Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Ol mehüñ her gice kim kūyında efġān eyledüm
İtlerine derd-i ser virmekle nālān eyledüm
Ḫastedür dil kirpügüñ zaḫmından ammā bāk yoḳ
Çün lebüñ tiryākini derdine dermān eyledüm
Yaş dükendükçe gözümden ḳan olur her dem revān
Leblerüñ yādına çeşmüm baḥr ile kān eyledüm
Ten ġubārı dāmenüñe irmesün diyü revān
Gözlerüm yaşın anuñ üstine bārān eyledüm
Gülşen-i vaṣluñ ḫazān-ı hicr ile ceng itmege
Ġoncalarla şāḫ-ı gülden tīr ü peykān eyledüm
Baḥr-ı eşkümde dişi yādına dür yaş olıcaḳ
Kirpigümi anda ‘Adlī şāḫ-ı mercān eyledüm
Günümüz Türkçesiyle
1. O ay yüzlü sevgilinin mahallesinde her gece feryat ettim; onun köpeklerine baş ağrısı vererek onları da inlettim. (Sevgilinin kapısını bekleyen köpekler bile âşığın gece boyu süren feryadından rahatsız olur.)
2. Gönül kirpiğinin açtığı yaradan hastadır, ama korkusu yok; çünkü dudağının panzehirini onun derdine ilaç yaptım. (Kirpik oktur ve yaralar; dudak ise yarayı iyileştiren panzehirdir.)
3. Gözümden yaş tükendikçe her an kan akar; dudaklarının hatırası için gözümü hem deniz hem maden yaptım. (Denizden inci, madenden kırmızı lal çıkar: gözden akan beyaz yaş inciye, kanlı yaş da sevgilinin dudağına benzeyen lale karşılık gelir.)
4. Bedenimin tozu eteğine erişip onu kirletmesin diye hemen gözlerimin yaşını onun üstüne yağmur ettim. (Yağmur tozu bastırır; âşık gözyaşını bunun için döker.)
5. Vuslatının gül bahçesi ayrılık sonbaharıyla savaşabilsin diye gül dalından ok, goncalardan da temren yaptım. (Gül dalı ok gövdesine, sivri goncalar okun ucundaki demir temrene benzer.)
6. Gözyaşı denizimde, onun dişinin hatırasıyla yaşlarım inci olunca, ey Adlî, orada kirpiğimi mercan dalı yaptım. (Diş inciye benzetilir; kanlı yaşa bulanmış kirpik de denizdeki kızıl mercan dalına.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel altı beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "eyledüm" (eyledim), kafiyesi "-ân" sesidir: efgân, nâlân, dermân, kân, bârân, peykân, mercân. Bayram'ın dipnotuna göre T, M1 ve M2 nüshalarında redif "eylerem" (eylerim) biçimindedir; bu nüshalarda âşık geçmişte yaptıklarını anlatmaz, her zaman yaptığı işleri sayar. Neşirde 85 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 21a-21b, T 27a-27b, M1 27b-28a, M2 21b-22a, İBB 14b); ancak son beyit M1 ve M2'de yoktur. Öteki farklar küçüktür: matlada OR ve İBB "derd-i ser" yerine "derdüñi" (senin derdini) okur, İBB "nâlân" yerine "tâlân" der; M1 ve M2 beşinci beyitte "tîr ü peykân" (ok ve temren) yerine "tîr-i peykân" (temrenli ok) yazar. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin her beytinde âşık bir şeyi başka bir şeye dönüştürür ve redif "eyledüm" bu dönüştürme işini taşır: feryadı köpekleri inleten bir sese, dudağı panzehire, gözü denize ve madene, gözyaşını yağmura, gül dalını oka, kirpiği mercana çevirir. Matlada sevgilinin mahallesindeki köpekler, divan şiirinde sevgilinin kapısını bekleyen ve âşığı oradan uzak tutan varlıklardır. Âşığın feryadı onlara "derd-i ser", yani sözlük anlamıyla baş ağrısı verir. OR ve İBB'deki "derdüñi" okuyuşunda ise âşık köpeklere sevgilinin derdini anlatıp onları da inletir; bu okuyuşta köpekler âşığın derdine ortak olur.
İkinci beyitte kirpik ile dudak karşı karşıya konur. Kirpik ok gibi yaralar, dudak yarayı iyileştirir. "Tiryâk" sözlük anlamıyla zehre karşı kullanılan ilaçtır; böylece kirpiğin açtığı yara bir zehirlenme gibi düşünülür ve dudak onun çaresi olur. Hasta, yara, dert, panzehir ve derman arasında tenasüp vardır.
Üçüncü ve altıncı beyitler aynı tablonun iki parçasıdır. Üçüncü beyitte göz hem deniz hem maden olur; deniz inciyi, maden kırmızı taşı verir. Gözyaşı tükenince yerine kan akar ve bu kanlı yaş sevgilinin kırmızı dudağının hatırasına bağlanır. Altıncı beyitte gözyaşı denizi yeniden görünür: sevgilinin dişinin hatırası gözyaşlarını inciye çevirir, kanlı yaşa bulanmış kirpikler de o denizde kızıl mercan dalları gibi durur. Deniz, inci, mercan ve maden kelimeleri arasındaki tenasüp gazelin en dikkat çekici yanıdır; dişin inciye, dudağın kırmızı taşa benzetilmesi bu tenasübü sevgilinin yüzüne bağlar.
Dördüncü beyit hüsn-i talil örneğidir: âşığın gözyaşı dökmesinin gerçek sebebi aşk acısıdır, ama şair buna güzel bir sebep uydurur. Âşığın bedeni toprak ve tozdur; bu toz sevgilinin eteğine bulaşmasın diye âşık gözyaşını yağmur gibi yağdırıp tozu bastırır. "Revân" kelimesi üçüncü beyitte "akan", dördüncü beyitte "hemen, derhal" anlamındadır; aynı kelimenin art arda iki beyitte iki ayrı anlamla kullanılması dikkat çeker.
Beşinci beyit bir savaş sahnesi kurar. Vuslat bir gül bahçesi, ayrılık o bahçeyi soldurmaya gelen sonbahardır. Bahçeyi korumak için âşık gül dalından ok, goncalardan temren yapar. Gül bahçesi ile sonbahar, vuslat ile ayrılık arasında tezat; ok, temren ve savaş arasında tenasüp vardır. Gül dalının dikenli, ince ve uzun yapısı oka, ucu sivri gonca da temrene benzetilmiştir. Adlî'nin 86 numaralı gazelinin makta beytinde aynı benzetmenin tersi görülür: orada âşığın göğsüne saplanan temrenler goncaya dönüşür.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 123, şiir no. 85 (nüsha bilgisi s. 123 dipnotu; bütün nüshalarda ortak şiirler için giriş, Tablo 3). ekitap.ktb.gov.tr






