Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 Kösedağ Muharebesi'nden sonra İlhanlıların vergi kolu hâline gelmesi, Anadolu'nun siyasi haritasını yavaş yavaş çözdü. Sultanlar tahtta oturmaya devam etti, fakat uç bölgelerde yaşayan Türkmen boyları kendilerini koruyan ve geçindiren yerel beylere bağlanmaya başladı. On üçüncü yüzyılın sonu ile on dördüncü yüzyılın ilk çeyreği arasında ortaya çıkan irili ufaklı beylikler, Anadolu'nun Türkleşmesini ve yurt tutulmasını bölge bölge derinleştirdi. Amasya bu yeni düzende ne büyük bir hanedanın başkenti ne de tek bir beyliğin parçasıydı. Kuzeybatısında Kastamonu'da Çobanoğulları, kuzeyinde Sinop'ta Pervâneoğulları, doğu ve kuzeydoğusunda ise Canik beylikleri diye anılan, her biri ayrı bir aileye ait küçük yönetimler vardı. Şehrin kendisi de bu mozaiğin bir parçasıydı, çünkü Amasya'da Kutluşahlar adıyla anılan bir hanedan hüküm sürüyordu.

Çobanoğulları

Kuruluşu ve Hüsameddin Çoban

Kastamonu çevresindeki Çobanoğulları Beyliği'nin kurucusu, Anadolu Selçuklularının Kastamonu uç beyi olan Emîr Hüsâmeddin Çoban'dır. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddeye göre Oğuzların Kayı boyuna mensup olan Çoban'ın, Anadolu fâtihi Kutalmışoğlu Süleyman'ın emîrlerinden Kara Tegin'in soyundan geldiği rivayet edilir. Çağdaş kaynaklar onu dürüst, kahraman, cömert ve sürekli gazâ ile meşgul biri olarak anar. Beyliğin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmez ve varlığı on ikinci yüzyılın sonlarına kadar geri götürülebilir. Çoban'ın 1211-12 yılında Kastamonu beyi olduğu ise kesindir. I. Alâeddin Keykubad 1219-20'de tahta çıktığında Çoban Konya'ya giderek bağlılığını bildirmiş ve Kastamonu beyliğine ilişkin menşurunu yenilettirmiştir.

Çoban'ın şöhreti Kırım seferine dayanır. Moğolların Kırım'a uzanarak önemli bir ticaret merkezi olan Suğdak'ı işgal etmesi üzerine Alâeddin Keykubad onu bu iş için görevlendirdi. Çoban Kırım sahiline başarılı bir çıkarma yaptı, Suğdak'ı geri aldı ve Kıpçak hanının ile Rus knezlerinin itaatini sağladı. Bir süre şehirde kalan emîr burada bir cami yaptırdı, kadı, imam ve müezzinler tayin etti. Selçuklu sultanının emriyle 1224'te Kastamonu'ya döndü. Kastamonu uç beyliği böylece yalnızca iç Anadolu'ya bakan bir sınır karakolu olarak kalmamış, Karadeniz'i aşan bir sefer düzenleyebilecek güce ulaşmıştı.

Moğol Hâkimiyeti Altında

Çoban'ın ölüm tarihi bilinmiyor. Yerine oğlu Alp Yürek geçti ve onun zamanında Anadolu Selçuklularının Moğol hâkimiyetine girmesiyle beylik de yeni hâkimlere bağlandı. Siyasi olduğu kadar ekonomik bağımsızlığını da yitiren Çobanoğulları'nın başına 1280 civarında Alp Yürek'in oğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan geçti. Saltuknâme, Kastamonu bölgesinde onun inanmayanlara karşı amansız bir cihat yürüttüğünü kaydeder. Yavlak Arslan'ın beyliği III. Gıyâseddin Keyhusrev (1266-1284) ile II. Mesud'un (1284-1296, 1302-1310) hükümdarlık yıllarına denk düşer. Anadolu'nun öteki bölgeleriyle kıyaslandığında Kastamonu'da durum onun zamanında nispeten sakindi. Yine de Yavlak Arslan Selçuklu hanedanındaki taht mücadelelerinde etkin rol aldı; başlangıçta II. Mesud'a bağlandı (1284), sonradan ona karşı çıktı.

İlhanlı hükümdarı Argun Han'ın 1291'de ölümünden sonra Moğollar arasında çıkan taht kavgası, Anadolu'daki öteki Türkmen toplulukları gibi Çobanoğulları'nı da hareketlendirdi. Yavlak Arslan bu karışıklıklar sırasında öldü, yerine geçen oğlu Mahmud beyliğin son emîri oldu. Mahmud zamanında Bizans topraklarına akınlar yapıldı ve Sakarya'nın batısındaki bazı yerler alındı. O sıralarda Osman Bey'den daha nüfuzlu göründüğü anlaşılan Mahmud, 1309'da Candaroğlu Süleyman tarafından yenildi ve Çobanoğulları Beyliği sona erdi. Kastamonu'nun yeni sahibi Candaroğulları oldu. Candaroğulları sonraki yıllarda Sinop'u da kendi topraklarına katacak ve Karadeniz'in bu kesimindeki en uzun ömürlü beyliklerden biri hâline gelecekti.

Kastamonu'da İlim ve İmar

Bir asra yakın Kastamonu ve çevresini elinde tutan Çobanoğulları, siyasi ömrünün kısalığına karşın bölgede yoğun bir ilmî ve edebî hayat doğurdu. Emîrlerin, özellikle Hüsâmeddin Çoban'ın kültür ve imar işleriyle ilgilenmesi, Orta Asya, İran ve Irak taraflarından birçok âlim ve sanatkârın Kastamonu'ya gelmesine yol açtı. Bu kişiler beylere eserler ithaf etti. Adına en çok kitap yazılan emîr Yavlak Arslan'dır. Anadolu'da uzun süre müderrislik ve başkadılık yapmış, astronomi, fizik, felsefe ve coğrafya alanlarında ün kazanmış Kutbüddîn-i Şîrâzî, Kastamonu'ya gelip astronomiye dair İḫtiyârât-ı Muẓafferî'yi ona sundu. Muhammed b. Mahmûd Farsça Fusṭâṭü'l-ʿadâle fî ḳavâʿidi's-salṭana'yı, Hoylu Hasan b. Abdülmü'min de bir inşa kitabı olan Nüzhetü'l-küttâb'ı yine Yavlak Arslan adına yazdı. Aynı müellif, Emîr Mahmud için de Ḳavâʿidü'r-resâʾil adlı bir inşa kitabı kaleme aldı.

İmar alanında günümüze ulaşan yapıların en önemlisi, Taşköprü'deki Muzafferüddin Yavlak Arslan Medresesi'dir. Bu medrese Osmanlı döneminde de ilim merkezi olmayı sürdürmüştür. Kastamonu'daki Atabey Gazi Camii ise 1273 tarihli yazısıyla Çobanoğulları devrinin bir başka yapısıdır. Bu bilgiler, beylikler çağının yalnızca savaşlarla anlatılamayacağını gösterir. Çevredeki küçük sarayların her biri müderris, müellif ve mimar çekmeye çalışan birer merkezdi ve Amasya'nın ilim hayatı da bu ağın içinde şekillendi.

Çobanoğulları adı tarihte başka bir hanedanla da karıştırılır. Emîr Çoban Noyan Suldus'un soyundan gelen ve İlhanlıların dağıldığı yıllarda 1317-1355 arasında Tebriz merkezli Azerbaycan'ı elinde tutan hanedan da aynı adı taşır. Anadolu valiliği yapmış Timurtaş, o hanedanın kurucusunun oğludur. Burada anlatılan beylik ise Kastamonu'daki Selçuklu uç beylerinin kurduğu beyliktir ve iki ailenin birbirine bağlandığına dair elimizdeki kaynaklarda bir işaret yoktur.

Pervâneoğulları

Muînüddin Süleyman Pervâne

Sinop'ta kurulan Pervâneoğulları Beyliği'nin adı, Anadolu Selçuklu Devleti'nin güçlü vezirlerinden Muînüddin Süleyman'ın taşıdığı pervâne unvanından gelir. Süleyman, II. Gıyâseddin Keyhusrev'in veziri Mühezzebüddin Ali ed-Deylemî'nin oğludur. Babası 1243'te Moğollarla barış yapmak için Mugan'a giderken onu ve kardeşlerini de yanında götürdü. Muînüddin kaynaklarda önce Tokat emîri olarak anılır, ardından Erzincan subaşılığına getirilir, II. İzzeddin Keykâvus'un hizmetinde emîr-i hâcib olarak görev yapar. 1256 Sultanhanı Savaşı'nda Keykâvus'un Moğollara yenilmesinin ardından IV. Kılıcarslan tahta çıkarıldığında Muînüddin Süleyman pervâne görevine getirildi ve kısa sürede devleti fiilen yöneten kişi hâline geldi. Tahtta Kılıcarslan otursa da ülkenin gerçek yöneticisi Pervâne idi.

Sinop'un alınışı onun adıyla birlikte anılır. Şehir Trabzon Komnenoslarının eline geçmişti. Kılıcarslan ve Pervâne 1265'te İlhanlı tahtına çıkan Abaka Han'ı kutlamaya gittiklerinde Sinop'u Rumların elinden kurtarmak istediklerini söyleyip izin aldılar. Dönüşte Pervâne Tokat, Niksar ve Samsun yörelerinden topladığı askerle Sinop üzerine yürüdü, şiddetli bir kuşatmanın ardından şehri aldı ve kiliseye çevrilmiş camileri yeniden ibadete açtı (1266). Fetih, fetihnâmelerle bütün İslâm ülkelerine ve Abaka Han'a bildirildi. Bu başarıdan güç alan Pervâne, Kılıcarslan'dan Sinop'un kendisine temlik edilmesini istedi ve sultan, Abaka'nın desteğini taşıyan vezirine boyun eğmek zorunda kaldı. Temliknâmeyi dönemin tarihçisi İbn Bîbî yazdı. Kısa süre sonra Kılıcarslan Pervâne'nin tertibiyle öldürüldü ve yerine küçük yaştaki III. Gıyâseddin Keyhusrev çıkarıldı. Pervâne kızını da yeni sultanla evlendirdi.

Süleyman Pervâne'nin sonu, yürüttüğü ikili siyasetin bedeli oldu. Rakip gördüğü devlet adamlarını Memlük Sultanı Baybars'la iş birliği yapmakla suçlarken, Abaka'nın güvenini yitirmeye başladığını anlayınca kendisi de Baybars'a gizlice yazdı. 1277'de Baybars Anadolu'ya girdi ve Elbistan'da Moğol ordusunu yendi (15 Nisan 1277). Pervâne'nin komutasındaki Selçuklu askerleri savaşta ciddi biçimde yer almadı; kimi taraf değiştirdi, kimi teslim oldu. Aralarında Pervâne'nin oğlu ile torunu da vardı. Baybars Suriye'ye çekilince Abaka Han geldi, savaş alanında Moğol ölüleri arasında hiç Selçuklu cesedi bulamayınca öfkelendi ve Pervâne'yi Memlük sultanıyla anlaşmakla suçladı. Pervâne 2 Ağustos 1277'de yakınlarıyla birlikte idam edildi. Dönemin İlhanlı devlet adamı Şemseddin Cüveynî'nin tepkisi, aktarıldığına göre, "Süleyman artık yok, şeytanlar özgür" olmuştur. Aynı Pervâne Mevlânâ'nın yakın dostu ve müridiydi; Mevlânâ Fîhi mâ fîh'i ona sunmuştur. Tokat'ta Fahreddîn-i Irâkî için bir hankah, bir hamam ve bir şifâhâne, Kayseri'de bir medrese, Merzifon'da bir cami yaptırdığı da kaydedilir. Merzifon'daki bu eser, Amasya çevresinin Pervâne ailesiyle ilk bağlarından biridir.

Beyliğin Hükümdarları

Pervâne öldürüldüğünde Sinop'ta onun yerine bırakılmış oğlu Muînüddin Mehmed bulunuyordu. Mehmed babasının ölümünün ardından bağımsızlığını ilan ederek beyliği kurdu (1277). İlhanlılarla iyi geçinmeye çalıştı ve kendisine pervânelik de verildi. Anadolu'daki karışıklıklar sırasında Kastamonu yönüne hareket ettiğinde babasının eski adamları ona katıldı. Bu dönemde Çankırı ve Konya çevresinde yağma ve ağır vergi uyguladığı, Konya'da kendisine yol gösteren Müstevfi Asilüddin ile Tuğracı Muzafferüddin'i cezalandırdığı anlatılır. Mehmed ilim adamlarını da korudu. Devrin büyük sûfîlerinden Fahreddîn-i Irâkî muhtemelen onun daveti üzerine Tokat'taki zaviyesini bırakıp Sinop'a geldi ve onun elçisi olarak Mısır'a gitti. Müeyyidüddîn Cendî de son yıllarını Sinop'ta geçirerek Mehmed'e bir eser sundu. Mehmed 1296 ya da 1297'de Konya'da öldü. Yerine kardeşinin oğlu Mühezzebüddin Mesud geçti; kimi kaynaklar Mesud'u onun oğlu sayar.

Mesud Bey İlhanlılara yaklaştı, onların yöneticilerinden Mücirüddin Emirşah'ı damat edindi, Bafra ve Samsun'u alarak beyliğin sınırlarını genişletti. Cenevizlilerin kurduğu bir tuzağa düştü, Ceneviz kolonisi Kefe'ye götürüldü ve 900.000 dirhem fidyeyle 1298'de kurtuldu. 1300'de Sinop'ta öldü. Yerine geçen oğlu Gazi Çelebi beyliğin en belirgin hükümdarıdır. Donanmaya önem verdi; önce Trabzon Rum imparatoruyla anlaştı, ardından deniz kuvvetleriyle Kırım ve Kefe yönüne sefer düzenledi ve Ceneviz donanmasını Kefe yakınında yendi. 1319'da Trabzon'a karşı harekete geçti, 1322'de Cenevizlilerin Sinop'a saldırısını geri çevirdi. Aynı yıl bir av sırasında bir ağaca çarparak öldü. İbn Battûta onu cesur ve büyük bir savaşçı olarak anar. Yaklaşık yirmi iki yıl süren hükümdarlığı boyunca Karadeniz'in doğu ve kuzey sahillerindeki Rumları ve Cenevizlileri sindirmeyi başardı; kara savaşlarından kaçınması, İlhanlıların düşmanlığını çekmemek içindi.

Kimi kaynaklar Gazi Çelebi'nin geniş bir ülkeye sahip olduğunu, hatta İlhanlı hükümdarından aldığı yarlıkla Anadolu'nun yarısına hükmettiğini yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Pervâneoğulları maddesi ise onun hâkimiyetinin Sinop ve çevresiyle sınırlı kaldığını belirtir. Aynı madde, Gazi Çelebi'nin Selçuklu sultanı II. Mesud'un oğlu olduğu yolundaki rivayetin de doğru olmadığını kaydeder. Erkek çocuğu olmadığı için yerine kızı geçti, ancak Kastamonu'daki Candaroğlu Süleyman Paşa, Sinop'taki karışıklık yüzünden Trabzon imparatorunun şehri alabileceğini düşünerek Sinop'u kendi ülkesine kattı. Pervâneoğulları böylece 1322'de sona erdi. Sinop'a bir zamanlar "Hatun-ili" denmesi, muhtemelen şehrin kısa süre Gazi Çelebi'nin kızı tarafından yönetilmiş olmasından gelir.

Sinop'ta Kalan Eserler

Pervâneoğulları devrinden Sinop'ta günümüze ulaşan eserlerin en önemlisi, Süleyman Pervâne'nin 1267-68'de yaptırdığı Ulucami'dir. Caminin arkasındaki kesme taş medrese yanlışlıkla Alâeddin Medresesi diye bilinir; güney cephesinde mermer sütunlu bir avlusu ve iki yanında on altı hücresi vardır. Gazi Çelebi'nin mezarı, büyük dedesi Pervâne'nin yaptırdığı bu medresenin sağ yanındaki küçük bahçededir. Boztepe'de Emin Tayboğa adına oğlu tarafından 1297'de yaptırılan ve yanlışlıkla Seyyit Bilal'e atfedilen türbe de aynı dönemden kalmadır. Pervâne ayrıca Trabzon Komnenoslarının işgali sırasında (1261) tamamen yıkılan Sinop'taki Alâeddin Camii'ni de yeniden ayağa kaldırmıştır.

Canik Beylikleri

Bölgenin Siyasi Yapısı

Canik beylikleri, bugünkü Orta Karadeniz ve Doğu Karadeniz'in bir kısmına on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda hâkim olan ikinci dönem Anadolu beyliklerine verilen addır. Taceddinoğulları, Bafra, Kubadoğulları, Taşanoğulları, Kutluşahlar ve Hacıemiroğulları beyliklerinden oluşan bu topluluk, tek bir hanedanın sınırları belli bir ülkesi değildir. Her biri ayrı bir ailenin yönettiği ve sınırları bugün hâlâ tam belirlenemeyen küçük yönetimlerdir. Zaman zaman kısmen ya da tamamen bağımsız olsalar da çoğunlukla Eretna Beyliği'ne, Kadı Burhaneddin Devleti'ne ve sonunda Osmanlı Devleti'ne bağlı yaşadılar. Eretna ve Kadı Burhaneddin dönemi Amasya'sı ayrı bir yazıda ele alındığı için burada yalnızca bu çerçevede anılacaktır.

Bölgenin haritası şöyleydi: Yeşilırmak deltasına Taceddinoğulları yerleşmişti, doğusunda Canik beyliklerinin en güçlüsü olan Hacıemiroğulları bulunuyordu. Taceddinoğullarının batısında Ladik ve Kavak'ta Kubadoğulları, güneyinde merkezi Amasya olan Kutluşahlar, Havza ve Vezirköprü'de Taşanoğulları hüküm sürüyordu. Moğolların Anadolu'dan çekilmesiyle birlikte buradaki Türkmenler Trabzon İmparatorluğu'na akın düzenlemeye başladı. Yunan kaynaklarına göre on dördüncü yüzyılın başlarından itibaren Doğu Karadeniz'in yaklaşık 500 kilometrelik bölümü Türkmenlerin eline geçti; Hamsiköy, Torul, Gümüşhane ve Kovanlı onlarla Rumlar arasındaki sınır oldu. Türkmen yoğunluğu o kadar arttı ki baskıya dayanamayan Rumlar Trabzon çevresindeki kırsal topraklarını bırakarak şehre çekildi. Trabzon İmparatorluğu'nun asker sayısının on binden fazla olmadığı bir dönemde, Canik beyliklerinin toplamda yirmi ila yirmi beş bin kadar askeri bulunduğu belirtilir.

Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları

Taceddinoğulları ile Hacıemiroğulları Çepni Türkmenlerine dayanır ve kökenleri, Orta Karadeniz'in Türkleşmesinde büyük rol oynamış Danişmendlilere bağlanır. Taceddinoğulları Niksar ve Orduköy (Çarşamba) merkezli olarak Bafra'dan Kelkit havzasına, güneyde Niksar'a kadar uzanan geniş bir bölgede hüküm sürdü. Beylik İlhanlılara 1335'e kadar, sonra Eretna'ya ve Kadı Burhaneddin'e bağlı kaldı; yaklaşık 12.000 kilometrekarelik bir alan tuttuğu belirtilir. Yöneticiler listesinde Tâcüddîn Doğan Şah (1308-1346), Tâcüddîn Bey (1346-1387), Mahmud Çelebi (1387-1423) ve Hüsâmüddîn Hasan Bey (1423-1425) sayılır. 1379'da Trabzon İmparatorluğu'yla mücadele edip Yeşilırmak ağzı çevresini aldılar; 1386 tarihli bir kayıtta on iki bin askerleri olduğu geçer ki bu, altmış bini aşan bir nüfusa karşılık gelir. Sonları konusunda kaynaklar aynı fikirde değildir. Kimi kayıtlar 1415'i, kimileri 1425'i, bir başkası 1427-28'i verir.

Hacıemiroğulları, Bayramlu Beyliği adıyla da anılır. Merkezi Mesudiye'dir, sonradan Ordu sınırlarındaki Eskipazar'a taşınmıştır. Yönetici listesinde Hacı Bayram Bey (1313-1331), oğlu Hacı Emir Bey (1331-1361) ve Süleyman Bey (1386-1392) geçer. Beylik 1347'de Fatsa ve Ünye'yi, 1396'da Giresun'u aldı. Bundan yaklaşık yedi yıl sonra bölgeye gelen İspanya elçisi Clavijo, Hacıemiroğulları'nın on bin askeri olduğunu ve topraklarını Tirebolu'ya kadar genişlettiklerini bildirir. Taceddinoğulları ve Hacıemiroğulları arasında gerilimler de yaşandı. Anlatıya göre hastalanan Hacı Emir yerini oğlu Süleyman'a bırakmış, iyileşince geri istemişti. Baba ile oğul ayrılınca Taceddin Bey bundan yararlanıp saldırmaya kalktı, Süleyman Kadı Burhaneddin'den yardım istedi ve Kadı, ilim ehlinin başı olan Şeyhülislam Şeyh Yar Ali'yi Tâceddin Bey'e göndererek onu uyardı. Hacı Emir oğlu Süleyman Bey, Yıldırım Bayezid Samsun'a geldiğinde 1398'de Osmanlı hâkimiyetini kabul etti; yönetim yine ailede kaldı. 1402'deki Ankara yenilgisinden sonra Hacıemiroğulları yeniden bağımsız oldu ve ancak 1427'de Osmanlı'ya kesin olarak katıldı. Toprakları bölünüp kazalara ayrıldı, tahrir yapıldı ve tımar düzeni uygulanmaya başlandı.

Kubadoğulları

Samsun, Ladik ve Kavak çevresinde kurulan Kubadoğulları Emirliği, Osmanlı Devleti ile Samsun'un hâkimiyeti konusunda sık sık karşı karşıya geldi. Kurucusu Tâceddin Altunbaş, bir anlatıma göre 1308-1318 arasında Amasya'da İlhanlılara bağlı bir sultan olarak hüküm sürmüş ve Anadolu Selçuklu sultanı II. Mesud'un oğludur. Samsun'daki Şeysafi köyünde bulunan bir mezar taşında ölüm tarihi 1357 olarak yazılıdır ve Altunbaş'ın ölümü buna dayandırılır. Ardından oğlu Keykubad, sonra Ali Bey geçti. Ali Bey Amasya emiri Hacı Şadgeldi ile halefi Emir Ahmed'e tabi olarak vasal oldu. Altunbaş'ın atabeyi Emiroğlu Taşan ise Havza, Merzifon ve Vezirköprü çevresinde ayrı bir beylik kurdu.

Osmanlı ile Kubadoğulları arasındaki mücadele Samsun'un el değiştirmesiyle izlenir. 1395'te Candaroğulları'ndan alınan Samsun kısa süre Osmanlı'ya geçti, sonra Kubadoğulları tarafından alındı. I. Bayezid 1398'de Kubadoğulları üzerine yürüdü ve Samsun'a Bulgar çarının oğlu İskender'i vali tayin etti. Ankara Savaşı'ndan sonra Kubadoğulları Samsun'u yeniden eline geçirdi. Timur'un atamasıyla Amasya çevresinde sultanlık ilan eden Mehmed Çelebi'yi tanımayan Kubadoğlu Ali Bey, Taceddinoğulları üzerine yürüdü, onları yendi ve başkentleri Niksar'ı kuşattı. Mehmed Çelebi Amasya'dan gelerek Ali Bey'i bozguna uğrattı ve Taşanoğlu Ahmed Bey'i Samsun valisi atadı.

Ali Bey'in oğlu Cüneyd Bey, 1414'e kadar Taşanoğullarının yönettiği Samsun'u kuşatıp aldı, ardından Osmanlı padişahından af dileyince vali olarak yerinde bırakıldı. İbn Arabşah onu "Canik emirliğinin hükümdarı" olarak anar ve Cüneyd 1419'da I. Mehmed'e bağlılığını kabul etti. Sonu kanlı oldu. Kastamonu emiri Kötürüm Bayezid'in oğlu Hızır Bey, Taceddinoğlu Hasan Bey'le ittifak yapıp onu öldürttü ve Samsun'u işgal etti. I. Mehmed tahta oturunca bölgenin tamamen devlete bağlanması için Biçeroğlu Hamza Bey'i görevlendirdi. Çelebi Mehmed'in Amasya valisi olan oğlu Murad, II. Murad olarak 1421'de tahta çıktığında yaşanan saltanat kavgasından yararlanan Türkmenler Tokat, Amasya, Artova ve Sinop'a saldırdı. Cüneyd'in oğlu Canik emiri Hüseyin Bey de 1422'de Samsun'u aldı. Lala Yörgüç Paşa'nın Amasya'ya çağırdığı Türkmen liderleri orada kılıçtan geçirilince Hüseyin Bey bizzat Amasya'ya gidip teslim oldu. Bu olaydan sonra Kubadoğulları soyu bir daha Samsun'da hâkimiyet kuramadı.

Taşanoğulları

Havza, Vezirköprü ve Merzifon'a hâkim olan Taşanoğulları, Taşan Bey tarafından kurulmuştur. Taşan'ın Trabzon'un ele geçirilmesinde önemli rolü olduğu anlatılır. Bölgede Timurtaş'ın siyasi sahneden çekilmesiyle ortaya çıkan Taşan, Eretna'ya bağlıydı ve 1366'dan sonra daha sonra adını alacak Taşan Dağı'na yerleşerek faaliyetlerine başladı. Merkez Merzifon olmak üzere oğulları Bali Ahmed, Ali, Hasan ve Şahin Beyler yönetimi sürdürdü. Beyliğin tarihi kaynaklarda birbirini tutmayan tarihlerle verilir. Canik beylikleri tablosu kuruluşunu 1350, yıkılışını 1398 olarak gösterir, aynı bölge için başka bir kayıt Osmanlı'ya katılımı 1430 olarak verir. Merzifon tarihine ilişkin bir anlatı ise Taşanoğullarının, Yıldırım Bayezid 1393'te Amasya'yı aldığında Osmanlı'ya gönüllü katıldığını söyler. Bu tarihlerin hangisinin doğru olduğu mevcut kaynaklarla kesin biçimde ayırt edilemez.

Kutluşahlar

Canik beylikleri arasında Amasya'yı doğrudan ilgilendiren, Şadgeldiler ya da Amasya Beyleri adıyla da anılan Kutluşahlar Beyliği'dir. 1340'ta Amasya'da kurulan beylik bir dönem Tokat'a da hâkim oldu. Kurucu Hacı Kutluşah Bey, Anadolu Selçuklularından Tâceddin Altunbaş'ın kölesi ve manevi oğlu olarak anılır. Kutluşah'ın kökeni konusunda kaynaklar ayrışır. Hüseyin Hüsameddin, Müneccimbaşı Ahmed Efendi'nin (ö. 1702) Câmiü'd-düvel'inde adının el-Hâcc Kutlu Şâh bin Kürt ve "Kutlu Şâh el-Kürdî" biçiminde geçtiğini, onun aslen Kürt ya da Moğol sayıldığını aktarır. Aynı dönemde yaşayan Selahaddin es-Safedî ise A'yânü'l-Asr'da onu Moğol emiri olarak ve "el-Vaşakî" lakabıyla anar. Hüseyin Hüsameddin onun aslen Buşaklu oymağından bir Türk olduğunu savunur.

Kutluşah 1361'de öldü, yerine oğlu Hacı Şadgeldi Bey (1361-1381) geçti. Şadgeldi Eretna Devleti'ne bağlı kaldı, komşu beyliklerle siyasi ilişkiler kurdu ve Candaroğlu Celâleddin Bayezid'in (Kötürüm Bayezid) kızıyla evlendi. 1381'de hükümdarlığını ilan eden Kadı Burhaneddin'e karşı savaş açan beylerin önderliğini yaptı, fakat ilk çarpışmada yenilerek öldürüldü. Oğlu Ahmed Bey (1381-1393) Kadı Burhaneddin'in hâkimiyetini tanıdı. Beylik aynı yıl Osmanlı'ya bağlılığını da bildirdi ve Ahmed Bey, Amasya yöresini yaklaşık on iki yıl Osmanlı valisi olarak yönetti. 1393'te Yıldırım Bayezid Amasya'yı alarak Kutluşahların hâkimiyetine son verdi. Canik beyliklerinden dağılan ilk beylik budur.

Kutluşahlar yarım asırlık hâkimiyetleri sırasında Amasya'ya Türk-İslam mimarisinin yapılarını kazandırdı. Şehre gelen ozan ve yazarları da korudukları için dönemin yazılı kaynaklarında kendilerinden büyük hükümdarlar gibi söz edilir.

Osmanlı Çatısı Altında Birleşme

I. Bayezid döneminde bölge imparatorluğa katılmaya başladığında dağılan ilk beylik 1393'te Kutluşahlar oldu. Sonraki yıllarda bütün Canik beylikleri çeşitli tarihlerde Osmanlı'ya bağlandı. 1402'de Ankara'da alınan yenilgiyle Osmanlı'da fetret devri başlayınca beyliklerin çoğu kısa bir süre yeniden ortaya çıktı. Yerel beyler hem bağımsız hareket etti hem topraklarını genişletmeye çalıştı hem de ittifaklar kurdu. Fetret 1413'te sona erince Canik'in neredeyse tamamı yeniden Osmanlı'ya katıldı. Hacıemiroğulları ve Taceddinoğulları 1427-28'e kadar, Taşanoğulları ise en son, 1430'da Osmanlı'ya dâhil oldu. Bafra Beyliği'nin dağılış tarihi 1460 olarak verilir. Merkezi Samsun olan bölgede kurulan sancak Canik Sancağı adını taşıdı; Cumhuriyet'in kurulmasından kısa süre önce kaldırıldı ve adı Samsun olarak değiştirildi. Canik adı bugün Karadeniz kıyılarının orta kesiminin ve o kesimdeki dağların (Canik Dağları) coğrafi adı olarak yaşar.

Beylikler Çağının Amasya Açısından Anlamı

Bu küçük yönetimlerin her biri, çevredeki güçlerin arasında kendi yolunu bulmaya çalıştı. Çobanoğulları Moğol baskısı altında bile Kastamonu'yu ilim merkezi yaptı. Pervâneoğulları, Sinop'un limanına dayanarak Ceneviz ve Trabzon baskısını yarım asır kadar göğüsledi. Canik beylikleri yarı bağımsız bir bölge siyaseti yürüterek Orta ve Doğu Karadeniz'in Türkleşmesini sürdürdü. Amasya bu dengelerin tam ortasındaydı ve şehri elinde tutan Kutluşahlar da onların bir parçasıydı. Beyliklerin hemen hepsi sonunda Osmanlı Devleti'nin çatısı altında birleşti. Amasya, Mehmed Çelebi'nin ve ardından oğlu II. Murad'ın valiliğiyle Osmanlı dünyasında yeni bir konum kazanmaya başladı.

Kronoloji

1211-12: Hüsâmeddin Çoban'ın Kastamonu beyi olarak bulunduğu kesin olarak bilinen ilk tarih.

1243: Kösedağ Muharebesi; Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlılara bağlanır.

1266: Muînüddin Süleyman Pervâne Sinop'u Rumlardan alır.

1277: Elbistan Muharebesi (15 Nisan); Pervâne'nin idamı (2 Ağustos); Pervâneoğulları Beyliği'nin kuruluşu.

1309: Candaroğlu Süleyman Emîr Mahmud'u yener; Çobanoğulları sona erer.

1322: Gazi Çelebi'nin ölümü; Sinop Candaroğullarına geçer, Pervâneoğulları sona erer.

1340: Kutluşahlar Beyliği Amasya'da kurulur.

1346: Taceddinoğulları Beyliği'nin kuruluşu (kabul edilen tarih).

1381: Hacı Şadgeldi Kadı Burhaneddin'e karşı savaşta ölür; Ahmed Bey Osmanlı'ya bağlılığını bildirir.

1393: Yıldırım Bayezid Amasya'yı alır; Kutluşahlar sona erer.

1402: Ankara Savaşı; Canik beylikleri kısa süreliğine yeniden ortaya çıkar.

1413: Fetret devri sona erer.

1422: Kubadoğlu Hüseyin Bey Amasya'da teslim olur.

1427-1430: Hacıemiroğulları, Taceddinoğulları ve en son Taşanoğulları Osmanlı'ya katılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Canik beylikleri, Taceddinoğulları, Hacıemiroğulları, Kubadoğulları, Taşanoğulları ve Kutluşahlar maddeleri, Vikipedi; atıf yapılan eserler: Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi; Kâzım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun 1940; İ. H. Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri. tr.wikipedia.org

Diğer kaynaklar

  • Yaşar Yücel, "Çobanoğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul 1993, s. 354-355. islamansiklopedisi.org.tr
  • Muharrem Kesik, "Muînüddin Süleyman Pervâne", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, Ankara 2020, s. 91-93. islamansiklopedisi.org.tr
  • Muharrem Kesik, "Pervâneoğulları", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, Ankara 2007, s. 245-246 (Konyapedia'daki aynı madde metninden yararlanılmıştır). konyapedia.com
  • Kutluşahlar Beyliği (Şadgeldiler), Arkeolojik Haber. arkeolojikhaber.com

Çevrimiçi kaynaklar