Özgün Metin

Vezin: fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūlün fe‘ūl

Ḫudāyā Ḫudālıḳ saña yaraşur
Nitekim gedālıḳ baña yaraşur
Çü sensin penāhı cihān ḫalḳınuñ
Ḳamudan saña ilticā yaraşur
Şeh oldur ki ḳulluġuñ itdi senüñ
Ḳuluñ olmayan şeh gedā yaraşur
Şu baş kim saña secde eylemeye
Ser-i şāh ise zīr-i pā yaraşur
Şu dil kim marīż-i ġamuñdur senüñ
Aña ẕikrüñ ile şifā yaraşur
Şu kim dürr-i ġufrānuñ olmaḳ diler
Ġamuñ baḥrına āşinā yaraşur
Egerçi ki ‘isyānumuz çoḳ durur
Sözümüz yine rabbenā yaraşur
Ne ümmīd ü ne bīmdür işümüz
Hemān bize ḫavf u recā yaraşur
Eger ‘adl ile sorasın ‘Adli'yi
‘Uḳūbetdür aña sezā yaraşur
Ben itdüm anı kim baña yaraşur
Sen eyle anı kim saña yaraşur
Şu günde ki hiç çāresi ḳalmaya
Aña çāre-res Muṣṭafā yaraşur

Günümüz Türkçesiyle

1. Allah'ım, Tanrılık sana yaraşır; nitekim yoksulluk ve kapında dilenmek de bana yaraşır.

2. Dünya halkının sığınağı sen olduğuna göre, herkesin sana sığınması yaraşır.

3. Gerçek şah, sana kulluk eden şahtır; senin kulun olmayan şaha dilencilik yaraşır.

4. Sana secde etmeyen baş, bir padişahın başı bile olsa, ayaklar altında kalmak ona yaraşır.

5. Senin derdinle hasta düşmüş gönle, seni anmakla şifa bulmak yaraşır.

6. Kim senin bağışlamanın incisine kavuşmak isterse, ona senin derdinin denizine aşina olmak yaraşır. (İnci denizin dibinden çıkarılır; bağışlanmayı isteyen de önce ilahî aşkın derdine dalmalıdır. "Âşinâ" kelimesi "tanıdık, bilen" anlamının yanında eski kullanımda "yüzme bilen" anlamına da gelir.)

7. Gerçi isyanımız, yani günahımız çoktur; yine de dilimize "Rabbenâ" (Rabbimiz) demek yaraşır. (Kur'an'daki pek çok dua "Rabbenâ" sözüyle başlar.)

8. Bizim işimiz ne yalnız ümittir ne yalnız korku; bize ancak korku ile ümidi birlikte taşımak yaraşır.

9. Eğer Adlî'yi adaletle sorguya çekersen, ona layık olan cezadır; ceza ona yaraşır.

10. Ben bana yaraşanı yaptım; sen de sana yaraşanı yap. (Kul olarak günah işledim; sen de Allah olarak affet.)

11. Hiçbir çarenin kalmadığı o günde (kıyamet günü), çaresize çare bulan olarak Mustafa, yani Hz. Muhammed yaraşır. (Peygamberin şefaatine işaret edilir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Münâcât, Allah'a yalvarış ve dua için yazılan şiirdir; divanlarda çoğunlukla tevhid ve na‘tla birlikte en başta yer alır. Adlî'nin münâcâtı on bir beyitlik, gazel biçiminde bir manzumedir ve divandaki en uzun şiirdir. Vezin, aruzun mütekârib bahrinden "fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûlün fe‘ûl" kalıbıdır; kısa mısralı, ağırbaşlı ve dua diline uygun bir ölçüdür. Bütün beyitler "yaraşur" redifiyle biter, kafiye "-â" sesidir: Hudâ, gedâ, ilticâ, pâ, şifâ, âşinâ, rabbenâ, recâ, sezâ, Mustafâ. Matlada ve onuncu beyitte kafiye "saña / baña" sözleriyle kurulur; onuncu beyit böylece şiirin açılışını yankılar.

Şiir, Yavuz Bayram'ın beş nüshaya dayanan tenkitli neşrinde ilk sıradadır. Bayram'ın nüsha tanıtımına göre British Library (OR), Mısır (T) ve Millet Kütüphanesindeki iki nüsha (M1, M2) bu beyitle başlar. Atatürk Kitaplığındaki nüshada (İBB) yer almamasının sebebi, bu nüshanın baştan yaklaşık beş varağının eksik olmasıdır. T nüshasında 6. ve 10. beyitler yoktur; son beyit OR'da onuncu, T'de dokuzuncu sıradadır. Bayram, TEİS'teki Adlî maddesinde bu münâcâtı şairin eserlerinden ilk örnek olarak verir. Kime ve ne zaman yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütün kurgusu "yaraşmak", yani bir şeyin birine uygun düşmesi fikri üzerine kuruludur. İlk beyitte Tanrılık ile kulluk karşı karşıya konur: Hudâlık Allah'a, gedâlık (dilencilik) şaire yaraşır. Hudâ ile gedâ, saña ile baña arasındaki karşıtlık tezat sanatının, aynı kökten gelen Hudâyâ ile Hudâlık arasındaki ses tekrarı da iştikak sanatının örneğidir. Üçüncü ve dördüncü beyitlerde bu karşıtlık dünya hükümdarlığına taşınır: Allah'a kulluk etmeyen şah dilenciye, ona secde etmeyen baş da ayak altındaki toprağa layıktır. Şah ile kul, baş ile ayak arasında kurulan bu ters çevirme, şiiri yazan kişinin bir padişah olduğu düşünülünce ayrı bir ağırlık kazanır; şair, kendi makamının değerini de Allah'a kul olmaya bağlamaktadır.

Beşinci ve altıncı beyitlerde tasavvuf dilinin iki bilinen imgesi görülür: Allah'ın aşkıyla hasta olan gönlün ilacı yine O'nu anmaktır (zikir); bağışlanma incisini isteyen de dert denizine dalmalıdır. İnci, deniz ve aşina (yüzücü) kelimeleri arasında tenasüp vardır. Yedinci ve sekizinci beyitler, İslam ahlakındaki "havf u recâ" kavramını şiire taşır: mümin ne Allah'ın rahmetinden ümidini keser ne de cezasından emin olur.

Dokuzuncu beyit, şiirin en dikkat çekici yeridir. "Eger ‘adl ile sorasın ‘Adli'yi" mısraında "adl" (adalet) kelimesi ile şairin mahlası "Adlî" yan yana gelir. Mahlası "adaletli" anlamına gelen şair, Allah'ın adaletiyle yargılanırsa kendisine cezadan başka bir şey düşmeyeceğini söyler. Bayram, Bayezid'in mahlasının da işaret ettiği gibi adalete büyük önem veren bir padişah olduğunu belirtir; münâcâtta ise aynı kelime kulun kendi kusurunu itiraf ettiği bir cümleye yerleştirilmiştir. Onuncu beyit bu itirafa cevap verir: kul kendine yaraşanı, yani günahı işlemiştir; Allah'tan da kendisine yaraşanı, yani affı bekler. Son beyit, divan münâcâtlarında sık görüldüğü gibi Peygamberin şefaatini anarak şiiri na‘ta bağlar.

Bayram'ın girişinde aktarılan kaynaklar Bayezid'in tasavvufa ilgisini ve ibadete düşkünlüğünü ayrıca vurgular. Şehnâmeci Talikizâde'ye göre tasavvuf erbabı gibi davranmış, Uzunçarşılı'ya göre de daima ibadetle meşgul olmuş, camiye gidip sadaka dağıtmıştır. Bu bilgiler şiirin tarihini belirlemeye yetmez, ama münâcâttaki kulluk ve tevazu dilinin şairin kişiliğine dair anlatılanlarla uyuştuğunu gösterir.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 39, şiir no. 1; giriş s. 23 (Bayezid'in tasavvufa ilgisi, adalet ve mahlas), s. 30-32 (nüsha tanıtımı). ekitap.ktb.gov.tr
  • Yavuz Bayram, "Adlî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (TEİS), 2013 (güncelleme 2022), "Eserlerinden Örnekler" bölümü.

Çevrimiçi kaynaklar