İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · İKİNCİ BÂB · BİRİNCİ FASIL

İsmâil Sirâceddîn Efendi-Şirvânî eş-Şeyh el-Hâc

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 7. Cilt, s. 326–327 • Hazırlayan: Prof. Dr. Safi ARPAGUŞ- Prof. Dr. Ahmet Hakkı TURABİ

Özgün Metin

Şirvân eyaletinde Şamahı kazâsı dâhilinde Kürdemîr karyesinden Mehmed bin Abdülhamîd bin Ahmed mahdûmudur. 1197’de Kürdemîr’de doğdu. Küçük yaşında Şamahı’ya gelip Kâdı Baba Mehmed Efendi’nin telâmizesinden Mehmed Nuri Efendi’nin halka-i tedrîsinde “Câmî”ye kadar okudu.

1215’de Erzincan’a azîmetle fuzalâdan Evliyâzâde Abdurrahman Efendi’den beş yıl kadar ders okudu. Bundan ikmâl-i tahsîl ederek icâzetnâme alıp Tokat’a geldi. Ramazânı burada geçirdikden sonra Burdur’a azîmet ve 1221’de Şirvân’a avdet etdi.

Şamahı’da tedrîs-i ulûma ibtidâr edib altı yıl kadar ders okuttu. 1227’de Hicâz’a gidip avdetde İstanbul’a geldi. Üç ay sonra Abdullah Dehlevî Hazretlerinin nezdine gitmek üzere Basra’ya gitdi. Burada hazret-i müşârün-ileyhin işâretiyle halîfesi olan eş-Şeyh Ziyâeddîn Hâlid Nakşibendî âsitânesine tahvîl-i azîmet ederek 1228’de [206] Bağdat’a vardı.

On ay kadar orada Hazret-i Halid Nakşibendî’nin riyâzâthânesinde tekmîl-i tarîkat ve ahz-ı hilâfet edib 1229’da Şirvân’a avdet ve Şamaha’da ikâmetle tedrîs ve irşâd-ı halka mübâşeret etdi. Bu esnâda teehhül edib talebe ve mürîdânı Ruslara korku verecek bir miktâra bâliğ oldu.

1240’da Şirvân’ı istilâ eden Ruslar’ın mezâlimine karşı kıyâm eden meşâyih-i kirâmdan Gâzi Mehmed Efendi’ye diğer meşâyihden Ahmed Efendi ile beraber iltihâk ederek Gâzi-i müşârün-ileyhin kumândası altında Ruslarla harb etdi. Alâ-rivâyetin yirmi bin mürîdi vardı.

1241’de Şeyh Ahmed Efendi, Rusları fevkalâde tazyîk ve tehdîd edecek bir vaziyet aldığından bunu harben tutup haps ederek tahliyesini Şeyh Ahmed Efendi’nin teslîm-i nefs etmesine ta’lîk etmişlerdi. 1242’de Şeyh Ahmed Efendi en ziyâde sevdiği sâhib-i tercemeyi kurtarmak için kendisini Ruslara teslîm [207] eylediğinden tahliyesi akîbinde âilesiyle beraber Şamaha’dan kalkıp Ahıska’ya geldi. Bura da Rusların istilâsına ma’rûz olduğundan kalkıp 1242 senesi zilhiccesinde Amasya‘ya geldi. Muvakkaten Sarâchâne Medresesi’ne yerleştirildi.

1243’de a’yândan mütesellim Fazlızâde es-Seyyid el-Hâc Mustafa Efendi’nin kadirşinâsâne himmetiyle Yâkûtiye Mahallesi’nde iştirâ edilen bir hânede iskân edilerek tedrîse mübâşeret etdi.

Muhakkikâne tedrîsâtından fazl ve irfânı zâhir olup ulemâ arasında büyük bir mevkî kazandı.

Lâkin halka telkîn etdiği râbıta-i Hâlidiyye ulemânın efkârını teşvîş etmekte idi. Râbıta aleyhinde cevâmi’-i şerîfe kürsîlerinde vâizlerin ve ba’zı mahâfil-i fuzalâda âlimlerin itirâzlarından ve sözlerinden muğber olarak 1247’de âilesiyle beraber Sivas’a gitdi.

Burada dokuz yıl kadar ikâmet ve tedrîs ve irşâda muvâzabet etmekte iken Sivas ulemâ ve a’yânının dürüştâne muâmelesinden ve vâlî Es’ad Muhlis Paşa’nın azametinden bîzâr olup 1256 senesi evâilinde ikinci defa Amasya‘ya [208] gelip hânesinde ikâmet etdi.

Yakutiye mescid-i şerîfinde başladığı “Tefsîr-i Beyzâvî” tedrîsine ulemâ ve talebe mülâzemet ederek halk tabakası arasında büyük bir nüfûz ve şöhret kazandı. Şeyhzâde eş-Şeyh Ahmed Rüşdü Efendi’nin meclis-i âliyesine devam ederek ulemânın da teveccühâtına mazhar oldu.

Sekiz yıl kadar tefsîr ve hadîs, “Mevâkıf” derslerine nasb-ı nefs edib yüksek talebelerine icâzet verdi. 1264 senesi ramazânının onyedinci günü dâr-ı kudse irtihâl ederek vasiyeti üzerine Şamlular Mezarlığı’nın üstünde dağın sırtı üzerine defnedildi.

Gâyet fâzıl, muhakkîk, ulûm-ı akliyye ve nakliyyede mütebahhir, âbid, müttâkî, bir nıhrîr-i kâmil idi. Merhûm Amasya‘yı ulemâ ve erkânıyla pek ziyâde sever ve takdîr eder, Amasya’ya “ilim ve ulemâ yatağı” derdi. Sivas’dan ikinci defa Amasya’ya geldiğini soranlara “cehâletden kaçıp ilim yatağına sığındım” demişti.

Mahdûmları Abdülhamîd, Mehmed Rüşdü, Ahmed [209] Hulûsî, Mustafa Efendilerdir. Bir de kerîmesi var idi. Abdülhamid Efendi 1262’de bilâ-veled vefât etdi. İkinci mahdûmu Mehmed Rüşdü Paşa sadâretden ma’zûlen 1291’de vefât etdi. Üçüncü mahdûmu Kazasker es-Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi 1306’da ve dördüncü mahdûmu rütbe-i bâlâ ricâlinden Mustafa Bey de 1316’da bilâ-veled vefât etdi.

Merhûmun hâl-i ihtizârında kendisinin medfeni hakkındaki vasiyeti şâyân-ı istîzâh görülüp oraya defni sebebi soruldukda yan tarafında bulunan mahdûmu Mehmed Rüşdü Paşa’ya işaret ederek “bu vezîr olacak, orayı şenlendirecek” demişdir.

Dâmâdı ve tilmîzi Hacı el-Hâc Îsâ Rûhî Efendi’dir. Bunun rakîb-i hâssı müşârün-ileynin tilmîz ve halîfesi el-Hâc Hamza Nîgârî Efendi’dir. Diğer tilmîzi ve en ziyâde ilmini takdîr etdiği Mustafa Efendi’dir. Bunlar meşâhîr-i fuzalâdan olup Amasya‘da neşr-i ulûm etdiler.

Şeyh-i müşârün-ileyhin silsile-i ilmiyyesi beyne’l-ulemâ pek meşhûr olup Evliyazâde Abdurrahman Efendi, [210] Allâme Ürgüplü el-Hâc Ahmed Efendi’dir. Buradan üç kola ayrılır.

1-Allâme Ebû Sa’îd Mehmed Hâdimî koludur.

2-Muhakkik Iydîzâde el-Hâc Mustafa Âkif koludur.

3-Fâzıl-ı meşhûr Laz İbrâhim Efendi koludur. Bunların üçü de silsile-i ulemâda meşhûrdur.

Silsile-i tarîkatı da şudur: Mevlânâ Hâlid Süleymanî, eş-Şeyh Abdullah Dehlevî, Şemseddîn Habîbullah Hindî, Seyfeddîn Muhammed Farûkî, Hâce Muhammed Âbid, Hâce Abdülehad, Hâce Ma’sûm Sirhindî, İmâm-ı Rabbânî Hâce Ahmed Farûkî, Hâce Muhammed Bâkî, Hâcegî-i Emkenekî, Derviş Ömer Buharî, Hâce Muhammed Zâhid.

Hâce Ubeydullah Ahrâr, Hâce Ya’kub Çarhî, Hâce Alâeddîn Attâr, Hâce Bahaeddîn Muhammed Nakşibendî-i Buhârî, Hâce Emîr Külâl, Hâce Muhammed Baba Semmâsî, Hâce Ali Râmîtenî, Hâce Mahmûd Encîrfağnevî, Hâce Arif Rivegerî, Hâce Abdülhâlık Gücduvânî, Hâce Yûsuf Hemedânî, Ebû Ali Fârmedî, Ebu’l-Hasan Ali bin Ca’fer el-Harakânî, Ebû Yezîd Bistâmî (Kaddessallâhu esrârahum) [211]

Şeyh-i müşârûn-ileyhin vasiyeti vechiyle mahdûmu Mehmed Rüşdü Paşa, menfiyyen Amasya‘ya geldiği anda medfeni etrafını bir sur içine alıp üzerine âlî bir türbe ve ittisâlinde bir câmi-i şerîf ve minâre ve bir köşesine bir kasr-ı muallâ ve kasr ile câmii ve türbe arasında güzel bir şâdırvân yaptırdı.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Şirvan eyaletinde Şamahı kazasına bağlı Kürdemir köyünden, Ahmed oğlu Abdülhamîd'in oğlu Mehmed'in oğludur. 1197'de [1782-83] Kürdemir'de doğdu. Küçük yaşta Şamahı'ya gelip Kâdı Baba Mehmed Efendi'nin öğrencisi Mehmed Nuri Efendi'nin ders halkasında "Câmî" kitabına kadar okudu.

1215'te [1800-01] Erzincan'a gidip âlimlerden Evliyâzâde Abdurrahman Efendi'nin yanında beş yıl kadar ders gördü. Öğrenimini tamamlayıp icazetname alarak Tokat'a geldi. Ramazanı burada geçirdikten sonra Burdur'a gitti ve 1221'de [1806] Şirvan'a döndü.

Şamahı'da ilim öğretmeye başlayıp altı yıl kadar ders verdi. 1227'de [1812] Hicaz'a gitti, dönüşte İstanbul'a geldi. Üç ay sonra Abdullah Dehlevî hazretlerinin yanına gitmek üzere Basra'ya gitti. Burada, adı geçen zatın işaretiyle onun halifesi olan Şeyh Ziyâeddîn Hâlid Nakşibendî'nin dergâhına yönelip 1228'de [1813] Bağdat'a vardı.

Orada on ay kadar Hâlid Nakşibendî hazretlerinin riyazet hânesinde kalıp tarikatı tamamladı ve halifelik aldı. 1229'da [1813-14] Şirvan'a dönerek Şamahı'ya yerleşti, ders vermeye ve halkı irşada başladı. Bu sırada evlendi; öğrencileri ve müritleri Ruslara korku verecek sayıya ulaştı.

1240'ta [1824-25] Şirvan'ı işgal eden Rusların zulmüne karşı ayaklanan şeyhlerden Gâzi Mehmed Efendi'ye, öteki şeyhlerden Ahmed Efendi ile birlikte katıldı ve adı geçen Gâzi'nin komutası altında Ruslarla savaştı. Bir rivayete göre yirmi bin müridi vardı.

1241'de [1825-26] Şeyh Ahmed Efendi, Rusları olağanüstü sıkıştıracak ve tehdit edecek bir duruma geldiğinden, Ruslar bu yazının konusu olan zatı savaşta yakalayıp hapsetmiş ve serbest bırakılmasını Şeyh Ahmed Efendi'nin kendini teslim etmesine bağlamıştı. 1242'de [1826-27] Şeyh Ahmed Efendi, en çok sevdiği bu kişiyi kurtarmak için kendisini Ruslara teslim edince İsmail Efendi serbest kaldı ve ailesiyle birlikte Şamahı'dan ayrılıp Ahıska'ya geldi. Burada da Rus işgaline uğrama tehlikesi bulunduğundan oradan kalkıp 1242 yılı zilhiccesinde [Temmuz-Ağustos 1827] Amasya'ya geldi. Geçici olarak Sarachane Medresesi'ne yerleştirildi.

1243'te [1827-28] ayandan, mütesellim Fazlızâde Seyyid Hacı Mustafa Efendi'nin kadirbilir yardımıyla Yâkûtiye Mahallesi'nde satın alınan bir eve yerleştirilerek ders vermeye başladı.

Derin araştırmalara dayanan dersleriyle üstün bilgisi ve irfanı ortaya çıktı, âlimler arasında büyük bir mevki kazandı.

Ne var ki halka öğrettiği Hâlidiyye râbıtası, âlimlerin düşüncelerini karıştırıyordu. Râbıtaya karşı camilerin kürsülerinde vaizlerin, bazı fazıllar toplantılarında da âlimlerin itirazlarından ve sözlerinden gücenerek 1247'de [1831-32] ailesiyle birlikte Sivas'a gitti.

Burada dokuz yıl kadar kalıp ders vermeye ve irşada devam ederken Sivas âlimlerinin ve ayanının sert davranışından ve vali Es'ad Muhlis Paşa'nın büyüklenmesinden bıkarak 1256 yılı başlarında [1840-41] ikinci defa Amasya'ya gelip evine yerleşti.

Yâkûtiye Mescidi'nde başladığı Beyzâvî Tefsiri dersine âlimler ve öğrenciler devam etti; halk arasında büyük bir nüfuz ve şöhret kazandı. Şeyhzâde Şeyh Ahmed Rüşdü Efendi'nin meclisine devam ederek âlimlerin de ilgisini kazandı.

Sekiz yıl kadar tefsir, hadis ve Mevâkıf derslerine kendini verdi, ileri düzeydeki öğrencilerine icazet verdi. 1264 yılı ramazanının on yedinci günü [1848] ebedî âleme göçtü; vasiyeti üzerine Şamlılar Mezarlığı'nın üstünde, dağın sırtına gömüldü.

Son derece fazıl, araştırıcı, akılla ve nakille öğrenilen ilimlerde derinleşmiş, ibadete düşkün, takvâ sahibi, her yönüyle olgun bir bilgindi. Merhum, Amasya'yı âlimleri ve ileri gelenleriyle çok severdi, takdir ederdi; Amasya'ya "ilim ve âlim yatağı" derdi. Sivas'tan ikinci defa Amasya'ya geldiğini soranlara "cehaletten kaçıp ilim yatağına sığındım" demişti.

Oğulları Abdülhamîd, Mehmed Rüşdü, Ahmed Hulûsî ve Mustafa Efendilerdir. Bir de kızı vardı. Abdülhamid Efendi 1262'de [1846] çocuksuz öldü. İkinci oğlu Mehmed Rüşdü Paşa sadaretten azledilmiş olarak 1291'de [1874] öldü. Üçüncü oğlu kazasker Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi 1306'da [1888-89], dördüncü oğlu Rütbe-i Bâlâ sahibi ileri gelenlerden Mustafa Bey de 1316'da [1898-99] çocuksuz öldü.

Ölüm döşeğinde kendi gömüleceği yer hakkındaki vasiyeti sorulmaya değer bulunup oraya gömülmesinin sebebi sorulunca, yanında duran oğlu Mehmed Rüşdü Paşa'yı göstererek "bu vezir olacak, orayı şenlendirecek" demiştir.

Damadı ve öğrencisi Hacı Îsâ Rûhî Efendi'dir. Bunun yakın rakibi, adı geçen şeyhin öğrencisi ve halifesi Hacı Hamza Nîgârî Efendi'dir. Öteki öğrencisi ve ilmini en çok takdir ettiği kişi Mustafa Efendi'dir. Bunlar ünlü fazıllardandır; Amasya'da ilim yaydılar.

Adı geçen şeyhin ilim silsilesi âlimler arasında çok bilinir: Evliyâzâde Abdurrahman Efendi, Allâme Ürgüplü Hacı Ahmed Efendi. Buradan üç kola ayrılır.

1. Allâme Ebû Sa'îd Mehmed Hâdimî kolu.

2. Araştırmacı Iydîzâde Hacı Mustafa Âkif kolu.

3. Ünlü fazıl Laz İbrahim Efendi kolu. Bu üçü de âlimler silsilesinde meşhurdur.

Tarikat silsilesi şöyledir: Mevlânâ Hâlid Süleymânî, Şeyh Abdullah Dehlevî, Şemseddîn Habîbullah Hindî, Seyfeddîn Muhammed Fârûkî, Hâce Muhammed Âbid, Hâce Abdülehad, Hâce Ma'sûm Sirhindî, İmâm-ı Rabbânî Hâce Ahmed Fârûkî, Hâce Muhammed Bâkî, Hâcegî-i Emkenekî, Derviş Ömer Buharî, Hâce Muhammed Zâhid.

Hâce Ubeydullah Ahrâr, Hâce Ya'kub Çarhî, Hâce Alâeddîn Attâr, Hâce Bahâeddîn Muhammed Nakşibend-i Buhârî, Hâce Emîr Külâl, Hâce Muhammed Baba Semmâsî, Hâce Ali Râmîtenî, Hâce Mahmûd Encîr-fağnevî, Hâce Ârif Rivegerî, Hâce Abdülhâlık Gücduvânî, Hâce Yûsuf Hemedânî, Ebû Ali Fârmedî, Ebü'l-Hasan Ali bin Ca'fer el-Harakânî, Ebû Yezîd Bistâmî (Allah hepsinin sırlarını mukaddes kılsın).

Adı geçen şeyhin vasiyeti uyarınca oğlu Mehmed Rüşdü Paşa, sürgün olarak Amasya'ya geldiği sırada kabrinin çevresini bir sur içine aldırdı; üzerine yüksek bir türbe, bitişiğine bir cami ve minare, bir köşesine yüce bir köşk, köşk ile cami ve türbe arasına da güzel bir şadırvan yaptırdı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûm: oğul
  • telâmize: öğrenciler
  • halka-i tedrîs: ders halkası
  • icâzetnâme: öğrenimi tamamlayanlara ve ders verme yetkisi kazananlara verilen belge
  • âsitâne: dergâh, tekke
  • riyâzethâne: nefis terbiyesi için çekilinen yer
  • ahz-ı hilâfet: halifelik alma
  • irşâd: doğru yolu gösterme, tarikat öğretme
  • teehhül: evlenme
  • meşâyih-i kirâm: değerli şeyhler
  • sâhib-i terceme: hakkında hâl tercümesi yazılan kişi
  • mütesellim: vali vekili, sancağı yöneten kişi
  • râbıta: tarikat terimi; müridin şeyhine kalbî bağlılığı
  • bilâ-veled: çocuksuz
  • nıhrîr: ilimde usta, derin bilgin
  • kasr-ı muallâ: yüce köşk

Şirvânî Kimdir

İsmâil Sirâceddîn Şirvânî, Nakşibendiyye'nin Hâlidiyye koluna bağlı bir şeyhtir. Şirvan'ın Kürdemir köyünde doğmuş, Hâlid el-Bağdâdî'den hilâfet alıp ülkesine dönmüş ve burada tarikatı yaymaya başlamıştır. Bölgenin Rus idaresine geçmesinden sonra ailesiyle birlikte önce Ahıska'ya, oradan Amasya'ya göç etmiştir. Kimi araştırmalar onu Hâlid el-Bağdâdî'nin Kafkasya'ya doğrudan gönderdiği tek halife sayar. Doğum yılı olarak kaynaklarda 1782 ya da 1783 verilir; bu, Hüsameddin'in verdiği 1197 ile uyuşur. Babasının adı ise farklıdır: Hüsameddin nesebini Mehmed, Abdülhamîd ve Ahmed adlarıyla sıralar, bir kaynak ise adını İsmail bin Ahmed diye verir; bu fark çözülmüş değildir. Ölüm tarihi de Hüsameddin'in 1264'üne denk gelen 1848 olarak anılır.

Hüsameddin'in sıraladığı yolculukların büyük bölümü başka kaynaklarla örtüşür. Erzincan'da Evliyâzâde Abdurrahman Efendi'den icazet alması, Burdur'da ders vermesi, Hac yolculuğu, Abdullah Dehlevî'ye gitmek üzere yola çıkması ve Hâlid el-Bağdâdî'nin yanında tarikata girmesi başka kaynaklarda da geçer. Amasya yılları için ise şu bilgi vardır: Nigârî hakkındaki bir ansiklopedi maddesine göre Şirvânî 1827'de Ahıska'ya gitmiş, aynı yıl Anadolu'ya gelmiş, dört yıl Amasya'da kalıp Sivas'a geçmiş, orada dokuz yıl oturmuş, sonra yeniden Amasya'ya dönmüştür. Bu sıra, Hüsameddin'in 1242 zilhiccesi, 1247 ve 1256 tarihleriyle yaklaşık olarak uyuşur. Başka bir derleme ise Amasya'ya göçü, Ahıska'nın Ruslara bırakıldığı 1828-29 savaşından sonraya yerleştirir; iki anlatı arasındaki bu birkaç yıllık fark kaynaklar arasında çözülmüş değildir.

Hüsameddin'in Anlatısıyla Ayrılan Yerler

Hüsameddin, Hâlid Nakşibendî'nin yanında Bağdat'ta on ay kaldığını ve 1229'da Şirvan'a döndüğünü yazar. Kimi araştırmalar ise onun Hâlid el-Bağdâdî'nin yanında 1813 ile 1817 arasında kaldığını, sözlü izni aldığını, yazılı icazetin ise 1821 tarihini taşıdığını belirtir. Yer ve süre bakımından bu iki anlatı birbirinden ayrılır. Bu kaynaklardan biri, Basra'ya varan Şirvânî'nin bir işaret üzerine Hâlid el-Bağdâdî'yi bulmak için Şam'a yöneldiğini yazar; Hüsameddin ise Bağdat'ı anar.

Rusların Şirvan'daki baskısı konusunda başka kaynaklar da benzer bir çerçeve çizer. Nigârî maddesine göre Şirvânî, Şeyh Şâmil'in mürşidi olduğu anlaşılınca Ruslar tarafından bir süre hapsedilmiştir. Hüsameddin'in anlattığı olay biraz farklıdır: savaşta yakalanma ve Şeyh Ahmed Efendi'nin kendini teslim etmesi karşılığında serbest bırakılma. Bu ayrıntı, bakılan başka kaynaklarda doğrulanamadı. Metindeki "Gâzi Mehmed Efendi", Şirvânî'nin silsilesinden gelen müritler arasında anılan Kafkas direnişinin önderi Gâzi Muhammed olabilir; bu bir çıkarımdır ve Hüsameddin'in verdiği 1240-1242 tarihleriyle birlikte ayrıca denetlenmesi gerekir. "Yirmi bin mürit" sayısını Hüsameddin kendisi de rivayet olarak sunmaktadır.

Oğlu Mehmed Rüşdü Paşa ve Türbe

Mehmed Rüşdü Paşa, 1851'de İstanbul'a gidip öğrenimini tamamlamış, müderrislikten başlayarak Evkâf, Maliye, Hazine-i Hâssa ve Dahiliye nezaretlerinde bulunmuş, Şam ve Suriye valiliği yapmıştır. 16 Nisan 1873'te sadrazam oldu ve 13 Şubat 1874'te bu görevden alındı. Bundan önce, 30 Ekim 1871'de Amasya'da ikamete mecbur edilmiş, 26 Temmuz 1872'de affedilerek İstanbul'a dönmüştür. Hüsameddin'in "sürgün olarak Amasya'ya geldiği sırada" ifadesi bu sürgüne işaret eder. Rüşdü Paşa, Halep valiliğine, ardından Cidde valiliğine atanmış ve yolda Taif'te 13 Eylül 1874'te vefat etmiştir. Hüsameddin'in verdiği 1291, bu tarihe uyar. Kimi kaynaklarda zehirlendiği söylenir; ansiklopedi maddesi bunu bir rivayet olarak aktarır ve Mekke Emîri'nin bahçesinde hummadan öldüğü anlatımını da yazar.

Türbenin tarihi konusunda üç ayrı bilgi vardır. Hüsameddin birinci ciltte türbeyi Rüşdü Paşa'nın 1286'da [1869-70] yaptırdığını, vakıf düzenini ise 1290'da [1873-74] kurduğunu yazar; yapı, iki kubbeli bir bütündür, batıda mescit, doğuda türbe yer alır. Şirvânî'nin yanında oğlu Ahmed Hulûsî Efendi ile damadı Hacı Îsâ Rûhî Efendi de gömülüdür. Başka kaynaklarda aynı yapı için kimi yerde 1869, kimi yerde 1870 yılı verilir. Yedinci ciltteki cümle ise sanki yapının sürgün yıllarında, yani 1871-72 dolayında kurulduğunu düşündürür. İki anlatının nasıl bağdaştığı belli değildir; Hüsameddin iki olayı yan yana anmış olabilir, bu bir çıkarımdır. Yapı bugün Şamlar Mahallesi'nde, bahçeli bir teras üzerinde durur; bitişiğindeki iki katlı konak Kur'an kursu olarak kullanılmaktadır.

Hamza Nigârî

Metindeki Hacı Hamza Nîgârî Efendi, Karabağlı şair ve Hâlidî şeyhi Hamza Nigârî'dir (yaklaşık 1805-1886). Nigârî, Şirvânî'ye 1830'dan sonraki bir tarihte intisap etmiş, 1839'da Amasya'daki Sarachane Medresesi'nde riyazete girmiş, 1866'da Amasya'ya yerleşip kısa süre sonra Merzifon'a geçmiştir. 1885'te Harput'a sürülmüş, orada ölmüş ve vasiyeti üzerine cenazesi Amasya'ya getirilmiştir. Hüsameddin, onu birinci ciltte de anar ve adına yapılan caminin, türbenin ve medresenin 1304'te [1886-87] temeli atılıp 1310'da [1892-93] kısmen bitirildiğini yazar. Bir ansiklopedi maddesi, mezarının bulunduğu yere 1894'te Şirvanlı Camii'nin yapıldığını söyler; tarihler arasındaki bu fark kaynaklarda açıklanmamıştır. Metindeki "rakîb-i hâs" ibaresi, Îsâ Rûhî ile Nigârî'yi birbirine rakip gösteriyor gibidir; başka kaynaklarda bu rekabete dair bilgiye rastlanmadı.

Çocukları

Ahmed Hulûsî Efendi'nin 1833'te Sivas'ta doğduğu, İstanbul kadısı ve Anadolu kazaskeri olduğu, 1888'de öldüğü kaynaklarda geçer; bu tarih Hüsameddin'in 1306'sına uyar. Mustafa Nuri Bey için bir kaynak 1844-1897 aralığını verir; Hüsameddin'in 1316'sı [1898-99] ise bu yıldan biraz sonradır. Abdülhamîd Efendi'nin ölümü 1846 yılında Amasya'da boğulma olarak anlatılır, Hüsameddin yalnızca çocuksuz öldüğünü yazar. Kızı Şerife Fatma Hanım'ın Hacı Îsâ Rûhî Efendi ile evli olduğu bilgisi, Hüsameddin'in "dâmâdı" ifadesiyle örtüşür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 7. Cilt, s. 326–327. amasya.bel.tr
  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, 1. Cilt, "Şirvânî Türbesi" (s. 202) ve Hacı Hamza-i Nigârî Camii bahisleri.

Resmî kaynaklar

  • "Şirvanlı İsmail Türbesi", Kültür Portalı (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü).

Diğer kaynaklar

7. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.