Yeşilırmak'ın doğu kıyısında, Künç Köprüsü'nün tam karşısında uzanan Beyazıtpaşa Mahallesi, adını altı yüzyıldan uzun bir süre önce buraya cami, medrese ve imaret yaptıran bir vezirden alır. Amasya'nın dağ ile nehir arasına sıkışmış dar şeridinde kurulan mahalle, iki yapı çevresinde tanınır. Bunlardan ilki, 1414'te yaptırılan Bayezid Paşa Camii ve çevresindeki külliyedir. İkincisi, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Hâlidî-Nakşibendî şeyhi Mir Hamza Nigârî'nin adına kurulan cami, medrese ve türbedir. Mahallenin yakın tarihi bu iki merkez arasında geçmiştir; ikincisi, yirminci yüzyılın başında mahallenin sakin yapısını da belirlemiştir.
Adın Kökeni
Mahallenin adı, Amasya'daki Bayezid Paşa Camii'nin banisi Bayezid Paşa'dan gelir. Paşa, Çelebi Mehmed'in vezirlerindendir ve 1413'ten itibaren vezirliğin yanında Rumeli beylerbeyliğini de üstlenmiştir. Mahallenin bu adı hangi tarihte ve hangi idarî düzenlemeyle aldığı konusunda kesin bir belge yoktur. Yine de adın çok eski olduğu söylenebilir. Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya'daki mahalleleri sıraladığı bölümde "Bâyezîd Paşa Mahallesi"ni ayrı bir madde olarak anar ve buranın eskiden Foka Mahallesi'nin bulunduğu yer olduğunu yazar. Bu anlatıya göre Bizans dönemine uzandığı ileri sürülen Foka adı, vezirin külliyesiyle birlikte yerini Bayezid Paşa adına bırakmıştır.
Yazılışta da iki biçim görülür. Resmî kayıtlarda mahalle Beyazıtpaşa adıyla geçer, yapıyı konu alan yayınlarda Bayezid Paşa yazılır. Osman Fevzi Olcay ise yirminci yüzyılın başında mahalleyi "Bayezid Paşa Mahallesi" ve "Beyazıt Paşa Mahallesi" biçimlerinde anar. Olcay'ın yaşadığı dönemde ise Hamza Nigârî çevresi Mir Hamza Nigârî Mahallesi adıyla ayrıca anılıyordu; Hüsameddin aynı camiyi Bayezid Paşa Mahallesi'nde sayar.
Konumu ve Sınırları
Mahalle Amasya Merkez ilçesinde, Yeşilırmak'ın doğu yakasındadır. Derleme verilere göre yüzölçümü yaklaşık 0,179 kilometrekaredir; bu da onu küçük bir yerleşim birimi yapar. Hüsameddin mahallenin eski sınırlarını şöyle verir: doğuda bağlar, batıda dere, güneyde Savakça Mahallesi, kuzeyde Yeşilırmak. Mahalle bu tarife göre Kuş Köprü'nün güneyinde kalır. Olcay da aynı yeri başka bir yönden tarif eder ve Künç Köprüsü'nün batı yanından şehre girerken Yeşilırmak'ın güneydoğusuna düşen ilk mahalle olarak gösterir. Ahırönü Mahallesi'nin birinci sokağından aşağı inen yol da Bayezid Paşa Camii'ne varır; köprünün bu tarafında ise Kumacık Hamamı bulunur.
Hüsameddin, mahalleyi besleyen suyun nereden geldiğini de anlatır. Bâlus Kayası ile Lokman Dağı arasındaki dere, Beyler Sarayı yakınında iki kola ayrılır; bir kolu batıdaki Sofular Mahallesi'ne, öteki kolu kuzeye, Bayezid Paşa Mahallesi'ne iner. Caminin doğusundan başlayıp Ziyâre Mahallesi hizasına kadar uzanan şerit ise Âhûr Önü, Ayavasıl ve Kirazlıdere bağları adlarıyla anılır.
Köprünün kendisi de mahalle tarihinin bir parçasıdır. Hüsameddin, Kuş Köprü'nün Şamlılar Mahallesi'nin önünde ve Kumacık Hamamı'nın karşısında durduğunu yazar. Kendisinin aktardığına göre eski kayıtlar bu köprüyü Selçuklu hükümdarı Sultan Mesud'un kızı olduğu anlaşılan Hundî Hatun'a bağlar. 768 tarihli eski kayıtlarda "Hundî Köprüsü", sonra "Kondı Köprüsü" olarak geçen yapının adı zamanla bozularak Kuş Köprü olmuştur. Bu görüşün yanında Vâzıh Efendi köprünün Yörgüç Paşa tarafından yaptırıldığını ve önce "Yörgüç Köprüsü" denildiğini ileri sürer; Hüsameddin bunu tarihe dayanmayan bir rivayet sayar.
Foka Mahallesi ve Kral Sarayı Rivayeti
Hüsameddin'in mahalleye ilişkin en dikkat çekici iddiası, burada eskiden Foka Mahallesi'nin bulunduğudur. Bu görüşe göre bugünkü Kibrithane önündeki alanda "Kral Sarayı" diye anılan bir yapı vardı ve bazı şer'î belgelerde bu çevre genel olarak Foka adıyla anılıyordu. Hüsameddin, Câmiu'd-Düvel'den aktardığına göre Amasya'da "Evlâd-ı Foka" adıyla tanınan bir hanedan bulunduğunu, dolayısıyla bu çevrenin Bizans imparatoru Fokas'ın sarayı ve çocuklarının mahallesi olduğunun sanıldığını belirtir. Aynı bölümde Fokas'ın Amasya'da uzun süre prefekt olarak oturduğunu, kızı Eleni adına Fethiye Camii'ni yaptırdığını ve sarayını kentin bu bölümüne kurduğunu yazar.
Hüsameddin, bu ismin geçtiği tarihî olayları da mahalleyle ilişkilendirmeye çalışır. Hamdanî emiri Seyfüddevle'nin Amasya çevresinde tahrip ettiği yerlerin, Mardus Foka ile Tekfûr Foka'nın saraylarının bulunduğu Foka Mahallesi olması gerektiğini söyler. Bu bağlantıların hiçbiri belgeyle desteklenmemiştir ve yazarın kendisi de ifadelerini "zann olunur", "olmalıdır" gibi çekincelerle kurar. Yine de bir mahalle adının, vezirin külliyesinden önceki bir yerleşim katmanına işaret ettiği, bu aktarımla kayda geçmiştir.
Bayezid Paşa
Mahalleye adını veren kişi, Amasyalı Yahşî Bey'in oğludur. Babasının adı, külliyenin vakfiyesinde açıkça yazılıdır. Doğum tarihi bilinmez. Kökeni konusunda kaynaklar ayrılır: Hüsameddin, Yahşî Bey'in Amasya'nın eski ileri gelenlerinden Emir Seyfeddin Sungur'un soyundan geldiğini yazar ve paşadan "Sunkuroğlu" diye söz eder. Bizans tarihçisi Doukas ise onu Arnavut asıllı bir köle olarak tanıtır; Amasyalı Mustafa Vâzıh Efendi Boşnak hanedanından geldiğini yazar. Mustafa Çağhan Keskin bu çelişkili aktarımlardan kesin sonuç çıkarmanın zor olduğunu, ancak vakfiyedeki baba adının en azından babanın Müslüman olabileceğini düşündürdüğünü belirtir. Aydın Taneri'nin TDV maddesi de aynı noktada ihtiyatlıdır ve Arnavut asıllı olmasını muhtemel sayar.
Siyasî kariyeri, Yıldırım Bayezid'in oğlu şehzade Çelebi Mehmed'in lalası olarak görevlendirilmesiyle başlar. Ankara Savaşı'ndan sonra şehzadeyi Amasya'ya ulaştıran kişi olarak anılır; Doukas'a göre henüz çocuk yaştaki şehzadeyi sırtında taşıyarak savaş alanından kaçırmış, köylerden ekmek toplayarak yol almıştır. Çelebi Mehmed'in Amasya'daki sancakbeyliği sırasında yanından ayrılmayan Bayezid Paşa, Fetret Devri'nde kardeşler arasındaki mücadelenin tamamında şehzadenin yanında yer aldı. Hüsameddin, Amasya ordusunun tertibinde onu Çelebi Sultan'ın hem erkân-ı harbiye reisi hem de yegâne müdebbiri sayar ve Sipahî ile Yeniçeri ocaklarının Amasya'da her gün Ok Meydanı'nda talim yaptığını anlatır. Hüsameddin, Çelebi Sultan'ın Tokat çevresinde türeyen Köpekoğulları'nı Kazova'da yakalamasında da paşanın yanında bulunduğunu yazar.
1413'te Çelebi Mehmed'in Rumeli'de Musa Çelebi'yi yenmesiyle Fetret Devri kapanınca paşa vezirliğe getirildi. İki yıl sonra hasta düşen sultanın yerine Karamanoğlu Mehmed Bey üzerine yürüyen orduya komuta etti ve onu esir aldı; bu başarının ardından Rumeli beylerbeyliği de ona verildi. Şeyh Bedreddin hareketinin bastırılmasında görev aldığı için bugün hâlâ tartışma konusu olan bir isimdir. Hafız Halil'in aktarımına göre sultan Bedreddin'i affetmişti, ancak Bayezid Paşa'nın ısrarı üzerine idam edildi; Nâzım Hikmet de Bedreddin Destanı'nda paşaya ağır bir ifadeyle değinir. Keskin'in anlatımında Çelebi Mehmed 1421'de Edirne'de ölünce paşa ölümü kırk gün boyunca gizledi ve böylece şehzade Murad gelene kadar çıkması muhtemel bir karışıklığın önünü aldı.
Paşanın sonu, Düzmece Mustafa olayıyla gelir. II. Murad'ın tahta çıkmasının hemen ardından Rumeli'de şehzade Mustafa olduğunu söyleyen bir kişi ortaya çıkmış, kalabalıkları peşine takmıştı. Bayezid Paşa, kendisine verilen az sayıda askerle Edirne yakınlarındaki Sazlıdere'de bu kuvvetle karşılaşmış, askerlerinin çoğu karşı tarafa geçince teslim olmuş ve ertesi gün İzmiroğlu Cüneyd Bey'in kışkırtmasıyla öldürülmüştür. Tarih konusunda kaynaklar ayrılır. Eyice ve Taneri 1421 yılını verir; Keskin, Hafız Halil'in "Ramazan'dan bir gün önce" ifadesine dayanarak 29 Ağustos 1421 tarihini önerir. Hüsameddin ise ölümü 826 yılının başına (1423) koyar ve o sırada paşanın kardeşi Hamza Bey'in kurtularak Aydın'a gönderildiğini yazar. Burada, iki ansiklopedi maddesinin ve Keskin'in ortak tarihi olan 1421 esas alınmıştır.
Bayezid Paşa'nın bir yönü, Osmanlı kroniklerinde pek anılmaz: devlet adamlığının yanında sanat ve edebiyat hamiliği yapmıştır. Çevresinde şairler toplanmış, Ahmedî'nin Veys ü Râmîn'i Türkçeye çevirmesini o istemiştir. Ahmedî çeviriyi tamamlamadan ölünce iş Abdülvâsi Çelebi'ye kalmış, o da Halîlnâme adlı mesnevisini yazmıştır. Eser, İbrahim Peygamber'in hayatını anlatır ve sonuna Fetret Devri'ni konu alan bir tarih bölümü eklenir. Abdülvâsi Çelebi'nin beyitleri, paşanın düzenlediği meclislere şairlerle birlikte müzisyenlerin de katıldığını gösterir.
Aile paşanın ölümünden sonra da ayakta kaldı. Kardeşi Hamza Bey, TDV maddesine göre onun vezirliği sırasında deniz beylerindendi ve 1417'de Venedik donanması Çanakkale Boğazı'na girip Lapseki'yi topa tuttuğunda karada direnmiştir. Hüsameddin ise Hamza Bey'i, Çelebi Mehmed'in ölümünden sonra Amasya muhafızı ve şehzade Murad'ın lalası olarak gösterir. Kaynaklar kardeşin görevlerini aynı biçimde vermese de, iki anlatım da ailenin paşanın ölümünden sonra da devlet hizmetinde kaldığı noktasında birleşir. Oğlu Îsâ Bey, Hüsameddin'e göre Amasya'da evkafa nezaret ediyordu; Keskin onun sonradan mescit, medrese ve imaretten oluşan bir külliye yaptırıp zengin gelir vakfettiğini yazar.
Cami ve Külliyenin Yapımı
Caminin kapısı üzerindeki Arapça kitabeye göre yapı, Muharrem 817'de (Nisan 1414) Çelebi Mehmed'in saltanatında "büyük emir, değerli ve şerefli vezir" Bayezid Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hüsameddin, aynı kitabeyi ve yapının cephesini şöyle tarif eder: ön yüz mermerden, yanlar taştan yapılmıştır; önde iki maksure ile her birinde mermer üzerine çiçekli ufak bir havuz, yanında da zarif bir minare bulunur. Kapı iri ve işlemelidir, üzeri ve yanları kabartmalı çiçeklerle bezelidir. Onun anlatımında cami, önü ırmağa bakan ve üç tarafı duvarla çevrili bir avlunun ortasında yer alır; doğu yanında bir misafirhane ile bir imaret bulunurdu. Hüsameddin'e göre bu yapıların tamamı 817'de bitirilmiş, vakfiyesi 820'de düzenlenmiştir.
Usta adları konusunda kaynaklar bir bütün oluşturmaz. Kapı üzerindeki kitabenin yazısına dayanan Keskin, esas yapının mimarının Şamlı Müşeymeş oğlu olarak bilinen Muhammed oğlu muallim Ebû Bekr olduğunu bildirir. Aynı usta, Merzifon'daki Çelebi Mehmed Medresesi'nin de mimarıdır; oğlu Ahmed ise Ankara'da Karacabey Zaviyesi'ni yapmıştır. Hüsameddin ise kapının sol yanındaki levhada adı geçen kişiyi "Şemseddîn Ahmed-i Şâmî" diye okur. İki okuma birbirini tamamlamaz; hangisinin doğru olduğu burada belirlenemez.
Son cemaat yerindeki kitabeler ayrı bir tartışma konusudur. Orta kemerin sağındaki levha, mimarın Bayezid Paşa'nın memlûklerinden Ya'kûb b. Abdullah olduğunu ve 822 (1419) tarihini bildirir. Aynı kemerin sol payesindeki bir başka levhada Zeynüddin b. Zekeriyyâ'nın adı geçer. Keskin, kuşak yazılarda adı okunan Fuka Togan b. Abdullah'ın kendisini Bayezid Paşa'nın azatlısı olarak tanıttığını ve bu iki ustanın esir alınıp Müslüman olmuş kişiler olabileceğini belirtir. Ayverdi bu tarihi 818 (1415) depremi sonrasında yapılmış bir onarım olarak yorumlamış, Eyice bu görüşün tahmine dayandığını söylemiştir. Keskin ise beş kubbeli son cemaat yerini, yapının inşasından yaklaşık beş yıl sonra eklenen bölüm sayar. Albert Gabriel'e göre bu unvanlarla anılan kişiler bugünkü anlamda mimardan çok yapı işlerine nezaret eden ustalardır.
Planı, erken Osmanlı mimarisinde yaygın olan tabhâneli ya da zâviyeli camilere uyar. Eyice, yan odaların ocaklı ve alçı süslemeli raf gözlü tabhâne mekânları olduğunu ve bunların zâviye işlevinin izini taşıdığını yazar. Keskin ise yapıyı Bursa'daki Yıldırım Zaviyesi'nin etkisinde sayar. Giriş bölümünün derin bir eyvan içinde kurulması, üst katta taç kapının ardında iki yanındaki maksureleri birbirine bağlayan dar bir geçidin bulunması ve yan birimlerdeki alçı duvar kaplaması Bursa'daki örneklerden gelir. Bu yüzden ustaların Bursa çevresinden getirilmiş olması muhtemeldir. Yapı, Amasya çevresinde bu tipin ilk örneğidir.
Kuzeydeki son cemaat yeri, caminin en çok incelenen bölümüdür. Altı kalın kare paye, birbirine ve beden duvarına sivri kemerlerle bağlanarak beş bölüm oluşturur. Payeler kemer hizasına kadar düzgün kesme taştan örülmüş, kemerler kırmızı ve beyaz mermerle yapılmıştır. Kemerlerin etrafında hafifçe öne çıkan mermer çerçeveler, üst kısımda ise kıvrık dal ve yaprak motifleri vardır. Kemer aralarındaki çivi başı biçimli rozetlerin ortadaki ikisinde, geçmeli kûfî hatla dört kez Muhammed adı yazılıdır. Mukarnaslı saçağın altından cepheyi boydan boya dolanan kırmızı taş kuşakta caminin vakfiyesi kabartma yazı olarak işlenmiştir. Eyice'nin belirttiğine göre sekinin tabanında sağda ve solda birer fıskıyeli havuz bulunması başka camilerde görülmeyen bir ayrıntıdır.
Kubbeli ve derin bir giriş eyvanının sonunda mukarnaslı bir yaşmağın taçlandırdığı cümle kapısı yer alır. Kapının ahşap kanatları geometrik geçmeleri ve üst kısımlarındaki oyma yazılarıyla Türk ahşap işçiliğinin önemli örneklerinden sayılmıştır. İç mekân iki bölümden oluşur. İlki, tepesinde aydınlık feneri bulunan, yaklaşık 8,70 metre çaplı bir kubbeyle örtülüdür; burası kapalı bir avlu olarak düşünülmüş, ortasında muhtemelen bir şadırvan bulunmuştur. Avluya açılan altı mekândan dördü kubbeli, ikisi küçüktür ve hepsi tabhâne odalarıdır. Tabanı bir kademe daha yüksek olan asıl namaz mekânı daha küçük ve basık bir kubbeyle örtülüdür; Hüsameddin zemin yüksekliği farkını bir arşın olarak verir ve iki bölümün de birer kare oluşturduğunu yazar. Kubbe duvarındaki taş mihrap zengin oyma ve kabartmalarla kaplıdır; Eyice süslemeyi ustalıklı bulmakla birlikte fazla kalabalık görür. Sağdaki dar taş merdiven maksurelere çıkar ve eskiden minareye geçişi sağlardı. Bir iç helânın bulunması, aynı tipteki başka yapılarda rastlanmayan bir özelliktir ve bu yüzden yapının şehzadelerin konutu olarak da kullanılmış olabileceği ileri sürülmüştür.
Vakfiye ve Vakıf Düzeni
Külliyenin hukukî dayanağı vakfiyedir. Bayezid Paşa'nın 11 Zilhicce 820 (19 Ocak 1418) tarihli, başı eksik Arapça vakfiyesi Başvekâlet Arşivi'nde korunmaktadır. 821 (1418) ve 823 (1420) tarihli ekleri de vardır. Vakfiyenin özeti taşa da işlenmiştir: bir özeti son cemaat yerinin kemerlerindeki kuşak yazıda, sekiz satırlık bir başkası Kuşköprü yakınında, nehrin karşı yakasında düzeltilmiş bir kayanın üzerindedir. Kayadaki metni İsmail Hakkı Uzunçarşılı okuyup yayımlamış, Ayverdi de neşretmiştir. Son cemaat yerindeki yaklaşık 25,5 metre uzunluğundaki yazıyı ise iskele kurularak Ali Yardım okumuştur. Keskin, vakfiyenin yapı üzerinde bu biçimde sergilenmesinin erken Osmanlı mimarisinde yaygın olmadığını, benzer bir örneğin birkaç yıl önce Kütahya'da Germiyanoğlu II. Yakup Bey İmareti'nin girişinde bulunduğunu belirtir.
Vakfın gelir kaynakları arasında hamam hisseleri de vardı. Hüsameddin'in vakfiyeden aktardığı bir fıkra, bugün Alaca Hamam denen Çifte Hamam'ın Bayezid Paşa devrinde Hacı Şâdgeldi Hamamı adıyla anıldığını ve hisselerinin Biçaroğlu Hamza Bey ile Sittî Hatun ve Benefşe Hatun'dan Bayezid Paşa'ya geçtiğini söyler. Vakfın personeli, Keskin'e göre on yedi kişiden oluşuyordu: şeyh, imam, müezzin, nâkip, beş hâfız, kapıcı, müşrif, tahsildar, eşekçi, aşçı, aşçı yamağı, fırıncı ve fırıncı yamağı. Yoksul halka yemek verilmesi, yolcuların konaklaması ve ibadet bu kadroyla yürütülüyordu. Hüsameddin, Amasya'nın beş imarethanesi arasında Bayezid Paşa İmareti'ni ilk sırada anar ve bu imaretlerin her birinin yanında ayrıca bir tabhâne bulunduğunu belirtir.
Caminin içindeki iki hücre dershâne olarak kullanılmış, burası bir medrese sayılmıştır. Hüsameddin'e göre 1210'da (1795-96) Veysî Beyzâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi'ye ve ardından çocuklarına verilmiş, evlatları tükenince 1100 dolaylarından itibaren (1688-89) Enderun'dan emekliye ayrılanlara tevcih edilen tevliyet 1251'de (1835-36) Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti'ne bağlanmıştır. Hüsameddin'in Tarih'inde vakfın sonraki yüzyıllardaki yöneticilerine de rastlanır. Çeribaşıoğlu Mehmed Ağa 1011 yılının Receb ayında (1603 başı) Bayezid Paşa evkâfına mütevelli olmuştur. 1030 yılında (1621) imaret şeyhi Ebû Bekir Efendi ölünce yerine Mevlevîhane şeyhi Durmuş Dede Efendi getirilmiştir. Zilkade 1043'te (1634 baharı) evkaf mütevellisi Bayezid Paşazâde Şerif Abdullah Bey çocuksuz ölünce tevliyet mirlivâ Sun'ullah Bey'e tekaüt olarak verilmiştir.
Kumacık Hamamı ve Gâzi Bey Mescidi
Külliyenin çevresindeki yapıların bir bölümü sonradan eklenmiştir. İmaretin doğusunda, Kuş Köprü hizasında Hüsameddin'in "meşhur" dediği bir hamam yer alır. Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa bu hamamı 900'de (1494-95), Kocacık Hoca Ahmed Çelebizâde Hoca Mehmed Çelebi'den satın aldığı arsa üzerine yaptırmıştır. Kocacık arsası üzerine yapıldığı için önce Kocacık Hamamı, sonra yanlışlıkla Kumacık Hamamı denmiştir. Ayas Ağa bu hamamı, doğusunda yaptırdığı sekiz hane, Bayezid Paşa dairesinin kapısı önündeki değirmen ve yanındaki bir bahçeyle birlikte vakfetmiş, gelirini Şamlar Mahallesi'ndeki cami, medrese ve mektebe ayırmıştır. Hüsameddin'e göre hamam Kuş Köprü'nün karşısındadır; Olcay da hamamın Künç Köprüsü'nün beri tarafında bulunduğunu yazar.
Caminin kıble tarafında, Kirazlıdere'ye giden yolun yakınında Hüsameddin ümeradan Gâzi Bey'in 937'de (1530-31) bir mescit yaptırdığını, önüne bir çeşme ve bitişiğine bir mektep eklediğini ve mülklerini bu yapıya vakfettiğini kaydeder. Hamza Nigârî'nin cami ve türbesi de, onun anlatımına göre bu çeşmenin batısında, dere kenarındaki bir avlunun içindedir.
Mir Hamza Nigârî Camii, Medresesi ve Türbesi
Mahallenin ikinci merkezi, Karabağî Hacı Hamza Nigârî Efendi'nin adıyla anılan cami, medrese ve türbedir. Hüsameddin'in 9-12. ciltlerdeki hal tercümesine göre Mir Hamza Nigârî, Karabağ'a bağlı Berküşâd'da 1224'te (1809) doğmuştur. Hâlidî-Nakşibendî yoluna bağlı bir şeyhtir. 1243'te (1827-28) Şirvanlı Hacı İsmail Efendi'yle birlikte Amasya'ya gelmiş, iki yıl kadar burada öğrenim görmüş, 1257'de Berküşâd'a dönerek Dağıstan halkı arasında şöhret kazanmıştır. Rus idaresinin baskısı artınca 1271'de (1854-55) İran'a geçmiş, Van yoluyla Erzincan'a gelmiş, Erzurum'da üç yıl kalmış ve 1275'te İstanbul'a, ardından ikinci kez Amasya'ya yerleşmiştir. Hüsameddin onu uzun boylu, esmer benizli, saç ve sakalı kumral, vakur ve hâl ehli bir kişi olarak tarif eder ve şiir ile tasavvufta tanındığını söyler.
Amasya'da bulunduğu yıllarda hakkında devlete ihbarlar ulaşmıştır. Hüsameddin bu isnatların çoğunu tutarsız bulur ve kendisine yöneltilen silah ve tezkere iddialarının "efsaneden ibaret" olduğunu yazar. Yine de 1301'in Cemâziyelâhir ayında (Mart-Nisan 1884) Merzifon'a sürüldüğü yerden şifreli bir telgrafla Samsun yoluyla İstanbul'a getirilmiş, Şeyhülislam huzurunda sorgulanmış ve 1302 Muharremi'nde (Kasım 1884) Harput'a gönderilmiştir. Orada iki yıl kalıp 1304 Muharremi'nin üçüncü pazartesi günü ölmüştür. Vasiyeti üzerine cenazesi Sultan II. Abdülhamid'in fermanıyla Amasya'ya getirilmiş, 14 Muharrem cumartesi günü öğle vakti Bayezid Paşa Mahallesi'nde hazırlanan hânede defnedilmiştir.
Hüsameddin'in Tarih'i, cami ve müştemilatının esasının 1304'te (1886-87) atıldığını ve Şirvan'da yaşayan halifelerden Veysîzâde Şeyh Hacı Mahmud Efendi'nin gönderdiği nakdî yardımlarla, Amasya'da Mir Hasan Efendi'nin nezaretinde ve müritlerin gayretiyle 1310'da (1892-93) kısmen tamamlandığını bildirir. Cami ve türbe taştan yapılmış, minaresi ile mermer minber ve mihrabı zariftir. Türbenin içinde Hamza Nigârî'nin yanı sıra oğlu Siraceddin İsmail Efendi ve halifesi Mir Hasan Efendi yatar. Ahşap medrese 1312'de (1894-95) tamamlanmış, Mir Hasan Efendi ilk müderris olmuş, 1326'da ölünce oğlu Mehmed Said Efendi müderrisliği devralmıştır. Hüsameddin, tevliyet ve nezaretin Mir Hasan'ın ölümüyle Şeyh Mahmud Efendizâde Veysî ve Mehmed Efendiler'e geçtiğini de ekler.
Olcay bu medresenin bânisi konusunda biraz farklı bir şey söyler. Ona göre medrese Mir Hamza Nigârî adına yaptırılmıştı; bânisi Şirvanlı Hacı Mahmud Efendizâdeler gösterilse de cami ve müştemilat için gereken paranın asıl Şirvan'daki müritlerce gönderildiği söylenirdi. Olcay bunun doğruluğuna dair kesin bilgisi olmadığını belirtir. İki anlatım bu bakımdan birbirine yakındır. Şirvanlı Mahmud, Şirvanlı Kör Yusuf, Şirvanlı İlyas Efendi ve camide müezzinlik de yapan Osman Faik Efendi medresenin müdavimleri arasında sayılır. Hüsameddin bu yolun mensuplarına Hamzavî dendiğini yazar, Mir Hasan Efendi'yi de Hamzâviye tarikatının şeyhi olarak anar ve 1323 yılının Receb ayında (Ağustos-Eylül 1905) öldüğünü bildirir.
Olcay'ın Anlattığı Mahalle
Osman Fevzi Olcay, doğumundan I. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemi anlattığı Amasya Hâtıraları'nda mahalleyi kısaca ele alır, ama verdiği bilgiler tek başına değerlidir. Bayezid Paşa Mahallesi'ni "Jojiyet" denilen Fransız Mektebi'nin bulunduğu semt olarak tarif eder. Bu okulun kimin tarafından açıldığı, ne kadar süre öğretim yaptığı ve nerede durduğu Olcay'ın cümlesinden çıkarılamaz; araştırılan öteki kaynaklarda da bu mektebe dair ayrıntı bulunamamıştır.
Mir Hamza Nigârî Mahallesi ise Olcay'a göre sakinlerinin çoğunluğunu Hamza Nigârî'nin müritlerinin ve onu sevenlerin, ayrıca akrabalarının ve Şirvan'dan gelen hemşehrilerinin oluşturduğu bir yerleşimdi. Mir Haşim adlı bir zat orada otururdu; Hamza Nigârî'ye bağlı olanların dışında mahallede çok az kişi yaşardı. Yine onun aktardığı bir fotoğraf, Aşağı ve Yukarı Savadiye, Mir Hamza Nigârî ve Beyazıt Paşa mahallelerini, Beyazıt Paşa Camii'nin minaresi yıkılmadan önceki hâliyle, 1927 tarihiyle gösterir. Yani minare 1927'den sonra yıkılmıştır; kimi yerel yayınlar bunu 1939 depremine bağlar, ancak bu tarih burada doğrulanmamıştır. Bugün minareden yalnız merdivenin bir bölümü kaldığı da yazılır.
Komşu Ahırönü Mahallesi'nde ise türbe ve caminin kıble tarafına bakan evde Mir Hasan Efendi ile oğlu Mir Sait Efendi oturuyordu; bu bilgi de Olcay'a aittir. Olcay'ın verdiği bu tablo, mahallenin yüzyıl dönümünde bir tekke çevresinde, müritlerle Şirvan kökenli ailelerin birleştiği bir yerleşim olduğunu gösterir.
Nüfus ve Değişim
TÜİK adrese dayalı nüfus kayıtlarını derleyen tablolara göre mahalle nüfusu 2012-2019 arasında şöyle seyretmiştir:
- 2012: 3.152
- 2013: 3.092
- 2014: 2.984
- 2015: 2.962
- 2016: 2.967
- 2017: 2.903
- 2018: 2.820
- 2019: 2.796
Yedi yıllık sürede yaklaşık 356 kişilik, yüzde on bir civarında bir azalma görülür. Düşüşün nedenlerine dair bir değerlendirmeye rastlanmadığından yorum yapılmamıştır. 2.903 rakamının yılı konusunda kaynaklar arasında tutarsızlık vardır; bir derleme bu değeri 2017'ye, bir başkası 2023'e bağlar. Burada tablodaki yıl esas alınmıştır.
Günümüzde Beyazıtpaşa
Bugün mahalle, Amasya'nın tarihî doku içinde yaşayan kesimlerinden biridir. Bayezid Paşa Camii en son 2006'da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Evliya Çelebi, 1646 dolaylarında Amasya'ya geldiğinde camiyi "bâğ-ı İrem-misâl", yani İrem Bahçesi'ne benzer diye anmıştı. Eyice'nin 1992 tarihli maddesine göre caminin eskiden etrafını çeviren avlu duvarı ortadan kalkmıştır; duvarın bir kenarındaki aşhane ve imaret de yoktur. Kıble duvarında sol iç köşede ta'lik hatla yazılmış dört beyitlik manzum bir kitabe, Ayverdi'ye göre Mazhar adlı bir hayır sahibinin 1305'te (1887-88) yaptırdığı önemli bir onarıma işaret eder.
Kronoloji
1224 (1809): Mir Hamza Nigârî'nin Berküşâd'da doğumu, Hüsameddin'in aktardığı tarihle.
1414 (Muharrem 817): Bayezid Paşa Camii'nin yapımı, kapısı üzerindeki kitabeye göre.
1415 (818): Amasya'da deprem; Ayverdi'ye göre onarım bunun ardından yapılmış olabilir (tahmindir).
1418 (11 Zilhicce 820): Külliyenin vakfiyesi; 821 (1418) ve 823 (1420) tarihli ekleri vardır.
1419 (822): Son cemaat yerindeki mimar Ya'kûb b. Abdullah levhasının tarihi.
1421: Bayezid Paşa'nın Düzmece Mustafa karşısında teslim alınması ve öldürülmesi (Hüsameddin'e göre 826, yani 1423).
1494-95 (900): Ayas Ağa'nın Kocacık (Kumacık) Hamamı'nı yaptırıp vakfetmesi.
1530-31 (937): Gâzi Bey'in mescit, çeşme ve mektep vakfı.
1603 başı (Receb 1011): Çeribaşızâde Mehmed Ağa'nın Bayezid Paşa evkâfı mütevelliliği.
1646 civarı: Evliya Çelebi'nin camiyi "bâğ-ı İrem-misâl" diye anması.
1835-36 (1251): Tevliyetin Evkâf-ı Hümâyûn Nezareti'ne bağlanması.
1886-87 (1304): Hamza Nigârî'nin Harput'ta ölümü ve Amasya'da, Bayezid Paşa Mahallesi'nde defni; aynı yıl cami ve müştemilatının temeli.
1887-88 (1305): Mazhar adlı hayırseverin adıyla anılan onarım.
1892-93 (1310): Hamza Nigârî Camii'nin kısmen tamamlanması.
1894-95 (1312): Ahşap Hamza Nigârî Medresesi'nin yapımı.
1905 (Receb 1323): Mir Hasan Efendi'nin ölümü.
1927: Bayezid Paşa Camii'nin minaresinin henüz ayakta olduğunu gösteren fotoğraf.
2006: Vakıflar Genel Müdürlüğü onarımı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1-4. ciltler, Amasya Belediyesi 2022, mahalleler bölümü, s. 105-112 ve vakfiye ile Bayezid Paşa'ya ilişkin bölümler, s. 435-436, 460-468 (amasya.bel.tr)
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 9-12. ciltler, Amasya Belediyesi 2022, Karabağî Hamza Nigârî Efendi maddesi, s. 87-95 (amasya.bel.tr)
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları, Mahalleler ve Medreseler bölümleri amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Semavi Eyice, "Bayezid Paşa Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 243-244 (islamansiklopedisi.org.tr)
- Aydın Taneri, "Bayezid Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 5, İstanbul 1992, s. 242-243 (islamansiklopedisi.org.tr)
- Mustafa Çağhan Keskin, "Bayezid Paşa: Vezir, Entelektüel, Sanat Hamisi", Osmanlı Araştırmaları, XLVIII (2016), s. 1-37 (dergipark.org.tr)
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Portalı, "Bayezid Paşa Camii - Amasya" (kulturportali.gov.tr)
- Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, "Bayezid Paşa Camii" (amasya.ktb.gov.tr)
Diğer kaynaklar
Çevrimiçi kaynaklar





