Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Rūz u şeb ḥasret ile geçdi günüm āh n'idem
Baña ḳısmet ġamuñı eylemiş Allāh n'idem
Şükr iderdüm işigin yaṣdanuban yatduġuma
Dergehinden sürer uş ben ḳulını şāh n'idem
Şeb-i hicr ile ḳalup vādi-i ḥayretde dirīġ
Der-i cānāne gider bulımadum rāh n'idem
Ṭāli‘üm şemsi benüm hīç ṭulū‘ eylemedi
Şeb-i yeldā-yı ġama ṭoġmadı bir māh n'idem
Ḳurtaram diyü iñen sa‘y iderem dāmenüñi
Kesilüp dest-i raḳīb olmadı kūtāh n'idem
Uzadup cevr elini ẓulm ile ben ḫaste-dilüñ
Ṭutdı muḥkem yaḳasın ḳomadı her gāh n'idem
Vaṣlın işitdi göñül bulmadı hīç yol aña
Ḳıldı baḫt-ı siyehüm çün beni gümrāh n'idem
‘Adli gögsin dögüben derd ile dir aġlayuraḳ
Senden ayru düşeli āh n'idem vāh n'idem
Günümüz Türkçesiyle
1. Gece gündüz günüm hasretle geçti, ah ne edeyim; Allah bana nasip olarak senin derdini vermiş, ne edeyim.
2. Eşiğini yastık edinip orada yattığım için şükrederdim; işte şah, bu kulunu kapısından sürüyor, ne edeyim.
3. Yazık, ayrılık gecesiyle şaşkınlık vadisinde kalakaldım; sevgilinin kapısına giden yolu bulamadım, ne edeyim.
4. Talihimin güneşi hiç doğmadı; gam denen o yılın en uzun gecesine bir ay bile doğmadı, ne edeyim.
5. Eteğini (rakibin elinden) kurtarayım diye çok uğraşırım; rakibin eli kesilip kısalmadı, ne edeyim. (Eli kısalmak, bir şeye erişememek demektir; âşık rakibin elinin sevgilinin eteğinden çekilmesini ister.)
6. Cevir elini zulümle uzatıp ben gönlü hastanın yakasını sıkıca tuttu, hiçbir zaman bırakmadı, ne edeyim. (Beyitte yakayı tutan açıkça söylenmez; önceki beyitle birlikte okunursa rakiptir, ama sevgilinin cevri olarak da anlaşılabilir.)
7. Gönül onun vuslatının sözünü işitti, ama ona hiç yol bulamadı; çünkü kara bahtım beni yolumdan saptırdı, ne edeyim.
8. Adlî dertle göğsünü döverek, ağlayarak der: Senden ayrı düşeli ah ne edeyim, vah ne edeyim.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel sekiz beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "n'idem" (ne edeyim), kafiyesi "-âh" sesidir: âh, Allâh, şâh, râh, mâh, kûtâh, gâh, gümrâh. Maktada kafiye yerine "vâh" gelir ve "âh n'idem vâh n'idem" söyleyişiyle redif iki kez duyulur. Neşirde 87 numarayla yer alır. Bayram'ın girişindeki tabloya göre gazel bütün nüshalarda ortaktır (OR 23b, T 28b, M1 29a, M2 22b-23a, İBB 16a-16b), ancak yedinci beyit yalnız T'de vardır; OR, İBB, M1 ve M2'de yoktur. Öteki farklar şunlardır: ikinci beyitte OR ve İBB "uş" (işte) yerine "olmış" okur; üçüncü beyitte OR "gider" yerine "güzer" (geçit) der; altıncı beyitte T, M1 ve M2 "cevr elini zulm ile" yerine "zulm elini cevr ile" yazar; maktada T "vâh" yerine yine "âh" okur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütününü redif belirler. "Ne edeyim" sorusu her beyitte bir şikâyetin ardından gelir ve âşığın çaresizliğini bir nakarat gibi tekrarlar. Soru bir cevap beklemez; âşığın elinden bir şey gelmediğini söylemenin yoludur. Matlada bu çaresizlik bir kader olarak sunulur: sevgilinin derdini âşığa Allah nasip etmiştir. "Rûz u şeb" (gündüz ve gece) ile "gün" kelimeleri arasında tenasüp, gece ile gündüz arasında tezat vardır.
İkinci beyit Adlî'nin şiirlerinde sık görülen şah ve kul ilişkisini açıkça kurar. Âşık sevgilinin eşiğini yastık edinip orada yatmaya razıdır ve bunun için şükreder; ama "şah" bu "kul"u kapısından sürer. "Dergâh" sözlük anlamıyla kapı, eşik ve büyüklerin kapısı demektir; "işik" ile birlikte kapı çevresinde bir tenasüp kurar. Bu beyti yazanın gerçek bir şah olması, kapısından kovulan kulun sözünü bir hükümdarın ağzına yerleştirir.
Üçüncü ve dördüncü beyitler geceyi işler. "Vâdi-i hayret" sözlük anlamıyla şaşkınlık vadisidir; âşık ayrılık gecesinde bu vadide kalmış, sevgilinin kapısına giden yolu bulamamıştır. Gece, vadi, yol ve kapı birbirini çağırır. Dördüncü beyitte "şeb-i yeldâ" sözlük anlamıyla yılın en uzun gecesidir. Âşığın talih güneşi hiç doğmamış, gamın bu en uzun gecesine bir ay bile doğmamıştır. Güneş, doğuş (tulû‘), gece ve ay arasında tenasüp vardır; talihin güneşle, gamın gece ile anlatılması beyti istiareye dayandırır.
Beşinci ve altıncı beyitler el ve tutma imgesi üzerine kuruludur. Beşinci beyitte âşık sevgilinin eteğini rakibin elinden kurtarmaya uğraşır; rakibin eli "kesilip" "kûtâh" olmaz. "Kûtâh" sözlük anlamıyla kısa demektir; "eli kısa olmak" bir şeye erişememek anlamında bir deyimdir. "Kesilmek" kelimesi hem elin kesilmesini hem bir şeyin sona ermesini düşündürür ve "kısa" ile tenasüp kurar. Altıncı beyitte bu kez âşığın yakası tutulur: cevir eli zulümle uzanır, hasta gönüllü âşığın yakasını sıkıca kavrar ve bırakmaz. Etek ile yaka, uzanan el ile kısalmayan el arasındaki karşılıklar iki beyti birbirine bağlar. T, M1 ve M2'deki "zulm elini cevr ile" okuyuşu anlamı değiştirmez, iki kelimenin yerini değiştirir.
Yalnız T'de bulunan yedinci beyit kara bahtı anar. Gönül vuslatın haberini almış, ama ona giden yolu bulamamıştır, çünkü "baht-ı siyeh", yani kara baht âşığı yolundan saptırmıştır. "Yol" ile "gümrâh" (yolunu kaybetmiş) arasında tenasüp vardır ve beyit üçüncü beyitteki yol bulamama düşüncesine geri döner.
Makta şairin kendi adını üçüncü şahısla anar. Adlî göğsünü döverek, ağlayarak konuşur ve gazelin redifini "âh n'idem vâh n'idem" diye iki kez söyler. Göğüs dövmek, ağlamak ve ah vah etmek, matlada başlayan çaresizliğin en yüksek noktasıdır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 125, şiir no. 87 (nüsha bilgisi s. 125 dipnotu; bütün nüshalarda ortak şiirler için giriş, Tablo 3). ekitap.ktb.gov.tr






