Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün
Dōstlar düşmen olupdur yine ol yār baña
Hele yār itdügini eylemez aġyār baña
Yollar itdi yüzi üstinde gözi yaşı revān
Nālem işitdi meger aġladı kühsār baña
Baña yārüm ġamı yetmez mi bütün ‘ālemde
Cevr itdügi nedür ‘ālem-i ġaddār baña
Yüzine baḳmaġa māni‘ olur ebr-i zülfi
Gün mi gösterdi ‘aceb baḫt-ı siyeh-kār baña
Zülf-i dil-dāre şebīh itdügüme incinüben
Gör ki dönderdi meger nāfe-i tātār baña
Dil ża‘īf oldı taḥammül idemez bār-ı ġama
Serber olur ġam-ı hicrān daḫı her bār baña
‘Adliyā ṣoḥbet-i aġyār ile bīzār oldum
Ḫoş gelür yār-ı vefādār ile bāzār baña
Günümüz Türkçesiyle
1. Dostlar bana düşman kesildi, o sevgili de yine öyle; doğrusu sevgilinin bana yaptığını ağyar (yabancılar, rakipler) bile yapmaz.
2. Dağ, iniltimi duymuş olmalı ki bana ağladı; gözyaşları yüzünün üstünde akarak yollar açtı. (Dağlardan inen dereler, dağın âşığa acıyıp döktüğü gözyaşlarına benzetilir.)
3. Bütün dünyada bana sevgilimin derdi yetmez mi; bu hain dünyanın bana ettiği eziyet de neyin nesi?
4. Zülfünün bulutu yüzüne bakmama engel oluyor; şaşılacak şey, kara bahtım bana hiç gün gösterdi mi ki? ("Gün" hem güneş hem iyi gün demektir. Yüz güneşe, onu örten zülüf buluta benzetilir; kara talihli âşık, sevgilinin yüzünü de mutluluğu da göremez.)
5. Sevgilinin zülfüne benzettiğim için incinmiş olmalı ki, bak, Tatar misk kesesi bile bana yüz çevirdi. (Misk, Orta Asya'daki misk ceylanından elde edilen ve divan şiirinde kokulu, kara zülfe benzetilen bir maddedir. Beyit iki türlü okunabilir: misk, zülfe benzetilmeyi kendine yakıştıramayıp incinmiştir; ya da zülfe benzetilmek miske ağır gelmiştir, çünkü zülüf ondan üstündür.)
6. Gönül zayıf düştü, gam yükünü taşıyamıyor; üstelik ayrılık derdi de her defasında yükün üstüne binen ayrı bir yük oluyor. ("Bâr" hem "yük" hem "defa" demektir; "her bâr" ifadesi bu iki anlamı birlikte düşündürür.)
7. Ey Adlî, ağyarın sohbetinden bıktım usandım; bana vefalı sevgiliyle alışveriş hoş gelir. (Bîzâr "bıkmış, usanmış", bâzâr "alışveriş, pazar" demektir; iki kelime ses bakımından birbirine çok yakındır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik bir gazeldir. Vezin, aruzun remel bahrinden "fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır. Redif "baña"dır; kafiye "-âr" sesiyle kurulur: yār, aġyār, kühsār, ġaddār, siyeh-kār, tātār, her bār, bāzār. Altıncı beyitteki "her bār" kafiyesi, aynı mısradaki "bār-ı ġama" ile birlikte "bâr" kelimesini iki ayrı anlamda kullanır.
Gazel neşirde altıncı sıradadır ve elif harfiyle biten gazeller bölümündedir. OR, T, M1 ve M2 nüshalarında bulunur, İBB'de yoktur. M1 ve M2 nüshalarında ilk üç beyit eksiktir; bu iki nüshada gazel dördüncü beyitle başlar. Dördüncü beytin ilk mısraı da nüshalarda farklı biçimlerde okunur. Kime ve ne zaman yazıldığına dair bir kayıt bulunmamaktadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin konusu, âşığın her yandan kuşatılmışlığıdır. İlk beyitte dostlar düşman olmuş, sevgili de onlara katılmıştır; şairin acı tespiti, sevgilinin yaptığını ağyarın bile yapmadığıdır. Dost ile düşman, yâr ile ağyar arasındaki karşıtlık tezat sanatının açık bir örneğidir. İkinci beyitte ise insanların göstermediği merhameti tabiat gösterir: âşığın iniltisini duyan dağ ağlar, gözyaşları yüzünde dereler gibi yol açar. Dağın insan gibi duyup ağlaması teşhistir; dereleri dağın gözyaşı sayan buluş da hüsn-i ta‘lîldir.
Üçüncü beyitte "‘âlem" kelimesi iki mısrada tekrarlanır: âşığa bütün âlemde sevgilinin derdi yeter, ama "‘âlem-i ġaddâr", yani hain dünya da ona ayrıca eziyet eder. Dördüncü beyit gazelin en ince buluşlarından birini taşır. Sevgilinin yüzü güneş, zülfü de onu örten buluttur; âşık yüzü göremez. Ardından gelen soru, "gün" kelimesinin iki anlamıyla oynar: kara talihli âşık hayatında ne güneşi görmüştür ne de iyi bir gün. "Gün" ile "siyeh" (kara), "ebr" (bulut) ile "gün" arasındaki ilişkiler beyti tenasüp ve tezatla birlikte örer.
Beşinci beyitte zülüf ile misk arasındaki geleneksel benzetme konu edilir. Divan şiirinde sevgilinin kokulu ve kara saçı, Tatar ülkesinden gelen miske benzetilir. Adlî bu benzetmeyi tersinden yorumlar: benzetmeden incinen misk kesesi âşığa yüz çevirmiştir. Beyit kimin kime üstün olduğunu açıkça söylemez ve iki türlü anlaşılabilir.
Altıncı beyitte "bâr" kelimesi cinas yoluyla iki anlamda kullanılır: "bâr-ı ġam" gam yükü, "her bâr" ise her defa demektir. Zayıf düşmüş gönle bir yük yetmezken ayrılık derdi her defasında yükün üstüne yeni bir yük ekler. Neşirde "serber" diye basılan kelime, bağlama göre "yükün üstüne konan ek yük" anlamında anlaşılmıştır; bu okuma kesin değildir. Makta beytinde de benzer bir ses oyunu vardır: "bîzâr" ile "bâzâr" yalnız bir ünlüyle ayrılır. Şair ağyarın sohbetinden usanmıştır, vefalı sevgiliyle yapılacak "alışveriş"i ise hoş bulur. Gazel böylece ilk beyitteki yâr ve ağyar karşıtlığına geri döner; ilk beyitte vefasız olan sevgili, son beyitte "yâr-ı vefâdâr" olarak özlenir.
Kaynakça
- Yavuz Bayram (hzl.), Adlî Dîvânı (Dîvân-ı Sultân Bâyezîd-i Sânî), Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018, s. 44, şiir no. 6. ekitap.ktb.gov.tr






