Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Aḳçeler ṣaçdı yine gülşene gül
İtse ṣaç yolmasın n'ola sünbül
Mest olup yine ġonca cāmından
Ṣaldı āvāze ‘āleme bülbül
Başa çıkmaḳ olurdı zülfiyile
Ger ḥarāmīliġ itmese kākül
Germ olur oldı ḫayli meclisde
Leb-i dil-dāre beñzeyelden mül
‘Adliyā añma aṭlas-ı çarḫı
Dūd-ı āhuñ yeter saña ḳara çul

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül yine gül bahçesine akçeler saçtı; sümbül de (bu akçeleri kapışırken ya da kıskançlıktan) saçını yolsa şaşılır mı?

2. Bülbül yine goncanın kadehinden sarhoş olup sesini dünyaya saldı (ötüşüyle dünyayı doldurdu).

3. Kâkül (alına dökülen perçem) yol kesicilik etmeseydi, sevgilinin zülfüyle başa çıkmak mümkün olurdu.

4. Şarap, sevgilinin dudağına benzediğinden beri mecliste epeyce rağbet görür, meclisi ısıtır oldu.

5. Ey Adlî, göğün atlasını (ipek kumaşa benzeyen göğü) anma; ahının dumanı sana kara bir çul olarak yeter.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hafif bahrinin "fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Bu kalıpta her mısra on bir hecedir, bu yüzden mısralar kısa ve çabuk akar. Redifi yoktur; kafiye "-ül/-ul" sesidir: gül, sünbül, bülbül, kâkül, mül, çul. Bayram neşrinde 80 numarayla yer alır ve yalnız M1 ile M2 nüshalarında bulunur; OR, T ve İBB'de yoktur. Neşirde bu gazele ait bir nüsha farkı kaydedilmemiştir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir bahar tablosuyla açılır. Gülün gül bahçesine "akçe saçması" açılan güllerin bahçeye yayılmasıdır; akçe sözlük anlamıyla gümüş para demektir ve gülün yaprakları ya da ortasındaki sarı tozlar bu paralara benzetilmiş olabilir. Beyitte hangisinin kastedildiği açık değildir. Matlanın asıl oyunu "saçmak" fiili ile "saç" kelimesi arasındadır: gül akçe saçar, sümbül saç yolar. Sümbül divan şiirinde kıvrım kıvrım çiçekleriyle sevgilinin saçına benzetilir. Etrafa para saçılınca kapışmak ya da gülün cömertliğini kıskanmak gibi bir sebeple sümbülün saçını yolması, dağınık sümbül çiçeklerine şairane bir sebep bulmaktır; bu hüsn-i talil sanatıdır. Gül, gülşen ve sümbül arasında tenasüp vardır.

İkinci beyit bahar tablosunu gül ile bülbül mazmunuyla sürdürür. Bülbül goncanın "câm"ından, yani kadehinden sarhoş olur; kadehe benzeyen gonca ile içki arasındaki bağ divan şiirinde sık kurulur. Sarhoş bülbülün sesini dünyaya salması, baharda bülbülün ötüşüdür.

Üçüncü beyit bahçeden sevgiliye geçer. Zülf yanlardan sarkan uzun saç, kâkül ise alına düşen perçemdir. "Başa çıkmak" deyimi hem bir şeyin üstesinden gelmek hem sözlük anlamıyla başa, yukarıya çıkmak demektir; kâkül de başın üstünde durduğu için deyim beyitte iki yönlü çalışır. "Harâmî" yol kesen eşkıyadır. Şaire göre zülfe dayanmak mümkündü, ama kâkül yol keserek gönülleri çalıyor. Saçı yol kesici bir eşkıyaya benzetmek istiaredir.

Dördüncü beyit meclise döner. "Mül" şarap, "germ" sözlük anlamıyla sıcak, hararetli, rağbet gören demektir. Şarap sevgilinin kırmızı dudağına benzediği için mecliste rağbet bulmuştur. Şarabın dudağa benzetilmesi yerine dudağın şaraba benzetilmesi beklenirdi; şair benzetmeyi ters çevirerek dudağı asıl, şarabı ondan pay alan bir şey yapar. Bu, teşbih-i maklûb denen ters benzetmeye yakın bir kullanımdır.

Makta bir tezat üzerine kurulmuştur. "Atlas" hem değerli bir ipek kumaştır hem divan şiirinde göğün adlarından biridir; sözlük anlamıyla "felek-i atlas" dokuzuncu gök katıdır. "Çul" ise kaba kıl dokumadır. Şair kendine göğün atlasını anmamasını, ahının dumanının ona kara bir çul olarak yeteceğini söyler: âşığın ahından çıkan duman göğe yükselip onu kara bir örtü gibi sarar. Atlas ile çul, ipek ile kaba dokuma arasındaki tezat beytin özüdür. Atlas giyebilecek bir padişahın kendine çulu yeterli görmesi de beyitte açıkça duran bir karşıtlıktır.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 118, şiir no. 80 (nüsha bilgisi s. 118 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr