Özgün Metin
Vezin: Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün
Reyhân hatuña mahrem-i berg-i semen olmışdur
Sünbül saçuña hem-dem-i yâsemen olmışdur
Bir gülşen-i zîbâdur hüsnüñ sanemâ ki_anda
Münbit gül-i hamrâya tarf-ı çemen olmışdur
Bir merdüm-i serhoşdur gözüñ gözüm içinde
Kim gûşe-i mey-hâne aña vatan olmışdur
Bir zerre ki pinhândur içinde anuñ pervîn
Gelmiş bu kamer-rûya şimdi dehen olmışdur
Dür dişi hayâsıyla olup düre tâ yilden
Bahr ile sadef dürre gûr u kefen olmışdur
Gül yañagı üstinde gördükçe dirüm zülfin
Cem‘iyyet-i Şâmîyle saçuñ neden olmışdur
İçdükçe ciger kanın câm-ı dil-i her gamzeñ
Zî-mey içüben merdüm-i şîşe-şiken olmışdur
Bu şi‘r-i teri Tâcî çün sûz-ı dem-i Dâvûd
Âvâz-ı Hüseynîde savt-ı Hasen olmışdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Fesleğen gibi ayva tüylerin, yasemin yaprağının (beyaz yanağının) mahremi olmuş; sümbül gibi saçların da yaseminin yoldaşı olmuş. (Hat, yanaktaki ince ve yeşilimsi ayva tüyleridir; yasemin beyaz teni, sümbül siyah saçı karşılar. "Reyhân" aynı zamanda bir yazı çeşidinin adıdır.)
2. Ey put güzeli, senin güzelliğin süslü bir gül bahçesidir; orada çimenin kıyısı, kırmızı gülü bitiren toprak olmuştur. (Kırmızı gül yanaktır, kıyısındaki çimen ayva tüyleri. Yanak gülü, hattın çevrelediği yerde açar.)
3. Senin gözün, benim gözümün içinde sarhoş bir adamdır; meyhane köşesi ona vatan olmuştur. ("Merdüm" hem insan hem göz bebeği demektir. Sevgilinin mahmur gözünün hayali âşığın gözünde yaşar; âşığın kan ağlayan gözünün köşesi de bir meyhane köşesine benzetilir.)
4. İçinde Ülker yıldızlarının gizlendiği bir zerre, bu ay yüzlüye gelmiş ve şimdi ağız olmuştur. (Sevgilinin ağzı küçüklüğü yüzünden zerreye, içindeki dişler yan yana dizilmiş Ülker yıldızlarına benzetilir.)
5. İnci, senin inci dişlerinden utandığı için uzaklara çekilmiş; deniz ile sedef inciye mezar ve kefen olmuştur. (İncinin denizin dibinde, sedefin içinde saklı durmasının sebebi, sevgilinin dişleri karşısında duyduğu utançtır. "Dür" (inci) ile "dûr" (uzak) arasında ses oyunu yapılmıştır; "tâ yilden" ibaresinin anlamı tam açık değildir.)
6. Gül yanağının üstünde zülfünü gördükçe derim ki: saçın, akşamın toplu karanlığıyla nasıl bir olmuştur. ("Şâm" hem akşam hem Şam şehri, "cem‘iyyet" hem toplanma hem gönül derliği demektir. Zülüf divan şiirinde dağınıklıkla anılır; burada gül yanağın üstüne bir akşam karanlığı gibi toplanmış görünmesi şaşkınlıkla karşılanır. Beyit başka türlü de okunabilir.)
7. Bakışlarının her biri gönül kadehinden ciğer kanını içtikçe, şaraptan içmiş ve şişe kıran bir kavgacı olmuştur. (Gamze, sevgilinin süzgün ve yaralayıcı bakışıdır; burada âşığın kanını şarap gibi içen ve sarhoş olup gönül şişesini kıran bir rinde benzetilir.)
8. Ey Tâcî, bu taze şiir, Dâvûd'un nefesindeki yakıcılık gibi, Hüseynî makamında güzel bir ses olmuştur. (Dâvûd peygamberin sesi güzelliğiyle anılır. Hüseynî bir musiki makamıdır, "savt-ı hasen" güzel ses demektir; iki kelime aynı zamanda Hz. Hüseyin ile Hz. Hasan'ı hatırlatır.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel sekiz beyittir ve Edirneli Nazmî'nin 940 (1533-34) yılına kadar yazılmış nazireleri topladığı büyük mecmua Mecma‘u'n-Nezâ'ir'de, "Nazîre-i Tâcî" başlığıyla 1676 numarada yer alır. Vezin, aruzun hezec bahrinden "Mef‘ûlü Mefâ‘îlün Mef‘ûlü Mefâ‘îlün" kalıbıdır. Redif "olmışdur", kafiye "-en" sesidir: semen, yâsemen, çemen, vatan, dehen, kefen, neden, şiken, Hasen. Son beyitte şair mahlasını anar. Mecmuanın başka bir yerinde ya da başka bir kaynakta bu gazelin ikinci bir tanığı bulunamadı; metin bu yüzden Köksal'ın neşrine dayanır.
Gazel tek başına yazılmış bir şiir değildir; Şeyhî'nin "Tâ boyuñ ile bûyuñ serv ü semen olmışdur" diye başlayan gazeline yazılmış bir nazire, yani aynı vezin, kafiye ve redifle söylenmiş bir cevaptır. Mecmuada Şeyhî'nin gazelinden sonra sırasıyla Necâtî'nin iki, Mihrî Hatun'un bir nazîresi gelir; Tâcî'nin gazeli dördüncü sıradadır ve ardından Şâhidî, Kâdirî, Zâtî, Sabâyî, Kıvâmî, Mu‘îdî, Kâmî, Sun‘î ve derleyici Nazmî'nin nazireleri sıralanır. Amasyalı iki şairin, Tâcî ile Mihrî'nin, aynı zemine yazdıkları şiirlerin mecmuada yan yana durması dikkat çekicidir; ancak kaynak, bu iki nazirenin aynı mecliste ya da aynı vesileyle söylendiğine dair bir bilgi vermez.
Aidiyet konusunda bir not gerekir. Mecmuada başlık yalnız "Tâcî"dir ve Köksal'ın şairler dizini de onu ayrıca tanımlamadan "Tâcî" diye kaydeder. Dönemin tezkirelerinde bu mahlasla anılan tek şair Câfer ve Sa'dî çelebilerin babası Tâcî Bey'dir; oğlu Câfer Çelebi ise aynı mecmuada "Tâcî-zâde" başlığıyla ayrı olarak yer alır. Gazelin Edip Tâcî'ye (Tâcî Bey) ait olması bu yüzden kuvvetle muhtemeldir, ama neşir sahibi bunu açıkça belirtmez. TDV İslâm Ansiklopedisi Tâcî Bey'in Ömer b. Mezîd'in Mecmûatü'n-nezâir'inde de bir gazeli bulunduğunu kaydeder; o neşre ulaşılamadığı için iki gazelin aynı olup olmadığı doğrulanamadı.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk yarısı bir güzellik tasviridir ve sevgilinin yüzü baştan sona bir bahçe gibi kurulur. Matlada ayva tüyleri fesleğene, ten yasemine, saç sümbüle benzetilir; böylece beyitte reyhân, semen, sünbül ve yâsemen gibi çiçek adlarıyla bir tenasüp zinciri oluşur. "Reyhân" kelimesi aynı zamanda altı temel yazı çeşidinden birinin adıdır ve yanaktaki tüyleri "hat", yani yazı diye anan divan şiirinde bu çift anlam sık kullanılır. Üstelik Tâcî, kaynakların kaydettiğine göre Şeyh Hamdullah ile birlikte hat meşk etmiş bir devlet adamıdır; ancak kaynaklar beyitle bu meslek arasında doğrudan bir bağ kurmaz. İkinci beyit aynı bahçeyi sürdürür: kırmızı gül yanaktır, onu çevreleyen çimen ayva tüyleridir.
Üçüncü beyitte "merdüm" kelimesi tevriyelidir: hem "adam" hem "göz bebeği" demektir. Sevgilinin sarhoş gözü, âşığın gözünün içinde bir adam gibi oturur ve âşığın kan ağlayan gözünün köşesi ona meyhane köşesi olur. Dördüncü beyitte ağzın küçüklüğü zerreye, dişler Ülker yıldızlarına benzetilir; beşinci beyitte ise incinin denizin dibinde sedef içinde durmasının sebebi sevgilinin dişleri karşısında duyduğu utançla açıklanır. Bu, hüsn-i ta‘lîl denen sanatın tipik bir örneğidir: tabiattaki bir olguya şiirin kendi güzel sebebini bulmak. "Dür" ile "dûr" arasındaki ses benzerliği de bu beyitte işlenir.
Altıncı beyit gazelin en kapalı beytidir. "Şâm" kelimesi hem akşam hem Şam şehri anlamına gelir; "cem‘iyyet" ise hem toplanma hem de gönlün derli toplu olması demektir. Zülüf divan şiirinde hep dağınıklıkla anıldığından, gül yanağın üstünde toplu bir akşam karanlığı gibi durması âşığı şaşırtır. Yedinci beyitte gamze, âşığın ciğer kanını şarap gibi içen ve sarhoş olunca gönül şişesini kıran bir rint olarak çizilir; üçüncü beyitteki sarhoş göz ile bu sarhoş gamze aynı meclisin iki kişisi gibidir.
Makta beyti nazirenin zemin şiirle bağını açıkça gösterir. Şeyhî kendi maktaında memduhunu "lutfı Hüseynî vü hulkı Hasan" diye över; Necâtî de nazîresinin sonunda "nazmı hasen" sözünü kullanır. Tâcî aynı oyunu musikiye taşır: şiiri Hüseynî makamında okunan bir "savt-ı hasen", yani güzel bir ses olmuştur. Hüseynî ile Hasen kelimeleri, Hz. Hüseyin ile Hz. Hasan'ı hatırlatarak bir tenasüp kurar; Dâvûd peygamberin sesinin güzelliği ve nefesinin yakıcılığı da bu musiki tablosunu tamamlar. Nazire geleneğinde şairin zemin şiiri bu kadar yakından izleyip aynı nükteyi kendi yoluyla yeniden kurması, ustalığın ölçüsü sayılırdı.
Tarihî Bağlam
Gazelin ne zaman yazıldığı bilinmemektedir. Şeyhî'nin gazeline nazire söyleyenler arasında Necâtî ve Mihrî Hatun gibi II. Bayezid devrinin şairleri bulunur; Mihrî Amasyalıdır ve şehzade sarayı çevresinde tanınmış bir şairdir. Tâcî de Şehzade Bayezid'in Amasya'daki maiyetinde defterdar ve münşi olarak görev yapmıştır. Bu ortaklık, gazelin Amasya'daki şehzade meclisinde ya da onun etrafında söylenmiş olabileceğini düşündürür, ancak kaynaklarda bunu gösteren bir kayıt yoktur. Latîfî'nin Tâcî için söylediği "eş‘ârı nâdir ü kem-yâbdur" (şiirleri az ve zor bulunur) sözü de, böyle tam bir gazelin ancak bir nazire mecmuası sayesinde bugüne ulaşabildiğini açıklar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şuarâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, hzl. Rıdvan Canım, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2018 (e-kitap), s. 158-159, Tâcî maddesi. ekitap.ktb.gov.tr
- Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 8, s. 12-18, Tâceddin İbrahim Paşa (Tâcî Bey) maddesi.
Resmî kaynaklar
- Edirneli Nazmî, Mecma‘u'n-Nezâ'ir, hzl. M. Fatih Köksal, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 2017 (e-kitap), s. 593, şiir no. 1676; Şeyhî'nin zemin gazeli no. 1672, nazireler no. 1673-1686. ekitap.ktb.gov.tr
Kitaplar
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 39, İstanbul 2010, s. 353-356. islamansiklopedisi.org.tr
Çevrimiçi kaynaklar



