Amasya Merkez'in bugün nüfus bakımından en kalabalık mahalleleri arasında sayılan Akbilek, şehrin Yeşilırmak kıyısındaki eski çekirdeğinin dışında, Karaman Dağı'nın doğu eteğine yaslanan eski bağlık kuşakta, yeni yerleşim aksında yer alır. Mahallenin adı bir ağaçtan, bir kapıdan ya da bir köprüden gelmez; yüzyıllardır "Akbilek Evliyası" diye anılan bir âlimin lakabından gelir. Bu âlim, on altıncı yüzyıl başında Amasya'da ders okutmuş, vaaz kürsüsünde konuşmuş ve tefsirdeki ezberiyle tanınmış Molla Bahşî Halife'dir. Onun lakabı önce mezarının bulunduğu bağa, sonra o bağın parsellenmesiyle doğan mahalleye geçmiştir. Mahallenin kendi idarî tarihine dair açık erişimli belge sınırlı olduğundan, aşağıda belgelenen bilgi ile menkıbeye dayanan bilgi birbirinden ayrı tutulmuştur.

Adın Kökeni

Akbilek, Amasya'da Bahşî Halife'ye verilen lakaptır. Kimi derleme kaynaklarda aynı zat "Dede Bahşi bin İbrahim" ya da "Akbilek Bahşi Halife bin İbrahim" adlarıyla da anılır; Hüsameddin Yasar ise babasının adını Ya'kûb bin Ahmed olarak verir ve âlimin imzalarında "Bahşî bin Ya'kûb el-Ahmerî" yazdığını kaydeder. Lakabın kökenini açıklayan iki anlatı dolaşımdadır. Amasya Tarihi'nde aktarılan ilkine göre âlimin bileğini dolanan bir aklık bulunduğu için Akbilek adıyla tanınmıştır. Bu açıklama sade ve bedensel bir işarete dayanır; bir lakabın böyle bir ayırt edici özellikten doğması Osmanlı şehirlerinde sık görülen bir durumdur.

Halk arasında yaygın olan ikinci anlatı ise bir menkıbedir. Buna göre Bahşî Halife bir vaazında abdestin faziletini anlatmış, abdest alınan uzuvların ahirette nur gibi parlayacağını söylemiş. Dinleyenlerden bazıları bunun nasıl olacağını içlerinden geçirirken âlim kollarını açmış ve abdest aldığı yerler nurla aydınlanmış. Cemaat de ona bu olaydan sonra Akbilek, yani ak bilek, demiş. Bu anlatı tarihî bir olay olarak değil, yerel inanç geleneğinin lakabı açıklama biçimi olarak okunmalıdır. İki rivayet arasındaki ortak nokta, "ak" ve "bilek" sözcüklerinin önce bir kişiye, sonra onun gömüldüğü bağa, en sonunda da bugünkü mahalleye ad olmasıdır.

Adın bağa geçişini Hüsameddin iki yerde anlatır ve bu iki anlatım küçük bir fark taşır. Eserin coğrafya bölümünde, Karaman Dağı'nın doğu eteklerinden Şeyh Cûî mevkiinin güneyine düşen yerlere Akbilek dendiği, Molla Bahşî Halife bağların güneyine defnedildiği için buraların Hicrî 931 (1524-25) yılından itibaren bu adla tanındığı yazılıdır. Biyografiler cildinde ise aynı bağların önceden "Hekim Bağları" diye bilindiği, sonradan Akbilek Bağları adını aldığı belirtilir. Yani ad, boş bir araziye verilmemiş, daha eski bir adı olan bir bağın üzerine yerleşmiştir. Mahallenin resmî kayıtlara hangi tarihte Akbilek adıyla girdiğine ve hangi idarî düzenlemeyle kurulduğuna dair kesin bir belgeye ise ulaşılamamıştır; bu nedenle mahalle adı için bir tarih verilmemiştir.

Hekim Bağlarından Akbilek Bağlarına

Bağın eski adı, Amasya'nın on beşinci yüzyıldaki tıp çevresine uzanır. Hüsameddin'in Hekim Hacı İlyas Çelebi için yazdığı biyografiye göre, bugün Akbilek Bağları diye bilinen bağlar bu hekimin mülküydü ve Yörgüç Paşa'nın vakfiyesinde "Hekim Bahçesi" adıyla geçer. Şücaeddin lakaplı Hacı İlyas Çelebi, Amasya hükümdarı Hacı Şadgeldi Paşa'nın hekimi Burhaneddin Ahmed Çelebi'den tıp öğrenmiş, Çelebi Sultan Mehmed ile şehzadesi Murad'a Amasya'da hekimbaşılık etmiş ve darüşşifada tabiplik yapmıştı. Sultan Bayezid Camii'nin batısındaki mahallenin de onun adıyla anıldığı kaydedilir. Yörgüç Paşa bu bahçeyi hekimin oğlu Alâeddin Ali Çelebi'den satın almış ve Hicrî 840 (1436-37) yılında vakfetmiştir.

Bu kayıt, Akbilek adının bilinen ve sahibi belli bir mülkün üzerine yerleştiğini gösterir. Bununla birlikte Hüsameddin, Bahşî Halife'nin de geçimini mezarının çevresindeki tarlasının ve Akbilek Bağları denilen mevkideki bağlarının ürünüyle sağladığını yazar. Bir yanda 1436-37'de vakfedilmiş bir bahçe, öte yanda yaklaşık bir asır sonra aynı mevkide bağ sahibi bir âlim bulunması ilk bakışta çelişkili görünebilir. Hüsameddin'in coğrafya bölümünde bu alanın duvarla çevrili büyük bir bağ iken sonradan bölündüğünün sanıldığını söylemesi, iki bilginin aynı geniş arazinin farklı parçalarına ait olabileceğini düşündürür; ancak bu bir çıkarımdır, mülkiyetin el değiştirmesini gösteren bir belgeye ulaşılamamıştır.

Aynı coğrafya bölümü Akbilek'in komşularını da tarif eder. Akbilek Bağları, Şeyh Cûî Bağları'nın güneyinde, kuzeyden güneye uzanan dikdörtgen biçimli bir alandır. Akbilek semtinin üst tarafında, Karaman Dağı'nın doğu eteğindeki bağlara ve bayırlara ise "İltekin" denir. Hüsameddin bu adı, Dânişmendli emirlerinden ve Harezm Türkmenlerinden olduğunu yazdığı İltekin Gazi'ye bağlar: Emir'in fetih sırasında Amasya'ya bu taraftan girdiği, Kelkis Kalesi'ni yıktığı ve sonradan buraya gömüldüğü için bu yamaçların Hicrî 567'den (1171-72) beri resmî kayıtlarda İltekin adıyla geçtiğini belirtir. Osman Fevzi Olcay'ın hatıratında da Akbilek Bağları, Şeyh Cui Bağları ve "Alp Tekin Bağları" Amasya bağlarının yan yana sayılan adlarıdır. Bugün mahallenin ana yollarından birinin Alptekin Caddesi adını taşıması, bu eski bağ adıyla ilişkili olabilir; ancak cadde adının nereden geldiğini gösteren resmî bir kayıt bulunamadığından bu bağlantı yalnızca bir çıkarım olarak anılabilir.

Hüsameddin'in eserinde, Amasya'nın batı dağlarını ve bağlarını anlatan bir manzumenin bendi de bu manzarayı dile getirir:

Mağrib tarafı kûh-ı refî'-i Karamânî
Olmuş eteği Akbilek'e cây-ı emânî
Tefsîr ile takvâda alem pîr-i zamânî

Batıdaki yüce Karaman Dağı'nın eteğinin Akbilek'e güvenli bir yurt olduğunu, orada tefsir ve takvada ün salmış bir pirin yattığını söyleyen bu dizeler, mahalle adının daha yirminci yüzyıl başında bile hem bir semti hem de bir mezarı aynı anda çağrıştırdığını gösterir.

Molla Bahşî Halife

Bahşî Halife'nin hayatına dair bilgiler birkaç derleme ve araştırmaya dayanır, ayrıntılarda küçük farklar taşır. Doğum yeri bunların başında gelir. Derleme kaynaklar onu Taşova'ya bağlı Uluköy'de doğmuş olarak gösterirken, Halvetiyye tekkeleri üzerine yazılmış bir akademik makalede Amasya'nın Kızılca köyünde doğduğu belirtilir. Hüsameddin de Kızılca'yı işaret eder ve gerekçesini âlimin kendi imzasından çıkarır: "Ahmerî" nisbesi Kızılcalı demektir. Edirneli Mecdî Mehmed Efendi'nin Şakâyık tercümesinde Bahşî Halife'nin Amasya'ya bağlı bir köyde doğduğu yazılıdır; Hüsameddin bu köyün şehre iki saat uzaklıktaki Kızılca olduğunu söyler.

Aynı kaynak bir karışıklığı da düzeltir. Kâtib Çelebi, Süllemü'l-vüsûl adlı biyografi eserinde onu "Bahşî Halîfe es-Sonisavî" diye, yani Sonisalı olarak anar. Hüsameddin'e göre Sonisalı olan bu Bahşî Halife değil, Kemaleddin İbrahim Dede Cönkî Efendi'nin babası olan başka bir Bahşî Halife'dir. Aynı adı taşıyan iki çağdaş âlimin karıştırılması, Uluköy ve Kızılca gibi doğum yeri farklarının da neden ortaya çıktığını anlamaya yardım eder; bu son nokta ise kaynaklarda açıkça söylenmeyen bir çıkarımdır.

Hüsameddin'in verdiği öğrenim yolu oldukça ayrıntılıdır. Bahşî Halife Amasya'da hafız olduktan sonra Mevlânâ Şemseddin Ahmed Cündî ve Müderris Abdî Efendi'den Arapça ilimleri, usul ve kelamı okumuş, ardından İstanbul'a gitmiştir. Orada Molla Muslihuddin Kestellî, Hatibzâde Muhyiddin ve Efdalzâde Hamidüddin Efendi gibi dönemin önde gelen âlimlerinden öğrenimini tamamlamış, sonra Halep'e geçerek Ebû Zer el-Buhârî'den hadis okumuştur. Mısır'da Kadı Zekeriyyâ el-Ensârî ile Celâleddin es-Suyûtî'den, Hicaz'da ise Mekke'de Şemseddin Muhammed es-Sehâvî'den Kütüb-i Sitte'yi dinleyerek almış, tefsirden pek çok kitap okuyarak memleketine dönmüştür. Derleme kaynaklar ile Halvetiyye makalesi de Suyûtî, Ensârî ve Sehâvî adlarını anar; yalnız makale bu öğrenimi Hicaz'a bağlar.

Amasya'ya dönen Bahşî Halife, derleme kaynaklara göre kırk yıla yakın bir süre burada tefsir, hadis ve fıkıh okutmuştur. Hüsameddin onun az şeyle yetinerek vaaz, tedris ve sohbete koyulduğunu, bir süre Sultan Bayezid Camii'nin kürsü şeyhliğini yaptığını yazar. Fıkıh metinlerinin çoğunu, Beyzâvî tefsirini ve hadis kitaplarının büyük kısmını ezbere bildiği, dersini Arap âlimlerinin usulüyle kitapsız, ezberden takrir ettiği aktarılır. Osmanlı ilim hayatının önde gelen adlarından, "Müftü's-sekaleyn" olarak bilinen İbn Kemal'in, yani Şeyhülislam Kemalpaşazâde'nin hocası olduğu, tefsir ve hadis ilimlerini ondan aldığı da hem derleme kaynaklarda hem de Hüsameddin'de yer alır.

Eserleri arasında "Mi'râcü'l-Ulâ" ile "Tenbîhü'l-Gabî" adlı çalışmalar sayılır. Hüsameddin ilkinin tam adını "Mi'râcü'l-ulâ fî tefsîr-i sûreti'l-İsrâ" olarak verir ve bunun İsrâ sûresinin tefsiri olduğunu söyler; ayrıca Hz. Peygamber'i rüyada görmeye dair bir eser yazdığını da ekler. Mecdî'nin Şakâyık tercümesinden aktardığı bölüm, bu eserin içeriğini biraz daha açar: Bahşî Halife'nin Peygamber'le rüya âleminde defalarca buluştuğunu ve bu görüşmeleri anlatan benzersiz bir risale kaleme aldığını yazar. Aynı metne göre ilmî sohbetlerde bazı âyetlerin faziletine dair sözleri "Levh-i mahfuzda böyle yazılıdır, ben gördüm" diyerek naklettiği, söylediklerinin de gerçeğe uygun çıktığı anlatılırdı. Bu kayıtlar, çağdaşlarının ona yüklediği keramet itibarını gösterir ve bir âlime duyulan saygının dili olarak okunmalıdır; tarihî bir olgu gibi ele alınamazlar.

Tasavvuf silsilesi bakımından kaynaklar ayrışır. Halvetiyye makalesi onu Cemâl-i Halvetî'nin halifesi Muhyiddin bin Muhammed'e bağlar ve Halvetî tarikatına mensup bir Hanefî âlimi sayar. Hüsameddin'in anlatımı buna uyar: Bahşî Halife, Hâce Sultan Tekkesi şeyhi Cemalîzâde Şeyh Muhyiddin Mehmed Efendi'ye intisap etmiş, onun halifesi olarak zühd ve zikirle yaşamıştır. Başka bir özette ise Şeyh Zekeriyya Efendi'nin halifesi olarak anıldığı görülür. Hüsameddin onu "Halvetî-meşreb, Hanefî-mezheb" diye niteler ve tefsir ile hadiste zamanının tek adamı sayar.

Derleme kaynaklar onu dünya işleriyle pek ilgilenmeyen, sürekli nafile namaz kılan ve az şeyle yetinen bir kişi olarak tasvir eder. Hüsameddin'in verdiği bir ayrıntı bu tasviri somutlaştırır. Bahşî Halife kendisine getirilen adakları ve sadakaları kabul eder, bunların tek tanesini boşa harcamaz, bu birikimle arasta içinde zarif bir mescit yaptırır ve satın aldığı mülkleri bu mescidin giderlerine vakfederdi; artanı da yoksullara ve medrese öğrencilerine dağıtırdı. Mescit uzun süre "Molla Bahşî Mescidi" adıyla bilinmiş ve bakımlı kalmıştır. Eserin dipnotuna göre mescidin giderleri için Gümüş kazasındaki Eslemez köyünde oldukça büyük bir çiftlik vakfedilmiş, mütevellilik ve imamlık uzun süre âlimin soyunda kalmıştır. Bu mescidin bugün ayakta olup olmadığına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Ölümü

Ölüm tarihi kaynaklarda birbirine yakın birkaç biçimde verilir. Derleme kaynaklar 1523-24 yıllarını, Halvetiyye makalesi Hicrî 930 (1524) yılını anar. Hüsameddin ise günü de belirtir: Bahşî Halife, 930 yılı Zilhicce ayının ikinci cuma günü, yani 1524 yılının Ekim ayı dolaylarında vefat etmiştir. Eserin Osmanlı dönemi olaylarını yıl yıl anlatan cildinde de 930 yılının kayıtları arasında "Müfessir-i meşhûr Amasyalı Bahşî Halîfe bu sene vefât etti; Akbilek demekle meşhûr idi" cümlesi yer alır. Bu tarihler birbirine çok yakındır ve Hicrî yılın Miladî takvimde iki yıla yayılmasıyla kolayca açıklanabilir. Amasya Tarihi'nin lakap ve bağ adı için verdiği 931 yılı ise ölümden değil, adın yerleşmesinden söz eder; Zilhicce 930'un hemen ardından 931 yılının başladığı düşünülürse, iki kayıt birbirini tamamlar.

Aynı cilt, bu yılların Amasya ve çevresi için çalkantılı geçtiğini de kaydeder. 930 yılında Sultan Murad taraftarları diye anılan Celâlî toplulukları Sivas vilayetini sarmış, ertesi yıl Zünnûn Baba'nın taraftarları Amasya'nın dört bir yanında şiddet olaylarına girişmişti. Bahşî Halife'nin hayatının son yılı böylece bölgenin bu ayaklanmalarla sarsıldığı bir döneme denk gelir. Bu kargaşanın onun çevresini nasıl etkilediğine dair bir kayıt ise bulunmamaktadır.

Ailesi ve Soyu

Hüsameddin, Bahşî Halife'nin ilmî soyunun Amasya'da yıllarca sürdüğünü yazar ve dört oğlunu sayar. Şerefeddin Ya'kûb Efendi Halvetî şeyhlerinin tanınmışlarındandı; oğlu Abdullah Efendi de büyük şeyhlerden sayılır ve bu kola "Şeyh Ya'kûbzâdeler" denmiştir. Bu koldan Amasya müftüsü Hacı Mustafa Efendi ile tanınmış vaiz Sinâneddin Yusuf Efendi çıkmıştır. Kemaleddin İbrahim Efendi ulemanın büyüklerinden olup oğulları Sa'deddin Mehmed ve "Fâzıl Dede" diye bilinen Necmeddin Yahya Efendi de âlim olarak anılır. Muhyiddin Mehmed Efendi kadılık yapmış, soyuna "Kadızâdeler" denmiştir.

Dördüncü oğul Şemseddin Ahmed Efendi'nin oğlu Muhyiddin Mehmed Efendi ise Halep'e gitmiş ve orada Hicrî 968 (1560-61) yılından sonra vefat etmiştir. Hüsameddin bu Halep kolunun torunlarını da izler: Kadılardan Muhyiddin Mehmed Efendi 1102'de (1690-91) Mekke'de ölmüş, kardeşi Kemaleddin Ebü'l-Vefâ Abdullah el-Halebî el-Bahşî bir hadis ricali kitabı yazmış, Muhyiddin Mehmed Efendi'nin oğulları da Şam'da ve Halep'te ölmüştür. Hüsameddin, bu "Bahşîzâdeler"in hayatlarının Muhibbî'nin Hulâsatü'l-eser'inde ayrıntılı olarak yazılı olduğunu not eder. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Halvetiyye'nin Bahşiyye kolunun kurucusu sayılan Muhammed b. Muhammed el-Bahşî'nin (ö. 1687) maddesinde de, onun büyük dedesi Ahmed el-Bahşî'nin Amasya'dan Suriye'ye göç etmiş tanınmış bir sûfî, tefsir ve fıkıh âlimi olduğu kaydedilir. Bu Halepli ailenin Akbilek Bahşî Halife'nin soyundan geldiği düşünülebilir; ne var ki ansiklopedi maddesi bu bağı açıkça kurmaz ve iki bilginin aynı aileyi anlattığı burada bir çıkarım olarak kalmaktadır.

Soyun kız tarafından da tanınmış bir âlim çıkmıştır. Hüsameddin'e göre Ferferîzâde Şehabeddin Ahmed Efendi, Seyyid Muhyiddin Mehmed Ferferî'nin oğlu ve "Akbilek" diye meşhur Molla Bahşî Halife'nin kız torunudur. Babasından ve Fâzıl Cum'a Efendi'den öğrenim gören Şehabeddin Ahmed, uzun süre Hakala'daki Kâsım Bey Medresesi'nde müderrislik yapmış, sonra kadılığa geçerek birçok önemli şehirde görev almış, 981 (1573-74) yılında Torumtay Medresesi müderrisliğiyle emekli olmuştur. Eser ayrıca tanınmış muhakkik Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi'nin de İydîzâde Hacı Mustafa Âkif Efendi kolundan Bahşî Halife'ye ulaştığını belirtir.

Türbesi ve Konumu

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın envanter kaydında "Ak Bilek Mezarı (Evliyası)" adıyla geçen yapı Osmanlı dönemine tarihlenir. Moloz taştan yapılmış 6,80 x 5,10 m ölçüsünde, 0,70 m yüksekliğinde bir istinat duvarının içinde yer alır. Duvarın içindeki beton kaplı kabir dikdörtgen prizma biçimindedir ve 2,50 x 0,80 x 0,65 m ölçülerindedir. Baş ve ayak taşları sade taştandır; baş taşındaki kitabe silinmiş ve okunamaz durumdadır. Kabrin üzerine sonradan ahşap kırma çatılı betonarme bir yapı, en son dönemde de ahşap bir mescit eklenmiştir. Kayda göre Amasya Belediyesi 1938'de çevre düzenlemesi yapmış, istinat duvarlarını yeniden örmüştür. Yapı 3. derece anıtsal koruma grubundadır.

Mezarın eski hâlini en iyi Hüsameddin'in iki tarifi anlatır. Şehrin türbelerini alfabetik sırayla saydığı listede ilk sıradaki "Akbilek Türbesi", Karaman Dağı'nın eteğinde, bağların üzerinde bir tarla kenarındadır ve "ulemanın ziyaretgâhı" diye nitelenir. Biyografi cildinde ise kabrin Akbilek Bağları'nın bittiği yerde, yüksek bir tarlanın kenarında, yola bakan bir noktada olduğu, ulemanın yakın zamanlara kadar burayı ara sıra ziyaret ettiği yazılıdır. Osman Fevzi Olcay da Amasya'daki büyük mutasavvıfları sayarken "Pir Akbilek Bahşî Halife"yi Akbilek Bağları'nın yol üzerinde gösterir. Üç kayıt da üzeri açık, yol kenarında bir mezardan söz eder; bugünkü kapalı türbe ve yanındaki cami sonraki dönemin eseridir.

Türbenin hangi mahallede bulunduğu konusunda kaynaklar bir ayrışma gösterir. Envanter bilgisi onu Şeyhcui Mahallesi'ndeki "Akbilek Mevkii"ne, caminin yanına yerleştirir. Derleme kaynaklardan biri, Şeyhcui Mahallesi'nde Akbilek Bağları'na yakın bir tepenin üzerinde olduğunu yazar. Halvetiyye makalesinde ise yapı, Karaman Dağı'nın eteğinde, adını verdiği bağların üzerinde, bugün Akbilek Mahallesi'nde, tren yolunun kenarında üzeri kapalı bir türbe olarak tarif edilir; makaleye göre burası önceleri üstü açık bir mezardı, yakın tarihte üzerine türbe ve yanına kendi adını taşıyan bir cami yapılmıştır. Mahalle sınırlarının yıllar içinde değişmiş olması bu farkı açıklayan makul bir neden olabilir; ancak bunu doğrulayan bir idarî belgeye ulaşılamamıştır. Her hâlükârda türbe, mahallenin adını verdiği bağın içinde, bugünkü Akbilek ile Şeyhcui sınırının çevresindedir.

Derleme kaynaklara göre türbe bakımlıdır, bir eve benzer, üzeri kiremit kaplıdır ve yanında küçük bir cami bulunur. Sandukası iç mekândadır. Halvetiyye makalesi, türbenin bilhassa âlimler tarafından teberrüken ziyaret edildiğini de not eder; bu, Hüsameddin'in "ulemanın ziyaretgâhı" nitelemesiyle örtüşür.

Ziyaret Geleneği ve Menkıbeler

Türbe bugün de adak ve dilek ziyaretleriyle canlı bir inanç mekânıdır. Derleme kaynakların aktardığına göre her türlü istek için gelinir; özellikle ruhsal sıkıntı çekenler burada iki rekât namaz kılar, sanduka başında kurban adağında bulunur ve iyileştiklerinde adaklarını yerine getirir. Eskiden Amasya'da medrese eğitimine yeni başlayan öğrencilerin ilk derslerini onun türbesinde yaptıkları, çözemedikleri meseleleri Cuma günü türbeyi ziyaret ederek hallettikleri de söylenir. Hayatında adakları kabul edip öğrencilere dağıtan bir âlimin, ölümünden sonra da hem adak hem de öğrenci ziyaretinin odağı olması dikkat çekici bir süreklilik gösterir.

Bahşî Halife'ye bağlanan menkıbelerden biri, abdest vaazıyla ilgili olup lakabın kökenini anlatan yukarıdaki rivayettir. Bir diğeri, türbede her gece içki içip kalan bir ayyaşı konu alır. Anlatıya göre bu kişi her sabah kendini türbenin dışında bulur; bir gece yine orada uyuya kalır, bu kez cehennem görüntüleri görür ve tövbe eder. Bu hikâyelerin hiçbiri belgeye dayanmaz. Yine de bir âlim mezarının zamanla nasıl bir dilek ve ibret mekânına dönüştüğünü, şehrin Halvetî tekkeleri ve zâviyeleriyle örülü manevî haritasının nasıl şekillendiğini göstermeleri bakımından önem taşırlar.

Akbilek adı yirminci yüzyılda Amasya'nın eski ilim çevresini anmanın bir simgesi olarak da kullanılmıştır. Osman Fevzi Olcay, hatıratında şehrin eski ailelerinin dağıldığını görmekten duyduğu üzüntüyü eski valilerden Talat Öncel'e yazdığı manzumede "Hani Akbilek Bahşiler? Nerde Zembilli Ali'ler?" diye sorarak dile getirir. Bu dizede Bahşî Halife'nin adı, şehrin eski âlimlerinden bir başkasının adıyla yan yana, kaybolmuş bir ilim geleneğinin karşılığı olarak durur.

Amasya'da Halvetîlik ve Bahşî Halife'nin Yeri

Amasya, Halvetiyye'nin Anadolu'da en yaygın olduğu şehirlerden biridir. Konuyu inceleyen Kadir Özköse'ye göre bu tarikat, Osmanlı-Safevi ilişkilerinde Osmanlı lehine olumlu katkılar sağlamış, devletin doğu sınırlarının güvenliğinde sivil bir denge unsuru olarak işlev görmüştür. Halvetî şeyhlerinin çoğunun tekke edebiyatının önemli temsilcileri olması da Amasya'da sanat, edebiyat, şiir ve musiki hayatını zenginleştirmiştir. Mehmet Paşa Medresesi'nin Habib-i Karamânî'nin tekkesiyle, Yakup Paşa Medresesi'nin Abdurrahman Çelebi'nin tekkesiyle birlikte inşa edilmesi gibi örnekler, medrese ile tekkenin Amasya'da iç içe geliştiğini gösterir.

Bahşî Halife bu çevrenin Cemâliyye koluna bağlanan isimlerinden biridir. Özköse'nin listesinde Amasya'daki Halvetî şeyhleri arasında "Cemâliyye şeyhi Amasyalı Akbilek Bahşî Halife (ö. 930/1524)" olarak yer alır. Hem bir müderris hem de bir Halvetî halifesi olması, Özköse'nin işaret ettiği medrese ile tekke arasındaki bu iç içeliğin kişideki karşılığıdır. Oğlu Şerefeddin Ya'kûb'un da Halvetî şeyhi olması, bu bağın aile içinde sürdüğünü gösterir.

Özköse'nin değerlendirmesine göre Halvetiyye tekkeleri Amasya'da dört asır boyunca kültürel zenginliğin yanında toplumsal dayanışmanın kurulmasına da katkıda bulunmuştur. Bahşî Halife'nin anısı bu yüzden yalnızca bir mezar çevresindeki dinî bağlılıkla sınırlı kalmaz; medresede okuyan öğrencilerin, tekkede yetişen şeyhlerin ve bağlık kuşakta oturan halkın ortak belleğine de karışır. İbn Kemal gibi bir müderrisin hocası olarak anılması, soyunun Halep, Şam ve Mekke'ye kadar uzanan kolları, Amasya'nın on altıncı yüzyıl başındaki ilim çevresinin Osmanlı merkezine ve Arap şehirlerine uzanan bağlarını da gösterir.

Bağlardan Mahalleye

Akbilek Bağları, Amasya'nın eski çekirdeğinin dışında kalan, bağ ve bahçelerle örülü geniş bir kuşağın parçasıydı. Hüsameddin, Şeyh Cûî Bağları'nı ilkbahardan Mayıs sonuna kadar süren mesire mevsiminin ilk ve başlıca gezinti yeri olarak anar; Akbilek Bağları bu mesire alanının hemen güneyindeydi. Olcay da bugünkü tren istasyonunun batısında, Harşena eteğinden başlayıp bir yanı Şeyh Cui, öbür yanı Akbilek Bağları'na kadar uzanan geniş alana "Karaağaç Meydanı" dendiğini yazar. Bu kayıtlar, Akbilek'in yakın zamana kadar şehrin batı ucunda, istasyon çevresi ile Karaman Dağı yamaçları arasındaki bağlık bir geçiş alanı olduğunu gösterir.

Harita kayıtlarında Akbilek Mahallesi, şehir merkezinde Hacılar Meydanı ve Şeyhcui çevresine komşu görünür. Alptekin Caddesi, Kemal Nehrozoğlu Caddesi ve Çamlıbel Sokak gibi adresler mahalle sınırları içinde kayıtlıdır; posta kodu 05000'dir. Bazı harita ve posta kodu kayıtlarında Akbilek, Gökmedrese bölgesi diye anılan mahalle grubunun içinde de sayılır.

Şehrin Cumhuriyet döneminde ve sonrasındaki büyümesi, kıyı şeridindeki eski dokunun dışında kalan bağlık alanları yavaş yavaş konut alanına çevirmiştir. Akbilek de bu genişleme kuşağında kurulmuş bir mahalle olarak bugünkü hâline gelmiştir. Bağın ne zaman parsellendiğini ve mahallenin hangi tarihte bugünkü sınırlarına kavuştuğunu gösteren belge bulunamadığı için bu geçiş, bir tarih verilmeden, yalnızca genel bir eğilim olarak aktarılabilmektedir.

Camiler ve Dinî Yapılar

Harita ve rehber kayıtlarında Akbilek Mahallesi adresiyle Akbilek Evliya Camii ve Akbilek Bağları Camii listelenir. Halvetiyye makalesi de türbenin yanında Bahşî Halife'nin adıyla anılan bir caminin yakın tarihte yaptırıldığını belirtir. Bu yapıların yapım yılı, banisi ve mimarisi hakkında güvenilir bilgi bulunamadığından tarih verilmemiştir. Adların mahallenin evliya hatırasına ve bağ kültürüne gönderme yapması beklenen bir durumdur; ne var ki bu, belgelenmiş bir bilgi olmayıp bir çıkarımdır. Bu yeni camilerin, Bahşî Halife'nin kendi yaptırdığı ve şehir içindeki arastada bulunan Molla Bahşî Mescidi ile karıştırılmaması gerekir.

Nüfus ve Değişim

Nüfus kayıtlarını derleyen bir demografi sitesi, amatör bir derleme olduğunu ve doğruluğunu garanti etmediğini belirtmekle birlikte, Akbilek Mahallesi'nin yıllara göre nüfusunu şöyle verir:

  • 2012: 6.120
  • 2013: 6.018
  • 2014: 6.624
  • 2015: 7.516
  • 2016: 8.079
  • 2017: 8.609
  • 2018: 8.729
  • 2019: 9.112

Başka bir derlemede sonraki yıllar için 2020'de 9.194, 2021'de 9.559, 2022'de 10.642 ve 2023'te 9.607 rakamları görülür. Yerel basında Nüfus Kayıt Sistemi'ne dayanarak yayımlanan 14 Şubat 2024 tarihli listede Akbilek, 9.607 nüfusla Amasya'nın en kalabalık beşinci mahallesidir. Listenin başında 27.428 kişiyle Şeyhcui yer alır; onu 14.998 ile Hacılar, 10.840 ile Bahçeleriçi ve 9.610 ile Ellibeşevler izler. Akbilek ile Ellibeşevler arasındaki fark yalnızca üç kişidir. Aynı derlemede güncel rakam 9.724 (4.961 erkek, 4.763 kadın) olarak görünür, ancak bu sayının yılı kaynakta açıkça belirtilmemiştir.

2012 ile 2019 arasında nüfus 6.120'den 9.112'ye çıkmış, yani yaklaşık yüzde 49 artmıştır; 2012 ile 2023 arasındaki artış ise yaklaşık yüzde 57'dir. Aynı derlemede Ellibeşevler 2012'de 8.611, 2019'da 9.503 kişiydi. Yani Akbilek, bu en kalabalık komşularından biriyle arasındaki farkı, yaklaşık 2.500 kişiden 400 kişi dolayına indirmiştir. Büyümenin hızlandığı yıllar 2014 ile 2016 arasıdır. 2013'teki küçük düşüş ve 2023'teki geri çekilme, sayımların ve adres kayıtlarının doğasından kaynaklanıyor olabilir; gerekçeyi açıklayan bir kaynak bulunmadığı için bu konuda yorum yapılmamıştır. Komşu Şeyhcui ve Hacılar'ın da listenin başında yer alması, şehrin eski bağlık batı kuşağının bütünüyle Amasya'nın başlıca konut alanına dönüştüğünü gösterir.

Günümüzde Akbilek

Bugün Akbilek, Amasya Merkez'in en kalabalık mahallelerinden biridir. Alptekin Caddesi boyunca ticarethane ve konutlar sıralanır. Cadde üzerindeki bu ticari yoğunluk, mahallenin bir zamanlar bağlık olan arazisinin artık şehrin gündelik yaşamına hizmet ettiğini gösterir. Mahalle adı ise hâlâ bir âlimin bileğine, onun ardından da önce bir hekimin, sonra bir müfessirin adıyla anılmış bir bağa bağlıdır. Şeyhcui sınırındaki türbe, mahallenin eski bağ kimliğinden günümüze kalan en somut yapıdır ve ziyaretçileri hâlâ çekmektedir.

Kronoloji

1171-72: Hüsameddin'e göre Akbilek'in üst tarafındaki yamaçların resmî kayıtlarda "İltekin" adıyla geçmeye başladığı Hicrî 567 yılı.

1436-37: Yörgüç Paşa'nın, bugünkü Akbilek Bağları'nın yerindeki "Hekim Bahçesi"ni Hekim Hacı İlyas Çelebi'nin oğlundan alıp vakfettiği Hicrî 840 yılı.

1523-24: Derleme kaynaklara göre Bahşî Halife'nin (Akbilek Evliyası) Amasya'da vefat ettiği yıl. Halvetiyye makalesinde ölüm tarihi Hicrî 930 (1524) olarak verilir.

1524 (Ekim dolayları): Hüsameddin'e göre Bahşî Halife'nin 930 yılı Zilhiccesinin ikinci cuma günü vefatı.

1524-25: Amasya Tarihi'ne göre bağlık alanın Akbilek Bağları adıyla anılmaya başladığı Hicrî 931 yılı.

1573-74: Bahşî Halife'nin kız torunu Ferferîzâde Şehabeddin Ahmed Efendi'nin Torumtay Medresesi müderrisliğiyle emekliye ayrılması.

1690-91: Âlimin Halep'e yerleşen kolundan, soyundan gelen Kadı Muhyiddin Mehmed Efendi'nin Mekke'de vefatı.

1938: Amasya Belediyesi'nin Ak Bilek Mezarı çevre düzenlemesi ve istinat duvarı onarımı.

2012: Mahalle nüfusu 6.120.

2019: Mahalle nüfusu 9.112.

2023: Mahalle nüfusu 9.607; Amasya'nın en kalabalık beşinci mahallesi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Ankara, Aralık 2018, s. 91-118.

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar