Özgün Metin

Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün

Ḫᵛāb-ı ġafletden uyanup zīnet-i eşcāre baḳ
Ḳudret-i Ḥaḳḳ'a naẓar ḳıl revnaḳ-ı ezhāre baḳ
Gözüñ aç gör nice iḥyā oldı emvāt-ı zemīn
Ḥaşr-ı ecsāda o münkir itdügi inkāre baḳ
Sebz-pūş olup ḳıyāma ṭurdılar her bir şecer
Ḳıldılar secde ḥużūr-ı ḳalb ile kühsāre baḳ
Minber-i şāḫ üzre çıkmış va‘ẓ ider murġ-ı çemen
Selsebīl āyātını tefsīr ider enhāre baḳ
Meşrebüñ āb-ı revān gibi eger ṣāf eyleyüp
‘Āşıḳ-ı ṣādıḳ geçerseñ gel beru dīdāre baḳ
Ḫār fikri bülbüle gülden ḳomaz būy-ı vefā
Yoḳ ḥisābına ṣay aġyārı beru gel yāre baḳ
Yarın añda ḳalmayam dirseñ fiġān u zārda
‘Adliyā bunda işitdügüñ fiġān u zāre baḳ

Günümüz Türkçesiyle

1. Gaflet uykusundan uyanıp ağaçların süsüne bak; Hakk'ın kudretini seyret, çiçeklerin parlaklığına bak.

2. Gözünü aç da yerin ölülerinin nasıl dirildiğini gör; cesetlerin yeniden diriltilmesini (haşri) inkâr eden o inkârcının inkârına bak. (Kışın ölü gibi duran toprağın baharda canlanması, öldükten sonra dirilişin bir kanıtı sayılır; inkârcının sözü bu manzara karşısında boşa çıkar. M1 ve M2 nüshalarında "haşr-ı ecsâd" yerine "haşr-ı ihyâ" okunur.)

3. Ağaçların her biri yeşil elbise giyip kıyama durdu; dağlara bak, kalp huzuruyla secdeye kapandılar. ("Kıyâm" hem namazda ayakta duruş hem kıyamette dirilip kalkış demektir. Yeşile bürünüp dikilen ağaçlar namaza duranlara, alçak dağlar secde edenlere benzetilir.)

4. Çimenliğin kuşu (bülbül) dal minberine çıkmış vaaz ediyor; Selsebil ayetlerini tefsir eden ırmaklara bak. (Selsebil, Kur'an'da adı geçen cennet pınarıdır; akan ırmaklar onu anlatan ayetleri yorumlayan birer müfessire benzetilir.)

5. Eğer huyunu akan su gibi arındırıp sadık bir âşık olarak dünyadan geçersen, gel beri, cemale bak. ("Dîdâr" yüz, cemal demektir; tasavvuf dilinde Allah'ın cemalini görmeyi anlatır.)

6. Diken düşüncesi bülbüle gülden vefa kokusu bırakmaz; ağyarı yok hesabına say, beri gel, sevgiliye bak. (Gülün dikeni, âşığın dikkatini sevgiliden ayıran yabancılar, yani ağyar yerine konmuştur.)

7. Ey Adlî, "yarın orada (ahirette) feryat ve inleme içinde kalmayayım" diyorsan, burada işittiğin feryat ve inlemeye bak. (Beyit iki türlü okunabilir: dünyada duyulan acı sesler ahiretin hatırlatıcısıdır ve ibret alınmalıdır; ya da baharda öten bülbüllerin feryadı, ilahî aşkın şimdiden duyulan sesidir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Tevhid, Allah'ın birliğini ve kudretini anlatan şiirdir; divanlarda münâcât ve na‘tla birlikte baş kısımda yer alır. Adlî'nin tevhidi yedi beyitlik, gazel biçiminde bir manzumedir. Vezin, aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Redif "bak" anlamındaki "baḳ" emridir; kafiye "-âre" sesiyle kurulur: eşcâre, ezhâre, inkâre, kühsâre, enhâre, dîdâre, yâre, zâre. Her beytin bir emirle bitmesi, şiire okuru uyaran bir vaaz havası verir.

Şiir neşirde ikinci sıradadır ve OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur; İBB nüshasında baştaki varaklar eksik olduğu için yoktur. Neşirdeki başlık "Tevhîd"dir. Nüsha farkları küçüktür: T nüshasında üçüncü beyitte "kıyâma" yerine "kıyâmet", altıncı beyitte "ağyârı beru gel yâre" yerine "anı gel beru ruhsâre" okunur. Kime ve ne zaman yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Adlî, tevhidi soyut bir övgü yerine bir bahar manzarası üzerine kurar. Allah'ın varlığının ve kudretinin delili, uykudan uyanan tabiattır. İkinci beyitte yerin ölülerinin dirilmesi, kışın kuruyup baharda yeşeren bitkileri anlatır ve bunu öldükten sonra diriliş inancına bağlar. Bu düşünce Kur'an'da sıkça geçer; divan şiirinde de bahar tasviri ile haşir inancının birlikte işlenmesi bilinen bir yoldur. İnkârcının "inkârına bak" demesiyle şair, manzaranın kendisini bir cevap olarak sunar.

Üçüncü ve dördüncü beyitlerde tabiat bir ibadet sahnesine dönüşür. Yeşile bürünen ağaçlar namaza durmuş cemaattir, dağlar secdededir, bülbül dal minberine çıkmış bir vaizdir, ırmaklar da cennet pınarı Selsebil'i anlatan ayetleri tefsir eder. Kıyâm, secde, minber, vaaz, ayet ve tefsir kelimeleri arasında açık bir tenasüp vardır; ağaçların, kuşun ve ırmakların insan gibi ibadet etmesi de teşhis sanatıdır. "Kıyâm" kelimesi hem namazdaki ayakta duruşu hem kıyamette dirilip kalkışı düşündürdüğü için tevriyeli kullanılmıştır ve ikinci beyitteki haşir fikrini sürdürür.

Beşinci beyitten sonra şiirin yönü değişir. Tabiatı seyretmeye çağıran şair, şimdi okuru iç arınmaya davet eder. Akan su, divan şiirinde temizliğin ve duruluğun simgesidir; meşrebi su gibi saf olan sadık âşığa vaat edilen ödül "dîdâr", yani Allah'ın cemalini görmektir. Altıncı beyitteki gül, diken ve bülbül üçlüsü klasik bir mazmundur: bülbül gülü sever, ama diken onu rahatsız eder. Burada diken ağyarın, yani âşıkla sevgili arasına giren yabancıların yerine konur; âşık onları yok saymalı ve yalnız sevgiliye bakmalıdır. Şiir tevhid başlığı altında okunduğu için buradaki sevgili Allah olarak anlaşılır.

Mahlas beytinde "fiğân u zâr" (feryat ve inleme) ikilisi iki mısrada tekrarlanır; birincisinde ahiretteki pişmanlığın, ikincisinde dünyada duyulan seslerin anlamını taşır. "Yarın" ile "bunda" (burada) kelimeleri ahiret ile dünyayı karşı karşıya koyar. Şair kendi mahlasına seslenerek öğüdü önce kendine yöneltir; bu, divan şiirinde mahlas beyitlerinde sık görülen bir tutumdur.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 40, şiir no. 2; giriş s. 30-32 (nüsha tanıtımı). ekitap.ktb.gov.tr