Özgün Metin

Vezin: mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün

Muḥammed-i ‘Arabī kim Resūl-i ekmeldür
Taḳarrüb ile ḳamu enbiyādan efḍaldür
Ḳalan resūllerün ḳavmineydi da‘veti çün
Nübüvvetiyile bu ins ü cāna mürseldür
Kim anı medḥ ide çün medḥidür anuñ levlāk
Defātir-i dü cihān midḥatinde mücmeldür
‘Adū-yı bī-baṣar aña muḫālif olsa ne ṭañ
Saḥīḥi egri görürler şular ki aḥveldür
Egerçi ḫatm idi Yūsuf'da ḥüsn i‘cāzı
Bu ḥüsn-i ḫulḳ ile cümlesinden ecmeldür
Eyā mu‘īn-i beşer raḥm ḳıl fütādelere
Şefā‘at āyeti şānuñda çünki münzeldür
Ḳapuñ gedāsı durur ‘Adli anı redd itme
K'aña muḥabbet-i ālüñ delīl-i a‘deldür

Günümüz Türkçesiyle

1. Arap Muhammed, ki peygamberlerin en kâmilidir; Allah'a yakınlıkta bütün peygamberlerden üstündür.

2. Öteki peygamberlerin daveti yalnız kendi kavimlerine idi; o ise peygamberliğiyle bütün insanlara ve cinlere gönderilmiştir.

3. Onu kim övebilir ki onun övgüsü "levlâk"tır; iki cihanın defterleri onun övgüsünde ancak kısa bir özet kalır. ("Levlâk", divan şiirinde sık anılan "Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım" sözüne işarettir; Peygamberin övgüsünü bizzat Allah'ın yaptığı anlatılır.)

4. Gözü görmeyen düşman ona karşı çıksa buna şaşılır mı; şaşı olanlar doğruyu eğri görür.

5. Gerçi güzellik mucizesi Yusuf'ta son bulmuştu; o ise bu güzel ahlakıyla hepsinden daha güzeldir. (Yusuf peygamber yüz güzelliğinin simgesidir; Hz. Muhammed'in üstünlüğü ise ahlak güzelliğine, "hüsn-i hulk"a bağlanır.)

6. Ey insanlığın yardımcısı, düşmüş olanlara merhamet et; çünkü şefaat ayeti senin şanında inmiştir.

7. Adlî senin kapının dilencisidir, onu geri çevirme; çünkü onun senin âline (soyuna ve ailene) duyduğu sevgi, en âdil (en sağlam) delildir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Na‘t, Hz. Muhammed'i övmek için yazılan şiirdir; divanlarda münâcât ve tevhidden sonra gelir. Adlî'nin na‘tı yedi beyitlik, gazel biçiminde bir manzumedir. Vezin, aruzun müctes bahrinden "mefâ‘ilün fe‘ilâtün mefâ‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "-dür" ekidir; kafiye "-el" sesiyle kurulur: ekmel (en kâmil), efdal (en üstün), mürsel (gönderilmiş), mücmel (özet), ahvel (şaşı), ecmel (en güzel), münzel (indirilmiş), a‘del (en âdil). Kafiye kelimelerinin hepsi Arapçadır; ekmel, efdal, ecmel ve a‘del "en" anlamı veren üstünlük sıfatlarıdır ve şiire övgü diline uygun bir ağırlık katar.

Neşirdeki başlığı "Fî Na‘t-ı Seyyidi'l-enâm ‘Aleyhi't-tahiyyeti ve's-selâm", yani "İnsanların efendisinin (Hz. Muhammed'in) na‘tı hakkında"dır. Şiir neşirde üçüncü sıradadır ve OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur; İBB nüshasında baştaki varaklar eksik olduğu için yoktur. Nüsha farkları yalnız T nüshasındaki iki küçük okuyuştan ibarettir. Kime ve ne zaman yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Na‘tın ilk iki beyti Hz. Muhammed'in öteki peygamberler arasındaki yerini anlatır. İkinci beyitte öteki peygamberlerin yalnız kendi kavimlerine, Muhammed'in ise "ins ü cân"a, yani insanlara ve cinlere gönderildiği söylenir. Bu, onun peygamberliğinin evrensel olduğu inancının şiirdeki ifadesidir. Üçüncü beyitte şair, insanın bu övgüye gücünün yetmeyeceğini söyler; çünkü Peygamberi asıl öven Allah'tır. "Levlâk" sözüyle yapılan bu gönderme, divan na‘tlarının en sık başvurduğu telmihlerdendir. İki cihanın defterlerinin onun övgüsünde "mücmel", yani kısa ve özet kalması, mübalağa yoluyla övgünün sınırsızlığını anlatır.

Dördüncü beyitte ona karşı çıkanlar "bî-basar", yani kördür; kör olmayanlar da şaşıdır ve doğruyu eğri görür. Şaşı gözün bir şeyi çift ve eğri görmesi gibi gözle ilgili bir olgu, inkârın sebebi olarak gösterilir; bu, hüsn-i ta‘lîlin bir örneğidir. Beşinci beyitte divan şiirinin bilinen telmihlerinden biri kullanılır: Yusuf peygamber güzelliğin son noktasıdır. Adlî, "hüsn" (güzellik) ile "hüsn-i hulk" (güzel ahlak) arasında bir kelime oyunu yaparak Muhammed'in güzelliğini ahlakına bağlar ve onu Yusuf'tan da üstün tutar. Ecmel (en güzel) kafiyesi bu karşılaştırmayı tamamlar.

Son iki beyit, na‘tın dua ve şefaat dileği bölümüdür. Altıncı beyitte "fütâde", yani düşmüş, çaresiz kalmış olanlar için merhamet istenir. Mahlas beytinde şair kendini Peygamberin kapısında bir "gedâ" (dilenci) olarak anar; bu, birinci şiir olan münâcâttaki "gedâlık baña yaraşur" sözünü hatırlatır. Kafiyedeki "a‘del" (en âdil) kelimesi ile mahlas "Adlî" aynı kökten gelir; şair burada da mahlasıyla adalet kavramı arasında bağ kurar. Peygamberin âline, yani soyuna duyulan sevginin şefaate delil gösterilmesi, na‘t geleneğinde sık rastlanan bir düşüncedir.

Na‘t, neşirde münâcât ve tevhidden sonra gelerek divanın dinî açılış bölümünü tamamlar. Bayram'ın girişinde aktarılan kaynaklar Bayezid'in dindarlığını, tasavvufa ilgisini ve hayır işlerini öne çıkarır; padişahlığı döneminde ibadete ve hayır işlerine gösterdiği ilgi yüzünden "Bâyezîd-i Velî" diye anıldığı da belirtilir. Bu bilgiler şiirin yazılış zamanını göstermez.

Kaynakça

  • Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 41, şiir no. 3; giriş s. 23-24 (Bayezid'in dindarlığı ve "Bâyezîd-i Velî" adı), s. 30-32 (nüsha tanıtımı). ekitap.ktb.gov.tr