İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Ahmed Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 568–569 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Amasyalıdır. Kayabaşı Mahallesi zu‘amâsından Pehlivânzâde Mehmed Bey bin Ahmed Bey’in mahdûmudur. Amasya’da “Kayalı” ve İstanbul’da “Örümcek, Ankebût” demekle meşhûr idi. 1054 senesi şa’bânının yirmi üçüncü günü Amasya beyi olup geldi.

Ramazân evâilinde Mirlivâ Ahmed Bey Girit Harbi’ne me’mûr olup Amasya vücûhundan Derviş Beyzâde Ebûbekir Bey Amasya mütesellimi ve Hoca Paşazâde Mustafa Bey Amasya alaybeyi oldu.

Şevvâlin gurresinde Kadı Mehmed Efendi’nin azline binâen Lâdikli Şeyh Muharrem Efendizâde mevâlîden Mustafa Efendi Amasya kadısı ve zilka’de gurresinde Şemsi Paşazâde Ahmed Paşa sâniyen Sivas beylerbeyi ve çavûşân-ı dergâh-ı âlîden Gazzâz Ahmed Bey evkâf-ı Sultâniyye mütevellîsi oldu. [91]

Hızır Paşa Evkâfı Mütevellîsi Kurd Mustafa Bey Girit Harbi’ne me’mûr olup Nâzenîn Hanım zevci Zülfikâr Beyi mütevellî kâ’im-makâmı nasb etmişdi. Mehmed Paşa evkâfı mütevellisi Seydî Beyzâde Kurd Mehmed ve Abdullah beyler Zülfikâr Bey’in aleyhine tevliyet davası ikâme ederek Kadı Müctebâzâde’nin azline bâis olmuşlardı.

Bu defa davayı kazanıp Kurd Mustafa Bey’i Hızır Paşa Vakfı tevliyetinden azl ve ref‘ine muvâfık olduklarına binâen her ikisi de Hızır ve Mehmed Paşa’lar evkâfına müştereken mütevellî oldular.

Bu esnada Mimâr Kâsım Ağa, Gelibolu’dan ma‘füvven gelip yine mimârbaşı olarak tâyin etdi. Kezâlik Amasyalı “Ayna Göz” demekle meşhûr Ebûbekir Efendi musâhib-i şehriyârî ve Girit Serdârı olan Kaptân-ı Deryâ Yûsuf Paşa’nın imâmı ve muallim ve mahrem-i hâssı idi.

Zilka’de evâilinde Bâlî Bey’in istifasıyla Bağdatlıoğlu “Osmân Ağa” yine şehir kethüdâsı olup, zilhicce sonlarında Girit Harbi’nde yararlıklar gösteren Amasya Beyi Ahmed Bey’e Sivas Eyâleti ve Anadolu Seraskerliği verildi.

Fakat Amasya sancağı, garâib-i zamâniyeden olarak Sultân İbrâhim’in gözdelerinden “Hümâ Şâh Kadın” adlı cariyesine⁶⁴⁷ tevcîh edildiğinden beyliği Ebûbekir Bey’e ilzâm edildi. [92]

Dipnotlar

  • 647 Mukâtaa Defterlerinde Amasya sancağının “Dördüncü Haseki Hümâ Şâh Sultan” üzerinde olduğu ve tevcihi görüldü.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Kayabaşı Mahallesi zeamet sahiplerinden Pehlivânzâde Mehmed Bey bin Ahmed Bey'in oğludur. Amasya'da "Kayalı", İstanbul'da "Örümcek" ya da "Ankebût" (örümcek) diye tanınırdı. 1054 [1644] yılı şabanının yirmi üçüncü günü Amasya beyi olarak geldi.

Ramazan başlarında Mirliva (sancakbeyi) Ahmed Bey Girit Savaşı'na görevlendirildi. Amasya ileri gelenlerinden Derviş Beyzâde Ebûbekir Bey Amasya mütesellimi (vekil yönetici), Hoca Paşazâde Mustafa Bey de Amasya alaybeyi oldu.

Şevvalin ilk günü Kadı Mehmed Efendi'nin görevden alınması üzerine, yüksek rütbeli ilmiye mensuplarından Lâdikli Şeyh Muharrem Efendizâde Mustafa Efendi Amasya kadısı oldu. Zilkadenin ilk günü Şemsi Paşazâde Ahmed Paşa ikinci kez Sivas beylerbeyi, Dergâh-ı Âlî çavuşlarından Gazzâz Ahmed Bey de Sultanlık vakıflarının mütevellisi oldu.

Hızır Paşa Vakfı mütevellisi Kurd Mustafa Bey Girit Savaşı'na görevlendirilince Nâzenîn Hanım'ın kocası Zülfikâr Bey'i mütevelli vekili atamıştı. Mehmed Paşa vakfının mütevellisi Seydî Beyzâde Kurd Mehmed ile Abdullah beyler, Zülfikâr Bey aleyhine vakıf yöneticiliği davası açarak Kadı Müctebâzâde'nin görevden alınmasına yol açmışlardı.

Bu kez davayı kazanıp Kurd Mustafa Bey'in Hızır Paşa Vakfı mütevelliliğinden alınmasını sağladıkları için ikisi birlikte Hızır Paşa ve Mehmed Paşa vakıflarının ortak mütevellisi oldular.

Bu sırada Mimar Kâsım Ağa affedilerek Gelibolu'dan döndü ve yeniden mimarbaşılığa atandı. Aynı şekilde "Ayna Göz" diye tanınan Amasyalı Ebûbekir Efendi, padişahın musahibi (sohbet arkadaşı) ve Girit Serdarı olan Kaptan-ı Derya Yûsuf Paşa'nın imamı, hocası ve en yakın sırdaşıydı.

Zilkade başlarında Bâlî Bey'in istifasıyla Bağdatlıoğlu Osmân Ağa yeniden şehir kethüdası oldu. Zilhicce sonlarında Girit Savaşı'nda yararlıklar gösteren Amasya Beyi Ahmed Bey'e Sivas eyaleti ve Anadolu seraskerliği verildi.

Fakat zamanın tuhaflıklarından biri olarak Amasya sancağı, Sultan İbrâhim'in gözdelerinden "Hümâ Şâh Kadın" adlı cariyesine verildiğinden sancağın beyliği Ebûbekir Bey'e bırakıldı. Mukataa defterlerinde Amasya sancağının "Dördüncü Haseki Hümâ Şâh Sultan" adına kayıtlı olduğu ve ona verildiği görülmüştür.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • zuamâ: zeamet (büyük tımar) sahipleri
  • mîrlivâ: sancakbeyi
  • vücûh: ileri gelenler
  • mevâlî: yüksek rütbeli medrese ve kadılık mensupları
  • sâniyen: ikinci kez
  • tevliyet: vakıf yöneticiliği, mütevellilik
  • kâ'im-makâm: vekil
  • ikâme-i dava: dava açma
  • müştereken: ortaklaşa
  • musâhib-i şehriyârî: padişahın sohbet arkadaşı, nedimi
  • mahrem-i hâss: en yakın sırdaş
  • serasker: bir cephedeki ya da bölgedeki kuvvetlerin başkomutanı
  • garâib-i zamâniye: zamanın tuhaflıkları
  • ilzâm: bir görevi ya da geliri birine bırakma, üstlendirme

Ankebût Ahmed Paşa

Bu maddede "Ahmed Bey" olarak tanıtılan kişi, sonraki yıllarda "Ankebût Ahmed Paşa" adıyla tanınacak olan Amasyalı devlet adamıdır. Hüsameddin, ümera biyografilerinde hayatını geniş olarak anlatır. Ona göre gürbüz yapılı ve iyi ok atan bir pehlivan olduğu için genç yaşta IV. Murad tarafından has ahır hizmetine alınmış, Enderun'da okuma yazma öğrenmiş, Bayram Paşa'nın sadaretinde has ahır kethüdası, 1049'da ikinci mirahur olmuştur. Büyük mirahurların kıskançlığı yüzünden 1054 şabanında Amasya mirlivalığıyla saraydan çıkarılmıştır; metindeki "ikinci mirahur Ahmed Ağa'nın İstanbul'dan uzaklaştırılması" budur. Biyografinin devamına göre Ahmed Paşa defalarca Sivas ve Konya beylerbeyi, Anadolu seraskeri, Boğaz muhafızı ve Budin valisi olmuş; 1067'de Köprülü Mehmed Paşa Çanakkale'ye serdar olarak gidince sadaret kaymakamlığına getirilmiş, ancak sadareti elde etmeye çalıştığı söylentisiyle aynı yıl azledilip Konya'ya gönderilmiştir. 1071'de Girit serdarı ve muhafızı olarak Hanya'ya gitmiş, Kandiye'nin fethinde bulunmuş, 1089'da altıncı kez Amasya mutasarrıflığı uhdesinde iken 21 Muharrem 1092'de Resmo'da ölmüş ve orada yaptırdığı caminin minaresi dibine gömülmüştür. Hüsameddin, Hanya, Kandiye ve Resmo'da camileri, mektepleri ve vakıfları bulunduğunu, memleketi Kayabaşı'nda da bir cami ve mektep yaptırıp Kayabaşı'ndaki malikânesini bunlara vakfettiğini kaydeder.

Girit Seferindeki Yeri ve Tarih Sorunu

Ahmed Paşa'nın Girit'teki rolü Osmanlı kroniklerinde de görülür. Hasan Ali Cengiz'in Osmanlı kaynaklarına dayanan çalışmasında aktarılan kayda göre 1055 yılının başında Anadolu, Karaman ve Sivas eyaletlerindeki sancak beylerine hükümler gönderilmiş; Sivas, Çorum, Amasya ve Bozok beyleri dahil hepsinin Sakız karşısındaki Çeşme iskelesine varıp "serdarları olan mirahur-ı sâbık Amasya Beyi Ahmed Paşa" yanında bulunmaları emredilmiştir. Yani eski mirahur Ahmed Paşa, Anadolu'dan toplanan kuvvetlerin başına getirilmiştir. Hanya'nın fethinden sonra da Yeniçeri Kâtibi Hasan Efendi'nin Tevârîh-i Cezîre-i Girid'ine göre fethin üçüncü günü kalenin onarımı paylaştırılırken "Amasya Beyi Ahmed Paşa" Hanya'ya su getiren kemerlerin onarımına verilmiş, işler altmış günde bitirilmiştir.

Bu kayıtlar Ahmed Paşa'nın seferdeki yerini doğrular, fakat Hüsameddin'in tarihleriyle tam örtüşmez. Girit seferinin hükümleri 1055 başında (1645 baharı) gönderilmiş, donanma Haziran 1645'te yola çıkmış, Hanya 22 Ağustos 1645'te alınmıştır. Hüsameddin ise Ahmed Bey'in 1054 ramazanında (Kasım 1644) Girit'e gönderildiğini ve 1054 zilhiccesi sonlarında (Şubat 1645) savaştaki yararlıkları için Sivas beylerbeyiliği aldığını yazar. Görevlendirme hazırlık dönemine yerleştirilebilir; ancak savaşta gösterilen yararlıklar savaştan önceye düşmektedir. Önceki maddelerdeki benzer kaymalarla birlikte düşünüldüğünde, Hüsameddin'in bu bölümde Girit'le ilgili olayları bir yıl kadar erkene aldığı anlaşılıyor.

Yûsuf Paşa ve Kâsım Ağa

Ebûbekir Efendi'nin imamı ve hocası olduğu Kaptan-ı Derya Yûsuf Paşa, aslen Dalmaçyalı bir Hırvat'tır. Sultan İbrahim onu 1643'te silahdarı yapmış, ardından musahibi olmuş, 1644'te Ebubekir Paşa'nın ölümü üzerine kaptan-ı deryalığa getirilmiştir. Girit seferinde hem kara hem deniz kuvvetlerinin serdarı olarak Hanya'yı almış ve "Hanya fatihi" diye anılmıştır. Sadrazam Sultanzâde Mehmed Paşa ile çekişmesi önce sadrazamın azline yol açmış, fakat Yûsuf Paşa da kısa süre sonra, 5 Zilhicce 1055 / 22 Ocak 1646'da padişahın emriyle idam edilmiştir. Amasyalı Ebûbekir Efendi'ye dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Mimar Kâsım Ağa'nın dönüşü ise başka kaynaklarla uyuşur. Ağustos 1644'te Gelibolu'ya sürülen mimar, Cinci Hoca'nın aracılığıyla affedilip İstanbul'a dönmüş, padişahın Hassa mimarı Mustafa Ağa'ya yaptırdığı ahırın kendisinin eski yapılarından üç kat pahalıya çıktığı anlaşılınca 1055'te (1645) yeniden mimarbaşı olmuştur.

Hızır Paşa ve Mehmed Paşa Vakıfları

Maddede uzun uzun anlatılan tevliyet davası, Amasya'nın en eski büyük vakıflarından ikisiyle ilgilidir. Hızır Paşa, 870 (1465) tarihli vakfiyesiyle Suluova, Doğantepe, Lâdik ve Amasya merkezdeki arazi, bağ ve bahçelerle iki han ve bir hamamı vakfetmiş, bir medrese ve cami yaptırmıştır. Oğlu Mehmed Paşa, II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalasıdır; 1493'te babasının vakfına on üç köy, iki mezra, yedi değirmen ve bir dükkân eklemiştir. Mehmed Paşa'nın Yeşilırmak yakınındaki camisinin kitabesi 891 Muharremini (Ocak 1486) gösterir. Baba ile oğulun vakıfları birbirine bu kadar bağlı olduğu için iki vakfın tek bir aile kolunun elinde ortak yönetime geçmesi şaşırtıcı değildir. Mehmed Paşa Camii bugün de Mehmed Paşa Mahallesi'nde ayaktadır.

Hümâşâh ve Amasya Sancağı

Hüsameddin'in "zamanın tuhaflıklarından" dediği durum, Sultan İbrahim devrinin bilinen bir uygulamasıdır. Feridun Emecen, çağdaş tarihçi Vecîhî'ye dayanarak padişahın sekiz gözde cariyesini haseki yaptığını, bunlara yüklü haslar bağladığını ve seçkin eyalet ve sancakların bunlara paşmaklık (harçlık geliri) olarak dağıtıldığını yazar. Sancağın geliri hasekiye ayrılınca yönetimi yerinde bir beye bırakılıyordu; Ebûbekir Bey'in beyliği bu türdendir.

Kaynaklar arasında bir tarih farkı da vardır. Ansiklopedi kayıtlarında Hümâşâh Sultan, Sultan İbrahim'in sekizinci hasekisi ve tek nikâhlı eşi olarak geçer; "Telli Haseki" diye anılmış, padişahla nikâhı 1647'de kıyılmıştır. Hüsameddin'in kullandığı mukataa defterinde ise 1054 (1644-45) yılında Amasya sancağı "Dördüncü Haseki Hümâ Şâh Sultan" adına kayıtlıdır. Hümâşâh'ın nikâhtan önce de padişahın gözdeleri arasında bulunmuş olması mümkündür; ancak "dördüncü" ile "sekizinci" haseki sıfatları arasındaki fark ve tarihler, defterdeki kişinin aynı Hümâşâh olup olmadığını tartışmalı bırakır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cilt, s. 568–569. amasya.bel.tr
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 6-8. Cilt, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, "Ahmed Paşa-Ankebût" maddesi, e-kitap s. 176-177.

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.