Çakallar, Amasya Merkez ilçesine bağlı küçük bir mahalledir ve şehrin yukarıdan görülebildiği en bilinen noktalardan biri olarak anılır. Yeşilırmak vadisinden Ferhat Dağı'nın eteğine doğru çıkıldıkça sokaklar genişler, evler seyrekleşir, çam ormanı sıklaşır; bir noktada kale, kaya mezarları, Yalıboyu konakları, ırmak ve köprüler tek bir görüntü içinde belirir. Aşağıdan bakıldığında iki dağ arasına sıkışmış dar bir koridor gibi duran şehir, buradan bir bütün olarak okunur. Yer, bugün konutlardan çok manzarasıyla tanınır, ama bağ ve köşk geçmişi uzundur. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi'ne göre şehzadelerin av alanı olmuş, suları şehrin çeşmelerine bölünmüş, bağları kimi zaman kadı soyundan gelen bir ailenin, kimi zaman bir şehzadenin armağan ettiği kişilerin elinde dolaşmıştır. Adın kendisi de birkaç farklı anlatıyla birlikte yaşar.

Konumu ve Coğrafyası

Hüsâmeddîn Yasar, Çakallar'ı Amasya'nın Yukarı Pazar tarafında, güney yönünde, "Çakallar" adıyla bilinen bir mesire ve bağ yeri olarak tarif eder. Ona göre burası şehrin zemininden yaklaşık iki yüz metre yüksekte, tepesi düz bir dağdır ve Pont (Fon) silsilesinin eteğinde yer alır. Kuzeyden güneydoğuya doğru uzanan şekli, iki yanı yüksek ortası düz bir uzun beşiğe benzetilir. Bu düz kısma "Hamza Düzü" denir. Havasının sağlam olduğunu, her yanının bağ olduğunu, her bağın içinde bir köşk ve bir iki yerinde bol akan bir su bulunduğunu yazar. Bahar aylarında kırmızı gülleri ve siyah benekli laleleriyle tanınan bu yamaçlar, ona göre şehrin en gözde gezinti yerlerinden biridir.

Çakallar'ın sınırı Hüsâmeddîn'in kitabında şöyle çizilir. Aynı dağ iki parçaya ayrılır: Dârü's-Selâm Mahallesi'nin üstündeki Hoca Sultan Zaviyesi'nin önünden geçen yolun hizasından doğuya düşen kısma Çakallar, batıya düşen kısma Karakaya denir. Karakaya, Gökmedrese Mahallesi'nin üstünde, Zincirli Kaya yakınlarındaki Söngütlü Kaya'ya kadar yaklaşık dört kilometre uzanır. Köşk Kayası'nın altındaki İplik Çözen mesiresi Çakallar'dan sayılır; Kurt İni altındaki Çanaklar ile Küpceğiz Mahallesi üstündeki Kaşık Pınarı ise Karakaya'ya aittir. Şehre doğru çıkıntı yapan siyah kayaya, bu çıkıntının iki yanını da kapsayan "Burun" adı verilir. Karakaya'nın manzarası Çakallar'ın düz yerlerinden daha üstün, bağları ise kirazıyla, çiğdemiyle ve bol suyuyla ünlüdür.

Ferhat adıyla anılan dağın asıl adı Pont'tur; Ferhat ile Şirin'in aşk hikâyesi bu dağa bağlanmış, böylece aynı yer iki ayrı adla yaşamıştır. Hüsâmeddîn bu hikâyeyi bir halk anlatısı olarak aktarır ve Ferhat Kayası'nın üzerindeki beş metrelik mezarın "Âşık Ferhat"a bağlanmasını eski zamanın insanlarının uzun boylu sayılmasına dayandırılan bir uydurma olarak değerlendirir. Tepeden bakıldığında Pontus krallarının kaya mezarları, Yalıboyu'ndaki yüzlerce yıllık konaklar ve kale aynı kadraja girer. Çam ağaçlarının arasında bugün birkaç otel, pansiyon ve çay bahçesi vardır; bu tesisler mahalleyi şehrin turizm hayatında bir seyir ve konaklama noktası yapmıştır.

Adın Kökeni

Çakallar adının nereden geldiği konusunda birbirinden ayrı birkaç anlatım vardır. En yaygını, tanıtım yazılarında tekrarlanan açıklamadır: Eskiden bu dağlarda insandan çok çakal gezdiği için yere bu ad verilmiştir. Anlatı sade ve akılda kalıcıdır, ama arşiv belgesiyle desteklenmemiştir ve yer adlarında sık görülen halk etimolojisi örneklerinden ayırt edilmesi güçtür.

İkinci anlatım bir aile adına dayanır ve Hüsâmeddîn Yasar'a aittir. Yazar, "Çakal Kadı" diye tanınan Bedreddîn Mahmud Çelebi'nin soyuna Çakalzâdeler dendiğini, bu ailenin İçerişehir'deki Hacı Mahmud Çelebi Zaviyesi vakıflarına mütevelli olduğunu kaydeder. Bağlara önceleri "Çakaloğulları Bağları", sonra bunun kısalmış biçimi olan "Çakallar Bağları" dendiğini, en sonunda yalnızca "Çakallar" kaldığını ileri sürür. Bu türden kısaltmaların Türkçede örneği çoktur; yazar Topaloğulları'nın Topallar, Ortakoğulları'nın Ortaklar, Saloğulları'nın Sallar olarak anıldığını hatırlatır. Ad böyle açıklandığında, yer adı bir hayvan türüne bağlanmaz, bir aileyle o ailenin mülkiyetindeki bağlara bağlanır.

Aynı kitap bir üçüncü ayrıntıyı da verir ve bu ayrıntı adın görece geç bir ad olduğunu düşündürür. Hüsâmeddîn'e göre Çakallar adı ortaya çıkmadan önce, yaklaşık binli Hicrî yıllara kadar, bu yamaçlar pek çok belgede "Fernak Bağları" diye geçer. Dayanağı 691 (1291-92) tarihli bir satış belgesidir: Akboğa soyundan Kubay Hatun, bu bağı sonradan Anadolu emiri olan Amasya valisi Nâsırüddîn Ahmed bin Muhammed Pervâne Bey'e satmıştır ve belge bağın sınırlarını sayar. Yazar, Amasyalı Tâcî Beyzâde Sa'dî Çelebi'nin bir bağı överken "er-riyâzi'l-Fernakiyye" (Fernak bahçeleri) demesini de aynı eski adın izi sayar. Fernak'ı Pontus kralı II. Farnakes ile ilişkilendirir ve krala bu çevrede bir kasaba yaptırma işini atfeder. Bu son bağ bir belgeye dayanmaz, ad benzerliğinden çıkarılmıştır. Bağlar için Fernak adının Çakallar'dan önce kullanıldığı ise satış belgesiyle ve başka vesikalarla desteklenen ayrı bir iddiadır.

Üç anlatımın hangisinin doğru olduğu mevcut belgelerle kesinleştirilemez. Çakalzâdelerin bu yamaçlarda gerçekten bağ sahibi oldukları, aşağıda da görüleceği gibi, Hüsâmeddîn'in şer'iyye sicillerinden aktardığı kayıtlarla desteklenir; çakal anlatısı ise yalnızca ağızdan ağıza geçen bir açıklamadır.

Sular ve Çeşmeler

Çakallar, Amasya'nın içme suyu tarihinde ayrı bir yer tutar. Hüsâmeddîn, bu dağdan akan ve sahiplerinin adıyla anılan üç ünlü menbaı sayar: Kaya Paşa Suyu, Üçler Suyu ve Acem Ali Suyu. Dördüncü bir su olan Çırçır Suyu ise Karakaya tarafındandır. Kentte en çok anılan sular Kaya Paşa ile Acem Ali sularıdır; Üçler Suyu Acem Ali Suyu'na karışmıştır, Çırçır'ın ise miktarı ve yararı azdır.

Kaya Paşa Suyu, Çakallar'ın üç kilometre kadar ilerisindeki Ermiş Köyü yaylasından doğar ve Çakallar'a akar. Eskiden "Torumtay Suyu" denen bu suyu, Amasya emirlerinden Torumtay Paşazâde Kaya Paşa, Hicrî 805 (1402-03) yılında kaynağını temizletip mecrasını onartmış, adı da bu yüzden Kaya Paşa Suyu olmuştur. Paşa, kentte on beş yere çeşme yaptırmış, suyu vakfetmiş, bir hamam ile bir mektep de kurmuştur. Vakfiye şartına göre suyun aktığı her haneden yıllık on beş Osmanlı dirhemi, yani yazarın zamanındaki değerle yaklaşık otuz üç kuruş toplanır, soydan gelen bir mütevelli aracılığıyla su yolu ve kaynak temizlenir, artan para Kazancı Mahallesi'ndeki mektebe harcanırdı. Hamamın geliri de mektebe bağlanmıştı. Tevliyet paşanın akrabalarından Rahtuvan Mehmed Paşa'nın soyuna geçince hamam ile mektep yok olmuş, yalnızca suyun yıllık geliri toplanmaya devam etmiştir.

Acem Ali Suyu, Çakallar'ın doğusunda, Zincirli Kaya yakınındaki derenin üzerinde Söngütlü Kaya'nın altından çıkar. Nişaburlu tüccar Hoca Hacı Acem Ali Ağa Hicrî 873 (1468-69) yılında mecrasını yaptırmış, kentte on üç yere çeşme açıp suyu vakfetmiştir. Su önceleri Üçler çevresinin tasarrufunda iken Hacı Mahmud Çelebi'den satın alınmış, Acem Ali Ağa da bunu Acem Ali Mahallesi'ndeki mektebine bağlamıştır. Kendi mahallesiyle çevre mahallelere akan sulara Acem Ali Suyu denmiş, Üçler Mahallesi'ne akan su ise eski adını korumuştur; oysa bu da Acem Ali Ağa'nın vakfıdır. Vakfın mütevellisi Acem Alizâde Bâlî Bey ve çocukları zamanında mektep ve diğer hayırlar iyi yönetilmiş, sonradan akraba olduklarını ileri sürerek tevliyeti ele geçirenler vakıf gelirini toplamışlar ama hayırlara bakmamışlardır; yazara göre bu yüzden hayır sahiplerinin yardımına ihtiyaç duyulmuştur.

Çırçır Suyu Ferhat Dağı'nın eteğinden çıkıp Karakaya'ya akar. Emir Alâeddîn Alîşîr et-Türkmânî tarafından Hicrî 625 dolaylarında (1228) yaptırılmış, Gökmedrese Mahallesi'ne ve çevreye ulaştırılmıştır. Başlangıçta "Alişîr Suyu" dendiği belliyse de sonradan "Çırçır" denmesinin nedeni anlaşılamamıştır; yazar, bu adın "Alişîr" sözünün bozulmuş biçimi olması ihtimalini daha güçlü bulur. Su tadıyla Amasya'nın bütün sularının üstünde sayılır ve çaya çok uygun olduğu için çay tiryakileri onu kullanır. Yazarın zamanında mecrası uzun süredir temizlenmediği için çok az akıyordu.

Çakallar'dan şehre su getirme işi yirminci yüzyılın başında da sürmüştür. Hüsâmeddîn'in anlattığına göre Yumuk Osmanzâde Ahmed Necîb Efendi'nin malı, Hicrî 1323'teki ölümünden sonra oğluna kalmış, oğul da Hicrî 1325'te (1907-08) ölürken malının üçte birini hayra vasiyet etmişti. Vasiyeti yerine getiren amcası Mehmed Hamdî Efendi, Sultan Bayezid Camii avlusunda dağ suyu bulunmadığını ve ırmak suyunun günlerce bulanık aktığı için cemaatin sıkıntı çektiğini göz önüne alarak, mektebin batısındaki duvarın önüne bir kütüphane, onun önüne de Çakallar'dan özel olarak getirttiği su için bir şadırvan yaptırmıştır. İşe Hicrî 1327'de (1909) başlanmış, 1329'da (1911) bitirilmiştir.

Şehzadelerin Av Alanı ve Köşkler

Çakallar'ın tarihî hafızasında en belirgin yeri şehzadeler tutar. Hüsâmeddîn'in anlatısına göre Karakaya'nın doğu tarafı, güzel manzarası, bol suyu ve temiz havası yüzünden Osmanlı hanedanına ait hümâyun emlâk içinde sayılmış ve şehzadeler Amasya'da bulundukları sürece bu yer onların "saydgâh"ı, yani av yeri olmuştur. Ancak Karakaya cihetinde ayan ve emirlerin özel mülkleri bulunduğunu hatırlatır ve avlanılan yerin yalnızca Çakallar olduğu sonucuna varır.

Aynı yazar, Çelebi Sultan Mehmed'in Amasya'da hükümdarlık yaptığı yıllarda bugün Köşk Kayası denen Köşklü Kaya'da yüksek bir köşk yaptırdığını, Şehzade Ahmed zamanında "Köşklü Kaya Eğlenceleri"nin dönemin şairlerinin dilinde, halkın da ağzında olduğunu yazar. Köşkün kalıntıları yazarın zamanında hâlâ görülüyordu. Köşk Şehzade Mustafa devrinde de eski bakımlı hâlini korumuş, ancak onun ani ölümünden sonra mülkler paylaşılmış ve yerin adı da değişmiştir. Yazar, Çakalzâdelere en büyük payın düştüğünü, bugün yerin onların adıyla tanındığını söyler.

Şehzade Mustafa, Kanuni Sultan Süleyman ile Mahidevran Sultan'ın oğludur. 1534'ten itibaren Saruhan sancakbeyliği yapmış, 16 Haziran 1541'de Amasya sancakbeyliğine atanmış ve 1549'da Konya sancağına geçmiştir. Amasya'ya tayini sırasında halk ve askerin tepki gösterdiği, Kanuni'nin ise doğu topraklarının güvenliği gerekçesiyle şehzadeyi buraya gönderdiğini ve veliahtlığının sürdüğünü açıkladığı aktarılır. Kendisi divan şiirinde Muhlisî mahlasıyla yazan bir şair ve hattattı. Hüsâmeddîn'e göre Çakallar'ın doğu bölümü Kanuni Sultan Süleyman'a miras yoluyla geçmişti; Mustafa Amasya valisi olarak gelince burada bir sayfiye yaptırmış ve bir süre orada oturmuştur.

Bu dönemde şehzadenin eğitimiyle Seyrek Muhyiddîn Efendi, ondan sonra Merzifonlu Hayreddîn Hızır Efendi, daha sonra da Sürûrî Efendi ilgilenmiştir. Şairlerden Hamdî, Zamânî ve Edâyî onun meclisinde bulunmuş; Rüstem Beyzâde Gonca Keyvân, Lala Beyzâde Benefşe Ahmed, Gâzi Beyzâde Çiğdem Ali ve Çakalzâde Gül Sinan Çelebi gibi gençler nedimlik etmiştir. Hüsâmeddîn, şehzadenin bunlardan Gonca ile Çiğdem'e, Çakalzâde Lale Ali Çelebi ile Gül Çelebi'ye ve lalası Hamza Bey'e birer bağ armağan edip temlik ettiğini yazar. Bugün Hamza Düzü denilen yer lala Hamza Bey'e, Hamza Düzü'nün doğusunda kalan Goncalık adıyla bilinen bölüm Gonca Bey'e düşmüştür. Gül ile Lale Çelebiler'in yerinin Hamza Düzü'nün batısı ve güneyi olduğunu ise yazar yalnızca tahmin olarak söyler.

Yer adlarının çiçek adlarıyla dolu olması dikkat çekicidir ve yazar bunun nedenini de verir: O yıllarda şehzadeye yaklaşmanın yolu benefşe, gonca, gül ve lale redifli kasideler yazıp sunmaktı. Pek çok şair bu yolda kaside ve gazel düzenleyip takdim etmiştir. Bunların bir kısmı Müntahabât-ı Eş'âr mecmualarında yer alır. Bu bilgi kentin başka yerlerinde yinelenmeyen, Çakallar'a özgü bir ayrıntıdır; ancak Hüsâmeddîn'in anlattıkları dışında, arşiv belgesiyle desteklenen bir sayfiye planı bugüne ulaşmamıştır. Sayfiyenin tam yeri, yapısı ve parsellerin kime verildiği konusunda belge görülmediği için anlatı, yerel tarih yazımının aktardığı bir anlatı olarak okunmalıdır; belgelenmiş bir yapı tarihi sayılamaz.

Şehzadelerin sonu da bu yamaçlara yansımıştır. Hüsâmeddîn, Amasya valisi Şehzade Bayezid'in Kara Mustafa Paşa'nın tuzağına düşerek ölmesi üzerine, şehzadelerin av yeri olan yerlerin tamamının emirlere, ileri gelenlere ve ayana satıldığını yazar. Olayı Hicrî 967 yılına (1559-60) yerleştirir; Şehzade Bayezid'in ölümü ise Osmanlı kaynaklarında genellikle 1561 olarak verilir. Çakallar'a ilişkin bu satışın tarihi bu yüzden tartışmalı bir zemine oturur ve burada yazarın verdiği tarih olduğu gibi aktarılmıştır.

Çakalzâdeler

Çakallar'ın adını taşıyan aile, Hüsâmeddîn'in şer'iyye sicillerinden çıkardığı kayıtlarla izlenebilir. Satış sırasında büyük pay Çakalzâde Gül Sinan ile Lale Ali Çelebiler'e düşmüştür. Lale Ali Çelebi'nin hissesi sonra oğlu Lâlezâde Mehmed Çelebi'ye, ardından Sinan Çelebi'ye geçmiştir. Hicrî 1005 (1596-97) yılında, Sivas valiliğinden azledilmişken ölen Çakalzâde Sinan Paşa'nın payı oğulları Mahmud, Yusuf ve Mehmed paşalara ve kızlarına intikal etmiştir. Mahmud Paşa çocuksuz öldüğü için hissesi satılmıştır. Mehmed Paşa'nın payı oğlu Ahmed Bey'e, Yusuf Paşa'nınki ise oğulları Ahmed Paşa ile Mehmed Bey'e kalmıştır. Ahmed Paşa 1076'da (1665-66) ölünce kızları Münevvere ile Fatma hanımlara, Mehmed Bey'in oğlu Ahmed Bey de 1091'de (1680) çocuksuz ölünce kız çocuklarına ve diğer mirasçılara geçmiştir.

Bu zincir, bir bağ bölgesinin yaklaşık bir buçuk yüzyıl içinde nasıl el değiştirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Pay önce şehzadenin çevresindeki bir nedime ve onun soyuna, sonra bir paşa ailesine, en sonunda da kadın mirasçılara geçmiş, bu arada her kuşakta hisse bölünmüş ya da satılmıştır. Aynı kaynağın dokuz-on iki ciltlik bölümünde ayrıca Çakaloğlu el-Hac Sinan Çelebi bin Mehmed Çelebi'nin ismi geçer; Hicrî 998 (1589-90) dolaylarında ölen bu ayan, tanınmış kişilerden sayılır ve Çakallar'daki bağlarının meşhur olduğu belirtilir. Yazarın onu, daha önce anılan Çakalzâde Sinan Çelebi ile aynı kişi sayıp saymadığı kitaptan anlaşılmaz; iki kayıt aynı aile çevresini gösterir, ama özdeşlik burada ileri sürülmemiştir.

Çakallar Deresi ve Selleri

Amasya'nın içinde üç dere vardır: Savakça Deresi, Çakallar Deresi ve Karakaya Deresi. Hüsâmeddîn'e göre bunların en korkuncu Çakallar Deresi'dir ve Selağzı'ndan ırmağa iner. Bu dere pek çok yıkıcı felakete yol açmıştır. Hicrî 1271'de (1854-55) inen şiddetli yağmuru izleyen sel, üzerindeki köprüleri ve evleri yıkmış, küçük kubbe taşlarından birini Selağzı'nın batısındaki Sinan Hamamı'nın kubbesinin üzerine bırakmış, çok sayıda hayvanı, arabayı, kerestiyi ve insanı ırmağa dökmüştür. Hamamın üzerinde kalan taşı pek çok kişi büyük zorlukla indirebilmiştir.

Hamam, Hızır Paşa'nın azatlılarından Sivas beylerbeyiliği yapmış Sinan Paşa tarafından Hicrî 917'de (1511-12) yaptırılıp vakfedilmiştir. Derenin ayağı ırmak üzerindeki şose yola rastladığı için tehlike sürekli olunca, Hicrî 1325'te (1907-08) Amasya mutasarrıfı Ahmed Cevdet Bey şose yolunun altına bir tünel yaptırarak derenin ayağını yoldan ayırmıştır. Osman Fevzi Olcay'ın Amasya Hâtıraları'ndaki anlatım bu çevreye başka bir açıdan bakar: Selağzı yöresinde dükkânların üzeri kapalı olduğundan içeri güneş girmez, loş ve serin kalırdı; Çakallar, Hamza Düzü, Kuba ve Temenna yolundan gelen selleri ve şehre akan pis suları gizlemek için derenin üstü ağaç ve tahta köprülerle örtülmüş, bu örtünün üzerinde de çoğu kahvehane ve berber olan dükkânlar sıralanmıştı.

Çevresindeki Tarihî Olaylar ve Yapılar

Çakallar'ın kendi sınırları içinde belgelenmiş, ayakta duran bir tarihî yapı tespit edilememiştir; bu nedenle mahalleye bir cami, hamam ya da türbe mal edilmemelidir. Buna karşılık mahalle, Amasya'nın bilinen tarihî alanlarının hemen yanında yer alır. Yalıboyu'ndaki konaklar, Hazeranlar Konağı ve Şehzadeler Müzesi aşağıda, ırmağın kıyısında durur. Bu müzede Şehzade Mustafa'nın balmumundan bir heykeli bulunur; heykel 2005'te Amasya Valiliği tarafından minyatürlerden esinlenerek yaptırılmıştır.

Hüsâmeddîn, Danişmendli fethi anlatısında Çakallar'ı bir kez de savaş alanı olarak anar. Anlatıya göre Emir Ahmed Gazi Hicrî 467 (1074-75) yılında Amasya boğazına geldiğinde birliğini iki kola ayırmış: Ferhad Gazi'nin kolu Fon Dağı'ndan Çakallar üzerine, Süli Gazi'nin kolu Kelkis Dağı'nın arkasından Şeyh Cûî Bağları üzerine inmekle görevlendirilmiştir. Ferhad Gazi Fon Dağı'na çıkarken okla yaralanarak şehit olmuş ve düştüğü yere gömülmüş, bunun üzerine Abdullah Gazi komutayı alıp Rumları püskürterek Çakallar'a inmiştir. Aynı yazar, Çakallar'ın batısında Fon Kalesi'ni sayar ve kalenin Abdullah Gazi tarafından 468'de yıkıldığını, yerinin Târîh-i Âl-i Dânişmend'in tarifinden anlaşıldığını belirtir. Bunlar kitabın aktardığı destan türü anlatılar olup arşiv belgesiyle desteklenmemiştir.

Yazar, kendi anılarından da bir kayıt verir. İstanbul'da öğrenciyken 1312'de (1894-95) Çakallar'ın aşağı taraflarında, Köşk Kayası'nın güneydoğusundaki bir bağda siyaha çalan bir mermer çıktığını, üzerinde Kûfî hatla "Yezîd bin el-Münzir bin Ebi'l-Hüseyn el-Antâkî" yazılı olduğunu duymuştur. Amasya'ya döndüğünde bu mermeri bulamamış; birkaç kişinin taşı okuduğunu söylemesine rağmen böyle bir tarihî eserin kaybedilmesine yanmıştır. Yezîd bin el-Münzir, Hüsâmeddîn'in anlattığına göre Abbasîlerin Rum topraklarına yaptığı 169 (785-86) tarihli seferde şehit düşen emirdir; taşın gerçekten ona ait olup olmadığı ise taşın kaybolması nedeniyle doğrulanamaz.

Yerel yazılarda Çakallar Tepesi ile birlikte anılan Halkalı Evliya yapısı ise ayrı bir konudur. Yapı, 15. yüzyıldan kaldığı belirtilen, dört taş sütun üzerine oturan, konik kubbeli ve güney cephesi dışında üç yanı açık, baldaken tarzı bir türbedir. Amasya Emiri Şadgeldi Paşa'nın torunlarından Şadi Bey'in kızı Sâru Hatun'un burada gömülü olduğu, mezarın başındaki ve duvara konmuş bir taştaki kitabeden anlaşılır. Sandukanın altında bir mahzen bulunduğu, mahzenin ağzını örten iki taşın kenarlarında ikişer demir halka yer aldığı anlatılır; yürümekte gecikmiş çocukların ayaklarının üç cumartesi bu halkalara takılması hâlinde yürüyeceği inancı yüzünden yapı Halkalı Evliya adıyla anılmıştır. Yapı, Çeribaşı Mahallesi'nin Şehirüstü Mahallesi'ne yakın sınırında tarif edilir. Hangi mahalleye ait olduğu net olmadığı için burada aynı yerel anlatıda tepeyle birlikte anılan bir yer olarak zikredilir, Çakallar'a ait sayılmaz. Anlatıyı aktaran yazar, çocukluk yıllarında mahalle çocuklarının yaz sıcağında türbenin sütunları arasında oturduğunu, Çakallar Tepesi'ne de evlerin arkasındaki kayalara tırmanarak çıktıklarını yazar.

Gündelik Hayat ve Mahalle Kültürü

Çakallar, şehrin merkezindeki mahalleler gibi dar sokaklı ve birbirine yaslanmış evlerden oluşan bir doku sunmaz. Daha açık, daha ağaçlı ve daha sessiz bir yerleşimdir. Çam ormanının arasındaki tesisler, çay bahçeleri ve seyir noktası Amasya'ya gelen ziyaretçilerin uğrak yerleri arasındadır. Bir seyahat yazarı, şehri gezmeye başlamadan önce Çakallar'a çıkılıp bir plan yapılmasını önerir; çünkü Amasya Kalesi, Sultan Bayezid Camii ya da Bimarhane gibi duraklarda saatler geçebilir.

Mahallenin yerleşik halkının gündelik hayatı, ekonomik yapısı ve sosyal örgütlenmesi hakkında ise açık erişimli kaynaklarda ayrıntılı bir çalışmaya ulaşılamamıştır; bu konuda bilgi uydurmak yerine boşluk olarak bırakılmıştır.

Nüfus ve Değişim

Çakallar küçük bir mahalledir. TÜİK/ADNKS verilerine dayandığı belirtilen, ancak kendi ifadesiyle resmî olmayan ve bilgilendirme amaçlı bir derlemeye göre mahalle nüfusu şöyle seyretmiştir:

  • 2012: 413
  • 2013: 419
  • 2014: 403
  • 2015: 397
  • 2016: 393
  • 2017: 387
  • 2018: 317
  • 2019: 312

Seri 2013'te 419 ile en yüksek değerine ulaşmış, sonra yavaş yavaş gerilemiştir. En belirgin kırılma 2017'den 2018'e olan geçişte görülür: bir yılda yetmiş kişi azalmıştır. Bu düşüşün nedenini kaynaklar açıklamaz; bu nedenle yorum yapılmamıştır. Daha yeni yıllar için doğrulanmış bir rakam verilmemiştir.

Günümüzde Çakallar

Bugün Çakallar, Amasya'yı yukarıdan görmek isteyenlerin ilk durağıdır. Şehrin tarihî merkezi, kale ve konaklar buradan bakılınca bir maket gibi görünür. Seyahat yazarları, şehri gezip bitirdikten sonra akşam vakti yeniden tepeye çıkmayı, ışıkların yandığı saatte kaleyi ve konakları görmeyi önerir. Yalıboyu'ndaki restore edilmiş konaklar, Şehzadeler Müzesi ve ırmak kıyısı aşağıda kalır; yukarıdan bakan göz ise bu mekânların birbirine göre konumunu daha kolay kavrar.

Kronoloji

Bu mahalle için tek bir kesin tarih verilebilecek olay sayısı azdır. Yerel anlatılardan gelen tarihler, kaynağıyla birlikte belirtilmiştir.

1074-75: Hüsâmeddîn'in aktardığı Danişmendli fethi anlatısında Ferhad Gazi'nin kolu Fon Dağı'ndan Çakallar üzerine yürür (Hicrî 467).

1291-92: Kubay Hatun'un, "Fernak Bağları" diye anılan bağı Amasya valisi Nâsırüddîn Ahmed bin Muhammed Pervâne Bey'e sattığını gösteren satış belgesi (Hicrî 691; belge Hüsâmeddîn'in aktarımıyla bilinir).

1402-03: Torumtay Paşazâde Kaya Paşa, Çakallar'a akan suyun kaynağını temizletir ve suyu vakfeder (Hicrî 805).

1468-69: Acem Ali Ağa, Çakallar'ın doğusundan çıkan suyun mecrasını yaptırır ve vakfeder (Hicrî 873).

1511-12: Selağzı'nda Sinan Hamamı yaptırılır (Hicrî 917).

16 Haziran 1541: Şehzade Mustafa Amasya sancakbeyliğine atanır; Çakallar'daki sayfiye anlatısı bu görev dönemiyle ilişkilendirilir.

1549: Şehzade Mustafa Konya sancakbeyliğine geçer.

1559-60: Hüsâmeddîn'e göre Şehzade Bayezid'in ölümünün ardından Çakallar'daki av alanları ileri gelenlere satılır (Hicrî 967; Bayezid'in ölümü başka kaynaklarda 1561 olarak geçer).

1596-97: Çakalzâde Sinan Paşa ölür; payı oğullarına ve kızlarına geçer (Hicrî 1005).

1854-55: Çakallar Deresi'nden inen sel, Selağzı'ndaki köprüleri ve evleri yıkar (Hicrî 1271).

1894-95: Köşk Kayası yakınındaki bağda bulunduğu söylenen Kûfî yazılı mermer, Hüsâmeddîn tarafından duyulur ve sonradan kaybolur (Hicrî 1312).

1907-08: Mutasarrıf Ahmed Cevdet Bey, derenin ayağını şose yolundan ayıran tüneli yaptırır (Hicrî 1325).

1909-11: Çakallar'dan getirilen su için Sultan Bayezid Camii avlusundaki şadırvan yapılır (Hicrî 1327-1329).

2012-2019: Mahalle nüfusu 413'ten 312'ye gerilemiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar