Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün
Būy-ı zülfüñle behişte ger vara bād-ı ṣabā
Ravża'dan ḳarşu çıḳup Rıḍvān diye kim merḥabā
Her ne dem bād-ı nesīm irişe ol dem ideler
Ehl-i cennet gözlerine gerd-i rāhuñ tūtiyā
Sāyesinde ḳaddüñüñ sürdügiçün ‘ömr-i dırāz
Serv-i bālāña çenār el götürüp eyler du‘ā
Ney gibi nālem benüm olduġuyiçün sūznāk
İñleyüp āhenk ider çeng eyleyüp ḳaddin dü-tā
Kime şādı kime ġam itmiş Ḫudā ḳısmet ezel
Sensüzin āh eylemek her dem naṣīb itmiş baña
Derd-i dil dermānını ṣordum ṭabībe didi kim
Şerbet-i la‘linden özge derdüñe yoḳdur devā
Sen gidersin iy ṣanem ṣandum bedenden cān gider
Bu sebebden dōstum ‘Adlī didi rūḥum saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Seher yeli senin zülfünün kokusunu taşıyarak cennete varsa, cennetin bekçisi Rıdvan cennet bahçesinden karşılamaya çıkıp "merhaba" der.
2. Hafif seher yeli ne zaman (cennete) erişse, cennet ehli o anda senin yolunun tozunu gözlerine sürme yaparlar. (Tûtiyâ, göze çekilen ve göze şifa verdiğine inanılan sürmedir. M1 ve M2 nüshalarında "irişe" (erişse) yerine "iletse" okunur; bu okuyuşla seher yelinin yolun tozunu cennete taşıdığı anlaşılır. T nüshasında mısraın bu kısmı farklıdır.)
3. Çınar, senin boyunun gölgesinde uzun bir ömür sürdüğü için ellerini kaldırıp selvi boyuna dua eder. (Çınarın el biçimindeki yaprakları duaya açılmış ellere, sevgilinin boyu da selviye benzetilir.)
4. Benim iniltim ney gibi yakıcı olduğu için çeng de belini iki büklüm edip inleyerek bana eşlik ediyor. (Çeng, eğri gövdeli bir telli çalgıdır; şekli, iki büklüm olmuş bir insana benzetilir.)
5. Allah ezelde kimine sevinç, kimine gam pay etmiş; bana da sensiz her an ah etmeyi nasip etmiş.
6. Gönül derdimin ilacını hekime sordum; dedi ki: "Derdine (sevgilinin) yakut dudağının şerbetinden başka deva yoktur."
7. Ey put gibi güzel, sen gidiyorsun; ben de candan bedenden çıkıp gidiyor sandım. Bu sebepten, dostum, Adlî sana "ruhum" dedi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik bir gazeldir. Vezin, aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilâtün fâ‘ilün" kalıbıdır. Gazel redifsizdir; kafiye "-â" sesiyle kurulur: ṣabā, merḥabā, tūtiyā, du‘ā, dü-tā, baña, devā, saña. Beşinci ve yedinci beyitlerdeki "baña" ve "saña" kelimelerinin kafiye yerine yerleşmesi, kafiyenin kısa "a" sesiyle de karşılanabildiğini gösterir.
Gazel neşirde yedinci sıradadır ve elif harfiyle biten gazeller bölümündedir. OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. Nüshalar arasında yalnız ikinci beytin ilk mısraında okuyuş farkı vardır. Kime ve ne zaman yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk iki beyti cennet sahnesinde geçer. Sevgilinin zülfünün kokusunu taşıyan seher yeli cennete varınca, cennetin bekçisi Rıdvan onu bir misafir gibi karşılar; cennet ehli de sevgilinin yolunun tozunu gözlerine sürme diye çeker. Divan şiirinde seher yeli (sabâ, nesîm) âşıkla sevgili arasında haber ve koku taşıyan bir ulaktır; Adlî bu ulağı cennete kadar götürür ve sevgilinin kokusunu cennetin kendisinden daha değerli gösterir. Bu bir mübalağadır; Rıdvan, Ravza ve ehl-i cennet kelimeleri arasında da tenasüp vardır. Yol tozunun göze sürme yapılması, divan şiirinde sevgilinin ayak bastığı yerin kutsallığını anlatan bilinen bir mazmundur.
Üçüncü beyit, hüsn-i ta‘lîlin güzel bir örneğidir. Çınar uzun ömürlü bir ağaçtır ve yaprakları açılmış bir el ayasına benzer. Şair bu iki özelliği birleştirir: çınar, uzun ömrünü sevgilinin selvi boyunun gölgesinde sürdüğü için ona minnettardır ve ellerini kaldırıp dua eder. Selvi, divan şiirinde sevgilinin boyunun en bilinen benzetmesidir.
Dördüncü beyit musiki terimleriyle kurulur. Ney, nâle (inilti), âheng, çeng ve "dü-tâ" (iki kat, iki büklüm) kelimeleri tenasüp oluşturur. Neyin yanık sesi âşığın iniltisine, çengin eğri gövdesi de bu iniltiye eşlik ederken iki büklüm olmuş birine benzetilir.
Beşinci beyitte gazelin tonu ağırlaşır. Ezelde herkese payının dağıtıldığı düşüncesi, âşığın sevgiliden ayrı kalmasını kader olarak kabul etmesini sağlar: kimine sevinç, kimine gam verilmiştir, ona düşen de ah etmektir. "Şâdî" (sevinç) ile "gam" arasındaki karşıtlık tezattır. Altıncı beyitte âşık hekime başvurur, ama hekimin önerdiği ilaç sevgilinin dudağıdır. Şerbet, la‘l (yakut, kırmızı dudak), derd, dermân, devâ ve tabîb kelimeleri bir tıp sahnesi kurar.
Makta beytinde sevgilinin gidişi, âşığa canının bedeninden çıkması gibi gelir; bu yüzden şair sevgiliye "rûhum" der. Can, beden ve ruh kelimeleri arasında tenasüp vardır. Sevgiliye "sanem" (put) diye seslenilmesi de divan şiirinde yaygın bir hitaptır; güzelliğin âşık için bir tapınma nesnesi hâline geldiğini anlatır.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 45, şiir no. 7. ekitap.ktb.gov.tr






