelidir. İki mısra arasında tezat, söz ile ağız arasında da tenasüp vardır. Son beyitte dudak "la‘l" taşına benzetilir, dudağı öpmek isteyenin dili için şeker dilenir. Dudak ile şekerin tadı divan şiirinde sık birleştirilir; burada şeker, sevgiliyi anan dilin kazanacağı tatlılıktır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 110, şiir no. 72 (nüsha bilgisi s. 110 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr