İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL

DÖRDÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 609–610 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Osmanlı İmparatorluğunda Amasya Târihi’nin dördüncü devresi 1099 senesi gurre-i şa’bânında başlar, 1219 senesi rebiülevveline kadar yüz yirmi yıl devam eder. Bu devre-i târihiyyeyi açan, Amasya’nın eski hânedânından Kadızâde Hüseyin Paşa’dır. [201]

Amasyalılarca ve Müderris Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi’nin pederi tezkiresine zeylen yazdığı Sergüzeşt-i Amasya adlı mecmuasında meşhûr olan harîk ve kıtâl hâdise-i fecîası esnasında Sivas Vâlisi Ankaralı Gedik Mehmed Paşa ve Amasya Mutasarrıfı Yeğen Osmân Paşazâde Hüseyin Paşa idi.

Bu acıklı hâdisede çok canlar telef olmuş, çok kıymetli binalar, konaklar, hanlar yanıp emvâl ü eşyâ-yı azîme yağma edilmişdi. Bu hâdisenin müsebbibleri de sâdât kumandanı Mumcuzâde Seyyid Ahmed Paşa ile kardeşi Deli Seyyid, Koca Emîr, Saçlı Emîr sayılırdı.

Mutasarrıf Hüseyin Paşa’nın etbâı Yeğenliler de emîrlere, seyyidlere uyup her tarafı talân ve kıtâle iştirak etmişlerdi. Bundan dolayı Amasya a‘yânı gerek Yeğenli olan türedilere ve gerek Seyyid Paşalılara hasm-ı cân olmuşlar, bunlardan her tarafa şikâyetler yağdırmışlar, istimdâd istemişlerdi.

1099 senesi şa’bânının ikinci günü Amasya Müftüsü Dursunzâde Pîrî Mehmed Efendi bu fitne-i hâileden müteessiren vefât eylediğinden nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı olan müftü-i esbak es-Seyyid Mustafa Efendi Amasya müftüsü oldu. İhtifâ eden Kadı İbrâhim Efendi’ye de niyâbet eylediğinden Amasya’nın hem nâibi, hem müftüsü, hem de nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı olmuşdu.

Bu vak’alar esnasında zorbaların ve türedilerin medâr-ı kuvveti ve istinâdgâhı serasker olan Bayburdluoğlu Vezîr Yeğen Osmân Paşa idi. Yeğen Paşa, Belgrad önünde yaptığı cür’etkârlıktan dolayı fermânlı oldukta [202] Topal Hüseyin Paşa Anadolu müfettişi olup türedilerin kahr u tedmîrine me’mûr edilmiş, bundan dolayı türediler can kaygısına düşmüşlerdi.

Fakat emîrlerin nüfûz ve şefaatiyle Sultân Bâyezîd Câmii kürsü şeyhi olan İbrâhim Efendi Tarîkat-ı Şâbâniye ricâlinden âlim bir zât ise de hubb-i Ali ve âl-i âbâda müfrit, sâdâta pek mâil olduğundan azliyle Hızır Efendizâde Yâkub Efendi üçüncü defa kürsü şeyhi oldu.

Sivas Vâlisi Gedik Mehmed Paşa, ma’iyyet-i mevcûdesiyle Sivas’tan kalkıp Üsküdar’a müteveccihen hareket ve zu‘munca Rumeli’de gaza ve harbe niyet etmişdi. Hâlbuki maksadı, kendisinden istimdâd eden Yeğen Osmân Paşa’nın nüfûz u istibdâdına hizmet ve nusret etmekti.

Bunun için Rumeli’ye gitmeden mümânât edildi. Müfettiş Hüseyin Paşa ile harb ederek mağlûbâne ric‘at ve Sivas’ta mütesellimi olan Amasyalı Kuloğlu Zor Abbas Ağa’dan istimdâd etmişdi. Sâbık Amasya Mutasarrıfı Mirza Mehmed Paşa da âkibet hâle intizâren yahut gizli verilen emre binâen Amasya’da ikâmet ediyordu.

Bir taraftan türedilerin belâsı, diğer taraftan emir ve seyyid unvânı alan mütegallibenin cefâsı yüzünden Amasya acıklı bir felâkete uğramış, her taraftan zuhur ederek sâdâtın ve türedilerin kılıcından artakalan Amasyalıları da tâûn u kaht u galâ öldürüyordu.

Ramazân evâilinde tevâlî eden fermânlarda Yeğen Osmân Paşa’nın fermânlı olup gerek kendisi ve gerek etbâını tenkil ve istisâle herkesin me’zûn [203] olduğu emr u nefîr-i âmm askerî talep edilerek Amasya sancağı ikinci defa Mirza Mehmed Paşa’ya tevcîh ve mutasarrıf-ı sâbık Hüseyin Paşa ile etbâının katl u i’dâmı tenbîh edildi.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Amasya tarihinin dördüncü devresi 1099 yılı şabanının ilk günü [Haziran 1688] başlar ve 1219 yılı rebiülevveline [Haziran 1804] kadar yüz yirmi yıl sürer. Bu tarihî devreyi açan, Amasya'nın eski hanedanlarından Kadızâde Hüseyin Paşa'dır.

Amasyalılar arasında ve Müderris Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi'nin, babasının tezkiresine ek olarak yazdığı Sergüzeşt-i Amasya adlı mecmuasında ünlü olan yangın ve kıyım faciası sırasında Sivas valisi Ankaralı Gedik Mehmed Paşa, Amasya mutasarrıfı da Yeğen Osman Paşazâde Hüseyin Paşa idi.

Bu acıklı olayda pek çok can yitirilmiş, pek çok değerli bina, konak ve han yanmış, büyük miktarda mal ve eşya yağmalanmıştı. Bu olayın sorumluları da seyyidlerin önderi Mumcuzâde Seyyid Ahmed Paşa ile kardeşi Deli Seyyid, Koca Emîr ve Saçlı Emîr sayılırdı.

Mutasarrıf Hüseyin Paşa'nın adamları olan Yeğenliler de emîrlere ve seyyidlere uyarak her tarafın yağmalanmasına ve kıyıma katılmışlardı. Bu yüzden Amasya ayanı hem Yeğenli olan türedilere hem de Seyyid Paşa yanlılarına can düşmanı olmuş, bunlar hakkında her yere şikâyetler yağdırmış, yardım istemişlerdi.

1099 yılı şabanının ikinci günü Amasya Müftüsü Dursunzâde Pîrî Mehmed Efendi bu korkunç fitneden etkilenerek vefat edince, nakîbüleşraf kaymakamı olan eski müftü es-Seyyid Mustafa Efendi Amasya müftüsü oldu. Saklanan Kadı İbrahim Efendi'ye de vekâlet ettiğinden Amasya'nın hem naibi, hem müftüsü, hem de nakîbüleşraf kaymakamı olmuştu.

Bu olaylar sırasında zorbaların ve türedilerin güç kaynağı ve dayanağı, serasker olan Bayburdluoğlu Vezir Yeğen Osman Paşa idi. Yeğen Paşa, Belgrad önünde yaptığı cüretkârlık yüzünden hakkında ferman çıkarılınca Topal Hüseyin Paşa Anadolu müfettişi olarak türedileri ezip yok etmekle görevlendirilmiş, bu yüzden türediler can derdine düşmüşlerdi.

Fakat emîrlerin nüfuz ve aracılığıyla Sultan Bayezid Camii kürsü şeyhi olan İbrahim Efendi, Şabaniye tarikatı mensuplarından âlim bir zat olmakla birlikte Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisinde aşırı gidip seyyidlere çok meylettiğinden azledildi ve Hızır Efendizâde Yâkub Efendi üçüncü defa kürsü şeyhi oldu.

Sivas Valisi Gedik Mehmed Paşa, maiyetindeki kuvvetlerle Sivas'tan kalkıp Üsküdar'a doğru yola çıkmış, kendi iddiasına göre Rumeli'de gaza ve savaşa niyetlenmişti. Oysa asıl amacı, kendisinden yardım isteyen Yeğen Osman Paşa'nın nüfuzuna ve zorbalığına hizmet edip ona destek olmaktı.

Bu yüzden Rumeli'ye gitmesine engel olundu. Müfettiş Hüseyin Paşa ile savaşıp yenilerek geri çekildi ve Sivas'taki mütesellimi Amasyalı Kuloğlu Zor Abbas Ağa'dan yardım istedi. Eski Amasya Mutasarrıfı Mirza Mehmed Paşa da işin sonunu bekleyerek ya da gizlice verilmiş bir emre dayanarak Amasya'da oturuyordu.

Bir yanda türedilerin belası, öbür yanda emîr ve seyyid unvanı alan zorbaların eziyeti yüzünden Amasya acıklı bir felakete uğramış; her taraftan baş gösteren veba, kıtlık ve pahalılık da seyyidlerin ve türedilerin kılıcından artakalan Amasyalıları öldürüyordu.

Ramazan başlarında art arda gelen fermanlarda, Yeğen Osman Paşa'nın asi ilan edildiği, kendisinin ve adamlarının cezalandırılıp kökünün kazınması için herkese izin verildiği bildirilerek genel seferberlik (nefîr-i âm) askeri istendi; Amasya sancağı ikinci defa Mirza Mehmed Paşa'ya verildi ve önceki mutasarrıf Hüseyin Paşa ile adamlarının öldürülmesi emredildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • devre-i târihiyye: tarihî devre, dönem
  • zeylen: ek, devam olarak
  • mecmua: çeşitli yazıların toplandığı defter
  • hâdise-i fecîa: acıklı olay
  • emvâl ü eşyâ-yı azîme: büyük miktarda mal ve eşya
  • hasm-ı cân: can düşmanı; istimdâd: yardım isteme
  • fitne-i hâile: korkunç kargaşa
  • ihtifâ: saklanma; niyâbet: vekillik, naiplik
  • fermânlı: hakkında yakalanma ya da öldürülme fermanı çıkarılmış kişi
  • kahr u tedmîr: ezip yok etme
  • kürsü şeyhi: büyük camilerde kürsüde vaaz veren, atamayla gelen vaiz
  • hubb-i Ali ve âl-i âbâ: Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi
  • mümânaat: engel olma; ric'at: geri çekilme
  • mütegallibe: zorla güç ele geçiren zorbalar
  • tâûn, kaht u galâ: veba, kıtlık ve pahalılık
  • tenkîl ve istisâl: cezalandırıp kökünü kazıma
  • nefîr-i âmm: halkın da katıldığı genel seferberlik

Dördüncü Devrenin Sınırları

Hüsameddin, Osmanlı dönemi Amasya tarihini kendi belirlediği "devrelere" ayırır. Dördüncü devreyi 1 Şaban 1099'dan (Haziran 1688) 1219 Rebiülevveline (Haziran 1804) kadar yüz yirmi yıl olarak sınırlar ve başlangıcını bir yönetici değişikliğine, Kadızâde Hüseyin Paşa'nın yükselişine bağlar. Bu bölümleme yazara aittir; dönemin genel Osmanlı tarihi açısından ise 1688 yılı, Dördüncü Mehmed'in tahttan indirilmesinin ardından Yeğen Osman Paşa'nın ve onun Anadolu'daki adamlarının devlete kafa tuttuğu, ardından genel seferberlikle ortadan kaldırıldıkları bir kriz yılıdır. Kadızâde Hüseyin Paşa hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı; sonraki maddelerde Adana beylerbeyi ve Anadolu müfettişlerinden biri olarak yeniden karşımıza çıkar.

Sergüzeşt-i Amasya ve Abdîzâde Ailesi

Hüsameddin'in 1688 yangını ve kıyımı için andığı Sergüzeşt-i Amasya, Müderris Abdî Efendi'nin oğlu es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi'nin, babasının şairler tezkiresine ek olarak yazdığı bir mecmuadır. Hüsameddin'in kendisi de "Abdîzâde" lakabını taşır; 1869'da Amasya'nın Çeribaşı mahallesinde Abdîzâde Hacı Mehmed Ağa'nın oğlu olarak doğmuştur. Ailesinin on yedinci yüzyıldaki Müderris Abdî Efendi'ye bağlanıp bağlanmadığı ise bu araştırmada doğrulanamadı. Müderris Abdî Efendi'nin tezkiresi, Amasya Tarihi'nin şairler bölümünde de kaynak olarak kullanılır; örneğin Hâcezâde Şevkî Mehmed Efendi'nin hocasını ve ailesini Hüsameddin bu tezkireden aktarır. Kitabın başka bir yerinde, şiirlerin bulunduğu "Abdî Efendi Mecmuası"nın yandığından yakınılır. Yapılan aramalarda Sergüzeşt-i Amasya adlı eserin bugün bilinen bir nüshasına rastlanmadı. Bu durum, maddedeki bilgilerin önemli bir kısmının yazarın Amasya'da elden ele dolaşan yerel mecmua ve belgelerden derlendiğini, bunların çoğunun ise günümüze ulaşmamış olabileceğini gösterir.

Kürsü Şeyhliği ve Şabaniye

Azledilen kürsü şeyhi İbrahim Efendi'nin Şabaniye tarikatına bağlı olması ve seyyidlere yakın durması, olayların dinî çevrelere de uzandığını gösterir. Kürsü şeyhliği, büyük selatin camilerinde halka vaaz vermek üzere ihdas edilen bir görevdi. İrfan Başkurt'un araştırmasına göre ilk kez Fatih Sultan Mehmed döneminde ortaya çıkmış, başlangıçta tarikat şeyhlerine verilen bir unvan iken zamanla ilmî yeterliği olan zahir ulemasına da verilmeye başlanmış, sonraları İstanbul dışına, taşraya da yayılmıştır. Amasya'daki Sultan Bayezid Camii'nin bir kürsü şeyhinin bulunması, caminin şehirdeki merkezî yerini yansıtır.

Şabaniye, Kastamonu'da yaşayan Şâbân-ı Velî'nin (ö. 976/1569) adıyla anılan bir Halvetiye koludur. Silsilesi Şâbân-ı Velî, Hayreddin Tokadî ve Cemâl-i Halvetî üzerinden Halvetiye'nin ikinci piri Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'ye ulaşır. Şâbân-ı Velî'nin halifelerini çevre şehirlere göndererek tarikatı yaydığı bilinir; Amasya'da da bir temsilcisinin bulunması bu yayılmanın bir sonucudur.

Gedik Mehmed Paşa ve Topal Hüseyin Paşa

Hüsameddin'in "Ankaralı Gedik Mehmed Paşa" dediği kişi, Yeğen Osman Paşa'nın Anadolu'daki en güçlü adamlarından Gedik Bölükbaşı'dır. Zorba önderlerine sancak verilerek dağıtılmaları politikası içinde 1688 baharında Sivas valiliğine gönderilmişti. Hükümet 31 Aralık 1688'de toplanan mecliste Yeğen Osman Paşa'yı "din ve devlet haini" ilan edip düşmandan önce üzerine gidilmesi gereken bir tehdit saymış, onunla birlikte "Sivas eyaletini idare eden Gedik Paşa" ve öteki türediler için Anadolu ve Rumeli'deki görevlilere nefîr-i âm fermanları göndermiştir. Hüsameddin'in ramazan başında gelen fermanlar için verdiği bilgi, bu genel seferberliğin Amasya'daki yansımasıdır.

Türedileri bastırmakla görevlendirildiği söylenen Anadolu müfettişi Topal Hüseyin Paşa hakkında başka kaynaklarda bu olaylara dair bilgiye rastlanmadı. Aynı lakapla anılan bir Topal Hüseyin Paşa'nın 1690-1692 yıllarında Ösek kuşatmasında ve Belgrad'da serasker olarak bulunduğu bilinir. Hüsameddin ise bir sonraki maddede "Bosnalı Topal Hüseyin Paşa"nın Zor Abbas Ağa tarafından savaşta öldürüldüğünü yazar. Bu iki bilgi bir arada düşünüldüğünde, ya aynı lakabı taşıyan iki ayrı kişi söz konusudur ya da Hüsameddin'in kaydında bir karışıklık vardır.

Veba ve Kıtlık

Hüsameddin'in yangın ve kıyımdan sonra Amasya'yı "taun, kıtlık ve pahalılığın" kırdığını yazması dönemin genel tablosuyla uyumludur. Veba bu yıllarda Osmanlı topraklarının pek çok yerinde etkiliydi. İstanbul'da tutulan bir günlüğün sahibi Seyyid Hasan'ın ailesinden birkaç kişiyi vebadan kaybettiği ve kendisinin de 1688'de aynı hastalıktan öldüğü, mezarlıklarda yer bulmanın zorlaştığı kaydedilmiştir. Ege'deki Milos adasında 1687, 1688 ve 1689'da üç yıl üst üste veba görülmüş, aynı yıllarda Mora'da da salgın yaşanmıştır. Amasya için bu yıllara ait salgın kayıtlarına başka kaynaklarda rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.