Amasyalıdır. Yukarıda tercemesi yazılan “Mevlânâ Ahî Cüneyd Tokâdî” mahdûmudur. 865’de Amasya’da vefât eden fâzıl-ı meşhûr “Cemâleddîn Yûsuf Tokâdî”nin kerîmezâdesi olup Şâdiyye müderrisi Mevlânâ Rükneddîn Ahmed Cendî, Sultâniyye-i Merzifon müderrisi Mevlânâ Seydî Ahmed Kırîmî, Sultân Bâyezîd muallimi Salahaddîn Mûsâ Çelebilerden iktisâb-ı fezâil ederek mücâz oldu.
Ba’dehû İstanbul’a gidip Şeyhülislam “Mevlânâ Hüsrevî Mehmed Çelebi” den tahsîl-i kemâlât ederek müşârün-ileyhten [12] mülâzım oldu. İlim ve fazlı üstâdının nazar-ı takdîrini celb ederek ibtidâ Bursa’da kendisinin yaptırdığı medresesi müderrisliğine nasb etdirdi. Ba’dehû Edirne’de Taşlık Medresesi müderrisi olarak oraya gitdi.
Dört yıl kadar da Edirne’de neşr-i fezâil-i ilmiyye edib 886’da Sultân Bâyezîd-i Sânî’nin cülûsunu müteâkip İstanbul’a geldi. Bu esnâda medreseye tahvîl edilen Kalenderhâne Medresesi müderrisi oldu. Ba’dehû Mahmûd Paşa ve Bursa’da Sultân Medreselerine müderris olduktan sonra 891’de Sahn-ı Semâniyye müderrisi olarak yine İstanbul’a geldi. Ba’zı fuzalâ müşârün-ileyhin Sahn müderrisliğini tebrîk ve târih-i nasbını irâe etmek üzere şu ebyâtı inşâ etdi.
مركز العلم مدار الفضالفاضل العصر فريد الخلف
نال اسمى رتب التدريس ه خص هللا بحسن اللطف
قلت فى تهنيته للتاريخ كوكب العز جال فى الشرف ⁹⁶
893’de kendisinden ilmen zayıf olan İmâm-ı Sultânî Amasyalı Mevlânâ Alâeddîn Ali Çelebi’nin Mısır’a sefâretle gönderildiğine canı sıkılıp sudûr-i ulemâ ve erkân-ı devleti [13] ve Sultân Bâyezîd’i gücendirecek sözler sarf eylediğinden gözden düştü. Amasya’ya i’zâm edilip aylarca açıkta kaldı. 894’de orada Hüseyin Ağa Medresesi müderrisliğine nasb edildi.
896’da şehzâdelerin sünnet düğünü vak’asında medreseyi terk edib Hicâz’a gitdi. Avdetde İstanbul’a geldi. Rumeli Kazaskeri olup tercemesi bâlâda yazılan Ebussuûd İbrâhim Efendizâde Alâeddîn Ali Efendi’nin uluvv-i himmeti sâyesinde sâniyen Sahn müderrisliğine nâil oldu.
Bundan sonra tedrîs ve te’lîfe hasr-ı meşgale ederek 901’de on yıldan beri emekler sarf eylediği “Sadrü’ş-şerîa Şerhi”ni itmâm edib “Zahîretü’l-Ukbâ” tesmiye ederek vazîfe-i yevmiyyesi seksen dirhem-i osmânîye çıkarıldı. Bu kitabının vasfı hakkında dîbâcesinde şu ebyât-ı belâğât-âyâtı inşâ ve me’hazlarını iş’âr etmişdir.
كتاب فيه تبيان المعانىبيان فيه غايات البيان
محيط فيه تبيين الكنوز ينابيع العلوم كالمثانى
عيون الفقه معيار الفتاوى مصفى عن زيادات الثوانى [14]
هو المرقاة والمرأة حقاهو الوافى بنجاح المعانى
وجيز اللفظ كافى الواقعات شفاء الجهل فى كل الزمان ⁹⁷
Fakat 902’de Rumeli Kazaskeri ve hâmîsi olan Alâeddîn Ali Efendi’nin vefâtıyla hasm-ı cânı olan Hacı Hasanzâde Mehmed Efendi Rumeli Kazaskeri oldukta Sahn müderrisliğinden azledilip Edirne’de Dârülhadîs müderrisliğine gönderildi.⁹⁸ Edirne’de elfâz-ı küfre müteallık “Hediyyetü’l-Mehdiyyîn” kitabını te’lîf eyledi.
911’de Hacı Hasanzâde vefâtıyla hemşehrîsi Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi Rumeli Kazaskeri oldukta üçüncü defa Sahn müderrisi olup İstanbul’a geldi. Burada, el-Ferâizü’z-Zekiyye kitabını te’lîfe mübâşeret ederek 913’de itmâm eylediğini kendi kalemiyle kayd ve âbâ ve ecdâdını bu kitâbında tahrîr etdi.
Kezâlik 913’de Rumeli Kazaskeri nâibi olduğu ba’zı hüccetlerin bâlâsında görülen imzasından anlaşıldı. 914 senesinde dâr-ı naîme irtihâl etdi. Gâyet fâzıl, muhakkik, ulûm-i akliyye ve nakliyyede mütebahhir bir zât idi. [15] Şiddet-i tab’ı ve lisanı ve tasallüfü olmasaydı, merâtib-i ulyâya suûd ederdi.
Fâzıl müşârün-ileyhin bir kerîmesi olup, onu da Amasya vilâyeti muharriri olan birâderzâdesi “el-Hâc Sinan Çelebi bin Mahmûd Çelebi”ye tezvîc etdi. Bundan hafîdleri; Sadullah, Abdullah, Nurullah, Mahmûd Çelebilerdir. Bunlara ve bunların evlâdına “Ahîzâdeler” dendi.
Sadullah Çelebi kudâttan Sa’dî Çelebi demekle meşhûr bir zât olup, Amasya’da vefât etdi. Mahdûmları Muhyiddîn Mehmed, İzzeddîn Hasan Çelebilerdir. Muhyiddîn Mehmed Efendi, 990’da ve İzzeddîn Hasan Efendi 993’de Amasya’da vefât etdiler. İzzeddîn Hasan Efendizâde Şemseddîn Sa’dî Çelebi de 1039’da vefât etdi. Üçler Mahallesi’nde binâ etdikleri camî bahçesinde medfûndur. Bunlar kibâr-ı kudâttan idiler.
Hacı Sinan Çelebizâde Mahmûd Efendi kibâr-ı ulemâdan olup Amasya’da medfûndur. Bunun mahdûmu Mehmed Efendi allâme-i şâşî demekle meşhûr olup 983’de İstanbul’da vefât [16] etdi. Kudâttan Amasyalı Nurullah Efendizâde Mehmed Efendi sudûrdan olup 989’da ve bunun Mahdûmları sudûrdan Abdülhalîm Hilmî Efendi 1013’de ve Şeyhülislam Hüseyin Hüdâyî Efendi 1043’de şehîden vefât etdi.
Günümüz Türkçesiyle
Amasyalıdır. Yukarıda biyografisi yazılan "Mevlânâ Ahî Cüneyd Tokâdî"nin oğludur. 865 [1460-61] yılında Amasya'da vefat eden ünlü fazıl "Cemâleddîn Yûsuf Tokâdî"nin kızının oğludur. Şâdiyye müderrisi Mevlânâ Rükneddîn Ahmed Cendî'den, Merzifon Sultâniyye Medresesi müderrisi Mevlânâ Seydî Ahmed Kırîmî'den ve Sultan Bayezid'in hocası Salahaddîn Mûsâ Çelebi'den ilim ve fazilet kazanıp icazet aldı.
Sonra İstanbul'a gidip Şeyhülislam "Mevlânâ Hüsrevî Mehmed Çelebi"den ileri öğrenim görerek ondan mülâzım oldu. İlmi ve fazileti hocasının beğenisini kazandı; hoca onu ilk olarak Bursa'da kendi yaptırdığı medresenin müderrisliğine atattı. Sonra Edirne'de Taşlık Medresesi müderrisi olarak oraya gitti.
Dört yıl kadar da Edirne'de ilmî faziletini yayıp 886'da [1481] Sultan II. Bayezid'in tahta çıkmasının ardından İstanbul'a geldi. Bu sırada medreseye çevrilen Kalenderhâne Medresesi'nin müderrisi oldu. Sonra Mahmûd Paşa ve Bursa'daki Sultan medreselerinde müderris olduktan sonra 891'de [1486] Sahn-ı Semâniyye müderrisi olarak yine İstanbul'a geldi. Bazı âlimler, adı geçenin Sahn müderrisliğini kutlamak ve atanma tarihini göstermek üzere şu beyitleri düzdü.
İlmin merkezi, faziletin odağı, zamanımızın faziletlisi, bugünün yegânesi. Tedrisin en yüksek mertebelerine ulaştı. Allah ona özel güzel lütuflarda bulundu. Bu olayı kutlamak için tarih söyledim. (Arapça üç beyit; anlamı verilmiştir.)
893'te [1487-88] kendisinden ilmen zayıf olan Sultan'ın imamı Amasyalı Mevlânâ Alâeddîn Ali Çelebi'nin Mısır'a elçi gönderilmesine canı sıkılıp üst rütbeli âlimleri, devlet ileri gelenlerini ve Sultan Bayezid'i gücendirecek sözler söylediğinden gözden düştü. Amasya'ya gönderilip aylarca açıkta kaldı. 894'te [1488-89] orada Hüseyin Ağa Medresesi müderrisliğine atandı.
896'da [1490-91] şehzadelerin sünnet düğünü olayında medreseyi bırakıp Hicaz'a gitti. Dönüşte İstanbul'a geldi. Rumeli Kazaskeri olan, biyografisi yukarıda yazılan Ebussuûd İbrâhim Efendizâde Alâeddîn Ali Efendi'nin yüce himmeti sayesinde ikinci defa Sahn müderrisliğine ulaştı.
Bundan sonra kendini ders vermeye ve eser yazmaya verip 901'de [1495-96] on yıldan beri emek harcadığı "Sadrü'ş-şerîa Şerhi"ni tamamladı, adını "Zahîretü'l-Ukbâ" koydu; günlük ücreti seksen Osmanlı dirhemine çıkarıldı. Bu kitabın niteliği hakkında önsözünde şu beyitleri yazıp kaynaklarını da bildirmiştir.
Bu, anlamları en iyi biçimde açıklayan bir kitaptır; hazineleri ortaya çıkaran bir okyanus, ilimlerin sağlam kaynağıdır. Fıkhın pınarı, fetvaların ölçüsü, öteki eserlerdeki fazlalıklardan arınmış, doğru anlamlara yetkinlikle ulaştıran gerçek bir merdiven ve aynadır. İbareleri kısa, olayları yeterince içeren, her zaman cehaleti gideren bir eserdir. (Arapça beş beyit; anlamı verilmiştir.)
Fakat 902'de [1496-97] Rumeli Kazaskeri ve hamisi olan Alâeddîn Ali Efendi'nin ölümüyle, can düşmanı olan Hacı Hasanzâde Mehmed Efendi Rumeli Kazaskeri olunca Sahn müderrisliğinden alınıp Edirne'de Dârülhadîs müderrisliğine gönderildi. Edirne'de küfre götüren sözlere dair "Hediyyetü'l-Mehdiyyîn" kitabını yazdı.
911'de [1505-06] Hacı Hasanzâde'nin ölümüyle hemşehrisi Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi Rumeli Kazaskeri olunca üçüncü defa Sahn müderrisi olup İstanbul'a geldi. Burada "el-Ferâizü'z-Zekiyye" kitabını yazmaya başlayıp 913'te [1507-08] tamamladığını kendi eliyle kaydetti ve atalarını da bu kitapta yazdı.
Yine 913'te Rumeli Kazaskeri naibi olduğu, bazı hükümlerin üzerinde görülen imzasından anlaşıldı. 914'te [1508-09] ahirete göçtü. Son derece fazıl, araştırıcı, akla ve nakle dayanan ilimlerde derin bir kimseydi. Huyunun ve dilinin sertliği ve kendini beğenmişliği olmasaydı yüksek makamlara çıkardı.
Adı geçen fazılın bir kızı olup onu, Amasya vilâyeti muharriri olan yeğeni "el-Hâc Sinan Çelebi bin Mahmûd Çelebi"ye verdi. Bundan torunları Sadullah, Abdullah, Nurullah ve Mahmûd Çelebilerdir. Bunlara ve bunların çocuklarına "Ahîzâdeler" denildi.
Sadullah Çelebi, kadılardan Sa'dî Çelebi diye ünlü bir kimse olup Amasya'da vefat etti. Oğulları Muhyiddîn Mehmed ve İzzeddîn Hasan Çelebilerdir. Muhyiddîn Mehmed Efendi 990'da [1582], İzzeddîn Hasan Efendi 993'te [1585] Amasya'da vefat ettiler. İzzeddîn Hasan Efendi'nin oğlu Şemseddîn Sa'dî Çelebi de 1039'da [1629-30] vefat etti. Üçler Mahallesi'nde yaptırdıkları caminin bahçesinde gömülüdür. Bunlar büyük kadılardandı.
Hacı Sinan Çelebi'nin oğlu Mahmûd Efendi büyük âlimlerden olup Amasya'da gömülüdür. Bunun oğlu Mehmed Efendi "allâme-i Şâşî" diye ünlü olup 983'te [1575-76] İstanbul'da vefat etti. Kadılardan Amasyalı Nurullah Efendi'nin oğlu Mehmed Efendi üst rütbeli âlimlerden olup 989'da [1581-82] vefat etti. Bunun oğullarından, üst rütbeli âlimlerden Abdülhalîm Hilmî Efendi 1013'te [1604-05] ve Şeyhülislam Hüseyin Hüdâyî Efendi 1043'te [1633-34] şehit olarak vefat etti.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- kerîmezâde: kız tarafından torun
- mücâz: icazet almış, ders verme ve ilim aktarma yetkisi kazanmış
- mülâzım: ilmiye mesleğinde atanmayı bekleyen aday; bir hocaya bağlanarak bu yolda kayda geçen kimse
- nasb: atama
- neşr-i fezâil-i ilmiyye: ilmî bilgileri yayma
- cülûs: tahta çıkış
- tahvîl: dönüştürme, çevirme
- ebyât: beyitler
- i'zâm: gönderme
- sudûr-ı ulemâ: üst rütbeli âlimler
- hamî: koruyucu, destekleyici
- hasm-ı cân: can düşmanı
- azl: görevden alma
- dîbâce: bir kitabın önsözü
- hüccet: mahkeme belgesi
- tasallüf: kendini beğenmişlik, böbürlenme
- hafîd: torun
- kudât: kadılar
Hüsameddin'in Anlattığı Kariyer Bugünkü Bilgiyle Uyuşuyor
Ahîzâde Yûsuf Efendi, kaynaklarda Tokatlı bir Hanefî fakihi olarak geçer; Ahî Çelebi diye de tanınır, babasının adı Cüneyd'dir. Bu bilgi, Hüsameddin'in "Ahî Cüneyd Tokâdî'nin oğlu" kaydıyla örtüşür. Öğretmenleri arasında Ahmed Kırîmî, Sultan Bayezid'in hocası Molla Selâhaddin ve Molla Hüsrev anılır; Hüsameddin'in Seydî Ahmed Kırîmî, Salahaddîn Mûsâ ve Hüsrev Mehmed Çelebi adlarıyla uyuşur. Müderrislik sırası da aynıdır: Bursa'da Molla Hüsrev Medresesi, Edirne'de Haceriyye (Taşlık), İstanbul'da Kalenderiyye ve Vezir Mahmud Paşa medreseleri, ardından Bursa Sultaniye ve son olarak Sahn-ı Semân. Hüsameddin bu sıraya, kaynakların yazmadığı birkaç ayrıntı ekler: 893'teki gözden düşme, Amasya'daki Hüseyin Ağa Medresesi, Hicaz yolculuğu, Edirne Dârülhadis müderrisliği ve Sahn'a üç kez atanması.
Sahn-ı Semân Medreseleri
Sahn-ı Semân, Fâtih Camii külliyesinin içindedir. Külliyenin inşasına 867'de [1463] başlanmış, sekiz yüksek dereceli medrese 875'te [1470] tamamlanmıştır; adını da bu sekiz medreseden alır. Camii'nin iki yanında dörder medrese sıralanır. Bu medreseler, o dönemin en üst eğitim kurumları arasında sayılırdı ve akla ve nakle dayanan ilimler okutulurdu. Hüsameddin, Ahîzâde Yûsuf'un üç kez bu medreselere müderris olarak getirildiğini yazar. Kaynaklara göre Ahîzâde, Fâtih Camii yakınındaki bugünkü Darüşşafaka Caddesi'nde bulunan Ahîzâde Camii'ni yaptırmış, kitaplarını buraya vakfetmiş ve cami hazîresine gömülmüştür.
Eserleri
Ahîzâde'nin en önemli eseri "Zahîretü'l-ukbâ fî şerhi Sadri'ş-şerîati'l-uzmâ"dır. Burhânüşşerîa Mahmûd'un "Vikâyetü'r-rivâye" adlı eserine torunu Sadrüşşerîa es-Sânî'nin yazdığı şerhin hâşiyesi olan bu çalışma, 891-901 [1486-1496] yılları arasında yazılmıştır. Bu tarih aralığı, Hüsameddin'in "on yıldan beri emek harcadığı, 901'de bitirdiği Sadrü'ş-şerîa Şerhi" anlatısıyla uyuşur. Kitap "Hâşiye-i Çelebi" diye de tanınmış ve Kalküta, Leknev, Lahor ve Kanpûr'da birkaç kez basılmıştır; Kayseri'de müellif hattıyla bir nüshası bulunur. Küfre götüren sözleri açıklayan akaid risâlesi "Hediyyetü'l-mühtedîn" de bugün basılıdır (İstanbul 1983). Hüsameddin'in anlattığı "el-Ferâizü'z-Zekiyye" adlı kitap ise başvurduğumuz eser listesinde yer almaz; listede "Terceme-i Ferâiz-i Sirâciyye" adlı bir eser vardır. İkisinin aynı eser olup olmadığı belirlenememiştir.
Ölüm Tarihi Meselesi
Hüsameddin Ahîzâde'nin 914'te [1508-09] vefat ettiğini yazar ve bunun için Sicill-i Osmânî'deki 902 kaydını, Şakâik tercümesinin bu konuda sessiz kalmasını dipnotta tartışır; 902 tarihinin, Sahn müderrisliğinden azlinden kinaye olabileceğini söyler. Ansiklopedi maddesi ise ölüm tarihini 905 [1500] olarak verir, bazı kaynaklarda 902 [1497] ve 904 [1499] yazıldığını da kaydeder. Hüsameddin 913-914 tarihine, Ahîzâde'nin kendi kitabındaki kaydına ve bir belgedeki imzasına dayanır. Ansiklopedi maddesindeki 905 ile arasında dokuz yıl bulunmaktadır. Hangisinin doğru olduğu bu çalışmada belirlenemedi.
Ahîzâde Soyu: Şeyhülislam Hüseyin Efendi
Hüsameddin'in listesinin sonunda adı geçen Şeyhülislam Hüseyin Hüdâyî Efendi, büyük olasılıkla kaynaklarda Ahîzâde Hüseyin Efendi diye bilinen şeyhülislamdır. 1572'de doğmuş, II. Selim devri kazaskerlerinden Ahîzâde Mehmed Efendi'nin oğludur. Bursa, İstanbul ve Anadolu ile Rumeli kadılık ve kazaskerliklerinde bulunmuş, 10 Şubat 1632'de şeyhülislam olmuştur. İki yıla yakın bu makamda kaldıktan sonra IV. Murad'ın emriyle Büyükçekmece civarında idam edilmiştir. Bu, Osmanlı'da ilmiye mensubu için olağan olan sürgün cezasının dışına çıkıldığı bir olay olarak bilinir. Şiirde Hüdâî mahlasını kullanmıştır. Fâtih'te Çukur Medrese adıyla bilinen bir medrese yaptırmış, Balat'ta bir kiliseyi camiye çevirmiştir. Hüsameddin'in "1043'te şehîden vefat etti" kaydı, bu idam olayıyla uyumludur. Hüsameddin'in babası olarak verdiği "Nurullah Efendizâde Mehmed Efendi" ile ansiklopedideki "Ahîzâde Mehmed Efendi" aynı kişi olabilir ancak bunu doğrulayan bir kaynağa rastlanmadı.
Bilgi Bulunamayanlar
Rükneddîn Ahmed Cendî, Seydî Ahmed Kırîmî, Salahaddîn Mûsâ Çelebi, Alâeddîn Ali Çelebi'nin Mısır elçiliği, Hacı Hasanzâde Mehmed Efendi ve Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Amasya'daki Üçler Mahallesi camisi ve Hüseyin Ağa Medresesi'nin bugünkü durumu da doğrulanamamıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 267–269. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
Kitaplar