İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Ahmed Paşa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 570–571 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Amasyalıdır. İğnecizâde Hâce-i Sultânî Ömer Efendi’nin birâderi Hoca Ahmed Paşa’dır. 1057 senesi saferinin yirmi altıncı günü Amasya mutasarrıfı ve Girit Harbi’ne me’mûr oldu. Alaybeyi olan mahdûmu Mustafa Bey’le Girit’e gidip Sefer Ağa Amasya mütesellimi oldu.

Çünkü Sefer Ağa, Muzaffereddîn Fağfûr Paşa evlâdından ve Amasya a‘yânından bir merd-i kerîm idi. Hacı Hamza Mahallesinde ikâmet ederdi. Gerek bunun ve gerek sâir mutasarrıfların istikâmeti sâyesinde Amasya’nın hakîkî mutasarrıfı olan Telli Hâre’nin ya’nî Hümâ Şâh Sultân’ın nüfûzu hissedilmez bir halde idi.

Amasya halkı, Telli Haseki’ye, “Telli Hâre” ünvânını vermişlerdi. Hâlâ bu şöhret Amasya’da bâkîdir. Gayet nâzik, az bir şeyden gücenen adamlara, “Telli hâre” denmektedir. Sefer Ağa, halk ile Telli Hâre’yi güzel idâre ederdi. Telli Hâre, yalnız Amasya havâssından kendisine mahsus vergiyi Sefer Ağa’dan alırdı. İdâre husûsâtına karışdırılmazdı.

Hoca Ahmed Paşa’nın zamanında Amasya Kalesi’ni tamire müsâade edildiğinden Has Odalı Yûsuf Ağa binâ emîni ve Hoca Ahmed Paşazâde Dede Ali Bey de mübâşir olup, Kal’a-i Bâlâ’nın her tarafı ve Aşağı İç Kale tamiratına başlandı.

Rebîülevvelde kibâr-ı mevâlîden Amasyalı Memikzâde Mustafa Efendi İstanbul kadısı ve müteâkiben mirâhur-ı şehriyârî Köprülü Hamamcı Mehmed Ağa da yeniçeri ağası oldu. [97]

Cumâdelûlâda Sivas Beylerbeyi Ankebût Ahmed Paşa’ya Konya Karaman Eyâleti verildiğinden vüzerâdan Bosnalı Vardar Ali Paşa Sivas vâlisi olup geldi.

Recebde Amasya Mevlevîhânesi şeyhi Ârif Mehmed Dede Efendi, ba’zı ahvâl ve harekâttan dolayı azledildiğinden yerine Mesnevîhân Mahmûd Dede Efendi mevlevîhâne şeyhi oldu. Arif Mehmed Dede Efendi de mahdûmu Abdülbâkî Dede ile İstanbul’a gitdi.

Bu esnada Şam Eyâleti Üçüncü Haseki Şîvekâr Sultân’a tevcîh edildiğinden vâlide kethüdâsı Mimârbaşı Kâsım Ağa’nın himmetiyle Ma‘arra Beyi olan Köprülü Mehmed Paşa Şam Eyâleti mütesellimi ve beylerbeyi kâ’im-makâmı oldu.

Şa’bânda Girit’e giden Amasya Kethüdâyeri Bâkî Paşazâde Habîb Ağa Mora Kasteli Kalesi’ni fethederek büyük bir şöhret aldığından şehîden vefât eden İznikî Beyzâde Ali Ağa yerine sipâhiler ağası oldu. Bu esnada Kıbrıs’tan ma‘zûl olan Geldiklânlı Ali Paşa Amasya’ya geldi.

Ramazân evâilinde Vardar Ali Paşa’dan Sivas vilâyeti nâmına otuz bin kuruş Ramazâniye ve Sivas’ta ikâmet eden İbşir Paşa’nın zevce-i menkûhası istenmişdi. İsteyen Sultân İbrâhim idi.

Ramazânın yirmi ikisine musâdif martın birinde Köprü a‘yânından Hacı Yûsuf Ağazâde Mehmed Ağa Sultân Bâyezîd evkâfı mütevellîsi olup Amasya’ya geldi. [98]

Şevvâlin yirmi birinde Kudüs-i Şerîf Beylerbeyiliği de Şam Eyâleti mütesellimi ve beylerbeyi kâ’im-makâmı olan Köprülü Mehmed Paşa’ya tevcîh edildi.⁶⁴⁸

Vardar Ali Paşa, dindar ve hamiyetperver bir zât idi. Ne istenilen parayı, ne de İbşir Paşa zevcesini göndermedi. Çünkü Sivas Vilayetinin elli yedi senesi vergisi kâmilen tahsîl edilip gönderilmişdi. Bir kimsenin zevce-i menkûhasını diğerine takdîm etmek de şer‘ u akla muhâlifti.

1058 senesi gurre-i muharreminde sâbık Şehr-i Zor Beylerbeyi Şemsi Paşazâde Ahmed Paşa ma‘zûlen gelip Saluzcu Karyesi a‘şârı kendisine hâs tâ‘yîn edildi. Birkaç gün sonra Hoca Ahmed Paşa yine Trabzon beylerbeyi olup Amasya sancağı selefi Hüseyin Paşa’ya Karahisar-ı Şarkî sancağıyla beraber tevcîh edildi.

Dipnotlar

  • 648 Evkâf Mahzeninde ele geçen telhisât listesinde şöyle yazılı gördüm: “Şam Beylerbeyiliği Kâ’im makâmlığı Üçüncü Haseki Şîvekâr Sultan tarafından Ma‘arra Beyi Köprülü Mehmed’e verilmekle Kudüs-i Şerîf ile Şam Eyâleti ka’im makâmlığı Hatt-ı Şerîf ile ihsan olunmağın emri yazılmak… 21 Eylül 1057”. Bunun altında “Hatt-ı Hümâyûn-ı saâdet-i makrûn ile Şam Eyâleti pâyesi sâbık Ma‘arra Beyi olup Şam kâ’im makâmı olan Mehmed’e verilmek… 22 Eylül 1057”.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. İğnecizâde ailesinden, padişah hocası Ömer Efendi'nin kardeşi Hoca Ahmed Paşa'dır. 1057 [1647] yılı saferinin yirmi altıncı günü Amasya mutasarrıfı oldu ve Girit Savaşı'na görevlendirildi. Alaybeyi olan oğlu Mustafa Bey'le birlikte Girit'e gitti; Sefer Ağa Amasya mütesellimi oldu.

Zira Sefer Ağa, Muzaffereddîn Fağfûr Paşa'nın soyundan, Amasya ileri gelenlerinden cömert ve mert bir adamdı; Hacı Hamza Mahallesi'nde otururdu. Hem onun hem de öteki mutasarrıfların dürüstlüğü sayesinde Amasya'nın gerçek mutasarrıfı olan Telli Hâre'nin, yani Hümâ Şâh Sultan'ın nüfuzu neredeyse hissedilmiyordu.

Amasya halkı Telli Haseki'ye "Telli Hâre" adını takmıştı. Bu ad Amasya'da bugün de yaşar: Çok nazik, küçük bir şeyden gücenen kimselere "telli hâre" denir. Sefer Ağa hem halkı hem de Telli Hâre'yi iyi idare ederdi. Telli Hâre, Amasya haslarından yalnızca kendisine ayrılmış vergiyi Sefer Ağa'dan alırdı, yönetim işlerine karıştırılmazdı.

Hoca Ahmed Paşa'nın zamanında Amasya Kalesi'nin onarımına izin çıktığı için Has Odalı Yûsuf Ağa bina emini (yapı işlerinin sorumlusu), Hoca Ahmed Paşazâde Dede Ali Bey de mübaşir (işi yürüten görevli) oldu ve Yukarı Kale'nin her tarafının ve Aşağı İç Kale'nin onarımına başlandı.

Rebîülevvelde büyük mollalardan Amasyalı Memikzâde Mustafa Efendi İstanbul kadısı oldu; ardından padişahın mîrâhuru (ahır ve atlardan sorumlu saray görevlisi) Köprülü Hamamcı Mehmed Ağa da yeniçeri ağası oldu.

Cemaziyelevvelde Sivas Beylerbeyi Ankebût Ahmed Paşa'ya Konya-Karaman Eyaleti verilince vezirlerden Bosnalı Vardar Ali Paşa Sivas valisi olarak geldi.

Recebde Amasya Mevlevîhânesi'nin şeyhi Ârif Mehmed Dede Efendi bazı tutum ve davranışları yüzünden azledildi; yerine Mesnevîhân (Mesnevî okutan) Mahmûd Dede Efendi mevlevihane şeyhi oldu. Ârif Mehmed Dede Efendi de oğlu Abdülbâkî Dede ile İstanbul'a gitti.

Bu sırada Şam Eyaleti Üçüncü Haseki Şîvekâr Sultan'a verildiğinden, valide sultanın kethüdası Mimarbaşı Kâsım Ağa'nın gayretiyle Maarra beyi olan Köprülü Mehmed Paşa, Şam Eyaleti'nin mütesellimi ve beylerbeyi kaymakamı (vekili) oldu.

Şabanda Girit'e giden Amasya kethüdâyeri (sancaktaki sipahilerin yerel kumandanı) Bâkî Paşazâde Habîb Ağa, Mora Kasteli Kalesi'ni fethederek büyük ün kazandı ve şehit düşen İznikî Beyzâde Ali Ağa'nın yerine sipahiler ağası oldu. Bu sırada Kıbrıs'tan azledilmiş olan Geldiklânlı Ali Paşa Amasya'ya geldi.

Ramazanın başlarında Vardar Ali Paşa'dan Sivas vilayeti adına otuz bin kuruş ramazaniye (bayram harçlığı) ile Sivas'ta oturan İbşir Paşa'nın nikâhlı eşi istenmişti. Bunları isteyen Sultan İbrâhim'di.

Ramazanın yirmi ikisine rastlayan martın birinde Köprü ileri gelenlerinden Hacı Yûsuf Ağazâde Mehmed Ağa, Sultan Bayezid vakıflarının mütevellisi olarak Amasya'ya geldi.

Şevvalin yirmi birinde Kudüs-i Şerif Beylerbeyiliği de Şam Eyaleti mütesellimi ve beylerbeyi kaymakamı olan Köprülü Mehmed Paşa'ya verildi.

Vardar Ali Paşa dindar ve vatanını, milletini gözeten bir zattı. Ne istenen parayı ne de İbşir Paşa'nın eşini gönderdi. Çünkü Sivas vilayetinin [10]57 yılı vergisi eksiksiz toplanıp gönderilmişti; bir kimsenin nikâhlı eşini bir başkasına sunmak da hem şeriata hem akla aykırıydı.

1058 [1648] yılı muharreminin ilk günü eski Şehrizor Beylerbeyi Şemsi Paşazâde Ahmed Paşa azledilmiş olarak geldi ve Saluzcu köyünün öşrü (ürün vergisi) kendisine has olarak ayrıldı. Birkaç gün sonra Hoca Ahmed Paşa yeniden Trabzon beylerbeyi oldu; Amasya sancağı, Karahisar-ı Şarkî sancağıyla birlikte, ondan önceki mutasarrıf Hüseyin Paşa'ya verildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • hâce-i sultânî: padişah hocası
  • birâder: kardeş
  • merd-i kerîm: cömert, mert adam
  • istikâmet: dürüstlük, doğruluk
  • hâre: dalgalı desenli ince ipekli kumaş
  • havâs: hasların çoğulu; büyük dirlik gelirleri
  • binâ emîni: bir yapı işinin harcamalarından ve yürütülmesinden sorumlu görevli
  • Kal'a-i Bâlâ: Yukarı Kale
  • kibâr-ı mevâlî: büyük rütbeli kadılar ve müderrisler
  • mirâhur-ı şehriyârî: padişahın ahır ağası
  • Mesnevîhân: Mevlânâ'nın Mesnevî'sini okutan, şerh eden kişi
  • vâlide kethüdâsı: valide sultanın işlerini yürüten görevli
  • kethüdâyeri: bir sancaktaki tımarlı sipahilerin yerel kumandanı
  • ma'zûl: görevden alınmış
  • ramazâniye: ramazan ve bayram dolayısıyla istenen para
  • zevce-i menkûha: nikâhlı eş
  • musâdif: rastlayan, denk gelen
  • hamiyetperver: vatanını ve milletini gözeten, onurlu
  • a'şâr: öşür vergileri, üründen alınan onda bir pay

Hoca Ahmed Paşa

Maddenin sahibi Hoca Ahmed Paşa, Amasya'nın on yedinci yüzyıldaki en tanınmış ailelerinden birine mensuptur. Hüsameddin'in biyografi cildine göre Halvetî büyüklerinden Pîr Safiyyüddîn'in soyundan gelen İğnecizâdeler'dendir ve Sultan II. Osman'ın hocası ve danışmanı Ömer Efendi'nin kardeşidir. Amasya'da Atabeg Gazi Medresesi'nde müderrisken, ağabeyinin saraydaki itibarıyla 1027 [1618] yılında Sivas defterdarlığına, ertesi yıl Karaman beylerbeyiliğine geçmiş; Teke, Halep, Batum ve Trabzon'da görev yapmıştır. 1031 [1622] yılı recebinin başlarında çıkan karışıklıkta ağabeyinin devri kapanınca azledilmiş ve yıllarca Amasya'da açıkta kalmıştır. 1045 [1635] yılında IV. Murad Amasya'ya geldiğinde onun konağına inmiş ve Sultan Bayezid vakıflarının mütevelliliğini ona vermiştir.

Aynı biyografi, bu maddedeki tarihleri de doğrular: Ahmed Paşa 1057 saferinin başlarında ikinci kez Amasya mutasarrıfı olmuş, 1058 muharreminin başlarında Trabzon valiliğine nakledilmiştir. Hüsameddin onun lakabını biyografi cildinde "Kehleli", kitabın tarih kısmının ilerleyen bir sayfasında ise "Pehleli" diye verir; hangisinin doğru olduğu belirlenemedi. Ahmed Paşa'nın sonu acıklıdır: 1069 [1659] yılında Köprülü Mehmed Paşa'nın döneminde bütün malına el konulmuş, aynı yıl ölmüş ve atası Pîr Safiyyüddîn'in türbesine gömülmüştür.

Telli Haseki ve Amasya'daki Deyim

Maddenin en canlı satırları, Amasya halkının Telli Haseki'ye taktığı "Telli Hâre" adıyla ilgilidir. Hümâşah Sultan, Sultan İbrâhim'in nikâhla aldığı son hasekisidir. Nikâh, Kızlarağası'nın gelinin, sadrazamın padişahın vekili olduğu parlak bir törenle yapılmış; gelin Davutpaşa bahçesinden telli duvaklı olarak saraya getirildiği için "Telli Haseki" diye anılmıştır. Sultan İbrâhim'in hasekilerine eyalet ve sancakları paşmaklık olarak dağıttığı, vakanüvis Vecîhî'den aktarılarak bilinir. Hümâşah'a mehir olarak Mısır hazinesinin verildiği, Sultanahmet'teki İbrâhim Paşa Sarayı'nın samur kürklerle döşenerek ona tahsis edildiği anlatılır.

Hüsameddin'in kaydettiği deyim başka bir kaynakta bulunamadı. "Hâre" dalgalı desenli ince bir ipekli kumaştır; tel işlemeli böyle bir kumaşın narinliğiyle, Telli Haseki'nin adı arasındaki ses benzerliği, deyimin "en küçük şeyden incinen" anlamını kazanmasını açıklayabilir. Bu bir yorumdur; Hüsameddin deyimin kökenini Haseki'ye bağlar, halkın onu neden bu sözle andığını ise açıklamaz.

Kale Onarımı ve Mevlevihane

Hüsameddin'in sözünü ettiği onarım, Harşena Dağı'ndaki Amasya Kalesi'nin Yukarı Kale ile aşağıdaki iç surlarına yöneliktir. Kale bugün üç bölümle tanımlanır: Yeşilırmak kıyısındaki İçeri Şehir (Hatuniye Mahallesi), Kızlar Sarayı ve Yukarı Kale. Sekiz savunma kademesi olan kalenin sur duvarlarının önemli bir kısmı ayaktadır. 1647 onarımının izine başka kaynakta rastlanmadı.

Amasya Mevlevihanesi'ndeki şeyh değişikliği de başka kaynaklarla karşılaştırılabilir. Abdülhalim Durma'nın derlediği bilgilere göre 1602'de eşkıya olayları sırasında yanan mevlevihaneyi, şeyh İbrâhim Çelebi'nin oğlu Mehmed Ârif Dede'nin başvurusu üzerine eski sadrazam Bayram Paşa 1637'de yeniden yaptırmış, vakıflarını genişletmiştir. Bu yeni binadan sonraki şeyhler sırasıyla Mehmed Ârif Dede, onun damadı Mahmud Dede, Abdülkadir Dede ve Alâeddin Dede'dir. Durma'nın kaynağı Ârif Dede ile Mahmud Dede arasındaki geçişi damatlık bağıyla açıklar; Hüsameddin ise burada Ârif Dede'nin "bazı tutum ve davranışları yüzünden" azledildiğini yazar. İki kayıt birbirini dışlamaz, ama Hüsameddin'in verdiği azil ayrıntısı yalnız ondadır. Evliya Çelebi de 1646'daki ziyaretinde Amasya'nın kırk kadar tekkesi arasında en güzelinin Mevlânâ tekkesi olduğunu, bunun sema ve safa yeri bir mevlevihane olduğunu yazar. Hacı Mahmud Medresesi'nin ilerisinde, Yeşilırmak kıyısında bulunan yapı Birinci Dünya Savaşı yıllarında yanmıştır.

Vardar Ali Paşa'nın Reddi

Maddenin son bölümü, birkaç ay sonra Anadolu'yu sarsacak bir isyanın başlangıcını anlatır. Hüsameddin'in "Vardar" dediği kişi, kaynaklarda Varvar Ali Paşa olarak bilinir. Ahmet Önal'ın maddesine göre Dalmaçya'da Prozor kazasının Varvar köyünde doğmuş bir Bosnalıydı; 1008 [1599-1600] yılında devşirilmiş, sarayda doğancı olarak yetişmiş, Kıbrıs, Adana, Rumeli, Van, Bosna gibi pek çok eyalette beylerbeyilik yapmıştı. Ramazan 1057 [Ekim 1647] tarihinde İstanbul'dan bayram harçlığı adıyla 30.000 kuruş istenince Sivas'ın ileri gelenlerini toplamış, eyaletin yıllık gelirini hesaplatarak bu paranın ödenemeyeceğini bildirmiştir. İpşir Mustafa Paşa'nın Sivas'ta bulunan nikâhlı eşi Perihan Hanım'ın Sultan İbrâhim'e sunulmak üzere İstanbul'a gönderilmesi emrini de geri çevirmiştir. Böylece Hüsameddin'in iki kaydı, para ve kadın meselesi, Kâtib Çelebi'ye dayanan bugünkü araştırmayla birebir örtüşür. Olayın devamı bir sonraki maddededir.

Köprülü'nün Şam Kaymakamlığı ve Bir Belge

Hüsameddin, Köprülü Mehmed Paşa'nın Şam ve Kudüs'e atanmasıyla ilgili dipnotta, Evkaf Mahzeni'nde bulduğu bir telhis (sadrazamın padişaha sunduğu özet yazı) listesinden aktarma yapar. Buna göre Şam beylerbeyiliği kaymakamlığı Üçüncü Haseki Şîvekâr Sultan tarafından Maarra Beyi Köprülü Mehmed'e verilmiş, Kudüs ile Şam eyaletinin kaymakamlığı hatt-ı şerifle ihsan edilmiş, ertesi gün de Şam eyaleti pâyesi aynı kişiye tevcih edilmiştir. Belgedeki tarihler "21 Eylül 1057" ve "22 Eylül 1057" olarak yazılıdır; hicrî yıl ile bir Rumî ay adının bir arada kullanılması tuhaftır ve bu tarihin nasıl okunacağı açık değildir.

Christopher Whitehead'in arşiv defterlerine dayanan araştırması, Şivekâr Sultan'ın Şam gelirlerinin sahibi, Köprülü'nün de onun adına kaymakam olduğunu doğrular; ancak Köprülü'nün Şam'a atanmasını daha erken, Rebîülevvel 1057 [Nisan 1647] tarihine koyar ve Kudüs sancağını da aynı anda elinde tuttuğunu gösterir. Whitehead'e göre Köprülü Kasım 1647'de Şam'dan azledilmiş, ertesi yılın başında Karaman'a atanmıştır. Hüsameddin'in sıralaması ile arşiv kaydı arasındaki bu fark, Köprülü'nün bu yıllardaki kariyerinin kaynaklarda ne kadar dağınık izlendiğini gösterir.

Öteki Adlar

Memikzâde Mustafa Efendi'nin İstanbul kadılığı, Mehmet İpşirli'nin maddesinde 4 Safer 1057 [11 Mart 1647] olarak verilir; Hüsameddin bunu rebîülevvel ayına koyar. Aynı kaynağa göre Memikzâde aynı yıl 20 Kasım'da İstanbul kadılığından ayrılmış, sonraki yıllarda Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiş, 1656'da kısa bir süre için şeyhülislâmlığa getirilip on üç saat sonra azledilmiştir. Bâkî Paşazâde Habîb Ağa'nın Girit'te "Mora Kasteli" adlı bir kaleyi aldığı bilgisi başka kaynaklarla doğrulanamadı; Girit Savaşı'nın ilk yıllarında Deli Hüseyin Paşa'nın Kisamo Kalesi'ni aldığı bilinir, ancak Hüsameddin'in kastettiği kalenin bu olup olmadığı belirlenemedi. Sefer Ağa, Geldiklânlı Ali Paşa ve Hacı Yûsuf Ağazâde Mehmed Ağa hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.