İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · ÜÇÜNCÜ DEVRE-İ TÂRİHİYYE

Seyyid Ahmed Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cilt, s. 603–604 • Hazırlayan: Doç. Dr. Hicabi GÜLGEN

Özgün Metin

Amasyalıdır. Pervâne Bey Mahallesi a‘yânından es-Seyyid Mehmed Ağa bin Kınalı Osmân’ın mahdûmudur. Bu Kınalı Osmân’a “Kınalı Mumcu” dendiğinden evlâdı Mumcuzâdelikle iştihâr etdi.

1098 senesi cumâdelâhiresinin on dördüncü günü Amasya sancağı beyi olup kethüdâsı Pehlivan Kürt Ahmed Ağazâde es-Seyyid [184] Ebûbekir Ağa’yı Amasya mütesellimi nasb etdi. Kendisi dâru’l-harpte kaldı.

Ebûbekir Ağa, Amasya’ya geldikte nakîbü’l-eşrâf kâ’im-makâmı es-Seyyid Mustafa Ağa bütün sancağın hâkimi ve merci-i benâmı olup sancağın bütün umûr ve husûsâtı re‘yine müfevvaz oldu.

Cumâdelâhirenin yirmi altıncı günü Müftü Bayram Îydî Efendi fetvâdan, Nasûhzâde el-Hâc Hamza Ağa şehir kethüdâlığından azledilip yerlerine müftü-i esbak Pîrî Mehmed Efendi, Amasya müftüsü ve Habîb Ağazâde Mehmed Ağa, şehir kethüdâsı oldu.

Receb gurresinde Kadı el-Hâc Mehmed Efendi’nin müddeti bitdiğinden Hacı Efendizâde İbrâhim Efendi, Amasya kadısı oldu. Yeğen Osmân Bey’in Konya havâlisinde cemiyeti ve tecâvüzü nazar-ı dikkati câlib olduğundan oradan kaldırmak mülâhazasıyla uhdesine bâ-rütbe-i mîrimîran-ı Karahisar-ı Şarkî sancağı verilip Rumeli’ne hareketi emr u ta‘cil edildi.

Amasya Mütesellimi es-Seyyid Ebûbekir Ağa, maskat-ı re’sî olan “Ulus Köyü” havâlisinde meskûn Kürtlerden başına topladığı adamlarıyla Amasya’da istediği gibi hareket ve sâdâtın her türlü harekâtına muzâharet ediyor, bu adamlarla halkı susturuyordu.

Yeğen Osmân Paşa, Ilgın’dan kalkıp maiyet-i mevcûdesiyle beraber Rumeli’ne müteveccihen hareket etdi. Uğradığı yerlerde ulu orta hareket ederek pek çok şikâyetlere sebebiyet vermekte idi. Her ne hâl ise Rumeli’ne geçip Belgrad Ovası’nda Ordu-yı Hümâyûn’a iltihâk etdi. [185]

Kezâlik Amasya Alaybeyi Boyacızâde Veli Bey, kethüdâyeri Hatîbzâde Küçük Mehmed Ağa, yeniçeri serdârı Apardı İbrâhim Ağa, bütün zu‘amâ, erbâb-ı tımâr ve yeniçerileri alıp Rumeli’ne gitmişlerdi. Peçelizâde Hasan Bey alaybeyi vekîli İsmâil Ağa da serdâr vekîli olup Amasya sancağını muhafazaya me’mûr olmuşlardı.

Sultân Bâyezîd Vâizi Abdurrahman Efendi Kurban Bayramı’nda zaleme-i sâdâtı zem ü takbîh ederek seyyidleri dîlgîr etdiğinden derhal azledilip yerine Müfessir Hızır Efendizâde İbrâhim Efendi, Sultân Bâyezîd Câmii kürsü şeyhi oldu.

Rumeli’ne giden Yeğen Osmân Paşa’nın maiyetinde bulunan cemiyet oldukça mühim bir kuvvetdi. Sadr-ı a’zam Süleyman Paşa bu kuvveti zihninde büyültüp Kara İbrâhim Paşa’yı sadârete iâde ve kendisini makâmından tenzîl edecek kadar mühim gördüğünden bîçâre Kara İbrâhim Paşa’nın Rodos’ta i’dâmını telhîs ve arz etmişdi.

Şa’bânın yirmi beşinci günü bâ-fermân-ı âlî Kara İbrâhim Paşa Rodos’ta i’dâm edildi. Velînimeti olan Kara Mustafa Paşa gibi yüksek bir kumandana kıydığının cezâsını gördü. Fakat bu cinayet, Süleyman Paşa’nın da kellesini uçurdu.

Yeğen Osmân Paşa, amcası Kara İbrâhim Paşa’nın i’dâmından pek ziyade müteessir oldu. İntikam sâikasıyla fenâ maksatlar tâkibine başladı. Orduda bulunan Sadr-ı a’zam Süleyman Paşa ile Defterdâr es-Seyyid Mustafa Paşa’ya ve Reîsü’l-küttâb Yeğen Mehmed Bey’e beyhûde yere husûmet etdi. [186] Bunları amcasının i’dâmına sebeb görüyordu.

Hâlbuki defterdâr ile reîsü’l-küttâbın hiçbir şeyden haberleri yoktu. Husûsuyla her ikisi de sadr-ı maktûle intisâb ve karâbetle merbût idi. Serdâr-ı ekrem Süleyman Paşa’nın kethüdâsı Çorumlu Dursun Mehmed Ağa idi.

Serdârın huşûnet-ı tab‘ı ve askerin sevk ve idâresindeki büyük hataları yüzünden ordu itaatten çıkmış, Yeğen Osmân Paşa, orduda başkumandan şeklini almışdı. Bunu anlayan Yeğen Paşa, Süleyman Paşa’nın sadâret ve serdârlıktan azline kıyâm etdi.

Süleyman Paşa başına gelecek felâketi anladığından can korkusuna düşdü. Yanındaki vüzerâ ve ricâl-i devletle kaçıp Belgrat’a can attı. Ordunun zimâm-ı idâresi zâbıtânın ellerine ve hâssaten Yeğen Osmân Paşa eline geçti.

Ertesi günü Yeğen Paşa ile zâbıtân ordu da boş kalan serdârın otağında akd-i cemiyet ederek Amasya kethüdâyeri silahdârân zümresinden meşhûr Hatîbzâde Küçük Mehmed Ağa gayet cesur, nâtıkası düzgün olduğundan söz sahibi oldu.

Küçük Mehmed Ağa, bütün hüzzâra tevcîh-i hitâb ederek serdârın yeniçeri ağasıyla defterdârın kaçtıklarını ve orduda bir başkumandanın lüzûmunu anlattı.

Bütün ocak ağalarının re’yini alıp Köprülü Mehmed Paşa’nın [187] damâdı Halep Vâlisi Köprülü Siyavuş Paşa’nın sadârete nasbını ve Süleyman Paşa’nın azlini kabûl etdirdi. Orada yapılan bir mahzar-ı umûmî padişâha gönderildi.

Zilka’de evâilinde ordunun talebi vech ile Süleyman Paşa azl ve i’dâm edilip Köprülü Siyavuş Paşa sadrâzam ve serdâr-ı ekrem, Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa kâ’im-makâm-ı sadr-ı âlî ve diğer Köprülü Şa’bân Ağa da kethüdâ-yı sadr-ı âlî oldu.

Bu esnada Amasya Mütesellimi es-Seyyid Ebûbekir Ağa ile Mîr-livâ Seyyid Ahmed Bey’in birâderi etrafında toplanan sâdât ve ekrâd nâmına bir takım haşerât hâtır ve hayâle gelmeyen sebeplerle a‘yân ve halkı tecrîm ederek irtikâb-ı mezâlim ve ahz-ı cerâyimde pek ileri gitmişler, a‘yân ve halkı sâdâttan şikâyet etmişlerdi.

Fakat Seyyid Ahmed Bey, Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’ya istinâd ediyordu. Bunun için şikâyetlerden kendi nâmına bir teessür hissetmedi.

Ancak Amasya sancağının idâresi uhdesinde oldukça şikâyetlerin devamı da muvâfık görülemediğinden Seyyid Ahmed Bey, beylerbeyi pâyesiyle sene sonunda Bolu sancağına tahvîl ve Amasya sancağı da Bolu Mutasarrıfı Mirza Mehmed Paşa’ya tevcîh edildi. [188]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Amasyalıdır. Pervâne Bey Mahallesi'nin ileri gelenlerinden Seyyid Mehmed Ağa bin Kınalı Osmân'ın oğludur. Bu Kınalı Osmân'a "Kınalı Mumcu" denildiğinden soyu Mumcuzâdeler adıyla tanındı.

1098 [1687] yılı cemaziyelahirinin on dördüncü günü Amasya sancakbeyi oldu ve kethüdası Pehlivan Kürt Ahmed Ağazâde Seyyid Ebûbekir Ağa'yı Amasya mütesellimi atadı. Kendisi savaş bölgesinde kaldı.

Ebûbekir Ağa Amasya'ya gelince, nakîbüleşraf kaymakamı Seyyid Mustafa Ağa bütün sancağın hâkimi ve herkesin başvurduğu tanınmış merci oldu; sancağın bütün iş ve meseleleri onun görüşüne bırakıldı.

Cemaziyelahirin yirmi altıncı günü Müftü Bayram Îydî Efendi fetvadan, Nasûhzâde Hacı Hamza Ağa da şehir kethüdalığından azledildi. Yerlerine eski müftü Pîrî Mehmed Efendi Amasya müftüsü, Habîb Ağazâde Mehmed Ağa şehir kethüdası oldu.

Receb'in ilk günü Kadı Hacı Mehmed Efendi'nin süresi dolduğundan Hacı Efendizâde İbrâhim Efendi Amasya kadısı oldu. Yeğen Osmân Bey'in Konya taraflarında adam toplaması ve saldırıları dikkat çektiğinden, onu oradan uzaklaştırmak düşüncesiyle kendisine beylerbeyi rütbesiyle Karahisâr-ı Şarkî sancağı verildi ve Rumeli'ye hareket etmesi emredilip acele ettirildi.

Amasya Mütesellimi Seyyid Ebûbekir Ağa, doğduğu yer olan Ulus Köyü çevresinde oturan Kürtlerden başına topladığı adamlarla Amasya'da istediği gibi davranıyor, seyyidlerin her türlü hareketine arka çıkıyor, bu adamlarla halkı susturuyordu.

Yeğen Osmân Paşa, Ilgın'dan kalkıp yanındaki maiyetiyle birlikte Rumeli'ye doğru yola çıktı. Uğradığı yerlerde ulu orta davranarak pek çok şikâyete yol açıyordu. Ne olduysa oldu, Rumeli'ye geçip Belgrad Ovası'nda Ordu-yı Hümâyun'a katıldı.

Aynı şekilde Amasya Alaybeyi Boyacızâde Veli Bey, kethüdayeri Hatîbzâde Küçük Mehmed Ağa ve yeniçeri serdarı Apardı İbrâhim Ağa da bütün zaimleri, tımar sahiplerini ve yeniçerileri alıp Rumeli'ye gitmişlerdi. Peçelizâde Hasan Bey alaybeyi vekili, İsmâil Ağa da serdar vekili olarak Amasya sancağını korumakla görevlendirilmişlerdi.

Sultan Bayezid Camii vaizi Abdurrahman Efendi, Kurban Bayramı'nda seyyidlerin zalimlerini kınayıp ayıplayarak seyyidleri incittiğinden hemen azledildi; yerine Müfessir Hızır Efendizâde İbrâhim Efendi Sultan Bayezid Camii kürsü şeyhi oldu.

Rumeli'ye giden Yeğen Osmân Paşa'nın maiyetindeki topluluk oldukça önemli bir kuvvetti. Sadrazam Süleyman Paşa bu kuvveti zihninde büyütüp Kara İbrâhim Paşa'yı yeniden sadarete getirecek ve kendisini makamından indirecek kadar önemli gördüğünden, zavallı Kara İbrâhim Paşa'nın Rodos'ta idam edilmesini yazılı olarak padişaha arz etmişti.

Şabanın yirmi beşinci günü padişah fermanıyla Kara İbrâhim Paşa Rodos'ta idam edildi. Velinimeti olan Kara Mustafa Paşa gibi büyük bir komutana kıymasının cezasını gördü. Fakat bu cinayet Süleyman Paşa'nın da başını yedi.

Yeğen Osmân Paşa, amcası Kara İbrâhim Paşa'nın idamından çok etkilendi; intikam duygusuyla kötü amaçların peşine düştü. Orduda bulunan Sadrazam Süleyman Paşa'ya, Defterdar Seyyid Mustafa Paşa'ya ve Reisülküttap Yeğen Mehmed Bey'e boş yere düşmanlık besledi. Bunları amcasının idamının sebebi sayıyordu.

Oysa defterdarın da reisülküttabın da hiçbir şeyden haberi yoktu; üstelik ikisi de öldürülen sadrazama hem intisap hem akrabalıkla bağlıydı. Serdâr-ı ekrem Süleyman Paşa'nın kethüdası Çorumlu Dursun Mehmed Ağa idi.

Serdarın sert mizacı ve askeri sevk ve idaredeki büyük hataları yüzünden ordu itaatten çıkmış, Yeğen Osmân Paşa orduda başkomutan gibi olmuştu. Bunu anlayan Yeğen Paşa, Süleyman Paşa'nın sadaretten ve serdarlıktan azli için harekete geçti.

Süleyman Paşa başına gelecek felaketi anladığından can korkusuna düştü. Yanındaki vezirler ve devlet ileri gelenleriyle kaçıp Belgrad'a can attı. Ordunun yönetim dizgini zabitlerin, özellikle de Yeğen Osmân Paşa'nın eline geçti.

Ertesi gün Yeğen Paşa ile ordu zabitleri, boş kalan serdar otağında toplandılar. Burada Amasya kethüdayeri, silahdarlar zümresinden meşhur Hatîbzâde Küçük Mehmed Ağa, son derece cesur ve konuşması düzgün olduğundan söz sahibi oldu.

Küçük Mehmed Ağa, orada bulunanların hepsine hitap ederek serdarın, yeniçeri ağası ve defterdarla birlikte kaçtığını ve orduda bir başkomutana ihtiyaç olduğunu anlattı.

Bütün ocak ağalarının görüşünü alıp Köprülü Mehmed Paşa'nın damadı Halep Valisi Köprülü Siyavuş Paşa'nın sadarete getirilmesini ve Süleyman Paşa'nın azlini kabul ettirdi. Orada hazırlanan toplu bir dilekçe padişaha gönderildi.

Zilkade başlarında ordunun isteği doğrultusunda Süleyman Paşa azledilip idam edildi. Köprülü Siyavuş Paşa sadrazam ve serdâr-ı ekrem, Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa sadaret kaymakamı, bir başka Köprülü, Şa'bân Ağa da sadaret kethüdası oldu.

Bu sırada Amasya Mütesellimi Seyyid Ebûbekir Ağa ile Mirlivâ Seyyid Ahmed Bey'in kardeşinin etrafında toplanan, seyyidler ve Kürtler adına hareket eden bir takım ayak takımı, akla hayale gelmeyecek sebeplerle ileri gelenleri ve halkı suçlu sayıp zulüm yapmakta ve para cezası toplamakta çok ileri gitmişlerdi. İleri gelenler ve halk da seyyidlerden şikâyetçi olmuşlardı.

Fakat Seyyid Ahmed Bey, Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa'ya dayanıyordu. Bu yüzden şikâyetlerden kendi adına bir kaygı duymadı.

Ancak Amasya sancağının yönetimi onun elindeyken şikâyetlerin sürmesi de uygun görülmediğinden, Seyyid Ahmed Bey yıl sonunda beylerbeyi pâyesiyle Bolu sancağına nakledildi; Amasya sancağı da Bolu Mutasarrıfı Mirza Mehmed Paşa'ya verildi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • iştihâr etmek: tanınmak, ün kazanmak
  • nasb etmek: atamak
  • dâru'l-harp: savaş bölgesi
  • merci-i benâm: adı sanı bilinen başvuru yeri
  • müfevvaz: bırakılmış, havale edilmiş
  • cemiyet: adam toplama, kalabalık; tecâvüz: saldırı
  • nazar-ı dikkati câlib: dikkat çekici
  • mîrimîran: beylerbeyi
  • emr u ta'cîl: emredip acele ettirme
  • maskat-ı re's: doğum yeri
  • muzâharet: arka çıkma, destek
  • erbâb-ı tımâr: tımar sahipleri
  • zaleme-i sâdât: seyyidlerin zalimleri; zem ü takbîh: kınama ve ayıplama
  • dîlgîr: gönlü kırık, incinmiş
  • telhîs ve arz: özetleyip padişaha sunma
  • husûmet: düşmanlık
  • karâbet: akrabalık
  • huşûnet-i tab': mizaç sertliği
  • zimâm-ı idâre: yönetimin dizgini
  • akd-i cemiyet: toplantı yapma
  • nâtıka: konuşma yeteneği; hüzzâr: hazır bulunanlar
  • haşerât: burada, ayak takımı
  • tecrîm: suçlu sayma; ahz-ı cerâyim: para cezası toplama
  • istinâd: dayanma
  • tahvîl: nakletme, başka bir göreve aktarma

Mumcuzâdeler

Bu madde, 4. cildin bu kısmında adı en çok geçen kişinin, Mumcuzâde Seyyid Ahmed'in sonunda Amasya sancakbeyliğine yükselişini anlatır. Ailenin "Mumcuzâde" adını Kınalı Mumcu diye tanınan dedeleri Kınalı Osmân'dan aldığını Hüsameddin bu maddede açıklar. Biyografi ciltlerinde ise ailenin sonraki kuşakları hakkında kayıtlar vardır. Amasya eşrafından Mumcuzâde Seyyid Hacı Ahmed Ağa bin Seyyid Mustafa Ağa bin Seyyid Mehmed Ağa bin Kınalı Osmân, 1144'ten sonra vefat etmiş ve "Kastamonu Beylerbeyi Seyyid Ahmed Paşa'nın birâderzâdesi" olarak anılmıştır. Bir başka Mumcuzâde Ahmed Ağa, Seyyid Hüseyin Ağa bin Seyyid Mehmed Ağa'nın oğludur; defalarca nakîbüleşraf kaymakamı olmuş, İran savaşlarındaki hizmeti üzerine seyyidlerin başbuğu yapılmış ve 1149'da vefat etmiştir. Hüsameddin onu da "Seyyid Paşa'nın diğer birâderzâdesi" diye tanıtır.

Bu kayıtlar bir araya getirildiğinde, bizim maddemizdeki Seyyid Ahmed Bey'in sonradan Kastamonu beylerbeyiliğine kadar yükselen "Seyyid Ahmed Paşa" olduğu anlaşılıyor. Çünkü Seyyid Ahmed Bey de Seyyid Mehmed Ağa bin Kınalı Osmân'ın oğludur ve kardeşi Seyyid Mustafa Ağa bu maddelerde birkaç kez nakîbüleşraf kaymakamlığına getirilmiştir. Bu sonuç Hüsameddin'in ayrı yerlerdeki kayıtlarının karşılaştırılmasından çıkmaktadır. Ailenin mensupları 18. yüzyılın ilk yarısında da nakîbüleşraf kaymakamlığına defalarca gelmiştir.

Seyyid Ahmed'in Amasya siyasetindeki uzun geçmişine bir yerel araştırma da ışık tutar. Buna göre Mumcuzâde Seyyid Ahmed Ağa, Köprülü Mehmed Paşa'nın yakın çevresinden biri olarak 1067 [1656] yılında İstanbul'dan getirdiği bir fermanla Amasya şehir kethüdası olmuş, kısa süre sonra dönemin müftüsü Hızır b. Muhammed el-Amâsî'ye karşı şikâyetlere girişmiş ve sonunda müftünün Kıbrıs'a sürülmesine yol açmıştır. Hüsameddin'in onu "Köprülü taraftarı" diye anması ve bu maddede Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa'ya dayandığını söylemesi, bu eski bağlılıkla uyuşur. Köprülülerin 1687 sonbaharında yeniden iktidara gelmesi, Seyyid Ahmed'in en güçlü dönemine denk gelir.

Pervâne Bey Mahallesi ve Ulus Köyü

Hüsameddin'in Mumcuzâdelerin mahallesi olarak andığı Pervâne Bey Mahallesi, Burmalı Minare Camii'nin bulunduğu mahalledir. Derya Aslan'ın Burmalı Minare Camii vakfı üzerine yaptığı çalışmaya göre cami, Anadolu Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Keyhüsrev'in vezirlerinden Ferruh Bey ve kardeşi Hazinedar Yûsuf Bey tarafından 640 [1242] yılında yaptırılmıştır. Ferruh Bey'in damadı İzzeddin Mehmed Pervâne Bey 699 [1299-1300] yılında caminin vakfiyesini düzenlemiş ve 700 [1300-01] yılına kadar bu mahallede oturduğu için mahalle "Pervâne Bey Mahallesi" adını almıştır. Mahalle bugün Dere Mahallesi adıyla anılmaktadır ve cami hâlâ ibadete açıktır.

Mütesellim Seyyid Ebûbekir Ağa'nın doğduğu yer olarak gösterilen Ulus Köyü ve çevresindeki Kürt nüfus hakkında ise taranan kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Yeğen Osmân'ın Rumeli'ye Gidişi

Hüsameddin, Yeğen Osmân'a beylerbeyi rütbesiyle "Karahisâr-ı Şarkî" sancağının verildiğini yazar. Başka kaynaklarda ise onun sancakbeyi ve serçeşme olarak bulunduğu yer Karahisâr-ı Sâhib, yani bugünkü Afyonkarahisar olarak geçer. Hüsameddin'in kaydında iki Karahisar'ın birbirine karışmış olması mümkündür; hangisinin doğru olduğu taranan kaynaklardan kesin olarak anlaşılamadı.

Kara İbrâhim Paşa'nın İdamı

Hüsameddin, Kara İbrâhim Paşa'nın Rodos'ta 25 Şaban 1098'de [Temmuz 1687 başı] idam edildiğini yazar. TDV İslâm Ansiklopedisi de idamı Şaban 1098'e [Haziran-Temmuz 1687] koyar ve paşayı Başkapıcıbaşı Kör Mustafa Bey'in öldürdüğünü, cesedinin Rodos'ta gömüldüğünü, kesik başının merkeze getirildiğini ekler. İdamın sebebi konusunda ise iki anlatım birbirinden ayrılır. Hüsameddin idam fermanını, Yeğen Osmân'ın kuvvetinden çekinen Sadrazam Süleyman Paşa'nın arzına bağlar. Ansiklopediye göre ise merkezdeki rakiplerinden Receb Paşa, eski sadrazamın ağzından yeniçeri ileri gelenlerine ve eşkıyaya "beni sadarete getirin, isteğiniz ne ise verilir" diye mektuplar yazmış, bunları paşanın mühürdarında kalan sadaret mührüyle mühürleyip IV. Mehmed'e göstermiş ve böylece idam fermanını almıştır. İki anlatım birbirini dışlamaz; her ikisi de Kara İbrâhim Paşa'nın yeniden sadarete dönme ihtimalinin rakiplerinde yarattığı korkuyu gösterir.

1687 Bozgunu ve Ordu İsyanı

Maddenin ikinci yarısı, Osmanlı tarihinde 1687 isyanı diye bilinen büyük ordu ayaklanmasını Amasyalı bir gözle anlatır. Fikret Sarıcaoğlu'nun Siyavuş Paşa maddesine göre olaylar, Sadrazam Süleyman Paşa'nın mevzi değiştirirken bozguna uğradığı 3 Şevval 1098 [12 Ağustos 1687] tarihli Şikloş savaşıyla başlamıştır. Bazı Batılı tarihçiler bu çarpışmaya İkinci Mohaç Muharebesi adını verir. Sadrazamın orduyu Eğri Kalesi'nin savunmasına göndermek istemesi, yaptırdığı ulufe yoklaması ve yeni düzenlemeleri askeri kızdırmış, ordu 23 Şevval'de [1 Eylül] isyan etmiş ve ertesi gün Halep Valisi Siyavuş Paşa'yı "ihtiyar vezirdir" diyerek ordu kaymakamı seçmiştir. Süleyman Paşa 27 Şevval'de [5 Eylül] sancak-ı şerifi alıp Belgrad'a kaçmak zorunda kalmıştır.

Hüsameddin'in anlatımındaki en dikkat çekici ayrıntı, Amasya kethüdayeri Hatîbzâde Küçük Mehmed Ağa'nın isyandaki rolüdür. Bu ayrıntı başka kaynaklarla da doğrulanır. Sarıcaoğlu'nun aktardığına göre Süleyman Paşa kaçarken Tokat, Sivas, Teke ve Amasya kethüdalarını, Yeğen Osmân Paşa'yı, bir yeniçeri subayını ve bir neferi isyanın elebaşıları olarak yakalatmak için emir çıkarmıştır. İsyanın elebaşılarını sayan kimi kaynaklarda sipahilerden "Küçük Mehmed" adı ilk sırada geçer. İsmail Katgı da Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın tarihine dayanarak orduyu asıl kışkırtanlar arasında Küçük Mehmed, Fetvacı Çavuş, Kandilci ve Hacı Halil gibi elebaşıların adını verir. Böylece Hüsameddin'in serdar otağında söz alıp Siyavuş Paşa'nın sadaretini kabul ettiren Amasyalı Küçük Mehmed Ağa'sı, isyanın önde gelen isimlerinden biri olarak öteki kaynaklarda da yer almaktadır.

Siyavuş Paşa'ya sadaret 16 Zilkade 1098 [23 Eylül 1687] tarihinde verilmiş, sadaret mührü ve sancak-ı şerif 21 Zilkade'de Niş menzilinde kendisine teslim edilmiştir. Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa ise 30 Zilkade 1098 [7 Ekim 1687] tarihinde ikinci vezir ve rikâb kaymakamı olmuştur. Hüsameddin'in bu atamaları "zilkade evâili"ne toplaması birkaç haftalık bir süreci tek cümlede özetlemesinden kaynaklanır. Süleyman Paşa'nın idamı da aynı günlerde değil, biraz sonra olmuştur. Uzunçarşılı ve Sicill-i Osmânî'ye dayanan bilgilere göre İstanbul'a dönen Süleyman Paşa, mührü ve sancak-ı şerifi kaymakam Receb Paşa'ya teslim etmiş, komşusu ve eski dostu olan bir Yahudi'nin evine saklanmış, yakalanıp bir süre tutulduktan sonra 14 Ekim 1687'de idam edilmiştir. Kimi kaynaklarda ise Yeğen Osmân'ın sadrazamı askerin elinden kaçırdığı da anlatılır; bu rivayet Hüsameddin'in anlatımıyla bağdaşmaz.

Amasyalı Defterdarın Sonu

Hüsameddin, Yeğen Osmân'ın düşmanlık beslediği defterdar ve reisülküttabın, yani iki Amasyalının, olaylarla hiçbir ilgisi olmadığını özellikle vurgular. Bu iki kişiden Defterdar İkincizâde Seyyid Mustafa Paşa'nın akıbeti acıdır. Cafer Paşa üzerine yapılan bir çalışmada ve Sarı Süleyman Paşa'yla ilgili kaynaklarda Defterdar Seyyid Mustafa Paşa'nın, kaçan sadrazamla birlikte Belgrad'a gittiği kaydedilir. İsmail Katgı'nın aktardığına göre isyancı elebaşları, başta Defterdar Seyyid Mustafa Paşa olmak üzere bazı devlet adamlarının öldürülmesinde birleşmiş, Siyavuş Paşa defterdarı koruyamamış ve isyancılar defterdarı öldürmüşlerdir. Böylece aynı isyanda bir Amasyalı, Küçük Mehmed Ağa, elebaşılar arasında yer alırken bir başka Amasyalı, Seyyid Mustafa Paşa, isyancıların kurbanı olmuştur. Hüsameddin bu maddede defterdarın ölümünden söz etmez. Reisülküttap Yeğen Mehmed Bey ise arşiv kayıtlarına göre 27 Zilkade 1098'de [4 Ekim 1687] görevinden alınmıştır.

Seyyidlerin Amasya'daki Baskısı

Maddenin son kısmı, Seyyid Ahmed Bey'in sancakbeyliği sırasında Amasya'da yaşanan baskıyı anlatır. Sancakbeyi cephede, kardeşi Seyyid Mustafa Ağa nakîbüleşraf kaymakamı, kethüdası Seyyid Ebûbekir Ağa mütesellimdir; yani sancağın bütün yönetimi tek bir ailenin ve onun adamlarının eline geçmiştir. Hüsameddin'in kaydına göre bu dönemde ileri gelenler ve halk, uydurma suçlamalarla ceza ödemeye zorlanmış, Sultan Bayezid Camii'nin kürsüsünde seyyidlerin zalimlerini eleştiren vaiz bile görevinden olmuştur. Seyyid Ahmed Bey'in arkasında Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa bulunduğundan şikâyetler onu doğrudan etkilememiş, ama sonunda beylerbeyi pâyesiyle Bolu'ya nakledilerek Amasya'dan uzaklaştırılmıştır. Yerine gelen Mirza Mehmed Paşa, bir sonraki maddede Hüsameddin'in "İranlı" diye tanıttığı, yirmi yıl kadar önce Osmanlı Devleti'ne sığınmış bir beylerbeyidir.

Metindeki Küçük Bir Sıra Kayması

Hüsameddin, Sultan Bayezid vaizinin Kurban Bayramı'nda azledildiğini, olayları cemaziyelahir ve receb aylarından şabana doğru anlatırken araya yerleştirir. Kurban Bayramı zilhicce ayında olduğundan bu olay ya önceki yılın bayramına aittir ya da anlatının sırası içinde yerinden kaymıştır. Metin bu konuda bir açıklama vermez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

4. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.