Özgün Metin
Vezin: mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün
Göz yaşlu göñül zülf-i perîşânlar içinde
Ḳaldum karâñu gicede süʿbânlar içinde
Ḫaddüñi ḳoyup varalıdan gülşene ey dost
Gül lâle beni yaḳdı gülistânlar içinde
Günümüz Türkçesiyle
1. Gözüm yaşlı, gönlüm darmadağınık zülüflerin arasında; kapkaranlık bir gecede yılanların arasında kalakaldım. (Sevgilinin kıvrım kıvrım siyah saçları hem karanlık geceye hem yılana benzetilir. Üç tezkirede mısraın sonu "yılanlar" yerine "yağmurlar" diye geçer; o okuyuşta âşık karanlık gecede yağmurların arasında kalmıştır ve yağmur, ilk mısradaki gözyaşını karşılar.)
2. Ey dost, senin yanağını bırakıp gül bahçesine gittiğimden beri gül de lale de beni gülistanların ortasında yaktı. (Kırmızı gül ve lale ateş rengindedir; sevgilinin al yanağını hatırlattıkları için âşığı teselli edecekleri yerde yakarlar.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Elimizde bir gazelin yalnız iki beyti var. Edip Tâcî (Tâcî Bey) bir divan bırakmamıştır; şiirlerinden bugüne kalanlar tezkirelerin ve nazire mecmualarının sakladığı birkaç parçadan ibarettir. Latîfî bu iki beyti "Bu maṭla‘ anuñ eş‘âr-ı güher-niåârındandur" (bu matla, onun inci saçan şiirlerindendir) diyerek verir. İlk beyit, iki mısraı kafiyeli olduğu için bir gazelin açılış beyti, yani matladır; ikinci beyit aynı gazelin içinden alınmış olmalıdır. Redif "içinde", kafiye "-ânlar" sesidir: perîşânlar, süʿbânlar, gülistânlar. Tezkire vezin belirtmez; beyitler aruzun hezec bahrinden "mef‘ûlü mefâ‘îlü mefâ‘îlü fe‘ûlün" kalıbıyla okunur.
Matla, dönemin tezkirelerinde Tâcî'nin adıyla en çok anılan beyittir. Latîfî'den başka Beyânî, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Gelibolulu Mustafa Âlî de onu Tâcî maddesinde örnek olarak verir; ancak bu üç kaynak yalnız ilk beyti aktarır ve ikinci mısraın kafiye kelimesini "bârânlar" (yağmurlar) diye okur. İkinci beyit yalnız Latîfî'de bulunur. Gazelin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlaın asıl gücü, iki farklı okuyuşun ikisinin de beyte anlamlı bir bütünlük kazandırmasındadır. Latîfî'nin metninde âşık, "karanlık gecede yılanlar arasında" kalmıştır. Divan şiirinde sevgilinin siyah, kıvrık ve uzun saçları çoğu zaman yılana benzetilir; dağınık zülüf de geceye. Böylece birinci mısradaki "zülf-i perîşân" ile ikinci mısradaki gece ve yılanlar aynı görüntünün parçaları olur: âşığın gönlü sevgilinin saçlarına dolanmış, o saçlar da hem karanlık bir gece hem de bir yılan yuvası kesilmiştir. Burada teşbih açıkça söylenmez, okura bırakılır; bu yönüyle beyit bir istiare örneğidir.
Beyânî, Kınalızâde ve Âlî'nin okuduğu "bârânlar" biçiminde ise ağırlık gözyaşına kayar. Birinci mısra "göz yaşlu" diye başladığı için yağmur, âşığın kendi gözyaşlarının tabiattaki karşılığı olur ve iki mısra arasında göz yaşı ile yağmur üzerinden bir tenasüp kurulur. Hangi okuyuşun şairin elinden çıktığını bugün kesin olarak söylemek mümkün değildir. Latîfî'nin tenkitli neşri "süʿbânlar"ı esas alır; sonraki üç tezkire yazarının aynı yönde ayrılması ise onların başka bir rivayeti izlediğini gösterir.
İkinci beyit, sevgiliden uzak düşmenin başka bir yüzünü gösterir. Âşık teselli bulmak için gül bahçesine gitmiştir, ama orada açan gül ile lale ona sevgilinin yanağını hatırlatır ve acısını dindireceği yerde tazeler. "Gül lâle beni yaḳdı" ifadesinde çiçeklerin ateş rengi ile yakmak fiili arasında bir ilgi vardır; "gülşen" ile "gülistân" kelimelerinin aynı beyitte kullanılması da bahçe imgesini pekiştirir. Gazelin iki beyti birlikte okunduğunda âşığın ne gecede ne de bahçede huzur bulduğu görülür.
Tarihî Bağlam
Tezkireler Tâcî'yi, Şehzade Bayezid'in Amasya sancakbeyliği yıllarında onun defterdarı olarak tanıtır; Câfer Çelebi ile Sa'dî Çelebi'nin babasıdır. Latîfî onun için "Münşe'âtı vâfir müdevven kitâbdur ammâ eş‘ârı nâdir ü kem-yâbdur" der: yazdığı resmî ve özel mektuplar kitap olacak kadar çoktur, şiiri ise azdır ve zor bulunur. Kınalızâde aynı matlaı, Tâcî'nin "ehl-i kemâlün ser-tâcı", yani erdem sahiplerinin başının tacı olduğuna delil sayar ve bunu en çok Bayezid'e defterdarlık etmiş olmasına ve iki ünlü oğluna bağlar. Âlî ise Âşık Çelebi'nin Tâcî'yi Bayezid'in lalası diye anmasını eleştirir; tezkireci, kendi bilgisine göre Tâcî'nin şehzadenin şehremini, sonra defterdarı ve divan münşisi olduğunu yazar.
Tâcî'nin ölüm tarihi kaynaklarda iki türlü verilir. TDV İslâm Ansiklopedisi, oğlu Sa'dî Çelebi'nin Münşeât'ındaki tarih mısralarına ve Kâtib Çelebi'ye dayanarak 890 (1485) yılını esas alır. Hüseyin Hüsameddin ise Amasya Tarihi'nde Tâcî Bey'i Köprü'de cami yaptıran Tâceddin İbrahim Paşa ile aynı kişi sayar ve ölümünü 906 (1500) yılının muharrem ayına yerleştirir. Beyitlerin bu hayatın hangi döneminde yazıldığı bilinmemektedir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 158-159, Tâcî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Beyânî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 44, Tâcî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, hzl. Aysun Sungurhan, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 251, Tâcî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-ahbâr'ın Tezkire Kısmı, hzl. Mustafa İsen, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), Tâcî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 8, s. 12-18, Tâceddin İbrahim Paşa (Tâcî Bey) maddesi.
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 353-356. islamansiklopedisi.org.tr



