Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ṣaçlaruñ bendine düşüp artalı sevdālarum
Şehr içi pürdür cemālüñ şevḳile ġavġālarum
Ebr-i nīsān gerçi kim deryāya lü’lü’-baḫşdur
‘Āleme lü’lü’ nis̱ār eyler benüm deryālarum
Dirimiş dil-ber yüzüm gülzārına ḳarşu hezār
Gülşen-i kūyumda var biñ bülbül-i gūyālarum
Giceden gündüzlerin farḳ eylemezler şevḳden
Bend-i zülfümde giriftār olalı şeydālarum
La‘l-i nābuñ yādına düşdüm şarāba şöyle kim
Meykedeyle dir olupdur melce’ ü me’vālarum
Bu muḥaḳḳaḳdur ḫaṭ-ı dil-dār vaṣfın ideli
Defter-i ‘ālem ṭolupdur ‘Adliyā inşālarum

Günümüz Türkçesiyle

1. Saçlarının bağına düşüp sevdalarım artalı beri, şehrin içi güzelliğinin hasretiyle kopardığım gürültülerle doludur.

2. Nisan bulutu gerçi denize inci bağışlar, ama benim denizlerim (gözlerim) bütün dünyaya inci saçar. (Gözyaşı inciye benzetilir; âşığın gözleri nisan bulutundan daha cömerttir.)

3. Sevgili şöyle dermiş: "Yüzümün gül bahçesine karşı bin bülbül vardır; mahallemin gül bahçesinde benim bin tane şakıyan bülbülüm var." (Bülbüller sevgilinin âşıklarıdır.)

4. (Sevgilinin sözü sürer:) "Divanelerim zülfümün bağına tutsak olalı beri, hasretten geceyi gündüzden ayırmaz oldular." (Siyah zülf geceye, parlak yüz gündüze benzer; âşıklar ikisinin arasında kendilerini kaybetmiştir.)

5. Saf lal dudağının hatırası için kendimi şaraba öyle verdim ki meyhane ile manastır benim sığınağım ve barınağım oldu.

6. Şurası kesindir ki, ey Adlî, sevgilinin yüzündeki ayva tüylerini anlatmaya başlayalı dünya defteri benim yazılarımla doldu.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel altı beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-larum" (-larım) ekleridir; kafiye bu eklerden önceki "-â" sesidir: sevdâ, gavgâ, deryâ, gûyâ, şeydâ, me’vâ, inşâ. Neşirde 88 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 21b, T 29a, M1 29b, M2 23a, İBB 15a); ancak dördüncü beyit İBB'de yoktur. İBB üçüncü beyitte "gûyâlarum" yerine "şeydâlarum" okur, yani üçüncü ve dördüncü beyitlerin kafiye kelimesini aynı yapar. OR beşinci beyitte "meykedeyle dir" (meyhane ile manastır) yerine "meykedelerde" der. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelde iki ses duyulur. İlk iki beyitte ve son iki beyitte konuşan âşıktır; üçüncü beyit ise "dirimiş dil-ber", yani "sevgili şöyle dermiş" sözüyle sevgilinin ağzından bir aktarma başlatır. Dördüncü beyitteki "bend-i zülfüm" (zülfümün bağı) ifadesi de sevgiliye aittir, çünkü divan şiirinde zülf sevgilinin saçıdır; bu yüzden dördüncü beyit de sevgilinin sözünün devamı olarak okunur. Böylece redifteki "-larum" (benim …larım) eki gazelin ortasında sahip değiştirir: başta âşığın sevdalarını ve denizlerini anarken, ortada sevgilinin bülbüllerini ve divanelerini anar.

Matlada "sevdâ" kelimesi iki anlamı birlikte taşır. Sözlük anlamıyla hem tutkulu aşk hem de eski hekimlikte kara safra ve ondan doğan delilik demektir; Arapçada "siyah" kökünden gelir. Âşığın sevdası sevgilinin siyah saçlarının bağına düşmekle artar; saçın karası ile sevdanın karası arasında ince bir tenasüp vardır. "Gavgâ" sözlük anlamıyla gürültü, patırtı, kavga demektir: âşığın sevdası şehri onun çığlıklarıyla doldurur.

İkinci beyit nisan bulutunun denize inci bağışladığı düşüncesine dayanır; bu düşünceyi beyit kendisi söyler. Âşık bunu kendi gözleriyle karşılaştırır: nisan bulutu inciyi yalnız denize verirken âşığın "denizleri", yani gözyaşıyla dolu gözleri, inciyi bütün âleme saçar. Bu bir teşbih-i tafdîldir; âşığın gözleri benzetildiği nisan bulutundan üstün tutulur. Bulut, deniz ve inci arasında tenasüp vardır.

Üçüncü beyitte "hezâr" kelimesi tevriyelidir. Sözlük anlamıyla hem "bin" hem de "bülbül" demektir. Sevgili, yüzünün gül bahçesi karşısında "hezâr" bulunduğunu söyler; ikinci mısradaki "biñ bülbül" ifadesi kelimenin iki anlamını da açığa çıkarır. Gül bahçesi, bülbül ve gülşen arasında tenasüp vardır. Dördüncü beyitte sevgilinin "şeydâ"ları, yani sözlük anlamıyla aşktan çılgına dönmüş âşıkları, gece ile gündüzü ayıramaz olmuştur. Divan şiirinde zülf geceye, yüz gündüze benzetilir; zülfe tutsak düşenlerin geceyi gündüzden ayıramaması bu benzetmeye dayanır ve gece ile gündüz arasında tezat vardır.

Beşinci beyitte âşık yeniden konuşur. Sevgilinin "la‘l-i nâb"ı, yani saf lal dudağı onu şaraba düşürmüştür; dudak ile şarap kırmızılıkları yüzünden birbirine benzer. "Dir", sözlük anlamıyla "deyr", yani manastır demektir; "melce’" ve "me’vâ" ise sığınak, barınak anlamındadır. Meyhane ve manastırın sığınak olması âşığı zahitlerin dünyasından ayırır.

Makta yazı imgesiyle kapanır. "Hatt" sözlük anlamıyla hem yazı hem de yüzde yeni çıkan ince tüyler, yani ayva tüyü demektir. Adlî sevgilinin "hatt"ını övmeye başlayalı dünya defterinin onun "inşâ"larıyla dolduğunu söyler; "inşâ" sözlük anlamıyla yazı yazma, söz düzme demektir. Hatt, defter ve inşâ arasındaki tenasüp, "hatt" kelimesindeki tevriyeyi destekler.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 126, şiir no. 88 (nüsha bilgisi s. 126 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr