Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Tīr-i āhum irişür eflāke eglenmez benüm
Eşk-i çeşmüm seyl olup her laḥẓa diñlenmez benüm
Dilde ġamzeñ zaḫmını tā ḥaşr olınca iy ṣanem
Tende her ḳıl dil olup söylerse diñlenmez benüm
Dem-be-dem derd-i dilüm söyler egerçi çeng ü ney
Āh kim sūz-ı derūnum bir dem añlanmaz benüm
Nice kim zencīr-i zülfüñ bendini dā’im çeker
Vālih ü dīvāne göñlüm hīç uṣlanmaz benüm
Ḥasret-i serv-i ḳadüñle olmadı bir gün daḫı
Yaşum ile yiryüzi her laḥẓa ṣulanmaz benüm
Dil-rübālar ṣayd olur dirler raḳīb ile velī
Çün perīdür dil-berüm it ile avlanmaz benüm
Ol ṣanem kelb-i raḳībüñ ürdügin diñler dirīġ
Veh ki feryād u fiġānum ‘Adli diñlenmez benüm
Günümüz Türkçesiyle
1. Ahımın oku göklere ulaşır, hiç oyalanmaz; gözümün yaşı sel olup bir an bile durup dinlenmez.
2. Ey put gibi güzel, bakışının gönlümde açtığı yarayı, bedenimdeki her kıl bir dil olup kıyamete kadar anlatsa da sözüm dinlenmez. (Nüshaların çoğundaki "söylenmez" okuyuşuyla: … anlatsa da yine anlatılıp bitmez.)
3. Çeng ile ney gerçi gönlümün derdini her an dile getirir; ama ah, içimin yanışı bir an bile anlaşılmaz. (Çalgıların inleyişi âşığın derdini anlatır, içindeki ateşi anlatamaz.)
4. Gönlüm zülfünün zincirinin bağını her zaman çektiği hâlde, o şaşkın ve deli gönlüm hiç uslanmaz. (Deliler zincire vurulur; zincir burada sevgilinin halka halka saçıdır.)
5. Selvi boyunun hasretiyle bir gün bile olmadı ki yeryüzü her an gözyaşımla sulanmasın.
6. Gönül alan güzellerin rakip aracılığıyla avlandığını söylerler; ama benim sevgilim peri olduğu için köpekle avlanmaz. (Rakip köpeğe benzetilir; peri ise insanın tuzağına düşmez.)
7. Yazık, o put gibi güzel rakip köpeğinin havlamasını dinler; vah ki, ey Adlî, benim feryadım ve figanım dinlenmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel yedi beyittir ve remel bahrinin "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "benüm" (benim), kafiyesi bu kelimeden önce gelen "-lenmez / -lanmaz" sesleridir: eglenmez, diñlenmez, añlanmaz, uṣlanmaz, ṣulanmaz, avlanmaz. "Diñlenmez" kafiye kelimesi matlanın ikinci mısraında, ikinci beyitte ve maktada olmak üzere üç kez geçer. Neşirde 89 numarayla yer alır ve beş nüshanın hepsinde bulunur (OR 23b-24a, T 26a-26b, M1 29b-30a, M2 23b, İBB 16b). Bayram'ın dipnotuna göre gazel T nüshasında iki ayrı yerde, 26a-26b ve 29a-29b varaklarında yazılmıştır; neşir ikinci kaydı "T2" diye anar. Nüsha farkları şunlardır: ikinci beyitte T2, M1 ve M2 "iy ṣanem" yerine "dil-berâ" (ey sevgili), T, M1, M2 ve İBB "diñlenmez" yerine "söylenmez" okur; üçüncü beyitte T2, M1 ve M2 "bir dem" yerine "hîç" der; maktada T2 "ürdügine", M1 ve M2 "diñler dirîġ" yerine "gûş ider" (kulak verir) ve "diñlenmez" yerine "eglenmez" yazar. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin en dikkat çekici yanı "diñlenmez" kelimesinin iki ayrı anlamla kullanılmasıdır. Sözlük anlamıyla "diñlenmek" hem durmak, dinmek, soluklanmak hem de dinlenilmek, işitilmek demektir. Matlada âşığın gözyaşı sel olup bir an bile "diñlenmez", yani durmaz; maktada âşığın feryadı "diñlenmez", yani kimse ona kulak vermez. İkinci beyitte de kelime işitilmek anlamındadır. Aynı kelimenin farklı anlamlarla kafiye olarak tekrarlanması cinas sanatına yaklaşır. Nüshaların çoğu ikinci beyitte "söylenmez" okuduğu için bu üçlü tekrar yalnız Bayram'ın esas aldığı OR okuyuşunda vardır.
Matlada ah bir oka benzetilir: "tîr-i âh" göklere kadar yükselir ve yolda oyalanmaz. "Eglenmek" sözlük anlamıyla oyalanmak, bir yerde durup kalmak demektir. İkinci mısrada gözyaşı sele döner. Göğe çıkan ah ile yere akan yaş arasında bir karşılık vardır. İkinci beyitte "dil" kelimesi iki dilde iki anlam taşır: Farsçada gönül, Türkçede ağızdaki dil. Birinci mısradaki "dilde" (gönülde) ile ikinci mısradaki "her kıl dil olup" ifadesi bu iki anlamı karşı karşıya koyar ve beyit cinasa dayanır. Her kılın bir dil olup konuşması, derdin anlatmakla bitmeyeceğini gösteren bir mübalağadır.
Üçüncü beyitte çeng ve ney, meclisin iki çalgısı, âşığın derdini anlatır; ama âşığın içindeki yanış onlarla bile anlaşılmaz. "Dem-be-dem" (her an) ile "bir dem" (bir an) arasındaki yankı beytin iki mısraını birbirine bağlar. Dördüncü beyitte sevgilinin saçı zincire benzetilir. Divan şiirinde deli gönül zincire vurulmuş bir divaneye benzer; zincir ise sevgilinin halka halka saçıdır. Zincir çeken gönlün yine de uslanmaması, zincirle deliliğin geçmediğini söyler. Zincir, divane, vâlih ve uslanmak arasında tenasüp vardır.
Beşinci beyit selvi boylu sevgilinin hasretini anlatır. Selvi suyun kenarında yetişir; âşığın gözyaşı yeryüzünü her an sular. Böylece gözyaşı ile selvi arasında örtülü bir bağ kurulur. Altıncı beyit av imgesine geçer. Gönül alan güzellerin rakip aracılığıyla "ṣayd" edildiği, yani avlandığı söylenir; rakip burada av köpeğidir. Âşık ise kendi sevgilisinin peri olduğunu, periye köpekle ulaşılamayacağını söyler. Av, it ve avlanmak arasında tenasüp vardır ve rakibin köpeğe benzetilmesi beyte bir iğneleme katar.
Makta altıncı beyitteki köpek imgesini sürdürür. Sevgili rakip köpeğinin havlamasını dinler, âşığın feryadını dinlemez. Havlama ile feryat arasındaki karşıtlık ve "dinlemek" fiilinin iki mısrada iki ayrı özneyle kullanılması beyti taşır. M1 ve M2'deki "gûş ider" ve "eglenmez" okuyuşları anlamı korur; ama "eglenmez" ile maktadaki kafiye matladaki kafiyeyi tekrar etmiş olur.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 127, şiir no. 89 (nüsha bilgisi s. 127 dipnotu). ekitap.ktb.gov.tr






