Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Beñlerüne bende fülfül yüzüñe gülzār ḳul
Sünbülüñe boynı baġlu nāfe-i Tātār ḳul
Gül gül-āb olur ḥayādan seyr-i gülzār eyleseñ
Nāz ile ṣalınsañ olur serv-i ḫoş-reftār ḳul
Leblerüñe la‘l ḳulaġı delik bir bendedür
Dişlerüñ naẓmına olur lū’lu’-yı şehvār ḳul
Kākülüñ bendinde oldılar ulü'l-el-bāb ḳayd
Gözlerüñ siḥrine oldılar ulü'l-ebs̱ār ḳul
Az bulınur bu cihānda aña senüñ gibi şāh
‘Adli gibi saña līkin bulınur bisyār ḳul

Günümüz Türkçesiyle

1. Benlerine karabiber köledir, yüzüne gül bahçesi kuldur; sümbül gibi saçına Tatar misk keseciği boynu bağlı bir kuldur.

2. Gül bahçesini gezsen gül utancından gülsuyu olur (terler, eriyip gider); nazla salınsan, güzel yürüyüşlü selvi sana kul olur.

3. Lal taşı dudaklarına kulağı delik bir köledir; dişlerinin dizisine iri ve değerli inci kul olur.

4. Akıl sahipleri kâkülünün bağında tutsak oldular; görüş sahipleri gözlerinin büyüsüne kul oldular.

5. Bu dünyada senin gibi şaha az rastlanır; ama sana Adlî gibi çok kul bulunur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kul" kelimesidir; kafiye "-âr" sesidir: gülzâr, Tâtâr, hoş-reftâr, şehvâr, ebsâr, bisyâr. Gazelin her beyti bir şeyin sevgiliye kul olduğunu söyler, makta ise bu zinciri şairin kendisine bağlar. Bayram neşrinde 81 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde (OR, T, M1, M2, İBB) bulunur. Neşirde kaydedilen tek nüsha farkı maktadadır: T ve M1'de "bu" kelimesi yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel sevgilinin güzelliğini parça parça ele alır ve her parçanın karşısına ona kul olan bir şey koyar. Matlada benler karabibere (fülfül), yüz gül bahçesine, saç sümbüle benzetilir. Benlerin siyahlığı ve küçüklüğü karabiberle, saçın kokusu Tatar misk keseciğiyle (nâfe-i Tâtâr) ilişkilidir; sözlük anlamıyla nâfe, misk ceylanından alınan güzel kokulu misk keseciğidir. "Boynu bağlı" deyimi hem esir gibi boynundan bağlanmış hem itaatkâr, çaresiz demektir. Bu benzetmelerin hepsi teşbihtir, ama benzetilen şey benzeyenin kölesi yapılarak sevgilinin üstünlüğü gösterilir.

İkinci beyitte gül, sevgili bahçeyi gezince utancından "gül-âb" olur. Gülâb gül suyudur; utanan kişinin terlemesi de su olmak diye anlatılır. Gülün gülsuyuna dönüşmesi böylece hem gerçek bir dönüşüm hem utanmanın ifadesidir. Aynı mısrada "gül", "gül-âb" ve "gülzâr" kelimeleri art arda gelir; ses tekrarı beyte bir ahenk verir. Selvi de nazla salınan sevgilinin yürüyüşü karşısında kul olur.

Üçüncü beyit değerli taşlar üzerine kuruludur. Lal kırmızı bir değerli taştır ve divan şiirinde dudağın karşılığıdır. "Kulağı delik" deyimi sözlük anlamıyla kulağı küpeli köle, birine sadakatle bağlı kişi demektir; lal taşının da dizilmek için delindiği düşünülünce deyim beyitte iki yönden yerini bulur. Dişler inciye benzetilir. "Nazm" sözlük anlamıyla hem inci gibi şeyleri ipe dizmek hem şiir demektir; dişlerin "nazmı" hem dişlerin dizisi hem şiirsel bir düzen olarak okunabilir. "Lü’lü’-i şehvâr" şahlara layık iri incidir. Lal, inci, dudak ve diş arasında tenasüp vardır.

Dördüncü beyitte iki Arapça ifade karşılıklı kullanılır: "ulü'l-elbâb" sözlük anlamıyla akıl sahipleri, "ulü'l-ebsâr" görüş ve basiret sahipleri demektir; ikisi de Kur'an'da geçen ifadelerdir. Şair en akıllıların sevgilinin kâkülüne bağlandığını, en basiretlilerin gözlerinin büyüsüne kul olduğunu söyler. "Bend" hem bağ hem tutsaklık, "kayd" hem bağ hem zincirdir; "sihr" ise büyüdür. Kur'an'dan alınan ifadelerin bir aşk beytine yerleştirilmesi iktibas sanatına yakın bir kullanımdır. Akıl ile göz, bağ ile büyü beytin iki mısraını birbirine bağlar.

Makta gazelin kul zincirini tersine çevirir. Sevgili bu dünyada az bulunan bir şahtır, Adlî ise sevgilinin bolca bulabileceği kullardan biridir. Şiiri yazanın Osmanlı tahtında oturan bir padişah olduğu düşünülünce beyit açık bir ironi taşır: gerçek şah kendini sıradan, kolayca bulunur bir kul diye anar, şahlığı ise sevgiliye verir. Redifteki "kul" kelimesinin bütün gazel boyunca biberden selviye, inciden akıl sahiplerine kadar her şeye yüklenmesi, makta geldiğinde şairin kendi kulluğunu bu uzun dizinin sonuna eklemesine zemin hazırlar.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 119, şiir no. 81 (nüsha bilgisi s. 119 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr