Özgün Metin
Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün
Firāḳ u ḥasret-i rūy-ı nigārı mı diyelüm
Cefā vü cevr-i ġam-ı rūzgārı mı diyelüm
Belā vü miḫnet-i bī-ḥaddi mi beyān idelüm
Ya bu ġam u sitem-i bī-şümārı mı diyelüm
Ṣafā-yı verd-i ruḫı şevḳıyile bülbülvār
Bu her gün itdügimüz āh u zārı mı diyelüm
Henūz vaṣlı güline irişmedin çekin
Firāḳ elinden iren zaḫm-ı ḫārı mı diyelüm
Egerçi fürḳat-i dil-dāre ṣabr ider ‘Adlī
Bu fi‘line biz anuñ iḫtiyārı mı diyelüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgilinin yüzünden ayrılığı ve ona duyulan özlemi mi söyleyelim, yoksa zamanın (feleğin) verdiği gamın eziyetini ve zulmünü mü söyleyelim?
2. Sınırsız belayı ve sıkıntıyı mı anlatalım, yoksa bu sayısız gamı ve haksızlığı mı söyleyelim?
3. Yanağının gülünün verdiği sefanın özlemiyle bülbül gibi her gün ettiğimiz ahı ve inlemeyi mi söyleyelim?
4. Daha onun vuslatının gülüne erişmeden, ayrılığın elinden bize ulaşan diken yarasını mı söyleyelim? Mısradaki "çekin" kelimesinin buradaki anlamı açık değildir; neşirdeki biçimiyle bu mısra vezne göre iki hece eksik görünür, bu yüzden aktarım yaklaşıktır.
5. Adlî sevgiliden ayrılığa gerçi sabrediyor; ama onun bu davranışına biz kendi isteğiyle (seçerek) yapıyor mu diyelim? Beyit, Adlî'nin sabrının seçilmiş bir şey olmadığını, çaresizlikten geldiğini ima eder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve müctes bahrinin "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "mı diyelüm", kafiye "-ârı" sesidir: nigârı, rûzgârı, bî-şümârı, zârı, hârı, ihtiyârı. Bayram neşrinde 84 numarayla yer alır ve yalnız M1 ile M2 nüshalarında bulunur; OR, T ve İBB'de yoktur. Neşirde kaydedilen farklar matladadır: M2'de "nigârı" yerine "nigâr", "rûzgârı" yerine "rûzgâr" okunur. Dördüncü beytin ilk mısraı ("Henûz vaslı güline irişmedin çekin") neşirdeki biçimiyle on üç hecedir, oysa kalıp on beş hece ister; dipnotlarda bu mısraa ait bir açıklama yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütün beyitleri aynı soru kalıbıyla kurulur: "…mı diyelim?" Âşık, anlatacak o kadar çok derdi olduğunu söyler ki hangisinden başlayacağını bilemez. Bu soru kalıbı bir seçim sorusudur, ama asıl amacı dertlerin çokluğunu göstermektir. İlk iki beyitte dertler art arda sıralanır: ayrılık ve özlem, cefa ve cevr, bela ve mihnet, gam ve sitem. "Bî-hadd" (sınırsız) ve "bî-şümâr" (sayısız) sıfatları dertlerin ölçüye gelmezliğini vurgular. Bu yığma anlatım gazelin konusunu ilk iki beyitte açıkça ortaya koyar.
Üçüncü ve dördüncü beyitler gül ile bülbül mazmununa geçer. "Verd" gül demektir; sevgilinin yanağı gül, âşık da bülbüldür. Bülbül nasıl gül için öterse, âşık da yanağın gülü için her gün ah eder. Dördüncü beyit bu mazmunun öbür yüzünü gösterir: gül dikensiz olmaz. Âşık daha vuslatın gülüne ulaşmadan ayrılığın dikeninden yara almıştır. Gül, diken ve yara arasında tenasüp vardır; vuslat ile firak arasında tezat vardır. Mısraın neşirdeki eksikliği yüzünden "çekin" kelimesinin anlamı tam belirlenemiyor, ama beytin genel anlamı açıktır.
Makta soru kalıbını şairin kendisine çevirir. Adlî ayrılığa sabrediyor görünür, ama şair bu sabrın "ihtiyâr" ile, yani kendi isteğiyle seçilmiş bir davranış olup olmadığını sorar. Soru cevabını içinde taşır: sabır isteyerek değil, başka çare olmadığı için gösterilmektedir. "İhtiyâr" sözlük anlamıyla seçme, irade demektir. Sabır ile ihtiyar arasındaki bu ilişki beyti gazelin geri kalanından ayırır; dertleri sayan âşık, sonunda kendi sabrının da bir dert olduğunu söylemiş olur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 122, şiir no. 84 (nüsha bilgisi s. 122 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






