İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (12)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 148–155 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Gelmiş nice meczûb-ı İlâhî nice müştâk
Çıkmış oradan dehre nice kâmil ü uşşâk
Gûyâ burada olmuş idi âlem-i mîsâk
Pür-feyz ü himem zâviyedir dâr-ı Amasya

[223] Amasya'nın hâk-i feyznâkinden şimdiye kadar zuhûr eden meşâyih-i kirâm-ı tarîkat pek çok olup tarîkında temâyüz veyâhud müceddidâne bir şu'be-i tarîkat te'sîs edenlerin şöhreti cihetinden tedkîk olunursa Amasya, gûyâ mu'azzam bir zâviye-i füyûzât olduğu sâbit olur.

Çünkü Amasya, fethinden yarım asır sonra "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî"ye merkez-i saltanat olduğu zamân sultân-ı müşârün-ileyh bir medrese bir de hânkâh ya'nî tekke binâ ve medreseyi ulûm ve ma'ârifin neşr ve ta'mîmine ve hânkâhı da ahlâk-ı umûmiyyenin ıslâh ve tehzîbine tahsîs ederek medeniyyet-i İslâmiyyeyi Amasya'da te'sîs ve tahkîm ve fırka-i ehl-i salîbin muhâcemâtından harâb olan mevâki'i i'mâr ve tanzîm etmeğe bezl-i himmet etmiş idi.

Amasya'da ilk hânkâhı binâ eden sultân-ı müşârün-ileyhin evâhir-i asrında hânkâh-ı mezkûr şeyhlerinden ancak "Mahmûd Baba" nâmıyla meşhûr olan "Sirâceddîn Mahmûd bin Alî" ve ba'dehû mahdûmu zann olunan "Alâ'eddîn Mehmed bin Mahmûd" olduğu tetebbu'ât ve tahariyyâtdan ma'lûm olabildiyse de bunların tarîkatı tamâmen bilinemedi. Ba'dehû bu hânkâhın şeyhliği 628 târîhinden i'tibâren "Baba İlyâs-ı Horasânî" demekle meşhûr olan "Şücâ'eddîn Ebu'l-Bekâ İlyâs bin Alî el-Horasânî"nin fazl u kemâli, zühd ü takvâsı ve kesret-i etbâ'ı ile kesb-i ehemmiyet eylediğinden meşhûr "Baba İshâk-ı Kefersûdî" baba-yı müşârün-ileyhin [224] sâye-i irşâdına dehâletle te'mîn-i makâsıd edebilmiş ve yalancı peygamberliğini baba-yı müşârün-ileyhin nüfûzundan istifâde etmek sûretiyle i'lân eylemiş idi.

"Baba İlyâs-ı Horasânî" tarîkati meşâyih-i ehl-i sünnetden "Cüneyd-i Bağdâdî" hazretlerine mensûb ve mezheb-i ehl-i sünnete muvâfık olarak intişâr ve "Tarîkat-ı Babâ'iyye" nâmıyla iştihâr edib kabûl-i âmmeye mazhar olmuşdur. Merkûm "İshâk Baba" esâsen "Tarîkat-ı İbâhiyye"yi iltizâm ederek da'vâ-yı nübüvvet etmiş olduğundan "Babâ'iyye" tarîkına zâhiren sülûku, "Tarîkat-ı Babâ'iyye"yi enzâr-ı âmmede şâ'ibedâr edemez.

"Baba İlyâs-ı Horasânî" oğulları "Şemseddîn Mahmûd Tugrâ'î" ile "Fahreddîn Alî"nin vüzerâ-yı Selçûkiyye'den olarak iştihârı, "Babâ'î" tarîkının intişârını mûcib olduğundan üçüncü oğlu "Muhliseddîn Mûsâ Baba" hânkâh meşîhatinde bulunarak merci'-i enâm olduğu gibi baba-yı müşârün-ileyhin hulefâsından "İbik Baba" ve "Behlûl Baba" ve "Saltuk Baba" Anadolu'da fevkalâde sâhib-i nüfûz ve ikbâl olmuşdur.

"İbik Baba"nın Amasya'da hânkâh şeyhi olduğu esnâda tarîkat-ı Mevleviyye ricâlinden "Veliyyeddîn Ahmed Dede" meşhûr olup "Alâ'eddîn Ali Pervâne Bey" 714 hudûdunda ilk Mevlevîhâne'yi binâ etmiş ve ikinci olmak üzere Amasya'da Mevlevî tarîki zuhûr etmişdir. Ancak "Muhlis Babazâde Alâ'eddîn Ali Âşık Paşa" hânkâh şeyhi olduğundan "Babâ'î" tarîki mütefevvik olmuşdur. Amasya'da [225] vâki' olan hâdisât-ı mühimme tedkîk olunursa, şu iki tarîk ricâlinin yekdiğerine mukâbil ittihâz etdikleri evzâ'ın âmil-i mü'essir olduğu anlaşılır.

Fakat "Pîr İlyâs-ı Halvetî" hazretlerinin Şirvân'dan avdetiyle beraber Amasya'da zuhûr eden "Tarîkat-ı Halvetiyye", "Babâ'î ve Mevlevî" tarîklerinin ricâline numûne-i imtisâl olacak derecede müntesiblerini ulûm-ı ma'ârife teşvîk, zühd ve takvâya tergîb ederek ümerâ ve a'yâna ta'arruz ve tedâhülden men' etmiş olduğu cihetle kabûl-i âmmeye mazhariyetle pek çabuk intişâr etmişdir.

"Sultân Murâd Hân-ı Sânî" hazretlerinin devrinde "Zeynî" ve "Nakşıbendî" tarîkleri de şâyi' olarak oldukça intişâr eylediyse de "Habîb-i Karamânî" ve "Çelebi Halîfe" hazerâtı gibi kibâr-ı sulehâdan Halvetîler pek ziyâde iştihâr eyledikleri cihetle bu iki tarîk ile "Babâ'î, Mevlevî" tarîkleri eski şöhretlerini gâ'ib etmişlerdir.

Fakat devr-i "Selîm Hân-ı Evvel"de "Nakşbendiye" ricâlinden "Sun'ullâh Buhârî" gibi kâmil bir mürşid-i âlî-himmet, Amasya'da neşr-i tarîkat etmeğe başladığı zamân, füyûzât-ı Nakşbendiye kulûb-ı ümmeti teshîr ve ricâl-i Halvetiyye'yi de tenvîr ederek neşr-i envâr etmişdir. 960 târîhinden sonra "Kâdirî, Celvetî, Şa'bânî" tarîkleri de zuhûr eylediyse de ricâl ve etbâ'ı kalîl olduğu cihetle pek çok devâm edememiş ve 1047'de "Bayrâm Paşa", "Amasya Mevlevîhânesi"ni müceddeden inşâ [226] ederek tarîkat-ı Mevleviyye'yi ihyâ edib 1160 hudûdunda Halvetî, Nakşbendî ve Mevlevî tarîkleri cümlesine fâ'ik olmuşdur.

Kibâr-ı muhaddisînden "Turhâlî eş-Şeyh Mustafa En-Nakşbendî" hulefâsı Sivas vilâyetinde tekessür ederek Nakşbendî tarîki cümleye tefevvuk etmiş ve ba'dehû Nakşbendiye tarîkinden teşa''ub eden "Mîrzâcânî" ve "Hâlidî" kolları Amasya'da kesb-i rüchân edib şimdiye kadar neşr-i füyûzât etmekde bulunmuşdur. Şu turuk-ı aliyyenin ricâline mesken olan zâviyeler, tekkeler Amasya'da medâris-i ilmiyyeye tekâbül edecek derecede kesîr olduğundan hurûf-ı hecâ tertîbi üzere tahrîr olundu:

1- "Ak Hasanoğlu Tekkesi": Sultân Bâyezîd’in şarkında vâki' "Abdullatîf Efendi'nin Kütübhânesi" ittisâlindedir. Bu tekkeyi esbak Amasya mütesellimi "Ak Hasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa" 1245'de binâ ve meşîhatini ricâl-i Halvetiyye'den "es-Seyyid eş-Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi"ye i'tâ etmişdir. Bunun irtihâlinde halîfesi "es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi" tekke şeyhi olup 1283'de irtihâlinden sonra dershâne ve 1303'de altı fetvâhâne ve üstü medrese ittihâz edilmişdir.

2- "Ehlullâh Tekkesi":Ok Meydânı üzerinde Hızır Paşa Mahallesi’nde olup "Meydân ağası" demekle meşhûr esbak Amasya mütesellimi "el-Hâc Hızır Ağa" tarafından 1064'de binâ edilmişdir. [227] Bu zâviyede "Hâbilzâde eş-Şeyh Ehlullâh Efendi" 1110 târîhine kadar icrâ-yı meşîhat eylediğinden "Ehlullâh Tekkesi" nâmıyla iştihâr etmişdir. Bu tekke Halvetîler'e mahsûs olup "eş-Şeyh Yahyâ Efendi" ve "Hamâmcızâde eş-Şeyh Mehmed Efendi" tekke şeyhi olarak ma'rûf olmuşlardır.

3- "Üçler Tekkesi": Üçler Mahallesi’nde Sa'dî Çelebi Câmi-i şerîfi’nin ittisâl-i garbîsinde olup hulefâ-yı Nakşbendiye'den "Kırımlı eş-Şeyh Îsâ Efendi" hânesi iken 1238'de zâviyeye tahvîl ve vakf etmişdir. Hânenin süknâsı evlâdına meşrût olduğundan irtihâlinde mahdûmu zâviyedâr olduysa da meslek-i kazâda bulunmakla meşîhat vâkıfına münhasır olmuşdur.

4- "Çilehâne Tekkesi": Hazret-i Pîr İlyâs-ı Halvetî Türbesi’nin şimâlinde bulunan Ya'kûb Paşa Dâ'iresi derûnundadır. Bu tekkeyi 815'de ümerâ-yı Osmâniye'den "Ya'kûb Paşa", müfti's-sekaleyn "Gümüşlüzâde Abdurrahmân Çelebi" için binâ ve tevliyetini hulefâsından "Şemseddîn Mehmed Buhârî"ye ve evlâdına ve inkırâzında "Mü'eyyed Çelebi"ye ve evlâdına tahsîs etmişdir.

Bu tekke, hulefâ-yı Halvetiyye'ye mahsûs olup hazret-i pîrin yerine dâmâdı "Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi", ba'dehû "Pîr Şemseddîn Mehmed Buhârî", ba'dehû hazret-i pîrin mahdûmu "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi", 843'de Saraclar şeyhi [228] "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî", ba'dehû "Pîr Zekeriyyâ el-Halvetî" ve ba'dehû "İğnecizâde Pîr Safiyyeddîn Mahmûd el-Halvetî", ba'dehû "Kubalı Çelebizâde Pîr Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi", ba'dehû 903'de "Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi", ba'dehû 921'de "Buhârî-zâde Pîr Mehmed el-Halvetî", ba'dehû "eş-Şeyh Ya'kûb el-Halvetî", ba'dehû hulefâdan "eş-Şeyh Abdurrâhmân-ı Halvetî", ba'dehû mahdûmu "eş-Şeyh İzzeddîn Hasan el-Halvetî", ba'dehû diğer mahdûmu meşâhîr-i ulemâdan "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyn-i Halvetî" hazerâtı bu çilehânede şeyh-i âlî-şân olmuşlardır. Amasya Halvetîleri arasında bu silsile-i Halvetiyye'ye "Silsiletü'z-Zeheb" denmişdir.

Ba'dehû çilehâne şeyhi bulunan "eş-Şeyh Mehmed Efendi" 1099 fırtınasında irtihâl edib "es-Seyyid İbrâhim Efendi" ve 1116'da bu da fevt ile mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Efendi" şeyh ve mütevellî olmuşlardır. 1168'de "es-Seyyid Mehmed Efendi"nin irtihâlinde ulemâdan "Hâfız es-Seyyid Mahmûd Efendi" şeyh olduysa da 1172'de ref' olunarak "Hâfız es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevellî olduğu hâlde 1214 evâhirinde irtihâl eylediğinden tevliyet, kerîmesi "Şerîfe Hâtun"a verilip meşîhat, zamîme-i tedrîs olmuşdur.

5- "Çevikçe Tekkesi": Ya'kûb Paşa Dâ'iresi’nin cihet-i garbiyyesinde olup "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin devr-i hümâyûnunda Amasya'da kâ'ime-i nakdiyyenin tab' ve i'mâlinde ibrâz-ı mahâret eden [229] ve "Çevikçi" nâmıyla meşhûr olan "eş-Şeyh Şemseddîn Mehmed el-Kırtâsî" tarafından 831'de binâ ve meşîhatı hulefâ-yı Halvetiyye'ye ve tevliyeti evlâdına tahsîs etmişdir. Bu zâviye mükerreren harâb ve ma'mûr olup 1088'de "eş-Şeyh Süleyman Efendi" i'mâr ederek tekke şeyhi olmuş ve 1099 fırtınasına karışdığından hulefâ-yı Halvetiyye'den "eş-Şeyh Ömer Efendi"ye verilmiş ve 1142'de kasr-ı yediyle "eş-Şeyh Hüseyin Efendi" tekke şeyhi olup 1180'de fevtiyle meşâhîr-i ulemâdan "Sinânî eş-Şeyh Hasan el-Halvetî" hazretleri şeyh olarak ocağı uyandırmış ve 1209 Şevvâlinin altısında irtihâl etmekle Çevikçe meşîhati "Mehmed bin Ali" ve "İsmâ'îl bin Ahmed" nâm kimselere verilmiş ise de İsmâ'îl'in nâ-ehl olduğu tebeyyün etmekle müşârün-ileyh "eş-Şeyh Hasan Efendi"nin hulefâsından "eş-Şeyh Osmân Efendi" ve "Mehmed bin Ali" yerine dahi 1246'da ulemâdan "Akşehrî İsmâ'îl Efendi" şeyh olmuşlardır. "eş-Şeyh Osmân Baba" 1248'de ve "İsmâ'îl Efendi" dahi 1259'da vefât etmeleri üzerine medreseye münkalib olmuşdur.

6- "Hicâbî Tekkesi": Ziyâre Mahallesi’nde Keçioğlu Câmi-i şerîfi’nin ittisâlindedir. Hulefâ-yı Nakşbendiye'den "Kırımlı es-Seyyid eş-Şeyh Abdülbâkî Hicâbî Efendi" Ziyâre'de ikâmetle 1212'de bir tekke binâ ederek icrâ-yı meşîhat etmiş ve irtihâlinde halîfesi ve dâmâdı "es-Seyyid [230] eş-Şeyh İbrâhim Zühdî Efendi" şeyh olup bu da irtihâl etdikde mekteb ittihâz edilmişdir.

7- "Hızır Paşa Tekkesi": Şâmîce Mahallesi’nde olup Yörgüç Paşa evlâdından ve beylerbeyilerden "Hızır Paşa" 971'de binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Meşâhîr-i ulemâdan "Molla Şeyh" demekle meşhûr hulefâ-yı Halvetiyye'den "İlyâs Efendi" hazretleri ibtidâ şeyh olarak, irtihâlinde "Memi Dede" demekle meşhûr "eş-Şeyh Mehmed Efendi" ba'dehû mahdûmu "eş-Şeyh İbrâhim Efendi", ba'dehû kibâr-ı ulemâdan "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi" şeyh olmuşlardır.

"Hüsâmeddîn Efendi"den sonra ulemâdan "eş-Şeyh Mustafa Efendi" ber-vech-i tekâ'üd şeyh olmuşdur. Ba'dehû vâ'iz-i meşhûr "eş-Şeyh Hasan Efendi" ve ba'dehû mahdûmu "eş-Şeyh Mehmed Efendi" bu tekke şeyhi olduysa da 1143 harîkında yandığından tamâmiyle zâyi' olmuş olup yeri bulunamamışdır.

8- "Hoca Sultân Tekkesi": Dârü's-Selâm Mahallesi’nin üstünde el-yevm kabri bulunan yerin şark ve cenûb taraflarını muhît olan hânelerin mevki'idir. Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî Amasya vâlîsi iken hoca-i sultânî olan a'yândan "Şemseddîn Ahmed Çelebi" 880'de orada bir zâviye-i cesîme binâ ve yanında misâfirhâne ve matbah inşâ ve evkâf-ı kâfiye terk ederek nâmını ibkâ ve şeyhliğini kibâr-ı Halvetiyye'den [231] "Cemâlîzâde eş-Şeyh Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe" hazretlerine i'tâ etmişdir.

Müşârün-ileyhin irtihâlinden sonra mahdûmu "eş-Şeyh Bedreddîn Mahmûd Çelebi" ve ba'dehû bunun mahdûmu "eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Çelebi" ve ba'dehû ahfâdından "eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed Çelebi" ve "Alâ'eddîn Ali Çelebi" tekke-i mezbûra şeyh olmuşlardır. "Alâ'eddîn Efendi"den sonra kibâr-ı ulemâdan olan zevât ber-vech-i tekâ'üd tekke şeyhi olup nezâret-i vakfiyesi "Çelebizâdeler"e tahsîs olunmuş ve 1097'de "eş-Şeyh Mehmed Efendi"nin irtihâlinde sâdât-ı ulemâdan "Zanalı es-Seyyid Ahmed Efendi" tekke şeyhi ve ba'dehû mütevellîsi olup 1141'de vefâtıyla mahdûmu "es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevellî ve ba'dehû nâzır oldukda 1172 târîhine kadar oğulları "es-Seyyid Mahmûd, Ömer, Osmân, Ahmed, Mehmed, Hüseyin" çelebiler tekkenin kâffe-i cihâtına tasarruf ederek mûmâ-ileyhin irtihâlinde mekân ve cihâtı taksîmât-ı irsiyyeye ma'rûz ve tedrîcen mülk olarak tamâmiyle zâyi' olmuşdur.

9- "Sa'deddîn Tekkesi": İçeri Şehir’de Meydân Kapısı civârında

Ahi Sa'deddîn Mahallesi’nde olup 871'de kâtib-i sultânî "Sa'dî Efendi" binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu tekkenin ta'âmiyyesi ve misâfirhânesi mükemmel olup mütekâ'idîn-i ulemâdan pek çok fuzalâ buraya şeyh olmuşdur. Ahîren Halvetiyye ricâlinden [232] "eş-Şeyh el-Hâc Mehmed Müştâk Efendi" tekke şeyhi olarak 1260 sâlinden sonra tekke münhedim ve ciheti mün'adim olmuşdur.

10- "Şamlar Tekkesi": Şamlar Mahallesi’nde Ayas Ağa Câmi-i şerîfi’nin civârında olup meşâhîr-i a'yândan "Hoca el-Hâc Sâlih Çelebi" tarafından 951'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Halvetiyye ricâlinden pek çok zevât bu tekkede icrâ-yı meşîhat edib "eş-Şeyh Sâlih Efendi" hazretleri gibi zevât-ı kerâmet-simât bu tekke şeyhi olmuş ve ba'dehû "eş-Şeyh Yûsuf Nakşbendî" hulefâsından "eş-Şeyh Turâbî Ali Efendi" 1231 târîhinden i'tibâren tekke şeyhi olarak tarîk-i Nakşî füyûzâtını neşr etmişdir.

11- "Şehir Kethüdâsıoğlu Tekkesi": Acem Ali Mahallesi’nde Acem Ali Pınarı’nın cihet-i şarkiyyesinde çıkmaz sokak içindedir. Hulefâ-yı Nakşbendiye'den "es-Seyyid eş-Şeyh Abdülbâkî Hicâbî Efendi" halîfesi "Şehir Kethüdâsızâde es-Seyyid eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" 1238'de hânesi ittisâlinde bir tekke inşâ ve meşîhatini icrâ etmişdir. Ba'dehû mahdûmu "eş-Şeyh Ahmed Kâmil Efendi" ve 1299'da küçük mahdûmu "eş-Şeyh Yûsuf Ziyâ'eddîn Efendi" ve 1312'de ortanca mahdûmu "eş-Şeyh Mehmed Bahâ'eddîn Efendi" bu tekkenin şeyhi olmuşlardır.

12- "Şehre Küsdü Tekkesi": Şehre Küsdü Mahallesi’nin müntehâ-yı garbîsinde kâ'in çeşmenin üstünde idi. Meşâyih-i [233] kirâmdan "Pîr Sinan-ı Halvetî" hazretlerinin mürîdânı tarafından binâ edilmiş bir tekke olup orada mahallenin hudûsuna bâ'is olmuşdur. Pîr-i müşârün-ileyh ilk şeyh olup irtihâlinde halîfesi "Dervîş Ali el-Halvetî", ba'dehû "eş-Şeyh Ahmed Efendi" tekke şeyhi olmuşlardır. Bu tekke 1241 târîhine kadar ma'mûr olduğu hâlde ba'dehû harâb ve yeri de mülk olmuşdur.

13- "Şeyhoğlu Tekkesi": Gümüşlüzâde Mahallesi’nin cihet-i şimâliyyesinde Eğri Câmi-i şerîfi civârında olan çıkmaz sokağın içindedir. Meşâhîr-i fuzalâdan "Çorumlu Şeyh Hasan Efendizâde Abdullah Vecîh Efendi" tarafından emîr-i müderris "es-Seyyid Ahmed Efendi"nin veresesinden alınan cesîm hânenin ön tarafında 1190'da bir tekke inşâ ve Nakşbendî tarîkati üzere âyîn icrâ edilmişdir. Ba'dehû mahdûmu "eş-Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi" tekke şeyhi olup irtihâlinde mahdûmu "eş-Şeyh Hâfız Ali Efendi" Kâdirî olmak üzere tekke şeyhi ve 1312'de bunun mahdûmu "eş-Şeyh el-Hâc Ali Efendi" yerine kâ'im olmuşdur.

14- "Şeyh Cû'î Tekkesi": Amasya'nın cihet-i garbiyyesinde Şeyh Cû'î Bâğları’nın şimâl-i garbîsinde Şeyh Cû'î Karyesi altında göl civârındadır. Bu tekke, Mevlevîhâne olup şeyh-i müşârün-ileyh tarafından 817'de binâ edilmişdir.

Bu Mevlevîhâne şeyhi ibtidâ bânîsi "Mehmed Cû'î Dede", ba'dehû [234] halîfesi "Yoğurtçu Baba" nâmıyla meşhûr "Pîrî Ahmed Dede", ba'dehû "Ömer Âhî Dede" olup daha pek çok zevât şeyh-i mesnevîhân olmuş ba'dehû gelen şeyhler "Mesnevîhân" nâmıyla meşhûr ve mukayyed olup bunlardan 1154'de "İsmâ'îl Dede" ve 1177'de vefâtıyla "İbrâhim Dede" ve 1190'da "İsmâ'îl Dedezâde Feyzullâh Dede" ve 1194'de "es-Seyyid Hasan Dede" ve müte'âkiben "es-Seyyid Mustafa Dede" ve 1204'de "Amasya Mevlevîhânesi" şeyhi "Ahmed Efendizâde Feyzullâh Efendi" ve 1208'de ref'inden birâderi "Abdullah Dede" ve 1209'da kasr-ı yedinden "Hacızâde Hüseyin Dede Efendi" ve müte'âkiben birâderi "Hâfız Mustafa Dede" ve 1220'de vefâtıyla oğulları "Mehmed ve İbrâhim"in 1227'de fevtinden "Amasya Mevlevîhânesi" şeyhi "es-Seyyid Mehmed Kâmî Dedezâde es-Seyyid Mehmed Sâbit Dede" mesnevîhân ve tekke şeyhi olmuşlardır. Fakat bu tekkeden şimdi eser kalmamışdır.

15- "Şeyh Abdul Tekkesi": Sofular Mahallesi’nde Pîr İlyâs Mezârlığı’nın müntehâ-yı garbîsinde olup meşâyih-i Nakşbendiye'den "eş-Şeyh Abdullah Efendi" tarafından 961'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu tekke mükerreren harâb ve ma'mûr olarak 1271 târîhine kadar muhâfaza edildiği hâlde ba'dehû zâyi' olmuş ve 1315'de Sivas meşâyihinden "eş-Şeyh Gulâmî Efendi" ma'ârif tarafından me'mûren Amasya'ya geldiği zamân evkâf-ı münderiseden addiyle ma'ârife zabt edilmişdir. [235]

16- "Şeyh Kırık Tekkesi": Amasya'da ilk binâ edilen ve Hânkâh-ı Mes'ûdî nâmıyla meşhûr olan bu tekke olup Küpceğiz Mahallesi’nin garb tarafında Kaşık Pınarı’nın altında ve Çıkrık Mahallesi’nin cenûbunda idi. Bu hânkâhı 545 hudûdunda "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" binâ etdirdiği "Behcetü't-Tevârîh"de mestûr olup Hânkâh-ı Mes'ûdî nâmıyla meşhûr olması da bu kaydı tashîh etmekdedir.

Bu hânkâhın evâ'il-i ahvâline dâ'ir ma'lûmât bulunamadı. Ancak 571'de "eş-Şeyh Sirâceddîn Mahmûd bin Ali" ve 607'de "eş-Şeyh Alâ'eddîn Mehmed bin eş-Şeyh Mahmûd" bu hânkâhın şeyhleri olduğu ma'lûm olup 628 târîhinden i'tibâren iştihâr eden "Şücâ'eddîn İlyâs bin Alî el-Horasânî" bu hânkâhın şeyhi olmakla "Baba İlyâs" diye meşhûr olmuş ve 637'de baba-yı müşârün-ileyhin mürîdi olduğunu iddi'â eden "Baba İshâk-ı Kefersûdî" vak'asında şâ'ibedâr olduğundan Amasya kurbunda olan çiftliğine irsâl ve a'yân-ı etbâ'ı birer tarafa i'zâm ve hânkâh-ı mezkûr da sedd edilmişdir.

646 hudûdunda oğulları "Şemseddîn Mahmûd", "Fahreddîn Ali" teşebbüsâtıyla i'âde ve hânkâh dahi küşâd edilmiş ve sâniyen hânkâh şeyhi olduğu hâlde vefâtında birâderzâdesi "Behlûl Baba" şeyh olup mu'ahharan bu da "Suşehri"ne i'zâm edilmekle "Baba İlyâs"ın mürîdi "İbik Baba" yerine kâ'im olmuş ve bu da "Pervâne Bey"e mu'ârız olduğundan [236] 671 hudûdunda Mısır'a firâr edib "Baba İlyâsoğlu Muhlis Baba" şeyh olmuşdur.

Pervâne Bey’in i'dâmında i'mâl-i nüfûz eden "İbik Baba" avdet ve "Muhlis Baba" da tarîk-i emârete sülûk eylediğinden 676 hudûdunda sâniyen hânkâh şeyhi olduğu hâlde ba'dehû vefât etmekle halîfesi "Ahmed Baba" şeyh olup 701 inhizâmında Tatar hükümdârı "Sultân Mahmûd-ı Gâzân Hân", "Emîr Muhlis Paşa" ile bundan şübhe eylediği ma'lûm olduğundan "Emîr Muhlis Paşa" Mısır'a firâr ve "Ahmed Baba" dahi ihtifâ etmişdir.

Bu esnâda ulemâdan "eş-Şeyh Mecdeddîn Îsâ" hânkâh şeyhi olduysa da 703'de "Sultân Mahmûd"un vefâtıyla birâderi "Sultân Mehmed Hudâbende Hân" cülûs ederek meşhûr "Tokatlı Burak Baba"nın tavsiyesiyle "Ahmed Baba" sâniyen hânkâh şeyhi olmuş ve 711'de fevt oldukda "Muhlis Paşazâde Ali Âşık Baba" yerine kâ'im olup ceddi bulunan "Baba İlyâs-ı Horasânî" zamânını canlandırmış ve "Sultân Ebû Sa'îd Bahâdır Hân"ın vekîl-i mutlakı "Emîr Çoban"ın teveccühünü fevkalâde celb eylediğinden Sivas emâretinde bulunan oğlu "Emîr Timurtaş"a vezîr ve müsteşâr olmuşdur.

"Ali Âşık Paşa" hânkâh şeyhi iken Anadolu'da i'lân-ı istiklâl eden "Emîr Timurtaş"ın vezîri olarak iştihâr etmekle 727 felâketinde emîr-i müşârün-ileyhe refîk oldukda ulemâdan [237] "Zeyneddîn Ya'kûb Ez-Ziyârî" ve ba'dehû meşâhîr-i fukahâdan "Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî" hânkâh şeyhi olmuşlardır. "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey"in akrabâsından "Ca'fer Beyzâde Sultân Eretna Bey" Anadolu'da ihrâz-ı nüfûz ve iktidâr etdikçe bu hânkâhın eski nüfûzu zâ'il olarak 739'da fâzıl-ı müşârün-ileyhin irtihâlinden sonra mesdûd hâlini iktisâb etmiş ve ma'a-hâzâ ba'zı ulemâya cihet-i ma'îşet olmuşdur.

Fakat "Şâdgeldi Paşa" Amasya emîri oldukda ulemâdan "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin et-Türkmânî" ve ba'dehû "Sa'deddîn Mevhûb" hânkâh şeyhi olarak iftâya me'zûn olmuş ve 787'de "eş-Şeyh Hüsâm"ın mahdûmu "İzzeddîn Hasan Çelebi" hânkâh-ı mezkûr şeyhi olup ba'dehû fuzalâdan "Sarı Şeyh" demekle meşhûr "eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed-i Rûmî" şeyh olmuş idi.

804'de Tatar hükümdârı "Topal Timur Hân" tarafından Amasya vâlîliğine ta'yîn olunan "Kara Devletşâh" aleyhine halkı teşvîk ve Osmanlı tarafını fevkalâde iltizâm ederek "Kara Devletşâh"ı Amasya'ya yanaşdırmadığı "Timur Hân"a şikâyet olundukda şehzâdesi "Kara Sultân Mehmed"i Amasya'ya irsâl etdiği esnâda ihtifâ ve Haleb'e firâr etmişdir.

"Çelebi Sultân Mehmed Hân" Hazretlerinin Bolu'dan avdetinde hânkâh-ı mezkûrun meşîhatini "Sarı Şeyh"in tilmîzi ve "Şeyh İzzeddîn"in [238] mahdûmu "Şeyh Kırık" demekle meşhûr "Muhyiddîn Mehmed Çelebi"ye i'tâ buyurmuş ve hânkâh-ı mezkûrun nâmı yalnız mahallede kalıp "Şeyh Kırık Tekkesi" nâmıyla meşhûr olduğu hâlde ba'dehû galat olarak "Çıkrık Tekkesi" denmişdir.

Bu tekkenin meşîhati yüz sene kadar "Şeyh Kırık" sülâlesine münhasır olduğu hâlde "Sultân Süleyman Hân-ı Evvel" hazretlerinin devrinde makâm-ı tedrîsde pîr olmuş ulemâya ber-vech-i tekâ'üd verilmiş ve 1131 hudûdunda meşâhîr-i ulemâdan Tokatlı "es-Seyyid eş-Şeyh Mustafa Efendi" ve ba'dehû "eş-Şeyh Mehmed Efendi" ve ba'dehû "es-Seyyid eş-Şeyh İsmâ'îl Efendi" şeyh ve mütevellî olup bir müddet harâb olduysa da ulemâdan ve ricâl-i Nakşbendiye'den müftü "Şeyhzâde es-Seyyid eş-Şeyh Osmân Efendi" i'mâr ederek şeyh ve mütevellî olduğu hâlde mûmâ-ileyhin irtihâlinde bir daha i'âdesi mümkün olamayacak derecede 1257 sâline doğru mün'adim olmuşdur. Gâyet muhtasar olan şu îzâhâtı, mütâla'a buyurulan erbâb-ı tedkîkin nazarında şu hânkâhın ne kadar târîhî bir tekke olduğu ta'ayyün eder.

17- "Darbhâneci Tekkesi": Pervâne Bey Mahallesi’nde olup Bâlî Bey Câmi-i şerîfi şarkında Pervâne Bey Mahallesi’ne giden sokağın içinde çeşmenin arkasında idi. Şimdi yerini iki hâne işgâl etmekdedir. Bu tekkeyi "Ahi Darbhâneci" demekle meşhûr Amasya'da darbhâne emîni olan "Şemseddîn Ahmed [239] Çelebi" 836'da binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Sâdât-ı Rufâ'iyye'den "es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi" ve müderris "Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi" gibi ulemâ bu tekkede icrâ-yı meşîhat etmişlerdir. Şimdi yalnız mescidi harâb olarak duruyor.

18- "Kağnı Tekkesi": Devehâne Mahallesi’nde olduğu mukayyed olup esbak Amasya mütesellimi "Kağnı el-Hâc Ali Ağa" 1017 hudûdunda binâ ve Kâdirî meşâyihine tahsîs etmişdir. Bu tekkenin mütevellîsi "Aydın Paşazâde Ali Bey" 1079'da i'mâr edib 1143'de yandığından zâyi' olmuş ve 1226'da meşâhîr-i ulemâdan ve ricâl-i Nakşbendiye'den "Taşköprülü el-Hâc Hâfız Abdullah Efendi" hânesi önünde tekkeyi ihyâ ve şeyhliğini kendisi îfâ etmiş ve irtihâlinde mahdûmu "eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" yerine kâ'im olmuşdur. Bu "Taşköprülü Tekkesi", eski "Kağnı Tekkesi" yerinde olduğu maznûndur.

19- "Kutub Tekkesi": İmâret Arkası demekle meşhûr olan Hacı İlyâs Mahallesi’nde Sultân Bâyezîd Medresesi’nin garbında kâ'in sokağın içindedir. Hulefâ-yı Halvetiyye'den "Kutub Dede" demekle meşhûr "eş-Şeyh Ahmed Efendi" tarafından 1018'de binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Kutb-ı müşârün-ileyh orada şeyh olup irtihâlinde halîfesi "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ba'dehû kibâr-ı ulemâdan [240] "eş-Şeyh es-Seyyid İbrâhim Efendi" tekke şeyhi olmuş ve ba'dehû ulemâ-yı mütekâ'idîn şeyh olarak, "Çatal Hâfız" demekle meşhûr mazınne-i kirâmdan "eş-Şeyh Ahmed Efendi" ve 1220'de irtihâlinde "Yeşil Şeyh" demekle meşhûr "Apardızâde es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi" bu tekke şeyhliğinde benâm olmuşlardır.

20- "Kuşbâz Tekkesi": Ya'kûb Paşa Dâ'iresi’nin şark tarafında kâ'in meydâna nâzır bir mevki'de idi. Hulefâ-yı Halvetiyye'den "eş-Şeyh Ya'kûb Efendi" tarafından 961'de binâ ve evkâfı tanzîm ve irtihâline kadar meşîhati icrâ edilmişdir. Ba'dehû "eş-Şeyh Abdurrahmân Efendi" ve irtihâlinde ikinci "Şeyh Ya'kûb Efendi", ba'dehû "eş-Şeyh Hasan Efendi" şeyh olmuşlardır. Mu'ahharan harâb olup 1315'de evkâfı ma'ârife zabt edilmişdir.

21- "Gülâbî Tekkesi": İçeri Şehir’de Câmi-i Enderûn Mahallesi’nde olup 973'de beylerbeyilerden "Gülâbî Paşa" tarafından binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu da Kâdirî tarîkına mahsûs olduğu hâlde 1100 sâlinden sonra tarîk-i Nakşbendî ricâli şeyh olmuşlar idi. Şimdi yeri bile gâ'ib olmuşdur.

22- "Gümüşlüoğlu Tekkesi": Tâciye demekle müseccel olanGümüşlü Câmi-i şerîfi’nin şark ve cenûb taraflarında bulunan mevki'-i hâlîdir. Amasya'da Halvetîler'e mahsûs olarak yapılan ilk tekke budur. İki yüz seneden ziyâde "Gümüşlüzâde" hânedân-ı [241] kirâmına ma'bed olmuş mübârek bir mevki'dir. "Gümüşlüzâde Pîr İlyâs" hazretleri ibtidâ burada ihtiyâr-ı halvet ve neşr-i tarîkat edib 813'de irtihâlinde halîfesi ve dâmâdı "Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi" ve ba'dehû mahdûmu "Gümüşlüzâde Celâl Çelebi" ve ba'dehû bunun mahdûmu "Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi" ve 890'da hazret-i pîrin ahfâdından "Gümüşlüzâde Sûfî Üveys Çelebi" ve ba'dehû "Gümüşlüzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî" ve ba'dehû "Pîr Üveysoğlu Abdurrahmân Çelebi", "Gümüşlüoğlu Tekkesi" şeyhi ve hazret-i pîrin türbedârı olmuşlardır.

993 (1585)'de "Pîr Üveysoğlu el-Hâc Ahmed Çelebi" ve ba'dehû "eş-Şeyh Hasan Efendi" ve ba'dehû "Abdurrahmân Çelebi" ve 1099'da¹⁷⁸ vefâtıyla "Ali Çelebi" ve 1073'de fevtiyle "el-Hâc Mehmed Çelebi" ve 1099'da hazret-i pîrin evlâd-ı benâtından "eş-Şeyh Mustafa Efendi" ve 1114 'de "eş-Şeyh Mahmûd Efendi" ve 1124'de vefâtıyla mahdûmu "Hâfız Hüseyin Efendi" ve 1135'de vefâtıyla mahdûmu "Abdürrahîm Efendi", "Gümüşlüoğlu Tekkesi" şeyhi ve hazret-i pîrin türbedârı ve mütevellîsi olduysa da nâ-ehl olarak "eş-Şeyh İsmâ'îl Efendi"nin taht-ı vesâyetinde bulunmuşdur.

1150'de bu "Abdürrahîm"in vefâtıyla türbedâr-ı meşhûr "eş-Şeyh İsmâ'îl Efendi" mütevellî ve "Gümüşlüoğlu Tekkesi" şeyhi olup saraylı "Fâtıma Hanım" bu zâta gâyet muhib olduğu münâsebetle bunun [242] tavsiye ve ihtârı üzerine 1153'de "Gümüşlüoğlu Tekkesi" yerine mükemmel bir medrese binâ ve evkâfını tanzîm etmiş ve 1179'da şeyh-i müşârün-ileyh "İsmâ'îl Efendi"nin irtihâline binâ'en "Medrese-i Fâtımiyye" müderrisliği ve hazret-i pîrin türbedârlığı ayrılmışdır.

Ba'dehû mütevellî ve türbedâr olmak üzere "Yeğen Halîfe" demekle meşhûr "Mehmed Efendi", 1179'da "İsmâ'îl Efendi" yerine kâ'im ve diğer evlâddan "Abdullah Efendi ibni Mehmed Efendi" 1191'de türbedâr olup "Yeğen Mehmed Efendi" tevliyetde kalmış ve 1215'de fevtiyle "Abdurrahmân Efendizâde Mehmed Efendi" ve 1220 'de fevtiyle "es-Seyyid Ahmed Efendi" türbedâr olmuş ve 1222'de mütevellî "Yeğen Mehmed Efendi" de vefât edib mahdûmu "eş-Şeyh Ali Efendi" müte'âkiben kasr-ı yediyle "es-Seyyid Hâfız Abdullah Efendi" mütevellî ve 1223'de türbedâr "es-Seyyid Ahmed Efendi"nin fevtiyle türbedâr ve 1231'de "es-Seyyid Ömer Efendi bin es-Seyyid Mehmed Halîfe" ve 1247'de fevtiyle mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Efendi" ve 1275'de fevtiyle birâderi "es-Seyyid Abdullah Efendi" ve 1280'de hulefâ-yı Halvetiyye'den "es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi" mütevellî ve türbedâr olarak 1284 Muharreminde vefât etmişdir.

23- "Mehmed Paşa Tekkesi": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin cenûb tarafında yol üzerinde olup paşa-yı müşârün-ileyh tarafından Halvetiyye ricâlinden "Habîb-i Karamânî" hazretleri için 890'da binâ ve evkâfı [243] tanzîm edilmişdir. Şeyh-i müşârün-ileyh burada irtihâline kadar icrâ-yı meşîhat ve irşâd-ı halka himmet etmişdir.

Müşârün-ileyhin irtihâlinde halîfesi "İmâmzâde Seydî Halîfe" demekle meşhûr "eş-Şeyh Seydeddîn Ali el-Halvetî" ve bunun irtihâlinde "Habîb-i Karamânîzâde eş-Şeyh Hasan Efendi" ve ba'dehû mahdûmu "Yamak Şeyh" demekle meşhûr "eş-Şeyh Mehmed Efendi" ve 961'de İstanbul'a naklinde birâderi "eş-Şeyh Ömer Efendi", ba'dehû evlâdından "eş-Şeyh Mehmed Efendi" ve 1078'de vefâtıyla mahdûmu "eş-Şeyh Abdurrahmân Efendi" ve 1107'de fevtiyle mahdûmu "eş-Şeyh Ömer Çelebi" ve 1151'de vefâtıyla mahdûmu "es-Seyyid Mehmed Çelebi" ve 1202'de fevtiyle mahdûmu "es-Seyyid Ahmed Efendi" ve 1210'da fevtiyle oğulları "es-Seyyid Ömer, Ali, Mehmed" Efendiler ve 1225'de diğer mahdûmu "es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevellî olmuşlardır. Ancak bunlar vereseden olduğu cihetle asıl meşîhat, vekâletinde bulunan zevât taraflarından idâre edilmiş ve 1296 'da muhâcirîn iskânıyla tekke, mesken-i husûsî olmuşdur.

24- "Mahmûd Çelebi Tekkesi": İçeri Şehir’de Karatay Mahallesi’nde olup meşâhîr-i kudâtdan "İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi" 807'de binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Misâfirhânesi mükemmel, ta'âmiyyesi mebzûl olup Nakşbendiyye tarîkına mahsûs idi. "Hoca Bahâ'eddîn Mehmed Nakşbend" hazretlerinin kibâr-ı hulefâsından "Hoca Rükneddîn [244] Mahmûd Buhârî" hazretleri Amasya'ya geldikde kadı-yı mûmâ-ileyh bu tekkeyi binâ ve meşîhatini hoca-i müşârün-ileyhe i'tâ etmişdir.

Ancak "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin devrinde Halvetîler bu tekkede icrâ-yı meşîhat ederek hatm-i hâcegânı ibkâ ve âdet-i Halvetiyye'yi icrâ etmişlerdir. "Çelebi Halîfe" hazretlerinin hulefâsından "eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Tokâdî" bu tekkede şeyh olup ba'dehû "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ba'dehû ahfâdından "eş-Şeyh Hızır Efendi" bu tekkede seccâde-nişîn-i tarîkat-ı Halvetiyye olmuşlardır.

Mu'ahharan "Arpacızâde el-Hâc Osmân Efendi" ve 1097'de ulemâdan "İsmâ'îl Efendi" ve 1115'de kasr-ı yedinden mahdûmu "Mehmed Efendi" ve 1132'de vefâtıyla sâniyen pederi "İsmâ'îl Efendi" ve 1137'de hafîdi "es-Seyyid Abdurrahmân Efendi" ve 1140'da vefâtıyla "Arpacızâde eş-Şeyh Osmân Efendi bin Abdurrahmân Efendi" ve 1151'de vefâtıyla oğulları "İbrâhim" ve "Abdülgafûr" ve "Abdülhamîd" müştereken tekke şeyhi olmuşlardır.

Ancak bunlar nâ-ehl olduğu münâsebetle "Abdülhamîd"in bir mâh sonra fevtinden "Hâfız Süleyman Efendi" ve 1166'da "Hâfız İbrâhim"in ref'iyle meşâhîr-i ulemâdan "el-Hâc Mustafa Efendi" tekke şeyhi olup "Abdülgafûr Efendi" ibkâ edilmiş ve "Hâfız Süleyman Efendi"nin 1159'da fevtiyle "Abdülkerîm Efendi" ve 1160'da bunun da ref'iyle ulemâdan "Ahmed Efendi" ve 1193'de [245] kasr-ı yediyle "Abdüsselâm Efendi" ve 1217'de vefâtıyla küçük mahdûmu "Mehmed Ârif Efendi" ve 1223'de vefâtıyla "Ali Efendi" tekke şeyhi olmuşlardır.

Diğer şeyh "el-Hâc Mustafa Efendi" 1173'de vefâtıyla mahdûmu "Hâfız Abdullah Efendi" ve 1179'da bu da fevtiyle gelen "Halîl Çelebi" bir mâh sonra ref' olunarak "Hâfız Abdullah Efendi"nin oğulları "Hâfız Mehmed, Abdurrahmân" şeyh olmuş ve "Hâfız Mehmed Efendi"nin 1192'de fevtiyle oğulları "Ahmed ve İbrâhim" ve 1200'de bunların ve 1201'de amcaları "Hâfız Abdurrahmân Efendi"nin kasr-ı yedlerinden ulemâdan "Zînetzâde es-Seyyid Ali Efendi"nin mahdûmu "es-Seyyid el-Hâc Ömer Çelebi" ve 1220'de fevtiyle oğulları "Hacı Yûsufzâde" demekle meşhûr "es-Seyyid Mehmed, Ali, Sâbit, Selîm, Ahmed" Çelebiler tekke şeyhi olmuşlardır.

Bi'l-âhire birâderlerinin mecmû'-ı hisseleriyle diğer hissedâr olan "Ali Efendi"nin hisselerine 1241'de mutasarrıf olan esbak Amasya mütesellimi "Hacı Yûsuf Ağazâde es-Seyyid el-Hâc Ali Ağa" 1244'de maktûl olmakla meşîhat ciheti oğulları "es-Seyyid Abdurrahmân Eşref, Mehmed Râşid Efendiler"e kalmış ve bunların tarafından meşâhîr-i ulemâdan "Canikli el-Hâc Mehmed Efendi" ve ba'dehû bunun mahdûmu "el-Hâc Ahmed Efendi" ve bir müddet müftî-i esbak [246] "Gürcü el-Hâc Osmân Efendi" ibtidâ vekâleten, ba'dehû asâleten icrâ-yı meşîhat ve hatm-i hâcegân kırâ'at etmişlerdir.

25- "Müftüoğlu Tekkesi": Amasya müftülerinden Tâceddîn Efendizâde Ahmed Efendi tarafından 1012'de binâ edilmiş olduğu mazbût ise de 1099 harîkında yandığından nerede olduğuna dâ'ir ma'lûmât yokdur. Bu tekke Halvetîler'e mahsûs olup "Hüdâyî Mahmûd Efendi" hazretlerinin hulefâsından "eş-Şeyh Ali Efendi" ibtidâ bu tekkeye şeyh olup, irtihâlinde halîfesi "eş-Şeyh Mustafa Efendi", ba'dehû "eş-Şeyh Ramazân Efendi", ba'dehû "eş-Şeyh Ya'kûb Efendi" icrâ-yı meşîhat etmişlerdir.

Dipnotlar

  • 178 Burada verilen "1099" tarihinde bir matbaa hatası olması gerekiyor. Bu tarih, daha sonra gelen "1073" tarihinden önce gelen bir tarih olmalıdır. (Ed)
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Gelmiş nice meczûb-ı İlâhî nice müştâk
Çıkmış oradan dehre nice kâmil ü uşşâk
Gûyâ burada olmuş idi âlem-i mîsâk
Pür-feyz ü himem zâviyedir dâr-ı Amasya

(Buraya Allah aşkıyla kendinden geçmiş nice meczup, nice özlem dolu kişi gelmiş; buradan dünyaya nice olgun insan ve nice âşık çıkmıştır. Sanki ruhların Allah'a söz verdiği "misak âlemi" burada kurulmuştu; Amasya yurdu feyiz ve himmetle dolu bir zaviyedir.)

Amasya'nın feyizli toprağından bugüne kadar yetişen tarikat şeyhleri pek çoktur. Kendi yolunda sivrilen ya da yenilikçi bir tavırla bir tarikat kolu kuranların şöhreti bakımından incelendiğinde, Amasya'nın sanki büyük bir feyiz zaviyesi olduğu açıkça ortaya çıkar.

Çünkü Amasya, fethinden yarım asır sonra Selçuklu Sultanı Mes'ûd'a saltanat merkezi olduğu zaman, bu sultan bir medrese ile bir de hankah, yani tekke yaptırmıştı. Medreseyi ilimlerin ve bilgilerin yayılıp yaygınlaşmasına, hankahı da toplumun ahlakının düzeltilip arıtılmasına ayırmış; böylece İslam medeniyetini Amasya'da kurup sağlamlaştırmaya, Haçlı topluluğunun saldırılarıyla harap olan yerleri onarıp düzene koymaya bütün gücüyle çalışmıştı.

Amasya'da ilk hankahı yaptıran bu sultanın son yıllarında, söz konusu hankahın şeyhlerinden yalnızca "Mahmûd Baba" adıyla tanınan "Sirâceddîn Mahmûd bin Alî" ile ondan sonra oğlu olduğu sanılan "Alâeddîn Mehmed bin Mahmûd"un adları araştırma ve incelemeler sonucunda öğrenilebildi; fakat bunların hangi tarikattan oldukları tam olarak anlaşılamadı. Daha sonra bu hankahın şeyhliği, 628 [1230-31] yılından itibaren "Baba İlyâs-ı Horasânî" diye bilinen "Şücâeddîn Ebu'l-Bekâ İlyâs bin Alî el-Horasânî"nin erdemi ve olgunluğu, dünyadan el etek çekişi ve takvası, bağlılarının çokluğu sayesinde önem kazandı. Bu yüzden meşhur "Baba İshâk-ı Kefersûdî" bu babanın irşadının gölgesine sığınarak amaçlarına ulaşabilmiş ve sahte peygamberliğini onun nüfuzundan yararlanarak ilan etmişti.

Baba İlyâs-ı Horasânî'nin tarikatı, ehl-i sünnet şeyhlerinden Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine bağlı ve ehl-i sünnet mezhebine uygun olarak yayılmış, "Babâî Tarikatı" adıyla tanınarak halkın genel kabulünü kazanmıştır. Adı geçen İshak Baba ise esasen "İbâhiyye" yolunu (dinin yasaklarını mubah sayan yolu) benimseyip peygamberlik iddiasında bulunduğundan, onun görünüşte Babâî yoluna girmiş olması Babâî tarikatını halkın gözünde lekeleyemez.

Baba İlyâs-ı Horasânî'nin oğulları "Şemseddîn Mahmûd Tuğrâî" ile "Fahreddîn Alî"nin Selçuklu vezirlerinden olarak ün kazanmaları Babâî yolunun yayılmasına yol açtı. Bu sebeple üçüncü oğlu "Muhliseddîn Mûsâ Baba" hankahın şeyhliğinde bulunarak halkın başvurduğu bir merci olduğu gibi, babanın halifelerinden "İbik Baba", "Behlûl Baba" ve "Saltuk Baba" da Anadolu'da olağanüstü nüfuz ve itibar sahibi olmuşlardır.

İbik Baba Amasya'da hankah şeyhi olduğu sırada Mevlevî tarikatının önde gelenlerinden "Veliyyeddîn Ahmed Dede" tanınmış bir kişiydi. "Alâeddîn Ali Pervâne Bey" 714 [1314-15] dolaylarında ilk Mevlevîhâne'yi yaptırmış ve böylece Amasya'da ikinci yol olarak Mevlevîlik ortaya çıkmıştır. Ancak "Muhlis Babazâde Alâeddîn Ali Âşık Paşa" hankah şeyhi olduğundan Babâî yolu üstün kalmıştır. Amasya'da meydana gelen önemli olaylar incelenirse, bu iki yolun önde gelenlerinin birbirlerine karşı takındıkları tavırların bu olaylarda etkili bir etken olduğu anlaşılır.

Fakat Pîr İlyâs-ı Halvetî hazretlerinin Şirvan'dan dönüşüyle birlikte Amasya'da ortaya çıkan Halvetiyye tarikatı, Babâî ve Mevlevî yollarının önde gelenlerine örnek olacak derecede bağlılarını ilimlere ve bilgilere teşvik etmiş, onları zühd ve takvaya özendirmiş, emirlerin ve ileri gelenlerin işlerine karışmaktan ve onlara sataşmaktan alıkoymuştu. Bu yüzden halkın genel kabulünü kazanarak çok çabuk yayıldı.

Sultan II. Murad Han hazretlerinin devrinde "Zeynî" ve "Nakşibendî" yolları da yaygınlaşıp oldukça yayıldıysa da "Habîb-i Karamânî" ve "Çelebi Halîfe" hazretleri gibi salih büyüklerden olan Halvetîler çok büyük şöhret kazandıkları için bu iki yol ile Babâî ve Mevlevî yolları eski şöhretlerini yitirmişlerdir.

Fakat I. Selim Han devrinde Nakşibendîliğin büyüklerinden "Sun'ullâh Buhârî" gibi olgun ve yüksek himmet sahibi bir mürşit Amasya'da tarikatını yaymaya başlayınca, Nakşibendî feyzi ümmetin gönüllerini fethetmiş, Halvetiyye'nin önde gelenlerini de aydınlatarak nurunu her yana yaymıştır. 960 [1552-53] yılından sonra "Kâdirî, Celvetî ve Şa'bânî" yolları da ortaya çıktıysa da önde gelenleri ve bağlıları az olduğu için uzun süre devam edememiştir. 1047'de [1637-38] "Bayram Paşa" Amasya Mevlevîhânesi'ni yeniden yaptırarak Mevlevî yolunu canlandırmış ve [bu yol] 1160 [1747] dolaylarında Halvetî, Nakşibendî ve Mevlevî yollarının hepsine üstün gelmiştir.

Büyük hadis bilginlerinden "Turhallı eş-Şeyh Mustafa en-Nakşibendî"nin halifeleri Sivas vilayetinde çoğalınca Nakşibendî yolu öteki yolların hepsini geride bırakmış; daha sonra Nakşibendîlikten ayrılan "Mirzâcânî" ve "Hâlidî" kolları Amasya'da ağırlık kazanarak bugüne kadar feyiz yaymayı sürdürmüştür. Bu yüce tarikatların büyüklerine yurt olan zaviyeler ve tekkeler Amasya'da ilim medreselerinin sayısına denk düşecek kadar çok olduğundan, alfabe sırasıyla aşağıda yazıldı:

1. Ak Hasanoğlu Tekkesi: Sultan Bayezid [Camii]'nin doğusundaki "Abdullatîf Efendi Kütüphanesi"ne bitişiktir. Bu tekkeyi eski Amasya mütesellimi (sancağı vali adına yöneten görevli) "Ak Hasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa" 1245'te [1829-30] yaptırmış ve şeyhliğini Halvetiyye'nin önde gelenlerinden "es-Seyyid eş-Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi"ye vermiştir. Onun vefatı üzerine halifesi "es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi" tekke şeyhi olmuş; bunun 1283'te [1866-67] vefatından sonra tekke dershane yapılmış, 1303'te [1885-86] de altı fetvahane, üstü medrese olarak kullanılmıştır.

2. Ehlullah Tekkesi: Ok Meydanı'nın üst tarafında, Hızır Paşa Mahallesi'ndedir. "Meydan Ağası" diye tanınan eski Amasya mütesellimi "el-Hâc Hızır Ağa" tarafından 1064'te [1653-54] yaptırılmıştır. Bu zaviyede "Hâbilzâde eş-Şeyh Ehlullah Efendi" 1110 [1698-99] yılına kadar şeyhlik ettiğinden "Ehlullah Tekkesi" adıyla tanınmıştır. Bu tekke Halvetîlere aitti; "eş-Şeyh Yahyâ Efendi" ile "Hamamcızâde eş-Şeyh Mehmed Efendi" burada tekke şeyhi olarak tanınmışlardır.

3. Üçler Tekkesi: Üçler Mahallesi'nde, Sa'dî Çelebi Camii'nin batısına bitişiktir. Nakşibendî halifelerinden "Kırımlı eş-Şeyh Îsâ Efendi"nin eviyken 1238'de [1822-23] zaviyeye çevrilip vakfedilmiştir. Evin oturma hakkı vakfedenin evlatlarına şart koşulduğundan, onun vefatında oğlu zaviyedar olduysa da kadılık mesleğinde bulunduğu için şeyhlik vakfedenin kendisiyle sınırlı kalmıştır.

4. Çilehâne Tekkesi: Hazret-i Pîr İlyâs-ı Halvetî Türbesi'nin kuzeyindeki Ya'kûb Paşa Dairesi'nin (konağının) içindedir. Bu tekkeyi 815'te [1412-13] Osmanlı emirlerinden "Ya'kûb Paşa", "insanların ve cinlerin müftüsü" lakaplı "Gümüşlüzâde Abdurrahmân Çelebi" için yaptırmış; tevliyetini (vakıf yöneticiliğini) onun halifelerinden "Şemseddîn Mehmed Buhârî"ye ve evlatlarına, onların soyu tükenirse "Müeyyed Çelebi"ye ve evlatlarına ayırmıştır.

Bu tekke Halvetî halifelerine ayrılmıştı. Burada sırasıyla, hazret-i pîrin yerine damadı "Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi", ardından "Pîr Şemseddîn Mehmed Buhârî", ardından hazret-i pîrin oğlu "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi", 843'te [1439-40] Saraçlar şeyhi "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî", ardından "Pîr Zekeriyyâ el-Halvetî", ardından "İğnecizâde Pîr Safiyyüddîn Mahmûd el-Halvetî", ardından "Kubalı Çelebizâde Pîr Abdurrahmân Hüsâmî Çelebi", ardından 903'te [1497-98] "Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi", ardından 921'de [1515-16] "Buhârîzâde Pîr Mehmed el-Halvetî", ardından "eş-Şeyh Ya'kûb el-Halvetî", ardından halifelerden "eş-Şeyh Abdurrahmân-ı Halvetî", ardından onun oğlu "eş-Şeyh İzzeddîn Hasan el-Halvetî", ardından öteki oğlu, meşhur bilginlerden "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyn-i Halvetî" hazretleri bu çilehanede yüce şanlı şeyhler olmuşlardır. Amasya Halvetîleri arasında bu Halvetî silsilesine "Silsiletü'z-Zeheb" (Altın Silsile) denmiştir.

Daha sonra çilehane şeyhi olan "eş-Şeyh Mehmed Efendi" 1099 [1687-88] karışıklığında vefat etmiş, yerine "es-Seyyid İbrâhim Efendi" geçmiş; bu da 1116'da [1704-05] ölünce oğlu "es-Seyyid Mehmed Efendi" şeyh ve mütevelli olmuştur. 1168'de [1754-55] "es-Seyyid Mehmed Efendi"nin vefatıyla bilginlerden "Hâfız es-Seyyid Mahmûd Efendi" şeyh olduysa da 1172'de [1758-59] görevden alınmış ve "Hâfız es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevelli olmuştur. Bu zat 1214 [1799-1800] yılının sonlarında vefat edince tevliyet kızı "Şerîfe Hâtun"a verilmiş, şeyhlik ise müderrisliğe ek bir görev hâline gelmiştir.

5. Çevikçe Tekkesi: Ya'kûb Paşa Dairesi'nin batı yanındadır. Çelebi Sultan Mehmed Han hazretlerinin padişahlığı devrinde Amasya'da para yerine geçen kâğıdın (kâime-i nakdiyye) basımında ve yapımında ustalık gösteren ve "Çevikçi" adıyla tanınan "eş-Şeyh Şemseddîn Mehmed el-Kırtâsî" tarafından 831'de [1427-28] yaptırılmış; şeyhliği Halvetî halifelerine, tevliyeti ise kendi evlatlarına ayrılmıştır. Bu zaviye defalarca harap olup yeniden onarılmıştır. 1088'de [1677-78] "eş-Şeyh Süleyman Efendi" burayı onararak tekke şeyhi olmuş; 1099 karışıklığına katıldığı için şeyhlik Halvetî halifelerinden "eş-Şeyh Ömer Efendi"ye verilmiştir. 1142'de [1729-30] onun görevden el çekmesiyle "eş-Şeyh Hüseyin Efendi" tekke şeyhi olmuş; 1180'de [1766-67] onun ölümüyle meşhur bilginlerden "Sinânî eş-Şeyh Hasan el-Halvetî" hazretleri şeyh olarak ocağı yeniden canlandırmıştır. Bu zat 1209 [1795] yılı Şevval ayının altısında vefat edince Çevikçe şeyhliği "Mehmed bin Ali" ve "İsmâil bin Ahmed" adlı kişilere verilmişse de İsmâil'in ehil olmadığı anlaşılınca onun yerine adı geçen "eş-Şeyh Hasan Efendi"nin halifelerinden "eş-Şeyh Osman Efendi", "Mehmed bin Ali"nin yerine de 1246'da [1830-31] bilginlerden "Akşehirli İsmâil Efendi" şeyh olmuşlardır. "eş-Şeyh Osman Baba" 1248'de [1832-33], "İsmâil Efendi" de 1259'da [1843-44] vefat edince tekke medreseye dönüştürülmüştür.

6. Hicâbî Tekkesi: Ziyâre Mahallesi'nde, Keçioğlu Camii'ne bitişiktir. Nakşibendî halifelerinden "Kırımlı es-Seyyid eş-Şeyh Abdülbâkî Hicâbî Efendi" Ziyâre'de oturarak 1212'de [1797-98] bir tekke yaptırmış ve burada şeyhlik etmiştir. Onun vefatında halifesi ve damadı "es-Seyyid eş-Şeyh İbrâhim Zühdî Efendi" şeyh olmuş; bu da vefat edince tekke mektep yapılmıştır.

7. Hızır Paşa Tekkesi: Şâmîce Mahallesi'ndedir. Yörgüç Paşa'nın soyundan ve beylerbeyilerden "Hızır Paşa" 971'de [1563-64] yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Önce meşhur bilginlerden, "Molla Şeyh" diye tanınan Halvetî halifelerinden "İlyâs Efendi" hazretleri şeyh olmuş; onun vefatında "Memi Dede" diye bilinen "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ardından oğlu "eş-Şeyh İbrâhim Efendi", ardından büyük bilginlerden "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Efendi" şeyh olmuşlardır.

Hüsâmeddîn Efendi'den sonra bilginlerden "eş-Şeyh Mustafa Efendi" emeklilik karşılığı olarak şeyh olmuştur. Ardından meşhur vaiz "eş-Şeyh Hasan Efendi", ardından oğlu "eş-Şeyh Mehmed Efendi" bu tekkenin şeyhi olduysa da tekke 1143 [1730-31] yangınında yanarak tamamen yok olmuş, yeri bile bulunamamıştır.

8. Hoca Sultan Tekkesi: Dârüsselâm Mahallesi'nin üstünde, bugün kabrinin bulunduğu yerin doğu ve güney yanlarını çeviren evlerin yeridir. Sultan II. Bayezid Han Amasya valisiyken şehzadenin hocası olan ileri gelenlerden "Şemseddîn Ahmed Çelebi" 880'de [1475-76] orada büyük bir zaviye, yanında bir misafirhane ve bir mutfak yaptırmış, yeterli vakıflar bırakarak adını yaşatmış ve şeyhliğini Halvetî büyüklerinden "Cemâlîzâde eş-Şeyh Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe" hazretlerine vermiştir.

Bu zatın vefatından sonra oğlu "eş-Şeyh Bedreddîn Mahmûd Çelebi", ardından onun oğlu "eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Çelebi", ardından torunlarından "eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed Çelebi" ve "Alâeddîn Ali Çelebi" bu tekkenin şeyhi olmuşlardır. Alâeddîn Efendi'den sonra büyük bilginlerden bazı zatlar emeklilik karşılığı olarak tekke şeyhi olmuş, vakfın nezareti (denetimi) ise "Çelebizâdeler"e ayrılmıştır. 1097'de [1685-86] "eş-Şeyh Mehmed Efendi"nin vefatında seyyid bilginlerden "Zanalı es-Seyyid Ahmed Efendi" tekke şeyhi ve ardından mütevellisi olmuş; 1141'de [1728-29] onun vefatıyla oğlu "es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevelli, sonra da nazır olmuştur. 1172 [1758-59] yılına kadar oğulları "es-Seyyid Mahmûd, Ömer, Osman, Ahmed, Mehmed ve Hüseyin" Çelebiler tekkenin bütün görev ve gelirlerini ellerinde tutmuşlar; Abdullah Efendi'nin vefatında tekkenin yeri ve gelirleri miras paylaşımına uğrayarak yavaş yavaş mülke dönüşmüş ve tamamen ortadan kalkmıştır.

9. Sa'deddîn Tekkesi: İçeri Şehir'de, Meydan Kapısı yakınındaki Ahi Sa'deddîn Mahallesi'ndedir. 871'de [1466-67] sultan kâtibi "Sa'dî Efendi" yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Bu tekkenin yemek tahsisatı ve misafirhanesi mükemmeldi; emekli bilginlerden pek çok erdemli zat burada şeyh olmuştur. Son olarak Halvetiyye'nin önde gelenlerinden "eş-Şeyh el-Hâc Mehmed Müştâk Efendi" tekke şeyhiyken, 1260 [1844-45] yılından sonra tekke yıkılmış ve gelirleri de ortadan kalkmıştır.

10. Şamlar Tekkesi: Şamlar Mahallesi'nde, Ayas Ağa Camii'nin yakınındadır. Şehrin meşhur ileri gelenlerinden "Hoca el-Hâc Sâlih Çelebi" tarafından 951'de [1544-45] yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Halvetiyye'nin önde gelenlerinden pek çok zat bu tekkede şeyhlik etmiş, "eş-Şeyh Sâlih Efendi" hazretleri gibi keramet sahibi zatlar burada şeyh olmuştur. Daha sonra "eş-Şeyh Yûsuf Nakşibendî"nin halifelerinden "eş-Şeyh Turâbî Ali Efendi" 1231 [1815-16] yılından itibaren tekke şeyhi olarak Nakşî yolunun feyzini yaymıştır.

11. Şehir Kethüdâsıoğlu Tekkesi: Acem Ali Mahallesi'nde, Acem Ali Pınarı'nın doğusundaki çıkmaz sokağın içindedir. Nakşibendî halifelerinden "es-Seyyid eş-Şeyh Abdülbâkî Hicâbî Efendi"nin halifesi "Şehir Kethüdâsızâde es-Seyyid eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" 1238'de [1822-23] evinin yanında bir tekke yaptırmış ve burada şeyhlik etmiştir. Ardından oğlu "eş-Şeyh Ahmed Kâmil Efendi", 1299'da [1881-82] küçük oğlu "eş-Şeyh Yûsuf Ziyâeddîn Efendi" ve 1312'de [1894-95] ortanca oğlu "eş-Şeyh Mehmed Bahâeddîn Efendi" bu tekkenin şeyhi olmuşlardır.

12. Şehre Küsdü Tekkesi: Şehre Küsdü Mahallesi'nin en batı ucundaki çeşmenin üstündeydi. Şeyhlerin büyüklerinden "Pîr Sinan-ı Halvetî" hazretlerinin müritleri tarafından yaptırılmış bir tekke olup orada mahallenin doğmasına sebep olmuştur. Adı geçen pîr ilk şeyhi olmuş; onun vefatında halifesi "Derviş Ali el-Halvetî", ardından "eş-Şeyh Ahmed Efendi" tekke şeyhi olmuşlardır. Bu tekke 1241 [1825-26] yılına kadar bayındır kaldıysa da sonra harap olmuş, yeri de mülke dönüşmüştür.

13. Şeyhoğlu Tekkesi: Gümüşlüzâde Mahallesi'nin kuzeyinde, Eğri Camii yakınındaki çıkmaz sokağın içindedir. Meşhur erdemli kişilerden "Çorumlu Şeyh Hasan Efendizâde Abdullah Vecîh Efendi", "emîr" (seyyid) müderris "es-Seyyid Ahmed Efendi"nin mirasçılarından aldığı büyük evin ön tarafında 1190'da [1776-77] bir tekke yaptırmış ve burada Nakşibendî usulüyle ayin yapılmıştır. Ardından oğlu "eş-Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi" tekke şeyhi olmuş; onun vefatında oğlu "eş-Şeyh Hâfız Ali Efendi" Kâdirî olarak tekke şeyhi olmuş, 1312'de [1894-95] de onun oğlu "eş-Şeyh el-Hâc Ali Efendi" yerine geçmiştir.

14. Şeyh Cû'î Tekkesi: Amasya'nın batı tarafında, Şeyh Cû'î Bağları'nın kuzeybatısında, Şeyh Cû'î Köyü'nün altındaki gölün yakınındadır. Bu tekke bir Mevlevîhâne olup adı geçen şeyh tarafından 817'de [1414-15] yaptırılmıştır.

Bu Mevlevîhâne'nin şeyhi önce yaptıranı "Mehmed Cû'î Dede", ardından "Yoğurtçu Baba" adıyla tanınan halifesi "Pîrî Ahmed Dede", ardından "Ömer Âhî Dede" olmuş; daha başka pek çok zat da mesnevîhân (Mesnevî okutan) şeyh olmuştur. Bundan sonra gelen şeyhler "Mesnevîhân" adıyla tanınmış ve kayda geçmiştir. Bunlardan 1154'te [1741-42] "İsmâil Dede"; 1177'de [1763-64] onun vefatıyla "İbrâhim Dede"; 1190'da [1776-77] "İsmâil Dedezâde Feyzullah Dede"; 1194'te [1780] "es-Seyyid Hasan Dede" ve onun ardından "es-Seyyid Mustafa Dede"; 1204'te [1789-90] Amasya Mevlevîhânesi şeyhi "Ahmed Efendizâde Feyzullah Efendi"; 1208'de [1793-94] onun görevden alınmasıyla kardeşi "Abdullah Dede"; 1209'da [1794-95] onun görevden el çekmesiyle "Hacızâde Hüseyin Dede Efendi" ve ardından kardeşi "Hâfız Mustafa Dede"; 1220'de [1805-06] onun vefatıyla oğulları "Mehmed ve İbrâhim"; 1227'de [1812] bunların ölümüyle Amasya Mevlevîhânesi şeyhi "es-Seyyid Mehmed Kâmî Dedezâde es-Seyyid Mehmed Sâbit Dede" mesnevîhân ve tekke şeyhi olmuşlardır. Fakat bu tekkeden bugün hiçbir iz kalmamıştır.

15. Şeyh Abdul Tekkesi: Sofular Mahallesi'nde, Pîr İlyas Mezarlığı'nın en batı ucundadır. Nakşibendî şeyhlerinden "eş-Şeyh Abdullah Efendi" tarafından 961'de [1553-54] yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu tekke defalarca harap olup yeniden onarılarak 1271 [1854-55] yılına kadar korunmuşsa da sonra ortadan kalkmıştır. 1315'te [1897-98] Sivas şeyhlerinden "eş-Şeyh Gulâmî Efendi" Maarif idaresi tarafından görevlendirilerek Amasya'ya geldiğinde, tekkenin vakıfları ortadan kalkmış vakıflardan sayılarak Maarif'e alınmıştır.

16. Şeyh Kırık Tekkesi: Amasya'da ilk yapılan ve "Hânkâh-ı Mes'ûdî" adıyla tanınan tekke budur. Küpceğiz Mahallesi'nin batı tarafında, Kaşık Pınarı'nın altında ve Çıkrık Mahallesi'nin güneyindeydi. Bu hankahı 545 [1150-51] dolaylarında Selçuklu Sultanı Mes'ûd'un yaptırdığı Behcetü't-Tevârîh'te yazılıdır; "Hânkâh-ı Mes'ûdî" adıyla tanınması da bu kaydı doğrulamaktadır.

Bu hankahın ilk dönemlerine dair bilgi bulunamadı. Ancak 571'de [1175-76] "eş-Şeyh Sirâceddîn Mahmûd bin Ali" ile 607'de [1210-11] "eş-Şeyh Alâeddîn Mehmed bin eş-Şeyh Mahmûd"un bu hankahın şeyhleri olduğu bilinmektedir. 628 [1230-31] yılından itibaren ün kazanan "Şücâeddîn İlyâs bin Alî el-Horasânî" bu hankahın şeyhi olduğu için "Baba İlyâs" diye tanınmıştır. 637'de [1239-40] bu babanın müridi olduğunu iddia eden "Baba İshâk-ı Kefersûdî" olayında adı lekelendiğinden, Amasya yakınındaki çiftliğine gönderilmiş, bağlılarının ileri gelenleri dört bir yana dağıtılmış ve hankah da kapatılmıştır.

646 [1248-49] dolaylarında oğulları "Şemseddîn Mahmûd" ile "Fahreddîn Ali"nin girişimleriyle [Baba İlyas] geri getirilmiş, hankah da yeniden açılmıştır. İkinci kez hankah şeyhi olarak bulunduğu sırada vefat edince yeğeni "Behlûl Baba" şeyh olmuş; sonradan bu da "Suşehri"ne sürülünce Baba İlyas'ın müridi "İbik Baba" onun yerine geçmiştir. Bu da "Pervâne Bey"e muhalif olduğundan 671 [1272-73] dolaylarında Mısır'a kaçmış ve "Baba İlyasoğlu Muhlis Baba" şeyh olmuştur.

Pervâne Bey'in idamında nüfuzunu kullanmış olan İbik Baba geri dönmüş, Muhlis Baba da emirlik yoluna girdiğinden İbik Baba 676 [1277-78] dolaylarında ikinci kez hankah şeyhi olmuştur. O da vefat edince halifesi "Ahmed Baba" şeyh olmuştur. 701 [1301-02] bozgununda Tatar hükümdarı "Sultan Mahmûd-ı Gâzân Han"ın "Emîr Muhlis Paşa"dan ve bu şeyhten şüphelendiği bilindiğinden "Emîr Muhlis Paşa" Mısır'a kaçmış, Ahmed Baba da saklanmıştır.

Bu sırada bilginlerden "eş-Şeyh Mecdeddîn Îsâ" hankah şeyhi olduysa da 703'te [1303-04] Sultan Mahmûd'un vefatıyla kardeşi "Sultan Mehmed Hudâbende Han" tahta çıkmış, meşhur "Tokatlı Burak Baba"nın tavsiyesiyle Ahmed Baba ikinci kez hankah şeyhi olmuştur. Bu zat 711'de [1311-12] ölünce "Muhlis Paşazâde Ali Âşık Baba" yerine geçmiş ve dedesi Baba İlyâs-ı Horasânî'nin zamanını yeniden canlandırmıştır. "Sultan Ebû Saîd Bahadır Han"ın mutlak vekili "Emîr Çoban"ın teveccühünü olağanüstü derecede kazandığından, Sivas emirliğinde bulunan oğlu "Emîr Timurtaş"a vezir ve danışman olmuştur.

Ali Âşık Paşa, hankah şeyhiyken Anadolu'da bağımsızlığını ilan eden Emîr Timurtaş'ın veziri olarak ün kazanmıştı. 727 [1326-27] felaketinde bu emire yoldaş olunca, bilginlerden "Zeyneddîn Ya'kûb ez-Ziyârî", ardından meşhur fıkıh bilginlerinden "Cemâleddîn İbrâhim Aksarâyî" hankah şeyhi olmuşlardır. "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey"in akrabasından "Ca'fer Beyzâde Sultan Eretna Bey" Anadolu'da güç ve nüfuz kazandıkça bu hankahın eski nüfuzu ortadan kalkmış; 739'da [1338-39] adı geçen erdemli zatın vefatından sonra hankah kapalı bir duruma düşmüş, bununla birlikte bazı bilginlere geçim kaynağı olmuştur.

Fakat "Şâdgeldi Paşa" Amasya emiri olunca, bilginlerden "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin et-Türkmânî", ardından "Sa'deddîn Mevhûb" hankah şeyhi olarak fetva vermeye de yetkili kılınmışlardır. 787'de [1385-86] eş-Şeyh Hüsâm'ın oğlu "İzzeddîn Hasan Çelebi" bu hankahın şeyhi olmuş, ardından erdemli kişilerden "Sarı Şeyh" diye tanınan "eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed-i Rûmî" şeyh olmuştu.

804'te [1401-02] Tatar hükümdarı "Topal Timur Han" tarafından Amasya valiliğine atanan "Kara Devletşah" aleyhine halkı kışkırttığı, Osmanlı tarafını olağanüstü derecede tuttuğu ve Kara Devletşah'ı Amasya'ya yaklaştırmadığı için Timur Han'a şikâyet edilmiş; Timur oğlu "Kara Sultan Mehmed"i Amasya'ya gönderdiği sırada [Sarı Şeyh] saklanmış ve Halep'e kaçmıştır.

Çelebi Sultan Mehmed Han hazretleri Bolu'dan döndüğünde bu hankahın şeyhliğini Sarı Şeyh'in öğrencisi ve Şeyh İzzeddîn'in oğlu olan, "Şeyh Kırık" diye tanınan "Muhyiddîn Mehmed Çelebi"ye vermiş; hankahın [eski] adı yalnızca mahallede kalarak tekke "Şeyh Kırık Tekkesi" adıyla tanınmış, sonra da yanlış olarak "Çıkrık Tekkesi" denmiştir.

Bu tekkenin şeyhliği yüz yıl kadar Şeyh Kırık soyuna ait kalmış, Kanuni Sultan Süleyman hazretlerinin devrinde ise müderrislik makamında yaşlanmış bilginlere emeklilik karşılığı olarak verilmiştir. 1131 [1718-19] dolaylarında meşhur bilginlerden Tokatlı "es-Seyyid eş-Şeyh Mustafa Efendi", ardından "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ardından "es-Seyyid eş-Şeyh İsmâil Efendi" şeyh ve mütevelli olmuşlardır. Tekke bir süre harap kaldıysa da bilginlerden ve Nakşibendî büyüklerinden müftü "Şeyhzâde es-Seyyid eş-Şeyh Osman Efendi" onu onararak şeyh ve mütevelli olmuştur. Bu zatın vefatından sonra tekke, 1257 [1841-42] yılına doğru bir daha yeniden kurulması mümkün olmayacak derecede ortadan kalkmıştır. Pek kısa tutulan bu açıklamalar, okuyan araştırmacıların gözünde bu hankahın ne kadar tarihî bir tekke olduğunu belirlemeye yeter.

17. Darbhâneci Tekkesi: Pervâne Bey Mahallesi'nde, Bâlî Bey Camii'nin doğusunda, Pervâne Bey Mahallesi'ne giden sokağın içinde, çeşmenin arkasındaydı. Bugün yerini iki ev kaplamaktadır. Bu tekkeyi "Ahi Darbhâneci" diye tanınan ve Amasya'da darphane emini olan "Şemseddîn Ahmed Çelebi" 836'da [1432-33] yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Rifâî seyyidlerinden "es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi" ile müderris "Abdî Efendizâde es-Seyyid eş-Şeyh Ali Efendi" gibi bilginler bu tekkede şeyhlik etmişlerdir. Bugün yalnızca mescidi harap bir hâlde durmaktadır.

18. Kağnı Tekkesi: Kayıtlara göre Devehâne Mahallesi'ndeydi. Eski Amasya mütesellimi "Kağnı el-Hâc Ali Ağa" 1017 [1608-09] dolaylarında yaptırmış ve Kâdirî şeyhlerine ayırmıştır. Bu tekkenin mütevellisi "Aydın Paşazâde Ali Bey" 1079'da [1668-69] tekkeyi onarmış; 1143'te [1730-31] yandığından ortadan kalkmıştır. 1226'da [1811-12] meşhur bilginlerden ve Nakşibendî büyüklerinden "Taşköprülü el-Hâc Hâfız Abdullah Efendi" evinin önünde tekkeyi yeniden canlandırmış ve şeyhliğini kendisi yürütmüş; onun vefatında oğlu "eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" yerine geçmiştir. Bu "Taşköprülü Tekkesi"nin eski Kağnı Tekkesi'nin yerinde olduğu sanılmaktadır.

19. Kutub Tekkesi: "İmaret Arkası" diye bilinen Hacı İlyas Mahallesi'nde, Sultan Bayezid Medresesi'nin batısındaki sokağın içindedir. Halvetî halifelerinden "Kutub Dede" diye tanınan "eş-Şeyh Ahmed Efendi" tarafından 1018'de [1609-10] yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Adı geçen Kutub burada şeyh olmuş; onun vefatında halifesi "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ardından büyük bilginlerden "eş-Şeyh es-Seyyid İbrâhim Efendi" tekke şeyhi olmuştur. Daha sonra emekli bilginler şeyh olmuş; "Çatal Hâfız" diye tanınan değerli zatlardan "eş-Şeyh Ahmed Efendi" ile, 1220'de [1805-06] onun vefatıyla "Yeşil Şeyh" diye tanınan "Apardızâde es-Seyyid eş-Şeyh Ahmed Efendi" bu tekkenin şeyhliğinde ün kazanmışlardır.

20. Kuşbâz Tekkesi: Ya'kûb Paşa Dairesi'nin doğusunda, meydana bakan bir yerdeydi. Halvetî halifelerinden "eş-Şeyh Ya'kûb Efendi" tarafından 961'de [1553-54] yaptırılmış, vakıfları düzenlenmiş ve kendisi vefatına kadar burada şeyhlik etmiştir. Ardından "eş-Şeyh Abdurrahmân Efendi", onun vefatında ikinci "Şeyh Ya'kûb Efendi", ardından "eş-Şeyh Hasan Efendi" şeyh olmuşlardır. Sonradan harap olmuş, 1315'te [1897-98] vakıfları Maarif'e alınmıştır.

21. Gülâbî Tekkesi: İçeri Şehir'de, Câmi-i Enderûn Mahallesi'ndedir. 973'te [1565-66] beylerbeyilerden "Gülâbî Paşa" tarafından yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu tekke de Kâdirî yoluna ait iken 1100 [1688-89] yılından sonra Nakşibendî büyükleri şeyh olmuşlardı. Bugün yeri bile kaybolmuştur.

22. Gümüşlüoğlu Tekkesi: "Tâciye" diye kayıtlı olan Gümüşlü Camii'nin doğu ve güney yanlarındaki boş alandır. Amasya'da Halvetîlere ait olarak yapılan ilk tekke budur. İki yüz yılı aşkın bir süre Gümüşlüzâde ailesinin ibadet yeri olmuş mübarek bir mekândır. "Gümüşlüzâde Pîr İlyas" hazretleri önce burada halvete çekilmiş ve tarikatını yaymış; 813'te [1410-11] vefat edince halifesi ve damadı "Gümüşlüzâde Pîr Abdurrahmân Çelebi", ardından oğlu "Gümüşlüzâde Celâl Çelebi", ardından onun oğlu "Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi", 890'da [1485-86] hazret-i pîrin torunlarından "Gümüşlüzâde Sûfî Üveys Çelebi", ardından "Gümüşlüzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî", ardından "Pîr Üveysoğlu Abdurrahmân Çelebi" Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin şeyhi ve hazret-i pîrin türbedarı olmuşlardır.

993 (1585) yılında "Pîr Üveysoğlu el-Hâc Ahmed Çelebi", ardından "eş-Şeyh Hasan Efendi", ardından "Abdurrahmân Çelebi"; 1099'da onun vefatıyla "Ali Çelebi"; 1073'te [1662-63] onun ölümüyle "el-Hâc Mehmed Çelebi"; 1099'da [1687-88] hazret-i pîrin kız evlatlarının soyundan "eş-Şeyh Mustafa Efendi"; 1114'te [1702-03] "eş-Şeyh Mahmûd Efendi"; 1124'te [1712-13] onun vefatıyla oğlu "Hâfız Hüseyin Efendi"; 1135'te [1722-23] onun vefatıyla oğlu "Abdürrahîm Efendi" Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin şeyhi, hazret-i pîrin türbedarı ve mütevellisi olmuştur. Ancak Abdürrahîm ehil olmadığından "eş-Şeyh İsmâil Efendi"nin vesayeti altında bulunmuştur.

1150'de [1737-38] bu Abdürrahîm'in vefatıyla meşhur türbedar "eş-Şeyh İsmâil Efendi" mütevelli ve Gümüşlüoğlu Tekkesi şeyhi olmuştur. Saraylı "Fâtıma Hanım" bu zatı çok sevdiğinden, onun tavsiyesi ve hatırlatması üzerine 1153'te [1740-41] Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yerine mükemmel bir medrese yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. 1179'da [1765-66] adı geçen şeyh İsmâil Efendi'nin vefatı üzerine "Medrese-i Fâtımiyye" müderrisliği ile hazret-i pîrin türbedarlığı birbirinden ayrılmıştır.

Bundan sonra mütevelli ve türbedar olmak üzere "Yeğen Halîfe" diye tanınan "Mehmed Efendi" 1179'da İsmâil Efendi'nin yerine geçmiş; ailenin öteki evlatlarından "Abdullah Efendi ibn Mehmed Efendi" 1191'de [1777-78] türbedar olmuş, "Yeğen Mehmed Efendi" ise tevliyette kalmıştır. 1215'te [1800-01] [Abdullah Efendi'nin] ölümüyle "Abdurrahmân Efendizâde Mehmed Efendi", 1220'de [1805-06] onun ölümüyle "es-Seyyid Ahmed Efendi" türbedar olmuştur. 1222'de [1807-08] mütevelli Yeğen Mehmed Efendi de vefat etmiş, oğlu "eş-Şeyh Ali Efendi" [mütevelli olmuş], ardından onun görevden el çekmesiyle "es-Seyyid Hâfız Abdullah Efendi" mütevelli olmuş ve 1223'te [1808-09] türbedar es-Seyyid Ahmed Efendi'nin ölümüyle türbedarlığı da üstlenmiştir. 1231'de [1815-16] "es-Seyyid Ömer Efendi bin es-Seyyid Mehmed Halîfe"; 1247'de [1831-32] onun ölümüyle oğlu "es-Seyyid Mehmed Efendi"; 1275'te [1858-59] onun ölümüyle kardeşi "es-Seyyid Abdullah Efendi"; 1280'de [1863-64] Halvetî halifelerinden "es-Seyyid eş-Şeyh Mansûr Efendi" mütevelli ve türbedar olmuş ve bu zat 1284 [1867] yılının Muharrem ayında vefat etmiştir.

23. Mehmed Paşa Tekkesi: Mehmed Paşa Camii'nin güneyinde, yol üzerindedir. Adı geçen paşa tarafından Halvetiyye'nin önde gelenlerinden "Habîb-i Karamânî" hazretleri için 890'da [1485-86] yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu şeyh burada vefatına kadar şeyhlik etmiş ve halkı irşada çalışmıştır.

Onun vefatında halifesi, "İmamzâde Seydî Halîfe" diye tanınan "eş-Şeyh Seydeddîn Ali el-Halvetî"; onun vefatında "Habîb-i Karamânîzâde eş-Şeyh Hasan Efendi"; ardından oğlu, "Yamak Şeyh" diye tanınan "eş-Şeyh Mehmed Efendi"; 961'de [1553-54] onun İstanbul'a taşınmasıyla kardeşi "eş-Şeyh Ömer Efendi"; ardından evlatlarından "eş-Şeyh Mehmed Efendi"; 1078'de [1667-68] onun vefatıyla oğlu "eş-Şeyh Abdurrahmân Efendi"; 1107'de [1695-96] onun ölümüyle oğlu "eş-Şeyh Ömer Çelebi"; 1151'de [1738-39] onun vefatıyla oğlu "es-Seyyid Mehmed Çelebi"; 1202'de [1787-88] onun ölümüyle oğlu "es-Seyyid Ahmed Efendi"; 1210'da [1795-96] onun ölümüyle oğulları "es-Seyyid Ömer, Ali ve Mehmed" Efendiler ve 1225'te [1810-11] öteki oğlu "es-Seyyid Abdullah Efendi" şeyh ve mütevelli olmuşlardır. Ancak bunlar şeyhliğe mirasçı sıfatıyla geçtikleri için asıl şeyhlik görevi, onların vekili olan zatlar tarafından yürütülmüş; 1296'da [1878-79] göçmenlerin yerleştirilmesiyle tekke özel bir konuta dönüşmüştür.

24. Mahmûd Çelebi Tekkesi: İçeri Şehir'de, Karatay Mahallesi'ndedir. Meşhur kadılardan "İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi" 807'de [1404-05] yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Misafirhanesi mükemmel, yemek tahsisatı bol olup Nakşibendî yoluna ayrılmıştı. "Hoca Bahâeddîn Mehmed Nakşbend" hazretlerinin büyük halifelerinden "Hoca Rükneddîn Mahmûd Buhârî" hazretleri Amasya'ya geldiğinde, adı geçen kadı bu tekkeyi yaptırıp şeyhliğini bu hocaya vermiştir.

Ancak Sultan II. Bayezid Han hazretlerinin devrinde Halvetîler bu tekkede şeyhlik ederek [Nakşibendîlerin] "hatm-i hâcegân" (toplu zikir ve dua) usulünü sürdürmüşler, bunun yanında Halvetî âdetlerini de uygulamışlardır. "Çelebi Halîfe" hazretlerinin halifelerinden "eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Tokâdî" bu tekkede şeyh olmuş; ardından "eş-Şeyh Mehmed Efendi", ardından torunlarından "eş-Şeyh Hızır Efendi" bu tekkede Halvetî tarikatının postnişini olmuşlardır.

Daha sonra "Arpacızâde el-Hâc Osman Efendi"; 1097'de [1685-86] bilginlerden "İsmâil Efendi"; 1115'te [1703-04] onun görevden el çekmesiyle oğlu "Mehmed Efendi"; 1132'de [1719-20] onun vefatıyla yeniden babası "İsmâil Efendi"; 1137'de [1724-25] torunu "es-Seyyid Abdurrahmân Efendi"; 1140'ta [1727-28] onun vefatıyla "Arpacızâde eş-Şeyh Osman Efendi bin Abdurrahmân Efendi"; 1151'de [1738-39] onun vefatıyla oğulları "İbrâhim", "Abdülgafûr" ve "Abdülhamîd" ortaklaşa tekke şeyhi olmuşlardır.

Ancak bunlar ehil olmadıklarından, Abdülhamîd'in bir ay sonra ölümüyle [onun yerine] "Hâfız Süleyman Efendi"; 1166'da [1752-53] Hâfız İbrâhim'in görevden alınmasıyla meşhur bilginlerden "el-Hâc Mustafa Efendi" tekke şeyhi olmuş, Abdülgafûr Efendi ise görevinde bırakılmıştır. Hâfız Süleyman Efendi'nin 1159'da [1746-47] ölümüyle "Abdülkerîm Efendi"; 1160'ta [1747] onun da görevden alınmasıyla bilginlerden "Ahmed Efendi"; 1193'te [1779-80] onun görevden el çekmesiyle "Abdüsselâm Efendi"; 1217'de [1802-03] onun vefatıyla küçük oğlu "Mehmed Ârif Efendi"; 1223'te [1808-09] onun vefatıyla "Ali Efendi" tekke şeyhi olmuşlardır.

Öteki şeyh el-Hâc Mustafa Efendi 1173'te [1759-60] vefat edince oğlu "Hâfız Abdullah Efendi"; 1179'da [1765-66] o da ölünce gelen "Halîl Çelebi" bir ay sonra görevden alınarak Hâfız Abdullah Efendi'nin oğulları "Hâfız Mehmed" ile "Abdurrahmân" şeyh olmuşlardır. Hâfız Mehmed Efendi'nin 1192'de [1778-79] ölümüyle oğulları "Ahmed ve İbrâhim" [şeyh olmuş]; 1200'de [1785-86] bunların, 1201'de [1786-87] de amcaları Hâfız Abdurrahmân Efendi'nin görevden el çekmeleriyle bilginlerden "Zînetzâde es-Seyyid Ali Efendi"nin oğlu "es-Seyyid el-Hâc Ömer Çelebi"; 1220'de [1805-06] onun ölümüyle "Hacı Yûsufzâde" diye tanınan oğulları "es-Seyyid Mehmed, Ali, Sâbit, Selîm ve Ahmed" Çelebiler tekke şeyhi olmuşlardır.

Sonunda kardeşlerinin bütün hisseleriyle birlikte öteki hissedar Ali Efendi'nin hisselerini de 1241'de [1825-26] eline geçiren eski Amasya mütesellimi "Hacı Yûsuf Ağazâde es-Seyyid el-Hâc Ali Ağa" 1244'te [1828-29] öldürülünce şeyhlik görevi oğulları "es-Seyyid Abdurrahmân Eşref" ile "Mehmed Râşid" Efendilere kalmıştır. Bunlar adına meşhur bilginlerden "Canikli el-Hâc Mehmed Efendi", ardından onun oğlu "el-Hâc Ahmed Efendi" ve bir süre de eski müftü "Gürcü el-Hâc Osman Efendi" önce vekâleten, sonra asaleten şeyhlik etmişler ve hatm-i hâcegân okumuşlardır.

25. Müftüoğlu Tekkesi: Amasya müftülerinden Tâceddîn Efendizâde Ahmed Efendi tarafından 1012'de [1603-04] yaptırıldığı kayıtlıdır; fakat 1099 [1687-88] yangınında yandığından nerede olduğuna dair bilgi yoktur. Bu tekke Halvetîlere aitti. "Hüdâyî Mahmûd Efendi" hazretlerinin halifelerinden "eş-Şeyh Ali Efendi" önce bu tekkenin şeyhi olmuş; onun vefatında halifesi "eş-Şeyh Mustafa Efendi", ardından "eş-Şeyh Ramazan Efendi", ardından "eş-Şeyh Ya'kûb Efendi" burada şeyhlik etmişlerdir.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • meczûb: Allah sevgisiyle kendinden geçmiş kimse
  • âlem-i mîsâk: ruhların yaratılışta Allah'a kulluk sözü verdiğine inanılan ezelî an
  • hânkâh / zâviye / tekke: dervişlerin toplandığı, kimi zaman yolcu ağırlayan tarikat yapısı
  • meşîhat: şeyhlik makamı
  • tevliyet / mütevellî: vakıf yöneticiliği / vakıf yöneticisi
  • nezâret / nâzır: vakfı denetleme görevi / denetçi
  • halîfe: şeyhin, tarikatı öğretme izni verdiği yetkili müridi
  • irtihâl / fevt: vefat, ölüm
  • ref': görevden alınma
  • kasr-ı yed: görevden el çekme
  • ber-vech-i tekâ'üd: emeklilik karşılığı olarak (yaşlı müderrislere geçim için verilen görev)
  • mütesellim: sancağı vali adına yöneten görevli
  • ta'âmiyye: tekkenin yemek tahsisatı
  • hatm-i hâcegân: Nakşibendîlerin toplu hâlde yaptıkları zikir ve dua
  • mesnevîhân: Mevlânâ'nın Mesnevî'sini okutup şerh eden kişi
  • evlâd-ı benât: kız evlatlardan gelen soy
  • evkâf-ı münderise: izi silinmiş, işlemez hâle gelmiş vakıflar
  • İbâhiyye: dinin yasaklarını mubah sayan sapkın yol
  • Silsiletü'z-Zeheb: "Altın Zincir"; kesintisiz ve seçkin şeyhler halkası
  • Ma'ârif: Osmanlı'da eğitim işlerine bakan idare

Babâîlik Bir Tarikat mıydı

Hüsameddin bu bölüme Amasya'nın tasavvuf tarihini bir tarikatlar sırası hâlinde kurarak başlar: önce Babâîler, sonra Mevlevîler, ardından Halvetîler ve Nakşibendîler. Bu sıranın ilk halkası bugün en çok tartışılan kısımdır. Yazar, Baba İlyâs-ı Horasânî'nin "Babâî Tarikatı" adıyla bir yol kurduğunu, bu yolun Cüneyd-i Bağdâdî'ye bağlanan ve ehl-i sünnete uygun bir tarikat olduğunu, 1240 ayaklanmasının ise yalnızca Baba İshak'ın sapkınlığından doğduğunu söyler. Bu görüş, bugünkü araştırmaların vardığı sonuçlarla büyük ölçüde ayrılır.

Ahmet Yaşar Ocak'a göre "Babaî" terimi ilk defa olaya çağdaş tarihçi İbn Bîbî'de geçer ve orada yalnızca isyana katılanları anlatır; herhangi bir tarikat adı olarak kullanılmaz. Terimi bir tarikatın adı gibi ilk kullanan, XVI. yüzyılda Taşköprizâde'dir. Sonraki yazarlar da bu kullanımı benimsemiş, Ocak'ın açıkça belirttiği üzere Amasya Tarihi müellifi Hüseyin Hüsâmeddin de onlardan biri olmuştur. Ocak'a göre Baba İlyas kendi adına bir tarikat kurmamış, bağlı bulunduğu Vefâiyye tarikatının şeyhi olarak Amasya yakınındaki Çat köyünde (bugünkü İlyas köyü) açtığı zaviyede, yarı göçebe ve okuma yazma bilmeyen Türkmenlere onların yapısına uygun bir tasavvuf anlayışı sunmuştu. Baba İlyas'ın Vefâî olduğunu, aynı soydan gelen Âşıkpaşazâde de kaydeder.

Hüsameddin'in "ehl-i sünnete muvafık" diye nitelediği bu hareketi Ocak, eski Türk inançlarının, kısmen İsmâilî tesirlerin ve Anadolu'da karşılaşılan başka inanç kalıntılarının İslâmî bir örtü altında birleştiği, Sünnîliğe uymayan bir yapı olarak tarif eder. Kaynaklar Baba İlyas'ı Türkmenlerin gözünde bir mehdî, hatta "Baba Resûlullah" olarak anar. Ocak'a göre ayaklanmayı planlayan da Baba İshak değil, Baba İlyas'ın kendisidir; Baba İshak onun en önde gelen halifesi olarak hareketi onun adına yönetmiştir. Dolayısıyla Hüsameddin'in iki şeyh arasına çizdiği keskin çizgi, yani "suç Baba İshak'ındır, Baba İlyas'ın yolu temizdir" yorumu, bugünkü araştırmalarda kabul görmez. Ocak, Baba İshak'ın aslında Trabzon Komnenos hanedanından bir Rum dönmesi olduğu yolundaki iddianın da Hüsameddin'e ait olduğunu, eserin ikinci cildinde kaynak gösterilmeden ileri sürüldüğünü ve hiçbir delille desteklenmediğini, ancak bir ihtimal olarak değerlendirilebileceğini not eder.

Baba İlyas'ın Ölümü ve Hankahın Kaderi

Hüsameddin'in Şeyh Kırık Tekkesi maddesinde anlattıkları, ilk bakışta dikkatli okuru şaşırtır. Yazara göre Baba İlyas 1240 olaylarından sonra Amasya yakınındaki çiftliğine gönderilmiş, 646 [1248-49] dolaylarında oğullarının girişimiyle geri dönmüş, hankahta ikinci kez şeyhlik etmiş ve burada vefat etmiştir. Oysa Ocak'ın derlediği çağdaş kaynaklara göre Baba İlyas, ayaklanma sırasında Amasya Kalesi'ne sığınmış, Mübârizüddin Armağanşah'ın kuvvetleri tarafından burada kıstırılıp yakalanmış ve idam edilmiştir. Baba İshak da onun intikamını almak üzere Konya'ya yürürken Kırşehir yakınındaki Malya ovasında yenilip öldürülmüştür.

Bu iki anlatı arasındaki uçurumu biraz olsun açıklayan, Baba İlyas'ın torunu Elvan Çelebi'nin 1358-59'da yazdığı Menâkıbü'l-kudsiyye'dir. Bu menkıbeye göre Baba İlyas yakalanıp Amasya Kalesi'ne kapatılmış, zindandaki kırkıncı gününde hücresinin duvarı yarılmış, boz atı gelip onu alarak gözden kaybolmuştur. Ailenin kendi geleneğinde şeyhin ölmediği, kaybolduğu inancının yaşadığı görülüyor. Hüsameddin'in, Baba İlyas'ın sonradan geri dönüp yeniden şeyh olduğu yolundaki anlatısı bu geleneğin bir yansıması olabilir; ancak yazar kaynağını belirtmediği için bu yalnızca bir ihtimaldir.

Hankahın kuruluşuna dair de küçük bir ayrılık vardır. Hüsameddin, Behcetü't-Tevârîh'e dayanarak hankahı Sultan Mes'ûd'un 545 dolaylarında yaptırdığını, ilk şeyhlerden Sirâceddîn Mahmûd bin Ali'nin tarikatının bilinmediğini söyler. Kadir Özköse, Seyfullah Kara'nın çalışmasına dayanarak Sultan I. Mesud'un Amasya'da Simre adında bir yerleşim kurduğunu, burada yaptırdığı Hankah-ı Mesudiye'ye şeyh olarak Sirâceddin Mahmud b. Ali el-Hocendî'yi atadığını, I. Alâeddin Keykubad'ın ise bu hankahın şeyhliğine Tâceddin Ebü'l-Vefâ el-Harezmî'yi getirdiğini yazar. Bu "Ebü'l-Vefâ" adı, Baba İlyas'ın bağlı olduğu Vefâiyye çizgisiyle birlikte düşünüldüğünde ilginç bir ipucudur; fakat ikisi arasında doğrudan bir bağ kuran bir kayda rastlanmadı.

Âşık Paşa ve Ardılları

Hüsameddin'in hankah şeyhleri arasında saydığı "Muhlis Paşazâde Ali Âşık Baba", Türk edebiyatının en eski tasavvufî mesnevilerinden Garibnâme'nin şairi Âşık Paşa'dır. Kimi kaynaklarda Kırşehir'de 670 [1272] yılında doğduğu, asıl adının Ali, mahlasının Âşık olduğu kaydedilir. Babası Muhlis Paşa, Baba İlyas'ın en küçük oğludur. Menkıbeye göre ayaklanma sırasında kundaktaki bebek Muhlis, ateşe verilen Çat köyünden kurtarılmış, yedi yaşında Mısır'a götürülmüş, yedi yıl sonra Anadolu'ya dönmüştür. Âşık Paşa'nın Anadolu Valisi Timurtaş Paşa'nın veziri olduğu, bazı siyasî olaylara karıştığı için Mısır'a gittiği, Amasya'ya dönerken Kırşehir'de hastalanıp 13 Safer 733 [3 Kasım 1332] tarihinde orada öldüğü bilinmektedir. Hüsameddin'in "727 felaketinde emire yoldaş oldu" sözü, Timurtaş'ın düşüşünden sonra şairin Mısır'a gidişiyle örtüşür. 730 [1330] yılında yazılan on iki bin beyitlik Garibnâme, halkı eğitmek amacıyla sade bir Türkçeyle kaleme alındığı için yüzyıllar boyunca geniş bir okur kitlesine ulaşmıştır. Amasya'daki bir hankahın şeyhi olarak anılan bu şairin, Anadolu Türkçesinin ilk büyük eserlerinden birini vermiş olması, metnin satır arasında kolayca gözden kaçabilecek bir ayrıntıdır.

Hankahın sonraki tarihinde Sarı Şeyh'in Timur'un atadığı Kara Devletşah'a karşı Osmanlı tarafını tutması ve Halep'e kaçması, Çelebi Mehmed'in de şeyhliği onun öğrencisine vermesi, Ankara Savaşı'nın (1402) ardından Amasya'daki dinî çevrelerin siyasî tercihlerine ışık tutan bir kayıttır. Başka kaynaklarda Sarı Şeyh'e dair bilgiye rastlanmadı. Hüsameddin'in "Çıkrık Tekkesi" adının "Şeyh Kırık"tan bozma olduğu yolundaki açıklaması da yazarın kendi yorumudur.

Amasya ve Halvetîlik

Hüsameddin'in sıraladığı yirmi beş tekkenin yarıdan fazlası bir dönem Halvetîlerin elindedir; bu oran, şehrin Halvetî tarihi bakımından taşıdığı önemi tek başına gösterir. Süleyman Uludağ'a göre Halvetiyye, Sadreddîn-i Hiyâvî'nin halifelerinden Amasyalı Pîr İlyas tarafından Anadolu'ya getirilmiştir. Kadir Özköse de bu sebeple Halvetîliğin Osmanlı topraklarında ilk filizlendiği merkezin Amasya olduğunu söyler; tarikatın Amasya'ya ancak II. Bayezid'in valiliği döneminde girdiği yolundaki görüşü doğru bulmaz. Tarikatın Anadolu'da asıl yaygınlaşması ise ikinci pîri sayılan Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin (ö. 868/1463-64) halifeleri eliyle olmuştur. Bunlardan Habîb-i Karamânî Amasya'ya gelmiş, Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'nın 890 [1485] yılında onun için yaptırdığı tekkede ölümüne kadar irşat etmiş, öldükten sonra tekkenin bahçesine gömülmüştür. Çelebi Halîfe diye bilinen Cemâl-i Halvetî ise Şehzade Bayezid'in yakın ilgisini görmüş, şehzade ona intisap bile etmiştir.

Pîr İlyas'ın ölüm tarihi konusunda kaynaklar uyuşmaz. Hüsameddin bu tarihi 813 [1410-11] olarak verir. İsmail İpek, Lemezât'ta 837 [1433-34] tarihinin geçtiğini, Pîr İlyas ile Yahyâ-yı Şirvânî'nin aynı şeyhin müridleri ve yaşça birbirine yakın olmaları sebebiyle bu ikinci tarihin daha doğru göründüğünü yazar. Özköse ise 833 [1429] tarihini kullanır. Hüsameddin'in verdiği tarih, Pîr İlyas'ın şeyhi kabul edilen Sadreddîn-i Hiyâvî'nin 860 [1455] yılındaki ölümünden neredeyse yarım asır önceye düştüğü için de güçlük doğurur. Benzer bir belirsizlik damadı Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için de geçerlidir: Baha Tanman onun ölümünü 903 [1497-98], Özköse ise 827 [1424] olarak verir.

Listedeki yapıların arasında bugün ayakta kalan en önemlisi Çilehâne, yani Yâkub Paşa Tekkesi'dir. Baha Tanman'a göre vakfiyesi 815 Zilkadesinde [Şubat 1413] Amasya Kadısı Sarı Kadı lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilmiş; Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yâkub Paşa tarafından Halvetiyye'ye şart koşularak kurulmuştur. Hüsameddin'in "Silsiletü'z-Zeheb" diye sıraladığı şeyhler Tanman'ın verdiği listeyle büyük ölçüde örtüşür. Tanman, 1031 [1622] yılında Vâiz Şeyh Hüsâmeddin Efendi ile Şeyh Abdi Efendi arasında çıkan şeyhlik anlaşmazlığını gidermek için yapının mescit ve halvethane bölümünde bir medrese açıldığını, tekke işlevinin ise öteki bölümlerde sürdürüldüğünü de kaydeder. Hüsameddin'in "şeyhlik müderrisliğe ek görev oldu" sözü, bu ikili kullanımın sonraki bir aşamasını anlatıyor olmalıdır.

Yapı mimarlık tarihi bakımından da ayrı bir değer taşır. Mescidin iki yanında, dervişlerin inzivaya (halvete) çekildiği altı penceresiz halvethane ile pencereli altı derviş hücresi sıralanır; tekkenin halk arasındaki "Çilehâne" adı buradan gelir. Tanman, erken Osmanlı döneminden özgün şekliyle günümüze ulaşan bu nadir tarikat yapısının plan şemasının sonraki yüzyıllarda başka Halvetî tekkelerinde sürdürülmemesini şaşırtıcı bulur. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" imzalı dövme demir kapısı erken Osmanlı maden sanatının seçkin bir örneğidir. Yapı 1939 Erzincan depreminde zarar görmüş, 1967'de onarılmıştır. Pek çok Halvetî şeyhinin burada yetişmesi sebebiyle Hasan Karataş'ın tezinde yapıya "derviş fabrikası" dendiği aktarılır. Hemen yakındaki Pîr İlyas Türbesi de bugün Pirler Parkı içinde ayaktadır; 1486'da yaptırılan, 1688'de yenilenen, 1895 depreminden sonra yıkılıp yeniden kurulan bu türbede Pîr İlyas'la birlikte damadı ve torunu da yatmaktadır.

Öteki Halvetî tekkeleri hakkında Özköse'nin aktardığı birkaç ayrıntı, Hüsameddin'in kuru şeyh listelerine canlılık katar. Şamlar Tekkesi'nin şeyhi Sâlih Efendi, akıl hastalarını iyileştirdiğine inanılan bir zattır ve mezarı Bîmarhâne'nin doğu tarafındaki son odadadır. Şehre Küsdü Tekkesi'nin kurucusu Pîr Sinan (ö. 957/1550) ise vaazlarında Amasya valisi Şehzade Mustafa'yı eleştirdiği için vaaz vermekten men edilmiş, buna küserek bütün görevlerini bırakıp inzivaya çekilmiştir; mahallenin "Şehre Küsdü" adı bu olaya bağlanır. Hoca Sultan Tekkesi'nde XVII. yüzyıl başında şeyh olan Rasul Efendi'nin 1017 [1608] yılında vakıf muhasebesinde zimmeti çıktığı gerekçesiyle görevden alındığı, halkın ise bunu kadının garazına yorduğu da Necdet Yılmaz'dan aktarılan bir kayıttır. Özköse ayrıca Hüsameddin'in bu listede yer vermediği bir Halvetî tekkesini, Şâdgeldi Paşa'nın torunu Ehl-i Hatun'un 1467'de yaptırdığı Meydan Tekkesi'ni, yine Amasya Tarihi'nin ilerideki sayfalarına dayanarak anar.

Nakşibendîliğin Anadolu'ya Girişi

Mahmûd Çelebi Tekkesi maddesi, Türk tasavvuf tarihinin tartışmalı bir sorusuna doğrudan dokunur. Hüsameddin'e göre kadı İmâdzâde Bedreddîn Mahmûd Çelebi bu tekkeyi 807 [1404-05] yılında, Bahâeddîn Nakşbend'in halifelerinden Rükneddîn Mahmûd Buhârî için yaptırmıştır. Özköse bu kayda dayanarak tekkeyi "Anadolu'daki ilk Nakşibendiyye tekkesi" olarak anar. Hasan Demirtaş ise ilim çevrelerinde genel kabulün, Nakşibendîliğin Anadolu'ya XV. yüzyılın ikinci yarısında Simavlı Molla Abdullah İlâhî vasıtasıyla girdiği yönünde olduğunu; kimi çalışmaların ise tarikatın girişini Ankara Savaşı sırasında Timur'un ordusunda bulunan Nakşî şeyhlerine bağlayıp ilk tekkenin 1404-1405'te Amasya'da Bedreddin Mahmud Çelebi tarafından kurulduğunu ileri sürdüğünü belirtir. Demirtaş, Saruhanoğulları dönemine ait, daha önce yayımlanmamış 1381 tarihli Şeyh Hâce İshak er-Rûmî vakfiyesini bu tartışmaya yeni veriler katan bir belge olarak değerlendirir.

Tekkenin kuruluş tarihi Ankara Savaşı'ndan yalnızca iki yıl sonrasına düşer. Bir Buharalı Nakşî şeyhinin tam bu yıllarda Amasya'ya gelmiş olması, Timur'un Anadolu seferiyle bağlantılı olabilir; ancak bunu doğrulayan bir kayda ulaşılamadı. Hüsameddin'in II. Bayezid devrinde Halvetîlerin bu tekkede hem hatm-i hâcegânı sürdürüp hem de Halvetî âdetlerini uyguladıklarını söylemesi de dikkate değer: Aynı çatı altında iki tarikatın usullerinin bir arada yaşadığını gösteren bu ayrıntı, Amasya'da tarikatlar arasındaki sınırların sanıldığı kadar kesin olmadığını düşündürür. Hüsameddin'in giriş kısmında Sun'ullah Buhârî'nin Nakşibendî feyziyle Halvetî büyüklerini de "aydınlattığını" söylemesi aynı tabloyu tamamlar.

Amasya Mevlevîhânesi ve Şeyh Cû'î

Hüsameddin'in Mevlevîlik hakkında verdiği kısa bilgiler, Abdülhalim Durma'nın Amasya Mevlevîliği üzerine yazısında daha ayrıntılı bir çerçeveye oturur. Durma'ya göre Alâeddin Ali Pervâne Bey ilk Mevlevîhâne'yi 1314 yılında yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir; kayıp vakfiyenin içeriği, onu görenlerin sözlü ifadelerinden yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. Ancak Mevlevîlerin Amasya'daki varlığı bundan eskidir: Hüsameddin'in gördüğü eski belgelere göre 1276'da Veliyüddin Ahmed Dede, 1284'te Alâeddin Ali Dede, 1300'de Celâleddin Mehmed Dede Amasya'da Mevlevî şeyhi olarak bulunmaktaydı. 1602'de Mevlevîhâne yanmış; şeyh Mehmed Ârif Dede durumu eski sadrazam Bayram Paşa'ya bildirmiş, Bayram Paşa da 1637'de su sıkıntısı çeken Amasya'ya kendi kesesinden su getirmiş, bir kervansarayla birlikte Mevlevîhâne'yi yeniden yaptırmıştır. Hüsameddin'in 1047 tarihi buna denk düşer.

Mevlevîhâne Hükümet Köprüsü yakınında, Yeşilırmak kıyısındaydı. Durma, yapının en son 1919'da Mustafa Kemal'in Havza'dan gönderdiği bir genelgenin halka duyurulması için yapılan toplantıya ev sahipliği ettiğini, şeyhlerinden Cemaleddin Efendi'nin Mustafa Kemal'i Havza'dan Amasya'ya davet eden heyette yer aldığını ve Amasya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin kurucularından olduğunu yazar. Yapının, 1925'te tarikatların kaldırılmasının ardından bugünkü Yavuz Selim Meydanı'nın açıldığı sırada yıktırılmış olması muhtemeldir.

Listede on dördüncü sırada anılan Şeyh Cû'î Mevlevîhânesi'nin kurucusu Mehmed Cû'î Dede, Şâdgeldi Paşa zamanında Amasya Mevlevîhânesi'nde şeyhlik etmiş, sonra kendi köyüne çekilerek 1414'te orada bir Mevlevîhâne, tekke, mektep ve çeşme yaptırmış, köyün bütün arazisini Mevlevîhâne'ye vakfetmiştir. Hüsameddin'in verdiği 817 tarihi bu yıla karşılık gelir. Hüsameddin tekkeden "hiçbir iz kalmadığını" söyler; köy ise uzun süre Şeyhcui adıyla anılmış, bugün resmî olarak Yuvacık adını taşısa da halk arasında hâlâ eski adıyla bilinmektedir. Kimi kaynaklarda Şeyh Cû'î'nin türbesinin köy camiinin yanında bulunduğu ve yaptırdığı çeşmenin bugün de durduğu kaydedilir; bu bilgiler yerinde doğrulanamadı.

Müftüoğlu Tekkesi ve Celvetîlik

Hüsameddin son maddede Müftüoğlu Tekkesi'nin Halvetîlere ait olduğunu söyler, ama ilk şeyhini "Hüdâyî Mahmûd Efendi"nin halifesi olarak tanıtır. Aziz Mahmud Hüdâyî (ö. 1038/1628) Celvetiyye tarikatının kurucusudur. Özköse bu çelişkiden hareketle tekkenin Halvetiyye için yapıldığı hâlde Celvetî şeyhlerince işletildiği sonucuna varır. Ne var ki iki tarikatı birbirinden kesin çizgilerle ayırmak da kolay değildir. Hasan Kâmil Yılmaz'a göre Celvetiyye'nin silsilesi Bayramiyye ile birleşir, fakat Hüdâyî'nin şeyhi Üftâde'nin ve kendisinin Halvetî çevrelerle bağları vardır; Hüdâyî "Bizim tarikimiz hem Halvetî hem Celvetî'dir" demiştir. Hüsameddin'in nitelendirmesi bu açıdan bütünüyle yanlış sayılmaz; giriş kısmında Celvetîliği 960'tan sonra Amasya'da görülen ama kısa ömürlü olan yollar arasında saymasıyla birlikte düşünüldüğünde, Müftüoğlu Tekkesi'nin bu kısa Celvetî döneminin belki de tek somut izi olduğu söylenebilir.

Tekkelerin Akıbeti

Hüsameddin'in listesi, okunduğunda bir kuruluş tarihinden çok bir çözülme tarihi gibi görünür. Tekkelerin önemli bir kısmı yazarın kendi zamanından önce ortadan kalkmıştı: Hızır Paşa ve Kağnı tekkeleri 1143 [1730-31] yangınında, Müftüoğlu Tekkesi 1099 [1687-88] yangınında yanmış; Hoca Sultan Tekkesi mirasçılar arasında paylaşılarak mülke dönüşmüş; Gümüşlüoğlu Tekkesi'nin yerine 1153'te Fâtıma Hanım Medresesi kurulmuş; Çevikçe ve Ak Hasanoğlu tekkeleri medreseye, Hicâbî Tekkesi mektebe çevrilmiştir. XIX. yüzyılın sonunda Kuşbâz ve Şeyh Abdul tekkelerinin vakıfları Maarif'e aktarılmış, Mehmed Paşa Tekkesi'ne 1296 [1879] yılında Kafkas göçmenleri yerleştirilince yapı özel konut olmuş ve bir daha asıl işlevine dönememiştir. Görülen o ki şeyhliğin babadan oğula geçen, hisselere bölünen bir gelir kapısına dönüşmesi, bu çözülmenin başlıca sebeplerinden biridir; Hüsameddin de pek çok yerde "ehil olmadıkları için" görevden alınan mirasçı şeyhlerden söz eder. Ayakta kalan tekkeler ise 1925'te tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla işlevini tamamen yitirmiştir.

Metindeki Bazı Güçlükler

Kitabın yayıma hazırlayıcısı, Gümüşlüoğlu Tekkesi maddesinde Abdurrahmân Çelebi'nin vefatı için verilen "1099" tarihinin bir baskı hatası olması gerektiğini, sıradaki 1073 tarihinden önce gelmesi gerektiğini not eder. Mahmûd Çelebi Tekkesi maddesinde de 1166 tarihi 1159 ve 1160'tan önce anılmıştır; ya bir baskı hatası ya da yazarın olayları şeyh şeyh ayrı izlemesinden doğan bir sıra karışıklığıdır. Giriş kısmında 1047'de Bayram Paşa'nın Mevlevîhâne'yi yeniden yaptırmasından sonra gelen "1160 dolaylarında Halvetî, Nakşibendî ve Mevlevî yollarının hepsine üstün geldi" cümlesinin öznesi açık değildir; cümle Mevlevîliğin kendisine üstün geldiğini söyler gibi okunmaktadır. Hemen ardından Nakşibendîliğin öteki yolları geride bıraktığının anlatılması, burada bir eksiklik ya da dizgi hatası bulunabileceğini düşündürür. Çevikçe Tekkesi'nin kurucusu için kullanılan "kâime-i nakdiyye" (para yerine geçen kâğıt) ifadesini Özköse "değerli kâğıt yapımı" diye anlamıştır; kurucunun "Kırtâsî" (kâğıtçı) lakabı da onun kâğıt yapımıyla uğraştığını gösterir. Hüsameddin'in çeşitli maddelerde andığı "1099 fırtınası", Özköse'de "1099/1688 senesi olayları" olarak geçer; bu karışıklığın mahiyetine dair bilgiye rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 148–155. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

  • Pir Şücaeddin İlyas Türbesi, Kültür Portalı (Amasya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü).

Diğer kaynaklar

  • Abdulhalim Durma, "Amasya'da Mevlevilik", semazen.net.
  • Taylan Köken, "Şeyh Cui Baba Türbesi / Amasya – Merkez – Yuvacık Köyü", Sosyo Denemeler, 2013.

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.