Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ḳollarumı dāġ-ı hicrān ile tezyīn eyledüm
Boynuña bu heykeli aṣmaġa zerrīn eyledüm
Ṭa‘n ṭaşından girüp göñlüne olmadum ḫalāṣ
Melce’ vü me’vāmı ben gerçi ki sengīn eyledüm
Zülfüñ ucından neler çekdügümi işidenüñ
Her ne deñlü şād ise göñlüni ġamgīn eyledüm
‘Işḳ pīrinden ġam irşādın temennā eyledüm
Her du‘ā kim ḳıldı ol ben daḫı āmīn eyledüm
Zülfi vaṣfında mu‘aḳḳaddur kelāmuñ ‘Adliyā
Lebleri vaṣfında görseñ nice şīrīn eyledüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Kollarımı ayrılık dağlarıyla (ayrılık acısıyla yakılmış yara izleriyle) süsledim; bu heykeli (muskayı) boynuna asmak için altın gibi parlattım. Beyit iki türlü okunabilir: "heykel" boyna asılan muska olarak ya da dağlarla süslenmiş kollar olarak anlaşılabilir; ikinci okuyuşta şair, sevgilinin boynuna sarılacak kollarını altın bir muska gibi hazırladığını söyler.
2. Gönlüne girip sığındığım hâlde kınama taşlarından kurtulamadım; gerçi sığınağımı ve barınağımı taştan (taş gibi katı bir gönülde) yapmıştım.
3. Zülfünün ucundan neler çektiğimi işiten kimse ne kadar sevinçli olursa olsun, onun gönlünü kederli ettim.
4. Aşk pirinden gamın yolunu göstermesini diledim; onun ettiği her duaya ben de "âmin" dedim.
5. Ey Adlî, sevgilinin zülfünü anlatırken sözün düğüm düğüm, girift oldu; onun dudaklarını anlatırken sözü ne kadar tatlı ettiğimi bir gör.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eyledüm", kafiye "-în" sesidir: tezyîn, zerrîn, sengîn, gamgîn, âmîn, şîrîn. Bayram neşrinde 82 numarayla yer alır ve divanın mim harfi bölümünü (Harfü'l-mîm) açan gazeldir. Beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. T'de ikinci beyitte "gerçi ki" yerine "gerçi", İBB'de dördüncü beyitte "her" yerine "bir" okunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla âşığın bedenini bir süs gibi sunar. "Dâğ" sözlük anlamıyla dağlama, kızgın demirle bırakılan yanık izidir; divan şiirinde âşığın aşk acısıyla bedenine yaktığı yaralar böyle anılır. Şair kollarını ayrılık dağlarıyla "süslediğini" söyler; acının izi bir süse dönüşür. İkinci mısradaki "heykel" sözlük anlamıyla boyna asılan muska, hamail demektir. Bu muskanın neye karşılık geldiği açık değildir: kollar kastediliyorsa, sevgilinin boynuna sarılacak kollar altın bir muska gibi hazırlanmıştır. "Zerrîn" altından, altın renkli demektir. Kol, boyun, süs ve muska arasında tenasüp vardır.
İkinci beyit gazelin en ince buluşunu taşır. Âşık, kınayanların attığı taşlardan (ta‘n taşı) kurtulmak için sevgilinin gönlüne sığınmıştır. Ama sığındığı yer de taştandır: "sengîn" sözlük anlamıyla taştan, taş gibi katı demektir ve sevgilinin katı gönlüne işaret eder. Taşlardan kaçan âşığın bir taşın içine sığınması beyitte bir çelişki kurar ve kurtuluşun neden olmadığını açıklar. "Melce’" ve "me’vâ" sığınak ve barınak anlamında art arda kullanılır. Taş kelimesinin iki ayrı yükle iki mısrada geçmesi beyti birbirine bağlar.
Üçüncü beyit âşığın derdinin bulaşıcı olduğunu söyler. Zülfün ucundan çekilenleri dinleyen en mutlu kişi bile kederlenir. Zülfün dolaşıklığı divan şiirinde âşığın dertlerinin karışıklığına karşılık gelir. Şad ile gamgin arasında tezat vardır.
Dördüncü beyit tasavvuf dilini kullanır. Pîr bir tarikatın yol göstericisidir; "irşâd" doğru yolu göstermek, "du‘â" ve "âmîn" de müridin şeyhine bağlılığını anlatan kelimelerdir. Şair aşkı bir pir olarak düşünür ve ondan gamın yolunu göstermesini ister; aşk pirinin her duasına "âmin" der. Aşkın öğrettiği yolun neşe değil gam olması beyte hüzünlü bir ton katar. Pir, irşat, dua ve âmin arasında tenasüp vardır.
Makta şiirin kendisi üzerine konuşur. Şair önce kendine "Adlî" diye seslenir, sonra birinci şahısla devam eder. "Mu‘akkad" sözlük anlamıyla düğümlenmiş, girift, anlaşılması güç demektir. Zülf de düğüm düğüm olduğu için, zülfü anlatan söz de düğümlenmiştir. Dudağı anlatan söz ise "şîrîn", yani tatlı olmuştur; dudak divan şiirinde tatlılığıyla anılır. Konunun niteliği anlatıma geçer: düğümlü saç düğümlü söz, tatlı dudak tatlı söz doğurur. Zülf ile dudak, girift ile tatlı arasında karşılıklı bir düzen vardır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 120, şiir no. 82 (nüsha bilgisi s. 120 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






