Ahmedî mahlasıyla tanınan Tâceddin İbrâhim, XIV. yüzyıl Anadolu Türk şiirinin en büyük adlarından biridir. Türk edebiyatının ilk İskendernâme'sini yazmış, eserinin sonuna Osmanlı hanedanının tarihini anlatan bir bölüm eklemiş, divanındaki gazelleriyle bir asır boyunca kendisinden sonra gelen şairlere örnek olmuştur. Hayatı kaynaklarda dağınık ve çelişkilidir: tezkireler onu Germiyanlı ya da Sivaslı diye anar. Amasyalı tarihçi Hüseyin Hüsameddin Yasar ise İstanbul kütüphanelerinde gördüğü bir mecmuadaki kendi el yazısına dayanarak Ahmedî'nin Amasyalı olduğunu ileri sürer. Doğum yeri tartışmalı olsa da ömrünün son yıllarını Amasya'da, Çelebi Mehmed'in yanında geçirdiği ve bu şehirde öldüğü XVI. yüzyıldan beri kaynaklarda yazılıdır. Ahmedî, Amasya'nın Fetret yıllarında kısa bir süre için Osmanlı edebiyatının da merkezlerinden biri olmasında belirleyici bir isimdir.

Hüsameddin'in Kaydı

Hüsameddin, Amasya Tarihi'nin altıncı cildinde Ahmedî'ye uzun bir madde ayırır. Hayatına dair kısmın özgün metni şöyledir:

Amasyalıdır. İstanbul kütüphânelerinde âsâr-ı nefîse tahrîrine me'mûr olduğum esnâda ele geçen mecmû'alardan birinde kendi el yazısıyla bulunduğu üzere Amasya fuzalâsından Mevlânâ Hayreddîn Hızır Çelebi bin el-Hâc Şâhabeddîn Ahmed bin Sunkur el-Amâsî mahdûmudur. Adının İbrâhim olduğu, divânında muharrer ve aşağıda menkûl olan "İşidin dir inne İbrâhim evvâhün münîb" mısraından da anlaşıldı. Ceddi el-Hâc Ahmed bin Sunkur Sultân Ebû Sa'id Bahadır Hân'ın Mısır'a gönderdiği süferâdan idi. Kendisine "Hacı Ahmedoğlu" dendiğinden buna nispetle "Ahmedî" lakâbı ile meşhûr oldu. Amasya'da takriben 735'de doğdu. Aksarayîzâde Mevlânâ Fahreddîn İlyas, Mevlanâ Şemseddîn Ahmed bin Osmân ez-Ziyârî, Mevlanâ Musliheddîn Mûsâ bin Mahmûd es-Sivasî gibi meşâhîr-i ulemâdan, sonra Mısır'a gidip eş-Şeyh Ekmeleddîn Muhammed bin Mahmûd el-Bâbertî'den ulûm-ı edebiyye, şer'iyye ve akliyyeyi, usûl-i fıkıh ve kelâmı ahz ü ikmâl ederek avdet etdi. Bir müddet Amasya'da ders okutdu. Sonra Amasya emîr-i kebîri Şâdgeldi Paşa'ya intisâb ederek müşârün-ileyhin mu'allimi, kâtib-i dîvânı ve nişâncısı oldu. Fevkalâde nüfûz ve faziletle iştihâr etdi. 783 senesi rebîülevvelinde emîr-i müşârün-ileyhin Kadı Burhan harbinde maktûlen vefâtı üzerine Amasya'dan kaçıp, Germiyânzâde Süleyman Bey'in nezdine gitdi. Buna da mu'allim olup pek ziyâde hürmetler gördü. Kütahya'da hayli müddet oturdu. Yıldırım Sultân Bâyezîd Han Germiyânoğullarını inkıyâd altına aldıkda Bursa'ya gidip Bâyezîd Hân'ın nâ'il-i iltifâtı oldu. 'İlm ü kemâli ile ve şi'ir ü inşâsı ile kendisini fevkalâde sevdirdi. 804'de Yıldırım Bâyezîd'in esâreti zamanında yine Kütahya'ya avdet etdi. Timurlenk sene-i mezbûrede Kütahya'ya geldikte fazl ü kemâline binâ'en büyük iltifâtlar, hürmetler gördü. 805'de vatanı olan Amasya'ya gelip Çelebi Sultân Mehmed Hân'ın erkân-ı saltanatından oldu. On yıl kadar Amasya'da pek muhterem bir halde yaşadı. 815 senesi evâhirinde seksen yaşında vefât etdi.

Günümüz Türkçesiyle: Amasyalıdır. İstanbul kütüphanelerinde değerli eserlerin kaydıyla görevli olduğum sırada ele geçen mecmualardan birinde kendi el yazısıyla yazdığına göre, Amasya âlimlerinden Mevlânâ Hayreddîn Hızır Çelebi'nin oğludur; Hızır Çelebi, Sunkur oğlu Hacı Şehâbeddîn Ahmed'in oğludur. Adının İbrâhim olduğu, divanında yazılı olan ve aşağıda aktarılan "İşitin, der: Şüphesiz İbrâhim çok içli, Allah'a yönelen biridir" mısraından da anlaşılır. Dedesi Sunkur oğlu Hacı Ahmed, İlhanlı hükümdarı Ebû Saîd Bahadır Han'ın Mısır'a gönderdiği elçilerdendi; kendisine "Hacı Ahmedoğlu" dendiği için buna nispetle "Ahmedî" lakabıyla tanındı. Amasya'da yaklaşık 735'te (1334-35) doğdu. Aksarayîzâde Fahreddîn İlyas, Şemseddîn Ahmed ez-Ziyârî ve Musliheddîn Mûsâ es-Sivasî gibi ünlü âlimlerden okudu, sonra Mısır'a gidip Şeyh Ekmeleddîn el-Bâbertî'den edebî, dinî ve aklî ilimleri, fıkıh usulünü ve kelamı tamamlayarak döndü. Bir süre Amasya'da ders verdi. Sonra Amasya'nın büyük emiri Şâdgeldi Paşa'ya bağlanarak onun hocası, divan kâtibi ve nişancısı oldu; büyük bir nüfuz ve itibar kazandı. 783 Rebiülevvelinde (1381) emir, Kadı Burhaneddin ile savaşında öldürülünce Amasya'dan kaçıp Germiyanoğlu Süleyman Bey'in yanına gitti, ona da hocalık yaparak çok saygı gördü ve Kütahya'da uzun süre oturdu. Yıldırım Bayezid Germiyanoğullarını kendine bağlayınca Bursa'ya gidip onun iltifatına kavuştu; ilmi, şiiri ve nesriyle kendini çok sevdirdi. 804'te (1402) Bayezid'in esareti sırasında yine Kütahya'ya döndü; aynı yıl Kütahya'ya gelen Timur'dan da faziletinden dolayı büyük iltifat ve saygı gördü. 805'te (1402-03) vatanı Amasya'ya gelip Çelebi Sultan Mehmed'in devlet erkânı arasına girdi. On yıl kadar Amasya'da çok saygın bir hayat sürdü ve 815 yılının sonlarında (1413 başı) seksen yaşında öldü. Maddenin tamamı ve sözlükçesi sitedeki Hüsameddin ansiklopedisi bölümündedir.

Hayatı

Ahmedî'nin hayatı hakkında bugünkü araştırmanın vardığı sonuçlar, Hüsameddin'in anlattığı kesintisiz hikâyeden daha ihtiyatlıdır. Günay Kut'un TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesine göre şair muhtemelen 735 (1334-35) yılında doğmuştur; asıl adı İbrâhim, lakabı Tâceddin, babasının adı Hızır'dır. Sehî, Latîfî, Kınalızâde ve Âlî'nin verdiği bilgiler İbn Arabşah, Taşköprizâde ve Mecdî'den alınmıştır ve dağınıktır. İlk öğreniminin nerede yapıldığı bilinmez; kaynakların birleştiği tek nokta, bilgisini artırmak için Mısır'a gidip Şeyh Ekmeleddin el-Bâbertî'den ders almasıdır. Dönüşte bir süre Aydınoğulları'na bağlanmış, Îsâ Bey'in oğlu Hamza için Arapça-Farsça manzum sözlüğü Mirkâtü'l-edeb'i ve Arap dilbilgisine dair iki Farsça ders kasidesini yazmıştır. Germiyanoğullarına ve Osmanlılara hangi tarihlerde bağlandığı kesin değildir.

Ahmedî'nin en uzun ve en verimli hamilik ilişkisi Yıldırım Bayezid'in oğlu Emîr Süleyman ile olmuştur. Eserlerinin çoğunu ona sunmuş, İskendernâme'nin Mevlid bölümünü 810'da (1407) Bursa'da, onun zamanında yazmıştır. Hüsameddin'in Mecdî'den aktardığına göre Ahmedî, Germiyanoğlu Süleyman Bey'den sonra Şehzade Süleyman'ın hizmetine girmiş, Ankara Savaşı'ndan önce onunla Sivas'a gitmiş, savaştan sonra Edirne'ye gelmiştir. Emîr Süleyman'ın 813 (1411) yılındaki ölümünden sonra yeni bir hami arayan şair, Çelebi Mehmed'in çevresine girmiştir. Mecdî, onun seksen yaşını geçmiş olarak Amasya'da öldüğünü kaydeder. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü de son olarak Çelebi Mehmed'e intisap ettiğini ve muhtemelen 812 (1410) yılından hemen sonra seksen yaşlarında Amasya'da öldüğünü yazar.

Hüsameddin'in anlatısı bu çerçeveye iki önemli ekleme yapar. Birincisi, Ahmedî'nin gençliğinde Amasya emiri Hacı Şâdgeldi Paşa'nın hocası, divan kâtibi ve nişancısı olduğu, emirin 783'te (1381) Kadı Burhaneddin ile savaşta ölmesi üzerine şehirden ayrıldığıdır. İkincisi, Timur'un Anadolu'dan çekilmesinin ardından 805'te (1402-03) Amasya'ya dönüp on yıl kadar Çelebi Mehmed'in yanında yaşadığıdır. Bu iki bilgi TDV ve TEİS maddelerinde yer almaz; Mustafa Çağhan Keskin de şairin Emîr Süleyman'ın 1411'deki ölümünden sonra, yaklaşık seksen yaşında Amasya'ya taşındığını yazar. Dolayısıyla Ahmedî'nin Amasya'daki son yıllarının süresi, kaynağa göre birkaç yıldan on yıla kadar değişir. Hüsameddin'in Ramazanzâde Mehmed Bey'den ve Kınalızâde'den aktardığı, Timur'la Kütahya'da hamama giden Ahmedî'nin cihangire "seksen akçe" değer biçtiği meşhur fıkra da bu yıllara aittir; fıkra tarihî bir olaydan çok, şairin hazırcevaplığı etrafında oluşmuş bir rivayet olarak okunmalıdır. Keskin, Gelibolulu Âlî'nin Ahmedî'nin Ankara Savaşı'ndan sonra Timur tarafından bile saygıyla karşılandığını bildirdiğini kaydeder.

Amasya ile Bağı

Ahmedî'nin doğum yeri, onu Amasya'ya bağlayan bilgilerin en tartışmalı olanıdır. TDV maddesine göre kaynaklar iki rivayeti tekrarlar: Taşköprizâde ve Mecdî onu Germiyanlı, Latîfî ve Âlî Sivaslı sayar. Hüsameddin ise Mecdî'nin Germiyanlı, Mehmed Süreyya'nın Sivaslı dediğini hatırlattıktan sonra Ahmedî'nin 782'de (1380-81) Amasya'da bulunduğunu ve Amasyalı Hızır bin Hacı Ahmed bin Sunkur'un oğlu olduğunu "kendi hattı ile" açıkça yazdığını söyler. Ona göre şair, Germiyanoğlu Süleyman Bey'in yanında yıllarca kaldığı için Germiyanlı, Şehzade Süleyman'ın nişancısı olarak Sivas'ta bulunduğu için de Sivaslı sanılmıştır. Hüsameddin bu notu hangi mecmuada gördüğünü belirtmez; bu yüzden iddia, belgenin kendisi yayımlanmadıkça onun tanıklığına dayanır. TEİS maddesi, Ahmedî'nin hayatı üzerine doktora tezi yazan Tunca Kortantamer'in de Amasya'da doğmuş olmasını akla daha yatkın bulduğunu kaydeder.

Ölüm yeri ise tartışmasızdır. Mecdî, Ramazanzâde Mehmed Bey ve Hanefî tabakat yazarı Takıyyüddin et-Temîmî, Hüsameddin'in aktarımlarına göre şairin 815 yılının sonlarında Amasya'da öldüğünü yazar. Hüsameddin'in eserinin üçüncü cildindeki yıllık olaylar arasında ise Ahmedî'nin ölümü 814 yılının olayları içinde anılır: "Yine bu sene meşâhîr-i şu'arâdan Mevlânâ Ahmedî Amasya'da vefât etdi. Dîvân-ı hümâyûn kâtibi idi. Yerine Amasya şu'arâsından Mahmûd Gubârî Çelebi dîvân kâtibi oldu." Böylece Hüsameddin'in kendi eserinde 814 ile 815 arasında bir fark doğar; bu kayıt ayrıca Ahmedî'nin Çelebi Mehmed'in Amasya'daki divanında kâtip olarak çalıştığını bildirir.

Ahmedî'nin Amasya'daki son yılları, şehrin Fetret Devri'ndeki edebî hayatının bir parçasıdır. Abdülvâsi Çelebi'nin Halîlnâme'sindeki anlatıma göre, Çelebi Mehmed'in lalası Amasyalı Bayezid Paşa, Farsça Veys ü Râmîn mesnevisini Türkçeye çevirme işini "şa'ir Ahmedî"ye vermiş, her beyit için bir altın vaat etmiştir. Ahmedî birkaç ay sonra çeviriyi bitiremeden ölmüş, iş Abdülvâsi Çelebi'ye kalmış, o da Ahmedî'nin okunaksız müsveddesini yetersiz bulup Halîlnâme'yi yazmıştır. Halil İnalcık, Çelebi Mehmed'in Ankara'dan Fetret'in sonuna kadarki mücadelesini anlatan anonim Ahvâl-i Sultan Mehemmed'in o sırada Amasya'da bulunan Ahmedî'ye ait olabileceğini ileri sürmüştür; bu görüş kesinleşmiş değildir. Fetret yıllarının Amasya'sı için sitedeki Fetret Devri'nde Amasya yazısına bakılabilir.

Hüsameddin ayrıca Ahmedî'yi Amasya'nın köklü bir ailesine bağlar. Ona göre şair, Sunkur soyundan olduğu için eski sadrazam Amasyalı Bayezid Paşa'nın amcazadelerindendir; eserinin onuncu cildindeki Sunkur maddesinde de "fâzıl ve şâir-i meşhûr Ahmedî İbrâhim Çelebi"yi Hacı Ahmed Beyzâde Hızır Çelebi'nin oğlu olarak anar. Bu akrabalık ve Hüsameddin'in verdiği soy cetveli başka kaynaklarda doğrulanamamıştır. Tarihçi bir başka maddede de, XIV. yüzyıl ortasında Amasya'da ilk Halvetî zaviyesini açan ve Farsça edebiyatı şehirde en çok yayan Şeyh Sa'dî Çelebi için "şâir-i meşhûr Ahmedî bunun yetişdirmesidir" der. Bu bilgi de yalnız Hüsameddin'e dayanır.

Eserleri

Ahmedî'nin en tanınmış eseri İskendernâme'dir. TDV maddesine göre eser 792'de (1390) yazılmış, şair nüshalardaki farklardan anlaşıldığına göre 813 (1410) yılına kadar ona eklemeler yapmıştır; Emîr Süleyman'a sunulmuştur. Türkiye'de otuz iki kadar yazması bilinen eser, Büyük İskender'in hayatını çerçeve alarak geometriden tıbba, felsefeden tarihe pek çok bilgiyi içine alan bir kültür kitabı niteliğindedir. Sonundaki "Dâstân-ı Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân" bölümü, Osmanlı hükümdarlarının tarihini anlatır ve TDV maddesine göre şairin şöhretinde belirleyici olmuştur. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki nüshanın tıpkıbasımı İsmail Ünver tarafından 1983'te yayımlanmıştır.

TEİS maddesine göre yaklaşık dokuz bin beyitlik divanında 74 kaside, 764 gazel, terkîb-i bendler ve terciî-bendler bulunur; divan, Osmanlı edebiyatı sahasının elde bulunan en eski eserlerinden sayılır ve üzerinde Yaşar Akdoğan'ın tenkitli metni ile Emrah Gülüm'ün 2021 tarihli doktora tezi dahil birkaç çalışma yapılmıştır. Selmân-ı Sâvecî'den genişletilerek Türkçeleştirilen Cemşîd ü Hurşîd 806'da (1403) tamamlanmış, tıp konulu Tervîhu'l-ervâh 1403-1410 arasında yazılmıştır. Edebî sanatlara dair Farsça Bedâyi'u's-sihr ile Mirkâtü'l-edeb, Mîzânü'l-edeb ve Mi'yârü'l-edeb adlı ders kitapları şairin dil ve belagat bilgisini gösterir. Hüsameddin'in saydığı eserlerden Süleymannâme'nin Ahmedî'ye ait olmadığı bugün anlaşılmıştır; Kasîde-i Sarsarî Şerhi ise yalnız Kâtib Çelebi'nin kaydından bilinir ve ele geçmemiştir. Veys ü Râmîn çevirisi, yukarıda anlatıldığı gibi yarım kalmıştır.

Şiiri ve Etkisi

Ahmedî'nin çağdaşları ve yakın halefleri onu dönemin en büyük şairi saymıştır. Hüsameddin'in aktardığı Temîmî'ye göre İbn Arabşah, Ahmedî için "Anadolu'da yegâne Türk şâiridir" demiştir; Temîmî de onun sözünü İbn Nübâte gibi Arap ediplerinin sözüne denk tutar. Hüsameddin ise onu üç dilde usta bir şair, zarif ve hazırcevap bir edip olarak tanıtır. TEİS maddesi, yaklaşık bir asır boyunca Türkçe yazan şairlerin büyük kısmının Ahmedî'nin divanındaki şiirlere nazire yazarak yetiştiğini belirtir: Edirneli Nazmî'nin Mecma'u'n-nezâ'ir'inde Ahmedî'nin 23 şiirine 134 kadar şair tarafından 249 nazire, Pervâne Bey Mecmuası'nda ise 16 şiirine 371 nazire yazılmıştır. TDV maddesi Amasyalı Münîrî'yi de Ahmedî'den etkilenen şairler arasında sayar.

Hüsameddin'in kitabına aldığı şiirler bu nazire geleneğinin izini taşır. Tarihçi, Mecdî'nin İskendernâme'den naklettiği bir beyit ile iki beyitlik bir mesnevi parçasını ve Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki Mecma'ü'n-Nezâ'ir nüshasında gördüğü üç gazeli aktarır. Dipnotunda bu mecmuanın 955'te ölen Sipahi Nazmî Çelebi'ye ait olduğunu, çoğunlukla Amasya şairlerinin nazirelerini topladığını ve Münîrî'nin de pek çok şiirini içerdiğini yazar. Ahmedî'nin sevgiliye seslenen gazellerinden biri, son beytinde şairin asıl adını Kur'an'daki bir ayetle birleştirerek söyler: "İşidin dir inne İbrâhime evvâhün münîb". Hüsameddin, Ahmedî'nin adının İbrâhim olduğunu bu mısradan da çıkarır. Bu şiirler ile TDV maddesinde anılan, içinden gizli bir beyit ve bir rubai çıkan müveşşah kaside parçası, şairin şiirleri arasında ayrı yazılar olarak verilmiştir. Bir yüzyıl sonra Amasyalı şair Hızrî'nin, Âb-ı Hayât mesnevisinde rüyasında sohbet ettiği şairler arasında Câmî ve Gülşenî ile birlikte Ahmedî'yi de anması, şairin Amasya'daki hatırasının sürdüğünü gösteren küçük bir işarettir.

Ailesi

Hüsameddin'e göre Ahmedî'nin babası Amasya âlimlerinden Mevlânâ Hayreddîn Hızır Çelebi, dedesi Sunkur oğlu Hacı Şehâbeddîn Ahmed'dir. Şairin oğlu Ekmeleddîn Mehmed Çelebi, Bursa'da okuyup müderris olmuş, 804'te (1401-02) babasıyla birlikte Amasya'ya gelmiş, burada ders vermiş, kadılık yapmış, sonra Amasya vilayetinin muharriri ve defterdarı olmuş ve 835 (1431-32) dolaylarında ölmüştür. Hüsameddin, Ekmeleddîn'in oğlu Tâceddîn İbrâhim Bey'i ve onun oğlu Şehâbeddîn Ahmed Çelebi'yi de tanınmış âlim ve beyler arasında sayar. Oğlunun maddesinde verilen 804 tarihi, Ahmedî'nin maddesindeki 805 tarihinden bir yıl öncedir; iki tarih arasındaki fark kaynakta açıklanmaz.

Kronoloji

735 (1334-35): Muhtemel doğum yılı; Hüsameddin'e göre Amasya'da doğar.

783 (1381): Hüsameddin'e göre hocalığını ve kâtipliğini yaptığı Hacı Şâdgeldi Paşa'nın Kadı Burhaneddin ile savaşta ölümü üzerine Amasya'dan ayrılır.

792 (1390): İskendernâme'yi yazar.

804 (1402): Ankara Savaşı ve Yıldırım Bayezid'in esareti; Hüsameddin'e göre Kütahya'da Timur'dan iltifat görür.

805 (1402-03): Hüsameddin'e göre Amasya'ya gelip Çelebi Mehmed'in erkânı arasına girer.

806 (1403): Cemşîd ü Hurşîd'i tamamlar.

810 (1407): İskendernâme'nin Mevlid bölümünü Bursa'da, Emîr Süleyman zamanında yazar.

813 (1411): Emîr Süleyman ölür; Ahmedî Çelebi Mehmed'in çevresine girer.

814-815 (1411-1413): Amasya'da ölür; Hüsameddin'in üçüncü cildi 814'ü, altıncı cildi ile Mecdî ve Temîmî 815 yılının sonlarını verir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar