Osmanlı hanedanında bir şehzadenin hayatı, birkaç belirgin eşikle bölünürdü: doğum, öğrenime başlama, sünnet, evlilik ve sancağa çıkış. Bu eşiklerin her biri bir merasimle işaretlenir, merasimler ailenin sevincinin yanında devletin gücünü, cömertliğini ve hanedanın halkla kurduğu ilişkiyi de gösterirdi. İslam Ansiklopedisi'nin ifadesiyle şehzadelerin sünnetleri ve düğünleri günlerce süren merasim ve eğlencelere, hil'at ve hediye takdimine vesile olurdu. Amasya, Osmanlı şehzadelerinin yaklaşık yüz seksen iki yıl boyunca sancakbeyi olarak bulunduğu bir şehir olduğu için bu merasim dünyasının tam içinde yer alır. Kaynaklarda Amasya'nın kendi sokaklarında kurulmuş bir şehzade sünnet düğününün ya da şehzade evliliğinin ayrıntılı bir tasviri bulunmaz. Büyük şenlikler genellikle Edirne ve İstanbul'da yapılır, Amasya'daki şehzade ise bu şenliklere çağrılırdı.

Merasimlerin Osmanlı'daki Yeri

Şehzade kelimesi Farsçada hükümdar oğlu anlamına gelir ve Osmanlılarda hanedanın erkek üyeleri için kullanılırdı. İlk dönemlerde şehzadeler paşa, emir, çelebi ya da beylerbeyi gibi unvanlarla anılır, büyükler paşa ve emir, küçükler çelebi unvanını taşırdı. Hanedan içinde her şehzadenin tahta çıkma ihtimali bulunduğu için doğumları saraylarda büyük bir sevinçle karşılanır, padişahın çocukları kimden doğarsa doğsun aralarında ayrım yapılmazdı. On yedinci yüzyıla ait bilgiler, şehzade doğumlarının halka ilan edildiğini, top atışlarıyla ve şenliklerle kutlandığını, sarayda devlet ricalinin katıldığı bir tebrik töreni düzenlendiğini bildirir. Sütten kesilme çağında şehzadenin maiyetine üç has odalı verilir, bunların en yaşlısı başlala sayılır, emri altındaki hadım ağaları da lala unvanı taşırdı. Lala, Osmanlı şehzade yetiştirme düzeninin anahtar kişisiydi; şehzade sancağa çıktığında yanında gider, yönetim işlerini fiilen yürütür, çoğu zaman şehzadenin siyasi kaderini de paylaşırdı.

Eğitim iki aşamalıydı. İlkinde şehzade, devrin en ileri gelen hocalarının elinde saray içinde teorik bir öğrenim görür, ikinci aşama sancağa çıkmasıyla başlayan uygulamalı yönetim dönemi olurdu. Sünnet ve evlilik bu iki aşamanın arasına ya da içine yerleşir, her birinde hanedan kendi görkemini sergilerdi. Daha eski Türk devletlerinde de şehzadelere ait törensel imtiyazlar vardı. Selçuklularda sultanlar günde beş kez nevbet çaldırırken şehzadeler üç kez çaldırırdı; bu, hükümdar oğlunun rütbesinin bir davul düzeniyle bile ölçüldüğünü gösteren küçük bir örnektir. Osmanlı hanedanı bu mirası daha geniş bir merasim takvimine dönüştürdü ve Amasya, bu takvimin ikinci aşaması olan sancak hayatının en köklü merkezlerinden biri oldu.

1457 Edirne Sünneti: Amasya'dan Çağrılan Bayezid

Amasya'yı doğrudan ilgilendiren en erken ve en iyi belgelenmiş şehzade sünneti, Fatih Sultan Mehmed'in oğulları Bayezid ve Mustafa için 1457 baharında Edirne'de yapılan düğündür. Bayezid 1448'de Dimetoka'da doğmuştu ve yedi yaşındayken Amasya sancakbeyliğine gönderilmişti. Kardeşi Mustafa ise Manisa'daydı. Belgrad seferinden dönen Fatih, iki oğlunu da sünnet ettirmeye karar verince ikisini de merkeze çağırdı, çevre hükümdarlara da davetiyeler gönderdi. Aşıkpaşazade'nin kayıtları sayesinde bu düğünün seyri ayrıntısıyla bilinir. Ona göre bütün sancakbeyleri ve her şehrin ileri gelenleri Edirne'ye geldi, günlerce süren yollar düğüncülerle doldu, Edirne'nin çevresinde konaklandı ve padişahın otağı Meriç üzerindeki adaya kuruldu. Düğün hicri 861 yılına tarihlenir ve Osmanlı kaynaklarında padişahın ulemaya, dervişlere ve beylere karşı izlediği protokolün bir örneği olarak anılır.

Merasim üç güne yayılmış ve her gün ayrı bir topluluğa ayrılmıştı. İlk gün âlimler davet edildi. Padişah tahta oturdu, sağına ve soluna dönemin tanınmış âlimleri, karşısına Mevlana Şükrullah ile Hızır Bey Çelebi yerleştirildi. Hafızlar Kur'an okudu, âlimler okunan âyetleri tefsir etti, ilmî sohbetler yapıldı, ardından edipler övgü kasideleri ve gazeller okudu. Sofralar kurulduktan sonra tekrar Kur'an okundu, şekerli ikramlar getirildi, herkesin önüne tepsiler konuldu ve padişah davetlilere ihsanlarda bulundu. Aşıkpaşazade, bu ikramdan kendisinin de bir futa doldurduğunu, nice fakirin zengin olarak ayrıldığını yazar. İkinci gün dervişler ve fukara tayfası, üçüncü gün beyler ve emirler ağırlandı. Üçüncü günün sonunda atlar üzerinde oyunlar oynandı ve birinci gelenlere ödüller verildi. Aşıkpaşazade bu düğünün, bir hükümdarın değerini ve büyüklüğünü sergilemek için kurduğu bir dernek olduğunu da söyler.

Bu anlatı Amasya açısından iki bakımdan önem taşır. Birincisi, Amasya sancakbeyi olan yedi yaşındaki bir şehzadenin, sancak görevinden ayrılıp merkeze çağrılması, sünnetin bir saray merasimi sayıldığını gösterir. İkincisi, düğünün sıralaması, yani önce âlimlerin, sonra dervişlerin, sonra beylerin ağırlanması, Fatih döneminde hanedanın kendini hangi toplumsal sınıfların önünde sergilemek istediğini belirtir. Bayezid sancakbeyliği boyunca Amasyalı hattat Şeyh Hamdullah'tan yazı öğrenmiş ve ondan icazet almıştı; Amasya'daki şehzade çevresi, merasimlerin dışında da sanatla ve ilimle örülüydü.

Şehzade Korkut ve 1479 Sünneti

Amasya'da doğduğu belirtilen Şehzade Korkut, Bayezid'in oğludur. İslam Ansiklopedisi'ne göre doğum yılı hakkında açık bir kayıt yoktur ve kaynaklar 1467 ya da 1469 tarihlerinden söz eder. Korkut 1479'da dedesi Fatih'in isteğiyle, kardeşleriyle birlikte sünnet edilmek üzere İstanbul'a gönderildi. Bu, sancakta büyüyen şehzade çocuklarının da sünnet için merkeze çağrıldığını gösteren ikinci bir örnektir. Ancak sünnetin ardından gelen gelişmeler, merasimin kendisinden çok daha ağır bir yön aldı. Fatih ertesi yıl öldü, Cem Sultan'ın taraftarları ile Bayezid'i isteyenler arasındaki gerginlik arttı ve Vezirazam İshak Paşa, babası gelinceye kadar Korkut'u saltanat kaymakamı olarak tahta oturttu. Tursun Bey, bu vekâleti kul taifesinin yalnızca görünürde onun, gerçekte babası adına beklemesi olarak yorumlar. Sünnet için merkeze gelen bir şehzade çocuğunun, bir yıl içinde bir devlet krizinin vekil hükümdarı olabilmesi, bu merasimlerin siyasetten ayrı düşünülemeyeceğini gösterir.

Bayezid ise babasının ölümünü Amasya'da öğrendi. Dört bin atlıyla yola çıktı, 21 Mayıs 1481'de Üsküdar'a ulaştı ve babasının cenaze merasimine katıldıktan sonra Topkapı Sarayı'na girdi. Amasya'dan ayrılırken büyük oğlu Ahmed'i yerine vali bıraktı. Amasya'da yirmi yedi yıl sancakbeyliği yapmış olan Bayezid'in hocası Şeyh Hamdullah'ı da ailesiyle birlikte İstanbul'a davet ettiği, bunun Osmanlı hat okulunun gelişmesinde önemli bir adım olduğu kaynaklarda anlatılır. Bu yolculuk bir cülus yolculuğudur; yine de Amasya'dan merkeze yapılan törensel hareketlerin en iyi kayda geçmiş örneğidir.

Kanuni Döneminde Sünnet Düğünleri: 1530 ve 1539

On altıncı yüzyılın başlıca saray şenlikleri, Atmeydanı'nda yapılan sünnet düğünleridir. Hipodrom alanı, İstanbul'un fethinden sonra Atmeydanı adıyla at yarışlarının ve cirit oyunlarının mekânı olmuş, saraya yakınlığı sayesinde bayram şenliklerinin ve saray düğünlerinin merkezi hâline gelmişti. Kanuni Sultan Süleyman'ın şehzadeleri Mustafa, Mehmed ve Selim'in sünnet düğünü 1530'da burada yapıldı. İslam Ansiklopedisi'nin tarifine göre şölenler, kâsebaz ve hokkabaz oyunları, at yarışları ve geceleri atılan ateş oyunlarıyla geçti; padişah, İbrahim Paşa Sarayı divanhanesinin şahnişininden halka altın ve gümüş paralar attı. Bir çalışmaya göre törene Hıristiyan hükümdarların ve İran'ın temsilcileri de katıldı, padişaha kıymetli hediyeler sundu. Sofra düzeni de dikkate değerdi: padişahın sağında Müftü Kemalpaşazade Ahmed Şemseddin Efendi ile Kazasker Kadri Çelebi, solunda Muhyiddin Çelebi otururken ikinci masa vezirlere, üçüncüsü paşalara, dördüncüsü bilginlere ayrılmış, yabancı elçiler için ayrı bir masa kurulmuştu.

Düğünde adı geçen Mustafa, sonradan Amasya sancakbeyi olacak şehzadedir. O sırada on beş yaşındaydı ve annesi Mahidevran Hatun'dur. Kanuni'nin en büyük oğlu olarak bu merasimde diğer iki kardeşiyle yan yana yer alması, hanedanın şehzadeler arasında protokol bakımından bir ayrım yapmadığını, ayrımın ilerleyen yıllarda siyasi gelişmelerle ortaya çıktığını gösterir. Mustafa'nın Amasya'ya gelişi bu düğünden on yıldan fazla sonra gerçekleşti.

On bir Kasım 1539'da yapılan ikinci düğün Kanuni'nin oğulları Bayezid ve Cihangir'e aitti. Bayezid 1526'da İstanbul'da doğmuştu, ileride Amasya sancakbeyi olarak anılacak ve kardeşi Selim'le giriştiği taht mücadelesinin ardından 1559'da İran'a sığınacaktı. Bu düğünün sürdüğü günlerde padişahın kızı Mihrimah Sultan ile Rüstem Paşa'nın nikâhı da kıyıldı; araştırmalara göre Rüstem Paşa taşrada beylerbeyi olarak görev yapmış, 1544'te sadrazamlığa getirilmişti. Sünnet şenliğinin, dönemin en etkili siyasi evliliklerinden birinin ilanı için kullanılması, bu merasimlerin yalnızca eğlence olmadığını, aynı zamanda saray içi güç dengelerinin ilan edildiği bir sahne olduğunu da gösterir.

1582: Şehzade Mehmed'in Sünneti ve Esnaf Alayları

Osmanlı sarayının en görkemli düğünü olarak bilinen şenlik, III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed için 1582'de yine Atmeydanı'nda yapıldı. Murad bu düğünü, Sinan Paşa'nın İran'dan elçiyle birlikte dönüşünün hemen ardından düzenletti. Düğün 29 Mayıs'ta, İstanbul'un fethinin yıldönümünde başladı. İslam Ansiklopedisi bu düğünün elli iki gün elli iki gece sürdüğünü yazar, Yılmaz Öztuna ise 24 Temmuz'a kadar süren elli altı günden söz eder; iki sayı arasındaki fark, düğünün başlangıç ve bitiş günlerinin nasıl sayıldığından kaynaklanıyor olabilir. Öztuna'ya göre Şehzade Mehmed bu sırada on altı yaşını üç gün geçmişti ve henüz sünnet edilmemişti. Ameliyatı dördüncü vezir Cerrah Mehmed Paşa yaptı, bunun karşılığında padişahtan on bin duka, kumaş, altın leğen ve ibrik ile hil'atler aldığı anlatılır. Sünnet 7 Temmuz'da gerçekleşti.

Düğünün düzenlenmesi dönemin devlet adamları arasında bölüştürülmüştü. Öztuna'ya göre Rumeli Beylerbeyi İbrahim Paşa düğüncübaşı, Anadolu Beylerbeyi Cafer Paşa şerbetçibaşı oldu; yapılacak yapılarla Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, şehirdeki asayişle de Yeniçeri Ağası Ferhad Paşa ilgilendi. Düğünü Topkapı Sarayı'ndan çıkıp Atmeydanı kenarındaki İbrahim Paşa Sarayı'na gelerek padişah açtı, arkasından altın iplikle işlenmiş bir elbise giymiş şehzade geldi. Şehzadenin babasının elini öpmesi üzerine mehter çalmaya başladı. Düğün boyunca musiki toplulukları hiç susmadı. Şekerden gerçek boyutlarında fil, arslan, pars, at, deve ve zürafe figürleri yapıldı ve halka dağıtıldı. Vezirler ve yabancı elçiler hediyeler sundu; anlatıya göre yalnızca vezirlerin ve Kahyabey'in sunduğu hediyelerin toplamı yüz on beş bin dukayı buluyordu. Düğün sürdüğü müddetçe her gece bin ekmek, bin tepsi pilav ve yirmi kadar sığır ikram edildi. Geceleri donanmanın hazırladığı fişekler şehri aydınlattı. Elli iki gün boyunca eğlenceler özellikle esnaf alaylarıyla dikkat çekici hâle geldi; III. Murad Surnamesi'nin minyatürleri, tekerlekli dükkânlarda çalışan esnafı ve yürüyen bir hamamda müşterilerini yıkayan tellakları canlı biçimde gösterir, bu yüzden düğün dönemin esnafı hakkında da değerli bir kaynaktır. Düğünün planlanan süreden önce bitmesine, iki gün önce doğan bir şehzadenin ölümü yol açtı; padişah düğüne son verilmesini emretti.

Bu şenliğin Amasya ile bağı babanın geçmişindedir. III. Murad, 1566'da babası II. Selim'in padişah olması üzerine yirmi bir yaşında Amasya'ya gönderilmiş, şehre atanan son şehzade sancakbeyi olmuştu. Bir buçuk yıl sonra Manisa'ya nakledilen Murad'ın, on altı yıl sonra kendi oğlu için kurduğu bu şenlik, sancakta yetişmiş bir şehzadenin sonraki kuşağa aktardığı merasim geleneğinin zirvesi sayılabilir.

Sancakta Yapılan Sünnet: Manisa Örneği

Sünnet düğünleri her zaman başkentte yapılmadı. Ansiklopedi maddesine göre III. Murad, Nisan 1557'de, Manisa sarayında, babası II. Selim'in Saruhan sancakbeyliği sırasında sünnet edildi. Bu sünnetin ayrıntıları kaynaklarda yer almaz, ancak şehzade sancaklarında da sünnet merasimlerinin yapılabildiğini gösterir. Amasya için benzer bir kayıt bulunmadığından, burada bir sünnet şenliği yapıldığını söylemek mümkün değildir.

Evlilikler

Şehzade evlilikleri, düğün töreninden çok bir siyaset aracı olarak kaynaklara geçmiştir. İslam Ansiklopedisi'ne göre on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda Osmanlı şehzadeleri, Rumeli'de mücadele edilen Hıristiyan hanedanların ve Anadolu'nun Müslüman beylerinin kızlarıyla evlenirdi. Osmanlılar ele geçirdikleri topraklardaki meşruiyetlerini bu akrabalıklarla pekiştirir, hem yönetimin hem de bölge halkının gözünde sağlamlaştırırdı. On beşinci yüzyılın ortalarından itibaren Anadolu'da birlik kurulduğu ve Rumeli ele geçirildiği için Müslüman ve Hıristiyan hanedan kızlarıyla yapılan bu tür evlilikler sona erdi. Sancağa çıkma usulü kaldırıldıktan sonra şehzadelerin evlenmesi ise yasaklandı.

Amasya şehzadeleri bakımından bilinen evlilik kayıtları sınırlıdır. Daha çok şehzade çocuklarının doğumu, torunların sancaklarda yetiştirilmesi gibi dolaylı bilgilerle karşılaşırız: Bayezid'in Amasya'da doğan büyük oğlu Ahmed otuz yılla Amasya'da en uzun süre sancakbeyliği yapan şehzadedir; Ahmed'in oğlu Murad ise babası taht için İstanbul'a giderken Amasya sancakbeyliğinde bırakılmış ve 1511-1512 arasında şehri yönetmiştir. Bu, bir düğün anlatısı sunmaz; ama şehzade ailelerinin Amasya'da kalıcı biçimde yaşadığını, çocukların burada doğduğunu gösterir.

Sancağa Çıkış Törenleri

Sünnetten sonra şehzadenin hayatındaki ikinci büyük eşik sancağa çıkıştı. Bu, bir şehzadenin yanında lalası, hocaları ve maiyetiyle bir sancağa vali olarak gönderilmesiydi. Amasya'ya çıkan şehzadelerin yaşları oldukça farklıydı. Bayezid yedi yaşında, Murad II on iki yaşında, Alaeddin on beş yaşında, Mustafa ise yirmi dört yaşında Amasya'ya tayin edilmişti. II. Murad, sancağa lalası Yörgüç Paşa ile birlikte çıkmıştı; Bayezid'in ise Çandarlı İbrahim ve Yahya Paşa gibi tecrübeli devlet adamları lala tayin edilmişti.

Bu çıkışların nasıl bir törenle yapıldığı en iyi, Şehzade Mehmed'in (sonradan III. Mehmed) 17 Aralık 1583'teki Manisa yolculuğundan bilinir; Amasya'ya yapılanlar için doğrudan bir tören tasviri kaynaklarda yoktur, ancak bu çıkışın düzeni, sancağa çıkışların genel biçimini gösterir. Öztuna'ya göre on yedi yaşını altı ay yirmi üç gün geçmiş olan şehzadeye iki bin atlı ve yaya asker, bin beş yüz kişilik maiyet, bu arada hocalar, lalalar, yaverler, müşavirler ve cariyeler eşlik etti. Şehzade Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa'nın baştardasına bindi; sadrazam, vezirler, âlimler ve ileri gelenler onu törenle uğurladı. Padişahın hocası Sadeddin Efendi, şehzadeye nasıl davranması gerektiği konusunda öğüt verdi ve dua etti. Şehzade on bir yıl sonra babasının ölümü üzerine bu sancaktan dönüp tahta oturdu. Bu çıkışın ayrıntıları, sancağa gönderilen şehzadenin yalnız bir vali olmadığını, devletin geleceği olarak karşılandığını gösterir.

Amasya için tören tasvirinden çok, çıkışa dair idari belgeler korunmuştur. Kanuni, Şehzade Mustafa'yı Amasya'ya göndermek için ferman çıkarmış; Macar seferi sırasında İran yönünden bir saldırı ihtimaline karşı oğlunun bölgede bulunmasını ve oraya hemen gitmesini emretmişti. Aynı fermanda sadrazam Süleyman Paşa'nın yeniçeri ve ek kuvvetlerle yola çıkarıldığı, çevre sancakbeylerinin de o yöne geldiği bildirilir. Mustafa, Manisa'dan 16 Haziran 1541'de ayrıldı; bu tarih Şerafettin Turan'ın ansiklopedi maddesindeki kayda dayanır. Özcan'ın çalışması ise atamayı 1538'e koyar. İki tarih arasındaki bu fark sancakbeyliği dönemine ilişkin kaynak tartışmalarının bir örneğidir.

Mustafa'nın Amasya'daki maiyeti hakkında bilgi daha iyi korunmuştur. 1548'de Van üzerinden İran seferine çıkan babasını görmek için Amasya'dan Sivas'a gelmiş, birkaç gün sonra izin alarak geri dönmüştü. Şehzadenin hocası Merzifonlu Hayreddin Efendi'nin yerine padişah emriyle Sürûrî Mustafa Efendi atandı. Nişancısı Hamdî Hamdullah Çelebi, defterdarı Lutfullah Lutfî Bey, divan katibi Fazlî Çelebi idi; kadı Kâmî Muhammed Efendi, Tabibzade Lutfî Efendi, Seyrekzade Edâyî Beğ ve iki Çelebi de musahipleri arasındaydı. Lalası Cafer Paşa idi; sonradan Rüstem Paşa onu İstanbul'a çağırmış, yerine Köstendil Sancakbeyi Ahmed Paşa gelmişti. Bu ayrıntılar, şehzadenin sarayının küçük ölçekli bir devlet dairesi gibi işlediğini gösterir. 1554 Nisanında Amasya'ya uğrayan Hans Dernschwam, şehzadenin yaşadığı sarayın son derece mütevazı bir yapı olduğunu not eder. Amasya'daki şehzade sarayı, Atmeydanı şenliklerinin kurulduğu İstanbul sarayından bambaşka, işlevsel ve sade bir yapıydı; Amasya'da öne çıkan şey yönetimin gündelik düzeniydi.

Şehzadelik Merasimlerinin Sonu

Sancağa çıkma usulü, on altıncı yüzyılın sonlarında kalktı. İslam Ansiklopedisi'ne göre Kanuni döneminde Şehzade Mustafa olayı ve Selim ile Bayezid arasındaki taht çekişmesi şehzadelerin denetimini daha da sıkılaştırdı. Manisa veliaht sancağı oldu ve yalnız veliaht şehzade sancağa gönderildi. Amasya'ya atanan son şehzade 1566'da yirmi bir yaşındaki Murad'dı; o da bir buçuk yıl sonra Manisa'ya nakledildi. Özcan'a göre bunda İstanbul'a yakın şehzade sancaklarının önem kazanması etkili oldu. Amasya'da on iki şehzadenin çelebi sultan olarak görev yaptığı, bunlardan altısının sonradan padişah olduğu kayıtlarda geçer. Sancağa çıkma usulü ortadan kalkınca merasimlerin büyük kısmı da saray içine çekildi.

Kronoloji

1438: Şehzade Ahmed'in ölümü üzerine Amasya sancakbeyliği boşaldı; Özcan'a göre yerine sekiz yaşındaki II. Mehmed atandı, ancak Halil İnalcık bu iddianın şüpheli olduğunu belirtir.

1454: Fatih'in oğlu Bayezid, yedi yaşında Amasya sancakbeyliğine atandı.

1457 (H. 861): Edirne'de Bayezid ve Mustafa'nın sünnet düğünü yapıldı.

1479: Şehzade Korkut, kardeşleriyle birlikte sünnet için İstanbul'a gönderildi.

1481: Fatih öldü, Bayezid Amasya'dan ayrılıp tahta geçti.

1530: Kanuni'nin oğulları Mustafa, Mehmed ve Selim'in sünnet düğünü Atmeydanı'nda yapıldı.

11 Kasım 1539: Bayezid ve Cihangir'in sünneti; aynı günlerde Mihrimah Sultan ile Rüstem Paşa'nın nikâhı.

16 Haziran 1541: Şehzade Mustafa Manisa'dan Amasya'ya hareket etti (TDV kaydı).

Nisan 1557: III. Murad Manisa'da sünnet edildi.

1566: Şehzade Murad, Amasya'ya atanan son şehzade sancakbeyi oldu.

1582: III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in sünnet düğünü Atmeydanı'nda yapıldı.

17 Aralık 1583: Şehzade Mehmed Manisa'ya sancağa çıktı.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

  • Yılmaz Öztuna, Türk Tarihinden Yapraklar, MEB, İstanbul 1989, s. 314-317

Diğer kaynaklar

  • Aşıkpaşazade, Tevarih-i Âl-i Osman (1457 sünnet düğünü anlatısı)

Çevrimiçi kaynaklar