Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

İy ṭabībüm derdmendem derdüme bir çāre ḳıl
Şehr ü kūy içre ṣabā gibi yeter āvāre ḳıl
S̱ābit oldum rāh-ı ‘ışḳuñda baña raḥm it diyü
Dimedüm kim gözlerümüñ yaşını seyyāre ḳıl
Tevbe nef‘ itmez riyāyile olıcaḳ zāhidā
‘Işḳı iḫlāṣ ile cürmüñ maḥvına keffāre ḳıl
Ḥādis̱e def‘ini ḳılmaz medreseyle ḫānḳah
‘Ārif iseñ ilticā-yı kūşe-i ḫummāre ḳıl
‘Adli ol serv-i revānı itmek isterseñ kenār
Nisbetini eşk-i çeşmüñüñ revān enhāre ḳıl

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hekimim, dertliyim, derdime bir çare bul; beni saba yeli gibi şehirde, sokakta avare dolaştırdığın yeter. (Mısra "beni saba gibi şehir şehir, sokak sokak avare kıl, bu da yeter" diye de okunabilir.)

2. Aşkının yolunda sebat ettim, sana "bana acı" demek için; gözlerimin yaşını gezegenler gibi dolaştır demedim. (Sözlük anlamıyla "sâbit" hem sebatlı hem yerinde duran yıldız, "seyyâre" ise gezegendir; âşık yerinde sabit durmuş, gözyaşının dolaşıp akmasını istememiştir.)

3. Ey zahit, gösteriş için olunca tövbe fayda vermez; aşkı içtenlikle günahının silinmesine kefaret eyle.

4. Medrese de tekke de başa gelen belayı gidermez; ârifsen meyhane köşesine sığın.

5. Adlî, o salınan selviyi kucaklamak istersen, gözünün yaşını akan ırmaklara denk eyle. (Selvi ırmak kenarında yetişir; gözyaşı ırmak olursa selvi de onun kenarına gelir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kıl", kafiye "-âre" sesidir: çâre, âvâre, seyyâre, keffâre, hummâre, enhâre. Bayram neşrinde 74 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. Nüsha farkları iki kelimeden ibarettir: İBB'de "def‘ini" (gidermesini) yerine "ref‘ini" (kaldırmasını), OR'da "çeşmüñüñ" (gözünün) yerine "çeşmümüñ" (gözümün) okunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada sevgili bir hekimdir, âşık da çaresiz bir hasta. Divan şiirinde aşk bir hastalık, sevgili hem bu hastalığın sebebi hem tek ilacıdır. Âşık hekiminden derdine çare ister; ikinci mısrada ise kendini saba yeline benzetir. Saba, divan şiirinde sevgilinin kokusunu taşıyan, durmadan esip dolaşan yeldir; âşık da onun gibi şehirde ve sokakta avare dolaşmaktadır. "Yeter" kelimesi mısraya iki anlam verir: dolaştırdığın yeter, ya da beni avare kıl, bu bana yeter. Beyit iki türlü okunabilir.

İkinci beyit, eski gök bilgisinin terimleriyle kurulmuş bir söz oyunudur. "Sâbit", yerinde duran yıldızlar için, "seyyâre" ise gökte dolaşan gezegenler için kullanılır. Âşık aşk yolunda sabit, yani sebatlı olmuştur; bunu sevgilinin acıması için yapmıştır, gözyaşlarının gezegenler gibi dolaşmasını istememiştir. İki kelime arasında hem tezat hem tenasüp vardır; gözyaşı ile yıldız arasındaki benzerlik de divan şiirinde sık görülür.

Üçüncü ve dördüncü beyitler zahide ve medreseye yönelir. Riya ile, yani gösteriş için yapılan tövbe fayda vermez; günahı silen kefaret, ihlasla, içtenlikle sevilen aşktır. Dördüncü beyitte medrese ile hankah, yani ilim yeri ile tekke, başa gelen belayı gidermekte yetersiz sayılır; ârif olan "kûşe-i hummâre"ye, meyhane köşesine sığınmalıdır. Sözlük anlamıyla "hummâre" meyhanedir. Zahidin ve kurumların karşısına rindin meyhanesini koymak, divan şiirinin alışılmış karşıtlıklarındandır; meyhane burada içtenliğin ve aşkın yeri olarak anılır.

Makta bir tevriye üzerine kurulmuştur. "Kenâr" hem kucak hem kıyı anlamına gelir. Divan şiirinde selvi su kenarında yetişir; sevgilinin boyu da selviye benzetilir. Şair kendine, o salınan selviyi kucağına almak istiyorsa gözyaşını ırmaklar kadar akıtmasını söyler; çünkü gözyaşı ırmak olursa selvi onun kıyısında, yani kucağında biter. "Serv-i revân" (salınan selvi) ile "revân enhâr" (akan ırmaklar) arasındaki "revân" tekrarı, iki mısraı ses bakımından da birbirine bağlar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 112, şiir no. 74 (nüsha bilgisi s. 112 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr