33- "Savakça Mahallesi": Soğuk Pınar’ın altında Amasya'nın müntehâ-yı şarkîsinde kâ'in ve şarkan Lokman Dağı ve garben dere ve cenûben Soğuk Pınar ve şimâlen Âhûr Önü ile mahdûddur. Hulefâ-yı Safeviyye’den [151] "Erzincânî Abdurrahmân Halvetî" hazretleri burada ikâmetle zâviyesi önünde çeşme ve altında ağaçdan ufak olarak "savak-havud"¹⁶⁰ yapdırdığı münâsebetle o havuda "Savakça" denmiş ve mu'ahharan mahalleye alem-i mahsûs olmuşdur. El-yevm elsine-i âmmede "Savahça Mahallesi" denmekdedir. "Şeyh Kırık-Şeyh Galalarîk" kaziyyesi gibi ba'zı zevât bu "Savakça"yı da "Sevâdiye" şeklinde yazmış ve kuyûd-ı resmiyeye bu sûretle geçmişdir. Fakat bu yazış 980'den sonra hâdis olmuşdur. Kuyûd-ı atîkada "Savakça Mahallesi" mukayyeddir. Lisân-ı Arabî'de "serçe" ma'nâsına olan "sevâdiye" ve "karaltı ve bir şehrin köykendi" ma'nâsına olan "sevâd" kelimelerinin bu mahalle ile münâsebeti anlaşılamaz. Bu mahallede "Murâd Ağa Mescidi" ve "Abdurrahmân Medresesi" ve "Savakça Çeşmesi" olup, mescid-i şerîfi 1029 hudûdunda dergâh-ı âlî çavûşânından "Murâd Ağa" binâ etmişdir. Medrese karîben zikr olunacakdır. El-yevm bunlardan eser yokdur. Çeşme mevcûd ise de nâmı tebeddül etmişdir.
34- "Sofîzâde Mahallesi": "Gümüşlüzâde Mahallesi"nin altında olup şarkan "Yâkûtiye" ve garben ve cenûben "Gümüşlüzâde" mahalleleri ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. Kadîmen "Gıyâseddîn Şâh Bahçesi" [152] yerindedir. "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin mu'allim ve müsteşârı "Sofî Bâyezîd Çelebizâde Mahmûd Çelebi" bu mahallede ikâmet etdiği münâsebetle "Sofîzâde Mahallesi" denmişdir.
835'de mûmâ-ileyh "Mahmûd Çelebi" bu mahallede bir mescid-i şerîf ve 843'de "Yörgüç Paşa"nın halîlesi "Şahbulâ Hâtun binti Mustafa Bey" bu mescidin yanında bir mekteb ve çeşme binâ ve her ikisi de evkâfını tanzîm etmişlerdir. Bu mahallede bir Kâdirî Tekkesi olup karîben îzâh olunur. Sultân Süleyman Hân-ı Kânûnî vüzerâsından "Sofî Mehmed Paşa" bu mahallede tevellüd etmişdir.
35- "Sofîler Mahallesi": Gedikli Kaya’nın şark-ı şimâlî eteğinde olup şarkan Pîr İlyâs Mezârlığı ve garben Gümüşlüzâde ve şimâlen Yâkutiye ve Mehmed Paşa mahalleleri ve cenûben Balus Kayası etekleri ile mahdûddur. Bu mahalle kadîmen "Behrâm Şâh Mülkü" demekle meşhûr olup hazret-i Pîr İlyâs ve Abdurrahmân Çelebi’ler devrinde meşhûr dokuz kadar sofîlerin ikâmetgâhı olduğu münâsebetle "Sofîler Mahallesi" denmişdir.
Bu mahallede "Emîr Mübârizeddîn Behrâm Şâh" bir mescid-i şerîf ve çeşme binâ etmişdir. Buna "Behrâm Şâh Mescidi" denir. Ba'dehû "Gümüşlüzâde Hoca Celâl Çelebi" bu mahallenin başında yüksek bir mevki'de hazret-i pîr için bir zâviye-i âliye binâsıyla "Pîr Abdurrahmân Çelebi" devrinde "Kasr-ı Sofiyân" tesmiye edilmişdir. [153]
Ba'dehû Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî devrinde beylerbeyilerden "Hacı Sinan Beyzâde Abdullah Paşa" 890'da kârgîr ve gâyet metîn bir câmi-i şerîf ve şark tarafında bir minâre ve önünde bir medrese ve dârü'l-kurrâ binâ eylediğini müte'âkib irtihâl eylediğinden mahdûmu defterdâr "Abdî Abdülkerîm Bey" 907'de evkâfını tanzîm etmişdir.
Bu câmi-i şerîf Sofîler Caddesi üzerinde olup yüksek olduğu münâsebetle taş merdiven ile çıkılır. Merdivenin önünde bulunan kapının iç tarafı câmi-i şerîfin ön avlusu olup üstü kubbe ile mestûrdur. Cenâhlarında ikişer oda olup medresesi bu odalardır. Bu avlu önünde yine taş merdiven olup cesîm kapısından câmi-i şerîfe girilir. Cebhesi siyâh taşdan masnû' olup kapısı üzerinde şu kitâbe vardır:
بايزيد عز نصره فى سنة¹⁶¹ عمر دار الحديث عبدهللا پاشا بن الحاج سنان عفى هللا عنهما فى أيام سلطان
تسعين وثمانمأة
Şu kitâbenin delâleti üzere bu câmi-i şerîf ve medrese dâru'l-hadîs olmak üzere binâ edilmiş ve 907 târîhli vakfiyesinde dahi bu cihet musarrah bulunmuşdur.
36- "Acem Ali Mahallesi": Uzun Yol müntehâsında olup şarkan Çırakçı ve Pervâne Bey ve garben Çeribaşı ve cenûben Dârü's-Selâm ve şimâlen Hoca Süleyman mahalleleriyle mahdûddur. Meşâhîr-i a'yândan [154] "Hoca el-Hâc Acem Ali Ağa" 880 târîhine kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.
Hoca-i mûmâ-ileyh bu mahallede hânesi önünde bir çeşme ve yanında bir mekteb ve ahfâdından "Bâlî Bey bin Mustafa Çelebi bin Hoca Acem Ali Ağa" 917'de kârgîr bir câmi-i şerîf ve şark tarafında bir minâre binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu câmii yapan mi'mâr "Mahmûd Çelebi" olduğu yan penceresi üzerinde ve yapdıran "Bâlî Bey" olduğu kapısı üzerinde mahkûkdur.
Kitâbe şudur:
”عمر هذا المسجد المبارك بالى بك فى سنة سبع عشرو تسعمأة¹⁶²
Şu kitâbenin âhir tarafı bir mikdâr kırılmış olduğu cihetle "Bâlî"nin nısf-ı a'lâsı kırıkdır. 917'de tescîl edilen vakfiyesinde ismi muharrerdir. Bu câmi-i şerîf mükerreren ta'mîr edilmiş ve 1271'de yanmış olup minâresi hedm edildiğinden "Yanık Minâre" nâmıyla meşhûr olmuşdur.
37- "Fethiye Mahallesi": "Kuba"nın altında olup şarkan dere ve garben "Hacı Hamza" ve cenûben "Kuba" ve şimâlen "Kılıççı" mahalleleriyle mahdûddur. Burası kadîmen "Fetih Gâzi Mülkü" nâmıyla mukayyed olup ba'dehû "Fethiye" dendiğine göre Amasya muhâfızlarından "Fetih Gâzi" burada ikâmet etdiği anlaşılmakdadır. "Vâzıh Efendi", "Re'sü'l-Menâbir"¹⁶³ tarafından ibtidâ bu mahalle feth edildiği cihetle [155] tesmiye edilmiş olduğunu yazıyor.
Bu mahallede "Fethiye Câmii" nâmıyla meşhûr bir câmi-i şerîf olup hey'et-i hâzırası kiliseden muhavvel olduğunu göstermekdedir. 510 hudûdunda "Fetih Gâzi" tarafından câmi-i şerîfe tahvîl edilmiş olduğuna ismi delâlet eder. 1057 zelzelesinde musâb olduğundan "Fethiyeli Mustafa Sıdkî Paşa" ta'mîr ve hemşîresi olup "Cân Mîrzâ Paşa"nın halîlesi olan "Âyşe Hanım" ile evkâfını mülken ve nakden tanzîm etmişlerdir. 1048'de kürsî şeyhi "el-Hâc Hasan Efendi" emlâk ve nukûdunu bu câmiye vakf ve ta'mîr eylediği gibi 1191’de mütevellî "el-Hâc Ali Ağa" dahi ta'mîr etdirmiş ve 1300'de mütevellî "İncezâde el-Hâc Mehmed Ârif Efendi" dahi ta'mîr ve garb tarafına kârgîr bir minâre ilâve eylediği esnâda zuhûr eden bir mermerin üzerinde kitâbe-i mahkûka görülmüş ve yedinci karn-ı mîlâdî evâ'ilinde Bizans imparatorlarından Fokas’ın kızı prenses "Elina" tarafından yapdırılmış olduğu haber verilmişdir.
Amasya kadısı "Molla Beylik" demekle meşhûr "Muslihîzâde Abdurrahmân Çelebi" bu mahallede bir hamâm inşâ edib mahdûmu kazasker "Molla Vildân Mehmed Çelebi" dahi hamâmın üstünde bir medrese binâ ederek bunun mahdûmu kudâtdan "Abdurrahmân Çelebi" 912'de hamâmı vakf etmişdir. Hamâm ve medrese "Kadı Hamâmı" [156] ve "Kadı Medresesi" nâmıyla ma'rûf olup medrese tamâmen münderis ve yeri de gâ'ib olmuşdur.
38- "Kuba Mahallesi": Kaf'ın zammıyla Köşk Kayası altında yüksek bir mevki'dedir. Şarkan dere ve garben yol ve cenûben Köşk Kayası ve şimâlen Fethiye Mahallesi ile mahdûddur. Buranın kadîmen ismi "Kubalı Mahallesi" olup sâdât-ı Hüseyniyye'den ve Fergana eyâleti dâhilinde kâ'in "Kuba" kasabası ahâlîsinden Amasya'da "Kubalı Şeyh" demekle meşhûr "Cemâleddîn Hüseyin bin Muhammed el-Fergânî el-Kubâvî" 810 târîhine kadar burada sâkin olduğu münâsebetle "Kubalı Mahallesi", ba'dehû "Kuba Mahallesi" denmişdir.
Seyyid-i müşârün-ileyhin hafîdi "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî" 857'de bu mahallede bir medrese ve yanında bir câmi-i şerîf ve çeşme ve kendisine bir türbe binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. 1079'da câmi ve medrese harâb olduğundan Amasya mütesellimi "Kubalı Abdî Bey" 1080'de müceddeden câmi-i şerîfi ve oğlu "Mehmed Paşa" dahi 1105'de medreseyi i'mâr ve mekteb ilâve etmişdir.
39- "Karatay Mahallesi": İçeri Şehir’de olup şarkan Câmi-i Enderûn ve garben Kurşunlu ve cenûben Hâtuniye mahalleleri ve şimâlen dağ ile mahdûd ve kale dizdârı ve Amasya muhâfızı olan ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Celâleddîn Karatay" nâmına mensûbdur. Bu mahallenin cihet-i garbiyyesi "Yağıbasâniye" demekle meşhûr olup [157] burada "İmâdzâde Mahmûd Çelebi" 807'de bir zâviye ve dârü'z-ziyâfe ve 941'de "eş-Şeyh Hayreddîn Hızır Efendi" bir mescid-i şerîf ve yanında fuhûl-i ulemâdan "Ayıntâbî Kara Osmân Efendi" 1148'de bir dershâne binâ ve her biri evkâfını tanzîm etmişdir. Mescid-i mezkûr "Şeyh Mescidi" nâmıyla meşhûr olup ahfâdından ikinci "eş-Şeyh Hızır Efendi" 1058'de tecdîd ve evkâfını tevsî' etmişdir.
40- "Kazancı Mahallesi": Kuyûd-ı atîkada “Kazancı Doğan Mahallesi” nâmıyla mukayyed olup Sarachâne Mahallesi üstünde kâ'in ve şarkan Kocacık ve garben Bozahâne ve cenûben Hoca Süleyman ve şimâlen "Sarachâne" mahalleleriyle mahdûddur. Kadîmen "Şehinşâh Bahçesi" yeri olup 856'da sekbânbaşılıkdan ma'zûlen Amasya'ya gönderilmiş ve burada ikâmet etmiş olduğu münâsebetle nâm ve şöhretiyle tesmiye edilmişdir. Nâm-ı kadîmi "Kaya Paşa Mahallesi"dir.
Bu mahallede "Kaya Paşa"nın 805'de binâ eylediği bir hamâmı ve mektebi olup 890'da "Büyük Kapıağası Hüseyin Ağa" kebîr bir bedestân ve yanında "Kızlarağası Fîrûz Ağa" dahi diğer bedestân ve bunun cenûbunda "Kilârî Selîm Ağa" dahi yine 890'da kârgîr bir câmi-i şerîf ve yanında bir minâre binâ ve her biri evkâfını tanzîm etmişlerdir. Câmi-i şerîfin kapısı bâlâsında şu beyitler mahkûkdur:
بارك هللا أيها المسجد عجز العقل عن مناقبك
بناك حضرة سليم أغا صاحب المنة لواهبك
وأفاض الرحمن تاريخا رفع اإلله شان صاحبك¹⁶⁴
[158]Şu târîh-i tâmın delâlet eylediği 890'da câmi-i şerîfin binâsını itmâm edib 900 târîhinde vakfiyesini tanzîm etdiği sicillât-ı şer'iyyeden müstebândır. Fakat elsine-i âmmede ve ekser-i kuyûd-ı müseccelede "Kilârî Süleyman Ağa Câmii" nâmıyla meşhûr ve mukayyed olduğuna bakılırsa kayd-ı mahkûkda görülen "Selîm Ağa" ta'bîri, "Süleyman Ağa" lafzının vezn-i mısrâ'a sığmadığı cihetle ihtiyâr edilmiş olduğu ihtimâli vârid-i hâtır olur. "Kaya Paşa" harâb hamâmının üstünde harâb olarak görülen mescid-i şerîf fuzalâdan "Molla Bahşî Halîfe" hazretlerinin binâ-kerdesi olup 823'de vakfiyesini tanzîm etmişdir.
41- "Kamereddîn Mahallesi": Meydân Köprü’nün şimâlinde olup şarkan Ahi Sâbıkeddîn ve garben Hekîm Çelebi mahalleleri ve cenûben Yeşilırmak ve şimâlen dağ ile mahdûddur. Amasya vâlîsi "Mübârizeddîn Halîfe Alp" hizmetinden neş'et ederek ümerâdan olan "Kamereddîn el-Hâdim" 641 hudûduna kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle "Kamereddîn Mahallesi" denmişdir.
Burada "Emîr İmâdeddîn Süli Bey"in bir mescidi ve hamâmı olup 1079'da harâb olduğundan Amasya mütesellimi "el-Hâc Ali Ağa" tecdîd ve 1143'de muhterik olduğundan a'yândan "Sancızâde el-Hâc Hasan Ağa" ta'mîr etdirmişdir. Irmak kenârında [159] Ümerâdan "Ebû Bekir Bey"in kerîmesi "Fahrünnisâ Hâtun" 914'de bir mescid-i şerîf ve yanında bir mekteb binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir.
42- "Kocacık Mahallesi": Uzun Mustafa Mahallesi altında olup şarkan Selağzı ve garben Kazancı ve cenûben Uzun Mustafa ve şimâlen Sarachâne mahalleleriyle mahdûddur. Burada Kocacık demekle meşhûr "Hoca el-Hâc Ahmed Çelebi" ikâmet ve 871'de bir mescid-i şerîf ve mekteb ve çeşme binâ etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.
Bu mescid-i şerîf mükerreren tecdîd edilmiş ve "Hacı Beyzâde Mehmed Bey" 1071'de bu câmii i'mâr ve vakf-ı akâr edib yine yanmış olduğundan 1230'da tüccârdan "Benderli el-Hâc Feyzullâh Ağa" müceddeden binâ ve ihyâ ederek kıble tarafında bir medrese ve yanında bir mekteb inşâ ve evkâfını tanzîm eylemişdir. Meşâhîr-i evliyâdan "İğnecizâde eş-Şeyh Safiyyeddîn Mahmûd el-Halvetî" hazretlerinin türbesi bu mahallededir.
43- "Kurşunlu Mahallesi": İçeri Şehir’de Yukarı Hamâm’ın civâr-ı garbîsinde olup şarkan Karatay ve garben Ahi Sa'deddîn mahalleleri ve cenûben Yeşilırmak ve şimâlen dağ ile mahdûddur. Bu mahalle "Yağıbasâniye" olup mülûk-ı Dânişmendiye'den "Yağıbasan Gâzi" burada bir hân-ı cesîm binâ ederek "Hân-ı Yağıbasan" diye 560 [160] târîhinden beri meşhûr olmuş ve mu'ahharan ahfâdından "Cemâl Gâzi Bey" ta'mîr ve üzerini kurşun ile setr eylediğinden "Kurşunlu Hân" denmiş ve ba'dehû "Hân" lafzı hazf olunarak "Kurşunlu" nâmı bu mahalleye alem olarak kalmış olduğu kuyûd-ı atîka tetebbu'âtından anlaşılmakdadır.
Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî Sarâyı bu mahallede olup mu'ahharan kudâtdan âl-i Mes'ûd'a intikâl etmekle bunlardan "Alâ'eddîn Ali Çelebi bin Ebi'l-Kâsım Ahmed bin Mes'ûd" ırmak kenârında 840'da bir mescid-i şerîf ve önünde bir çeşme binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Eşkiyâ vak'asında yandığından 1047'de Amasya'ya gelen sadr-ı esbak "Bayrâm Paşa" müceddeden ihyâ ve evkâfını tevsî' etmişdir. "Yukarı Hamâm" demekle meşhûr hamâm bu mahallenin başında olup "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" âsârının Amasya'da bulunan bekâyâsından ma'dûddur. Bu dahi evkâf-ı hâtuniyyedendir.
44- "Kılıççı Mahallesi": Burma Minâre Câmi-i şerîfi’nin kıble tarafında olup şarkan dere ve garben Pervâne ve Çırakçı ve cenûben Fethiye ve şimâlen Uzun Mustafa mahalleleriyle mahdûddur. Kadîmen "Kılıç Mahallesi" ve ba'dehû "Cumûdâr Mahallesi" demekle meşhûr ve mukayyed iken "Sultân Selîm Hân-ı Evvel" ümerâsından "Kılıççı Yûsuf Bey" bu mahalleden zuhûr ve iştihâr ve 917'de dere kenârında bir mescid-i şerîf inşâ ve evkâfını tanzîm etdiği münâsebetle "Kılıççı Mahallesi" denmişdir. [161]
45- "Küpceğiz Mahallesi": Karakaya’nın eteğinde olup şarkan Uzunyol Mezârlığı ve garben Çıkrıkçı Mahallesi ve cenûben dağ ve şimâlen Receb ve Üçler mahalleleriyle mahdûddur. Bu isim, kuyûd-ı atîkada "Gökceğiz Veled Soruk" ve mahalle de "Gökceğiz Mahallesi" nâmıyla mukayyed olduğuna binâ'en "Küpceğiz", "Gökceğiz" isminden galat olduğu muhakkakdır. Bu "Küpceğiz" dediğimiz zât, "Salur" kabîlesinden ve "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" ümerâsından "Bahâeddîn Gökceğiz" olup 575 târîhlerine kadar bu mevki'de ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.
Bu mahallede ümerâ-yı Selçûkiyye'den sâhib-i a'zam "Mühezzebeddîn Alî" dâmâdı "Hüsâmeddîn Kepük Salgûrî"¹⁶⁵ 660 hudûdunda bu mahallede muhtasar bir mescid-i şerîf binâ edib "Kepük Mescidi" denmişdir. Ba'dehû bu mescidi 800 hudûdunda "Dâvud Bey" tecdîd ve evkâfını tanzîm ve yanında bir mekteb ilâveten inşâ edib 957'de "Ali Çelebi bin Mansûr Çelebi" ve 1108'de mütevellîsi "el-Hâc Abdulkâdir Ağa" ve ba'dehû bunun hafîdi "Hâfız el-Hâc Mehmed Ağa" müceddeden yapdırmışlardır. [162]
46- "Köprü Başı Mahallesi": Alçak Köprü’nün cihet-i cenûbiyyesinde olup şarkan Sarachâne ve garben Eski Kethüdâ ve cenûben Kazancı mahalleleri ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. Mezkûr köprünün başında olduğu münâsebetle tesmiye edilmişdir. Köprünün baş tarafında esbak Anadolu vâlîsi "Ömer Paşazâde el-Hâc Osmân Bey" 1161'de bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfını tanzîm edib evlâdı hüsn-i idâre eylediyse de mu'ahharan bakılmadığından harâb olmuş ve 1300'de Amasya nâibi "Vidînîzâde el-Hâc Mehmed Emîn Efendi" bu mescidi pek mükemmel ve latîf bir sûretde tecdîden ihyâ etmişdir.
Mûmâ-ileyh "el-Hâc Osmân Bey" bu mahallede bir dârü'l-hadîs ve kütübhâne ve çeşme binâ ederek nâmını ibkâ etmişdir. Mûmâ-ileyhin hânesi ittisâlinde yanyana iki hamâm olup "Alaca Hamâmı" demekle meşhûr olmuş ve 875 târîhine kadar "Alaca Yahyâ Bey bin Ya'kûb Şâh Çelebi" tasarrufunda kalmışdır. Köprünün re's-i şimâlîsinde bulunan hamâm, Amasya hükümdârı Şehinşâh-ı Selçûkî âsârından olduğu mukayyed ise de bu iki hamâma dâ'ir bir sarâhat görülemedi.
Bu iki hamâmın vaz'iyyetlerine ve Alçak Köprü Hamâmı seviyesinde bulunduklarına bakılırsa âsâr-ı Selçûkiyye'den oldukları anlaşılır. Mîr-i mûmâ-ileyh "Yahyâ Bey" Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa" ahfadından olduğu ve hamâmların da bunun tasarrufunda irsen bulunduğu [163] mülâhaza olunursa bunların da paşa-yı müşârün-ileyhin âsârından olması lâzım gelirse de bu iki hamâmın Amasya'da mevcûdiyyeti Şâdgeldi Paşa’nın tevellüdünden mukaddem olduğu, müşârün-ileyhin âsârından olmadığını anlatır. Bu hamâmlar el-Hâc Osmân Bey’in evkâfındandır.
47- "Gök Medrese Mahallesi": Kılıç Arslan Türbesi demekle meşhûr "Torumtay Türbesi" şarkında olup şarkan Şâmîce ve cenûben Şeyh Kırık mahalleleri ve dağ ve şimâlen Yeşilırmak ve garben yol ve mezârlık ile mahdûddur. Kadîmen "Güdül Mülkü" olup "Güdül Mahallesi" denir idi. 665'de Amasya vâlîsi beylerbeyi "Emîr Seyfeddîn Torumtay" bu mahallede câmi ve medrese binâ ederek medresesi "Gök Medrese" nâmıyla meşhûr olduğundan mahalleye alem-i mahsûs olmuşdur.
Medreseyi hâvî olan câmi-i şerîfin cebhesi gâyet musanna' olup taş üzerinde kabartmalı çiçekler şâyân-ı temâşâdır. Ön tarafı yüksek olduğu münâsebetle iki taraflı taş merdiveni ve kapısı önünde suffesi ve siyâh mermerden yapılmış gibi gâyet metîn bir sûretde pâydâr olan bedî' ve musanna' tahta kapısı vardır. Kapının orta sütûnunda mahkûk olan “Amile Ebu’s-Silm en-Neccâr (عمل أبو مسلم النجار)” ¹⁶⁶ ibâresinden "Ebu’s-Silm en-Neccâr" tarafından yapıldığı anlaşılmakdadır.
Kapıdan içeri girildikde üzeri kubbeli vâsi' bir boşluk olup [164] kapının iki tarafında birer oda ve sol cenâhında azîm bir türbe ve bu türbenin altında taş merdiven ile inilir derin bir oda müşâhede olunmakdadır. Bunlara dâ'ir îzâhât medâris ve türbeler bahsinde zikr olunur.
Şeklen murabba' olan boşluğun önünde diğer bir kapıdan câmi-i şerîfe girilir. Bu câmi-i şerîf cesîm taşlardan binâ edilip, kapısı üzerinde kitâbesi sökülmüş olduğundan 1316'da mütevellî "Gürcüzâde Mehmed Necîb Bey" tarafından ta'mîr edildiğine dâ'ir bir kitâbe konmuşdur. Karşısında "Torumtay" merhûmun türbesi vardır. Tevliyeti, vâkıf-ı müşârün-ileyhin hayâtında hafîdi "Emîr Celâleddîn Mehmed Pervâne Bey bin Emîr Mübârizeddîn Mûsâ"ya ve evlâdına tahsîs edilmişdir.
Bu mahallenin şimâlinde bahçe içinde ümerâ-yı Osmâniye'den "Bayrâm Beyzâde Melik Gâzi Bey" demekle meşhûr melikü'l-ümerâ "İsmâ'îl Bey" 819'da bir zâviye binâ ve evkâfını tanzîm ederek tevliyeti evlâdı tarafından idâre edilmiş ve tekke şeyhi ve mütevellîsi olan "Sünbül Mehmed Efendi" 1245'de bir mescid-i şerîf ilâve etmişdir.
Bu zâviyenin ittisâl-i garbîsinde vüzerâ-yı Osmâniye'den "Ata Beyzâde Yörgüç Paşa" bir dâ'ire-i mahsûsa içinde gâyet musanna', cebhesi mermerden ve etrâfı kızılca taşdan ufak ve dilnişîn, son derece metîn bir câmi-i şerîf ve şark tarafında bir minâre ve kapının yan [165] tarafında kendisine ve evlâdına mahsûs bir türbe ve karşısında bir imârethâne ve câmi-i şerîfin iki tarafında hucurât-ı erba'ayı müştemil bir medrese binâ ve bunları 834'de ikmâl etmişdir. Kapısı bâlâsında kızıl mermer üzerinde ve yeşil çiçek ile müzeyyen, gâyet musanna' olarak şu ibâre-i Arabiyye mahkûkdur:
أنشأ هذه العمارة المباركة المنسوبة إلى الفقراء والمساكين
فى أيام دولة السلطان األعظم والخاقان المعظم غياث الدين
والدنيا أبوالفتح سلطان مراد بن المرحوم السلطان محمد المشتهر
بابن عثمان خلد هللا سلطانه األمير الكبير والوزير الخطير جالل الدولة والدين
يوركج پاشا بن عبد هللا االتابكى فى غرة سنة أربع وثلثين وثمانمأة¹⁶⁷
Şu hayrâtın vakfiyesi 840 târîhinde tanzîm edilmiş olup câmi-i şerîfin taraf-ı garb-ı cenûbîsinde şose yoluna karîb bir mevki'de gâyet latîf ve ufak bir hamâmı olup "Çardaklı Hamâm" demekle meşhûrdur. Bu da mevkûf olup 1296 târîhine kadar ma'mûr olduğu hâlde bu sene ırmağın tuğyânından külhânı ve yanları rahnedâr olduğundan cüz'î bir himmetle i'mârı kâbil iken o himmet-i cüz'iyyeyi dirîğ eden hükûmet-i mutlaka zamânında mu'attal bir hâlde kalıp menâfi'-i vakfiye heder olmakdadır.
48- "Gümüşlüzâde Mahallesi": Selağzı’nın cihet-i şarkiyyesinde olup şarkan Yassı Kaya ve Sofîler Mahallesi ve garben ve cenûben Selağzı ve dere ve şimâlen Sofîzâde mahallesi ile mahdûddur. "Sultân [166] Mes'ûd-ı Selçûkî" şehzâdesi "Sultân Gıyâseddîn Mehmed Şâh" bu mahallede ikâmetle "Gıyâseddîn Şâh Mülkü" denmiş ve 927 târîhine kadar Amasya emîri olan "Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi"ye nisbetle kuyûd-ı resmiyede "Gümüşlüzâde Mahallesi" nâmıyla kayd edilmişdir.
Bu mahallenin yüksek bir mevki'inde müşârün-ileyh "Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi" 725'de bir câmi-i şerîf binâ ederek 727'de evkâfını tanzîm etmiş ve "Helkis Bahçesi"ni vakf eylediği sırada bu câmi-i şerîfe "Tâciye Câmii" dendiği 805'de tanzîm edilen vakfiyesinde görülmüşdür.
818'de zelzeleden musâb olduğundan "Gümüşlüzâde Ahmed Paşa" ta'mîr edib ve ba'dehû yandığından "Ahmed Paşazâde Defterdâr Ahmed Bey ibn Abdullah Bey" 890'da müceddeden kârgîr olarak ihyâ ve garb tarafında bir minâre binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Kapısı bâlâsında mermer üzerinde şu kitâbe-i Fârisiyye mahkûkdur:
شد تمام اين مسجد جامع بتوفيق خدا
در زمان پادشاه عادل دانشپذير
ابتدا اين بنا با خير احمد بك بخوان
ليك تاريخش بود قسدتم جامع كبير
Eşkiyâ vak'asında 1011'de yanmış olduğu cihetle bu "Ahmed Bey"in [167] ahfâdından mîr-i mîrân "Şemseddîn Paşa" tecdîd ve ba'dehû 1099'da "Gümüşlüzâde İbrâhim Paşa" ta'mîr ve evkâfını tevsî' ve ba'dehû birkaç def'a zelzele ve 1133'de harîk vukû'uyla muhterik olduğundan mütevellî "el-Hâc Mustafa Ağa" 1134'de tecdîden binâ etmişdir.
1238'de a'yândan "Rahtuvân Paşazâde el-Hâc Ali Bey" va'ziyye ihdâs ve dükkânlarını bu câmiin kürsî şeyhliğine vakf etmişdir. Bu dükkânlar "Vâzıh Efendi"nin ahfâdı elinde vakf olmak üzere tasarruf edilmekdedir. Bu câmi-i şerîfin kıble tarafında "Fâtıma Hâtun" bir medrese binâ edib 1158'de evkâfını tanzîm etmişdir.
"Çukur Bahçe"de defterdâr "Şemseddîn Paşa" bir mescid-i şerîf binâ ve 1023'de akârâtını vakf ve "Selağzı"nda "Ali Paşa" 916'da bir mekteb inşâ ve evkâfını tanzîm ve 1100'de "Gümüşlüzâde İbrâhim Paşa" dahi "Selağzı"nda "Gümüşlüzâde Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî Türbesi" önünde bir çeşme ve çarşı içinde "Topçuzâde el-Hâc Abdurrahmân Abdî Ağa" 1218'de bir câmi-i şerîf ve önünde bir çeşme binâ ve dükkânlarını vakf etmişdir. Bu câmi-i şerîfe "Eğri Câmi" denir.
49- "Mehmed Paşa Mahallesi": "Tımarhâne"nin şark tarafında olup şarkan Pirinççi ve Yâkûtiye ve cenûben Ya'kûb Paşa mahalleleri ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. Kadîmen "Dugrâkiye Mahallesi" nâmıyla meşhûr olup [168] 890 târîhinden i'tibâren "Mehmed Paşa Mahallesi" denmeğe başlamış ve "Dugrâkiye" nâmı yalnız medreseye alem olarak kalmışdır.
Bu mahallede Amasya vâlîsi "Nûreddîn Tuğrak" 631'de ırmak kenârında bir mescid-i şerîf ve ittisâl-i cenûbîsinde kendisine mahsûs gâyet metîn bir türbe binâ etmişdir. Kapısı bâlâsında şu ibâre-i Arabiyye mahkûkdur:
أمر بعمارة هذاالمسجدالمبارك فى أيام الدولة السلطان المعظم
شهنشاه األعظم مالك رقاب األمم عالء الدنيا و الدين أبوالفتح
كيقباد بن كيخسرو برهان أمير المومنين حاجى طغراق أميرشكار
سنة إحدى ثلثين و ستمأة¹⁶⁸
Amasya vâlîsi "Şehzâde Sultân Ahmed"in lalası vüzerâdan "Hızır Paşazâde Mehmed Paşa" 900'de mescid-i şerîfin şark tarafında yol üzerinde Yeşilırmağa nâzır bir mevki'de kârgîr bir câmi-i şerîf ve garb tarafında bir minâre ve önünde imârethâne ve medrese ve şark tarafında kendisine mahsûs bir türbe binâ ve bu hayrâtı cesîm bir dâ'ire ihâta etmişdir.
Câmi-i şerîf, şarkdan garba doğru müstatîl olup minberi gâyet musanna' ve mermer üzerinde kabartmalı çiçeklerle müzeyyendir. Kıble tarafı cesîm bahçe olup önünde ufak bir şadırvanı ve cenâhlarında birer maksûresi ve şimâle nâzır iki kapısı vardır. Orta kapısı cesîm ve mermerden masnû' olup üzerinde şu ibâre-i Arabiyye mahkûkdur: [169]
أنشأ هذه العمارةالمباركة فى أيام دولة السلطان األعظم
بايزيد خان ابن محمد خان خلدهللا سلطانه الوزير الكبير محمد پاشا
زيد قدره فى تاريخ محرم سنة تسعمأة¹⁶⁹
Bu câmi-i şerîfin cenûb tarafında paşa-yı müşârün-ileyh bir zâviye-i Halvetiyye binâ edib bunların evkâfını tanzîm etmişdir. Ve "Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey" 840'da bu câmi-i şerîfin garb tarafında bir hamâm-ı latîf ve 910'da kıble tarafında "Oruç Bey" bir çeşme ve 987'de kudâtdan "Hayreddîn Efendi" bir mescid-i şerîf ve hamâmın şark tarafında 1071'de "eş-Şeyh Mehmed Ağa" bir dârü'l-kurrâ ve bundan evvel "Nûh Bey" diğer bir dârü'l-kurrâ ve 1257'de "Ahıshalı Müftüzâde Ali Efendi" "Mehmed Paşa Dâ'iresi"nin şark kapısı içinde türbesi yanında bir medrese ve 1308'de ahfâdından mütevellî "Mehmed Bey" garb tarafında yol üzerinde diğer bir medrese binâ ve evkâflarını tanzîm etmişlerdir.
50 ve 51- "Helkis Mahallesi": Alçak Köprü’nün cihet-i şimâliyyesinden Kuş Köprü üzerinde "Leğen Kaya"ya kadar mümtedd bir tûl üzerinde olup şarkan ve cenûben Yeşilırmak ve garben Sarây Mahallesi ve şimâlen Harşene Dağı ile mahdûddur. A'yân-ı Rûmiyye'den "Halkis", kable'l-feth burada ikâmet edib şark tarafı bahçesi ve garb tarafı da hânesi olduğu münâsebetle nâmı kalmış ve ba'dehû tahfîfen "Helkis" denmişdir. [170]
Bu mahalle kadîmen iki kısma münkasim olup "Hükûmet Köprüsü"nün cihet-i garbiyyesinde bulunan "Sâathâne"nin önüne kadar "Sâde Helkis Mahallesi" ve buradan "Leğen Kaya"ya kadar olan tarafa dahi "Bâğ Helkis Mahallesi" denir. Sâbık Amasya meb'ûsu "İsmâ'îl Hakkı Paşa" "Sâde Helkis Mahallesi"nde tevellüd etmişdir.
690 hudûdunda "Hoca Muhibbeddîn Mevdûd-ı Ziyârî" bu mahallede bir mescid-i şerîf ve yanında bir dârü'l-ilm binâ etdiği kayden sâbit ise de hangi tarafda olduğu bilinemedi. "Bâğ Helkis"in nısf-ı şarkîsi umûmen "Gümüşlüzâde Şemseddîn Ahmed Çelebi bin Bedreddîn Mahmûd Çelebi" tarafından 805'de vakf edilmişdir. "Tâciye Câmii" ya'nî "Gümüşlüzâde Câmii" evkâfındandır.
Bu "Bâğ Helkis Mahallesi"nde 1018'de çavuşân-ı dergâh-ı âlîden "Mustafa Ağa" bir mescid-i şerîf ve yanında bir mekteb binâ ve evkâfını tanzîm ederek ahfâdı "Hacı Efendizâdeler"den "el-Hâc Ali Ağa" ba'dehû "el-Hâc Ahmed Ağa" müceddeden ta'mîr etdirmişlerdir. Bu mescid-i şerîfin cihet-i garbiyyesi umûmen kapudân-ı deryâ "Hâfız Ali Paşazâde el-Hâc Ahmed Mikdâd Paşa"nın hâne ve bahçesi iken 1281'de Amasya mutasarrıfı "Ziyâ Paşa", "İzzet ve Nûrî Beyler"den iştirâ edib yerine gâyet mükemmel bir hükûmet konağı ve arkasında dağ kenârında bir hapishâne-i umûmî ve paşanın selâmlığını "Belediye Dâ'iresi" ve fevkânîsini "Telgrafhâne" yapdırmış ve 1312'de Belediye Bahçesi şarkında bir Polis Dâ'iresi de ilâve edilmişdir. [171]
Mutasarrıf-ı müşârün-ileyh, Bâğ Helkis ile Sâde Helkis arasında hadd-i fâsıl olan kaya üzerinde umûmen şehre nâzır bir mevki'de cesîm bir Sâat Kulesi inşâ ve şerefesine murabba' ve cesîm üç cebheli büyük sâat vaz' etdirmiş olduğu efkâr-ı umûmiyyeyi îkâza bir vesîle olmuşdur. Bu Sâathâne’nin ittisâlinde 1312'de Belediye Eczâhânesi ve bunun karşısında bir de Evrâk Mahzeni ihdâs edilmişdir.
52- "Yâkûtiye Mahallesi": Tımarhâne’nin garb tarafında olup şarkan ve cenûben Gümüşlüzâde ve şimâlen Mehmed Paşa mahalleleri ve garben Yeşilırmak ile mahdûddur. Kadîmen "Gıyâseddîn Şâh Bahçesi" yerinde olup ümerâ-yı Osmâniye'den "Sinâneddîn Yâkût Paşa" burada ikâmet etdiği münâsebetle mûmâ-ileyhin nâmına nisbet olunmuşdur.
Bu mahallenin önünde "Dârü'ş-Şifâ" olup el-yevm elsine-i âmmede "Tımarhâne" demekle meşhûrdur. Bu dârü'ş-şifâ gâyet metîn olarak taşdan binâ edilip cebhesinde görülen kabartma çiçekler, sanâyi'-i latîfe âsâr-ı Selçûkiyye'ye müşâbih bir levha arz etmekdedir. Kapısının üzerinde ve yan tarafında müşâhede olunan sanâyi', diğer tarafında yokdur. Fakat her tarafı gâyet metîndir. Derûnu vâsi' ve şeklen murabba' olup üç rub'unda ya'nî şimâl, cenûb ve şark taraflarında büyükçe üçer hücre ve kapının iki yan taraflarında birer hücre vardır. Ve hücrelerin önünde taşdan sütûnlar olup üzeri kapalı [172] ve ortası açıkdır. İnsâna bir medrese-i kadîme şeklini tahattur etdirir. Kapısı üzerinde şu ibâre-i Arabiyye mahkûkdur:
وفق هللا عز سلطانه بعمارة دار الشفاء المباركة فى أيام دولة السلطان
األعظم والخاقان المعظم غياث الدين والدنيا الجايتومحمد خان
خلدهللا سلطانه وأيام عزة الخاتون المظمة ملكة األكابر ايلدوش خاتون
زيدت دولتها العبد الضعيف عنبر بن عبد هللا تقبل هللا منه فى ثمانية وسبعمأة¹⁷⁰
Bunun yan tarafında irice “ve emîr-i Anatolı Ahmed” ( )وأمير اناطولى أحمد¹⁷¹ şu ibâre-i sarîhanın delâlet eylediği üzere bu dârü'ş-şifâyı Tatar hükümdârı "Sultân Olcaytu Muhammed Hân Hudâbende"nin zamân-ı saltanatında hükümdâr-ı müşârün-ileyhânın halîlesi "İldüş Hâtun"un devr-i izzetinde "Anber Ağa" ve Anadolu emîri "Ahmed Bey" 708'de binâ etmişlerdir. Bu kapının yan taraflarında mustatil birer taş üzerinde birer kitâbe dahi mevcûd olup bir türlü okunamamışdır. Yalnız cenûb taşında “Alâ’ü’d-devleti ve’d-dîn Alî” ve şimâl taşında “İbnü’l-merhûm el-mağfûru leh Mehmed” ibârelerine müşâbih yazı görülmekdedir.
Kuyûd-ı atîkada umûmen "Dârü'ş-şifâ-i el-merhûm Alâ'eddîn" ve sicillât-ı atîka-i mahkûkede "Dârü'ş-şifâ-i el-merhûm Alâ'eddîn Alî" ve "Dârü'ş-şifâ-i el-merhûm Pervâne Bey" ve "Dârü'ş-şifâ-i Pervâne" sûretleriyle mukayyeddir. Vesâ'ik-i atîka ve tevârîhde Amasya'da son Selçûk hükümdârı Sultân Mes'ûd'un pervânesi "İzzeddîn Mehmed bin Kutbeddîn Osmân" ve bunun oğulları "Alâ'eddîn Ali Pervâne" [173] ve "Nâsıreddîn Ahmed Pervâne" ve "Esededdîn Ca'fer" olduğu mezkûr olduğuna bakılırsa bu dârü'ş-şifâyı binâ eden "Anber Ağa" ve "Ahmed Bey" evkâfını tanzîm etmeden vefât etdikleri ve "Alâ'eddîn Ali Pervâne Bey" ba'dehû vakfiyesini tanzîm etdiğinden bu dârü'ş-şifâ "Alâ'eddîn Pervâne Bey"e nisbet edildiği anlaşılabilir. "Amasya Mevlevîhânesi" vakfiyesini de tanzîm eden bu "Alâ'eddîn Ali" olduğu kayden müsbetdir.
Binâ'en-aleyh kuyûdun isbât eylediği "Alâ'eddîn Ali" budur. "Sultân Alâ'eddîn" ta'bîrine gelince târîh buna müsâ'id değildir. Âhir-i mülûk-i Selçûkiyye i'tibâr edilen "Sultân Alâ'eddîn Keykubâd ibni Ferâmurz-ı Selçûkî" 807'den evvel vefât etmiş bulunduğundan aslâ bu "Sultân Alâ'eddîn Selçûkî" olamaz. Bilâd-ı Anadolu'da bundan başka bu asırda "Sultân Alâ'eddîn" nâmıyla bir kimse ma'lûm değildir. Vakfiyesi zâyi' edilmişdir. Her hâlde "Alâ'eddîn" lakabı "Sultân Alâ'eddîn" unvânının kayd edilmesine bâ'is olduğu zann olunur.
Günümüz Türkçesiyle
33- "Savakça Mahallesi": Soğuk Pınar'ın altında, Amasya'nın en doğu ucunda bulunur; doğuda Lokman Dağı, batıda dere, güneyde Soğuk Pınar ve kuzeyde Ahır Önü ile çevrilidir. Safevî halifelerinden "Erzincanlı Abdurrahman Halvetî" hazretleri burada oturmuş, zaviyesinin önüne bir çeşme ve altına ağaçtan küçük bir "savak-havuz" yaptırmıştı; bu yüzden o havuza "Savakça" denmiş, sonraları da bu ad mahallenin özel adı olmuştur. Bugün halk arasında "Savahça Mahallesi" denmektedir. "Şeyh Kırık-Şeyh Galalarîk" meselesinde olduğu gibi, bazı kişiler bu "Savakça"yı da "Sevâdiye" biçiminde yazmış ve resmî kayıtlara bu şekilde geçmiştir. Fakat bu yazılış 980 [1572-73] yılından sonra ortaya çıkmıştır; eski kayıtlarda "Savakça Mahallesi" olarak geçer. Arapçada "serçe" anlamındaki "sevâdiye" ile "karaltı" ve "bir şehrin çevresindeki köyler" anlamındaki "sevâd" kelimelerinin bu mahalleyle ne ilgisi olduğu anlaşılamaz. Bu mahallede "Murad Ağa Mescidi", "Abdurrahman Medresesi" ve "Savakça Çeşmesi" vardır. Mescidi 1029 [1619-20] dolaylarında Divan-ı Hümayun çavuşlarından "Murad Ağa" yaptırmıştır. Medreseden az sonra söz edilecektir. Bugün bunlardan iz kalmamıştır; çeşme yerinde durmakla birlikte adı değişmiştir.
34- "Sofuzade Mahallesi": "Gümüşlüzade Mahallesi"nin altında olup doğuda "Yakutiye", batıda ve güneyde "Gümüşlüzade" mahalleleri, kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Eskiden "Gıyaseddin Şah Bahçesi"nin bulunduğu yerdedir. "Çelebi Sultan Mehmed Han" hazretlerinin hocası ve danışmanı "Sofu Bayezid Çelebizade Mahmud Çelebi" bu mahallede oturduğu için "Sofuzade Mahallesi" denmiştir.
Adı geçen "Mahmud Çelebi" 835 [1431-32] yılında bu mahallede bir mescit, 843 [1439-40] yılında da "Yörgüç Paşa"nın eşi "Mustafa Bey kızı Şahbula Hatun" bu mescidin yanında bir mektep ile çeşme yaptırmış, ikisi de bunların vakıflarını düzenlemişlerdir. Bu mahallede bir Kadirî tekkesi de olup az sonra açıklanacaktır. Kanunî Sultan Süleyman Han'ın vezirlerinden "Sofu Mehmed Paşa" bu mahallede doğmuştur.
35- "Sofular Mahallesi": Gedikli Kaya'nın kuzeydoğu eteğinde olup doğuda Pir İlyas Mezarlığı, batıda Gümüşlüzade, kuzeyde Yakutiye ve Mehmed Paşa mahalleleri, güneyde Balus Kayası etekleriyle çevrilidir. Bu mahalle eskiden "Behram Şah Mülkü" adıyla bilinirdi; Hazret-i Pir İlyas ile Abdurrahman Çelebi'ler döneminde tanınmış dokuz kadar sofunun oturduğu yer olduğu için "Sofular Mahallesi" denmiştir.
Bu mahallede "Emir Mübarizeddin Behram Şah" bir mescit ve çeşme yaptırmıştır; buna "Behram Şah Mescidi" denir. Daha sonra "Gümüşlüzade Hoca Celal Çelebi" mahallenin başında, yüksek bir yerde Hazret-i Pir için büyük bir zaviye yaptırmış; bu zaviyeye "Pir Abdurrahman Çelebi" zamanında "Kasr-ı Sofiyan" (Sofular Köşkü) adı verilmiştir.
Daha sonra Sultan II. Bayezid Han zamanında beylerbeyilerden "Hacı Sinan Beyzade Abdullah Paşa" 890 [1485] yılında kâgir ve son derece sağlam bir cami, doğu tarafında bir minare ve önünde bir medrese ile darülkurra yaptırmış, ardından vefat ettiği için oğlu defterdar "Abdi Abdülkerim Bey" 907 [1501-02] yılında vakıflarını düzenlemiştir.
Bu cami Sofular Caddesi üzerindedir; yüksekte olduğu için taş merdivenle çıkılır. Merdivenin önündeki kapının iç tarafı caminin üstü kubbeyle örtülü ön avlusudur. Avlunun iki yanında ikişer oda vardır; medresesi bu odalardır. Bu avlunun önünde yine bir taş merdiven bulunur ve büyük kapısından camiye girilir. Cephesi siyah taştan yapılmış olup kapısının üstünde şu kitabe vardır:
"Bu darülhadisi, Allah'ın yardımı üzerine olsun, Sultan Bayezid'in günlerinde, Allah ikisini de bağışlasın, Hacı Sinan oğlu Abdullah Paşa sekiz yüz doksan yılında imar etti" anlamındaki Arapça kitabe.
Bu kitabenin gösterdiği üzere bu cami ve medrese darülhadis olarak yapılmıştır; 907 tarihli vakfiyesinde de bu husus açıkça belirtilmiştir.
36- "Acem Ali Mahallesi": Uzun Yol'un sonunda olup doğuda Çırakçı ve Pervane Bey, batıda Çeribaşı, güneyde Darüsselam, kuzeyde Hoca Süleyman mahalleleriyle çevrilidir. İleri gelenlerden "Hoca Hacı Acem Ali Ağa" 880 [1475-76] yılına kadar burada oturduğu için bu adı almıştır.
Adı geçen Hoca, bu mahallede evinin önüne bir çeşme ve yanına bir mektep yaptırmış; torunlarından "Hoca Acem Ali Ağa oğlu Mustafa Çelebi oğlu Bali Bey" de 917 [1511-12] yılında kâgir bir cami ile doğu tarafına bir minare yaptırarak vakıflarını düzenlemiştir. Bu camiyi yapan mimarın "Mahmud Çelebi" olduğu yan penceresinin, yaptıranın "Bali Bey" olduğu ise kapısının üstüne kazınmıştır.
Kitabe şudur: "Bu mübarek mescidi Bali Bey dokuz yüz on yedi yılında imar etti" anlamındaki Arapça kitabe.
Bu kitabenin son tarafı biraz kırılmış olduğundan "Bali" adının üst yarısı kırıktır. 917'de tescil edilen vakfiyesinde adı yazılıdır. Bu cami birkaç kez onarılmış, 1271 [1854-55] yılında yanmış; minaresi de yıkıldığından "Yanık Minare" adıyla tanınır olmuştur.
37- "Fethiye Mahallesi": "Kuba"nın altında olup doğuda dere, batıda "Hacı Hamza", güneyde "Kuba", kuzeyde "Kılıççı" mahalleleriyle çevrilidir. Burası eskiden "Fetih Gazi Mülkü" adıyla kayıtlı olup sonradan "Fethiye" dendiğine göre, Amasya muhafızlarından "Fetih Gazi"nin burada oturduğu anlaşılmaktadır. "Vazıh Efendi", şehri fetheden "Re'sü'l-Menâbir" (minberlerin başı) tarafından önce bu mahalle fethedildiği için bu adın verildiğini yazar.
Bu mahallede "Fethiye Camii" adıyla tanınan bir cami vardır; bugünkü yapısı kiliseden çevrildiğini göstermektedir. 510 [1116-17] dolaylarında "Fetih Gazi" tarafından camiye çevrildiğine adı delalet eder. 1057 [1647] depreminde zarar gördüğünden "Fethiyeli Mustafa Sıdkı Paşa" onarmış, kendisi ve kız kardeşi olan, "Can Mirza Paşa"nın eşi "Ayşe Hanım" ile birlikte mülk ve nakit olarak vakıflarını düzenlemişlerdir. 1048 [1638-39] yılında kürsü şeyhi "Hacı Hasan Efendi" mülklerini ve paralarını bu camiye vakfedip onu onardığı gibi, 1191 [1777] yılında mütevelli "Hacı Ali Ağa" da onartmıştır. 1300 [1882-83] yılında mütevelli "İncezade Hacı Mehmed Arif Efendi" de onarıp batı tarafına kâgir bir minare eklediği sırada ortaya çıkan bir mermerin üzerinde kazınmış bir kitabe görülmüş; caminin milâdî yedinci yüzyıl başlarında Bizans imparatorlarından Fokas'ın kızı prenses "Elina" tarafından yaptırıldığı haber verilmiştir.
"Molla Beylik" diye tanınan Amasya kadısı "Muslihîzade Abdurrahman Çelebi" bu mahallede bir hamam yaptırmış, oğlu kazasker "Molla Vildan Mehmed Çelebi" de hamamın üstüne bir medrese yaptırmış, bunun oğlu kadılardan "Abdurrahman Çelebi" de 912 [1506-07] yılında hamamı vakfetmiştir. Hamam ve medrese "Kadı Hamamı" ve "Kadı Medresesi" adlarıyla bilinir; medrese tamamen yok olmuş, yeri bile kaybolmuştur.
38- "Kuba Mahallesi": "Kaf" harfi ötreli okunur (Kuba). Köşk Kayası'nın altında yüksek bir yerdedir. Doğuda dere, batıda yol, güneyde Köşk Kayası, kuzeyde Fethiye Mahallesi ile çevrilidir. Buranın eski adı "Kubalı Mahallesi"dir. Hüseynî seyyidlerden olup Fergana eyaletindeki "Kuba" kasabası halkından, Amasya'da "Kubalı Şeyh" diye tanınan "Cemaleddin Hüseyin bin Muhammed el-Fergânî el-Kubâvî" 810 [1407-08] yılına kadar burada oturduğu için "Kubalı Mahallesi", sonra da "Kuba Mahallesi" denmiştir.
Adı geçen seyyidin torunu "Şeyh Hüsameddin Hüseyin el-Halvetî" 857 [1453] yılında bu mahallede bir medrese, yanında bir cami ve çeşme ile kendisi için bir türbe yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. 1079 [1668-69] yılında cami ve medrese harap olduğundan, Amasya mütesellimi "Kubalı Abdi Bey" 1080 [1669-70] yılında camiyi yeniden, oğlu "Mehmed Paşa" da 1105 [1693-94] yılında medreseyi imar ederek bir de mektep eklemiştir.
39- "Karatay Mahallesi": İçeri Şehir'de olup doğuda Camii Enderun, batıda Kurşunlu, güneyde Hatuniye mahalleleri, kuzeyde dağ ile çevrilidir; kale dizdarı ve Amasya muhafızı olan Selçuklu emirlerinden "Celaleddin Karatay"a nispet edilir. Bu mahallenin batı tarafı "Yağıbasaniye" diye tanınır. Burada "İmadzade Mahmud Çelebi" 807 [1404-05] yılında bir zaviye ve misafirhane, 941 [1534-35] yılında "Şeyh Hayreddin Hızır Efendi" bir mescit, bunun yanına da büyük âlimlerden "Ayıntaplı Kara Osman Efendi" 1148 [1735-36] yılında bir dershane yaptırmış ve her biri vakıflarını düzenlemiştir. Adı geçen mescit "Şeyh Mescidi" diye tanınır; torunlarından ikinci "Şeyh Hızır Efendi" 1058 [1648] yılında onu yenilemiş ve vakıflarını genişletmiştir.
40- "Kazancı Mahallesi": Eski kayıtlarda "Kazancı Doğan Mahallesi" adıyla kayıtlıdır. Saraçhane Mahallesi'nin üstünde bulunur; doğuda Kocacık, batıda Bozahane, güneyde Hoca Süleyman, kuzeyde "Saraçhane" mahalleleriyle çevrilidir. Eskiden "Şehinşah Bahçesi"nin yeriydi. [Kazancı Doğan] 856 [1452] yılında sekbanbaşılıktan azledilerek Amasya'ya gönderilmiş ve burada oturmuş olduğu için mahalleye onun adı ve şöhreti verilmiştir. Mahallenin eski adı "Kaya Paşa Mahallesi"dir.
Bu mahallede "Kaya Paşa"nın 805 [1402-03] yılında yaptırdığı bir hamam ve bir mektep vardır. 890 [1485] yılında "Büyük Kapıağası Hüseyin Ağa" büyük bir bedesten, yanında "Kızlarağası Firuz Ağa" bir başka bedesten, bunun güneyinde de yine 890'da "Kilari Selim Ağa" kâgir bir cami ve yanında bir minare yaptırmış, her biri vakıflarını düzenlemiştir. Caminin kapısının üstünde şu beyitler kazılıdır:
"Ey mescit, Allah seni mübarek kılsın; akıl senin meziyetlerini saymaktan âcizdir. Seni, iyiliği Allah'a ait olan Hazret-i Selim Ağa yaptı. Rahman olan Allah öyle bir tarih ihsan etti ki: 'Allah sahibinin şanını yüceltti'" anlamındaki, son ibaresi ebced hesabıyla 890 tarihini veren Arapça beyitler.
Bu tam tarihin gösterdiği 890 yılında caminin yapımının bitirildiği, 900 [1494-95] yılında da vakfiyesinin düzenlendiği şer'iyye sicillerinden anlaşılmaktadır. Fakat halk arasında ve kayıtların çoğunda "Kilari Süleyman Ağa Camii" adıyla tanınıp kaydedildiğine bakılırsa, kitabede görülen "Selim Ağa" ifadesinin, "Süleyman Ağa" sözcüğü mısraın veznine sığmadığı için seçilmiş olması ihtimali akla gelir. "Kaya Paşa"nın harap hamamının üstünde harap olarak görülen mescit ise erdemli kişilerden "Molla Bahşi Halife" hazretlerinin eseridir; 823 [1420] yılında vakfiyesini düzenlemiştir.
41- "Kamereddin Mahallesi": Meydan Köprü'nün kuzeyinde olup doğuda Ahi Sabıkeddin, batıda Hekim Çelebi mahalleleri, güneyde Yeşilırmak, kuzeyde dağ ile çevrilidir. Amasya valisi "Mübarizeddin Halife Alp"in hizmetinde yetişip emirlerden olan "Kamereddin el-Hadim" 641 [1243-44] dolaylarına kadar burada oturduğu için "Kamereddin Mahallesi" denmiştir.
Burada "Emir İmadeddin Süli Bey"in bir mescidi ve hamamı vardır; 1079 [1668-69] yılında harap olduğundan Amasya mütesellimi "Hacı Ali Ağa" yenilemiş, 1143 [1730-31] yılında yandığından da ileri gelenlerden "Sancızade Hacı Hasan Ağa" onartmıştır. Irmak kenarında emirlerden "Ebubekir Bey"in kızı "Fahrünnisa Hatun" 914 [1508-09] yılında bir mescit ve yanında bir mektep yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir.
42- "Kocacık Mahallesi": Uzun Mustafa Mahallesi'nin altında olup doğuda Selağzı, batıda Kazancı, güneyde Uzun Mustafa, kuzeyde Saraçhane mahalleleriyle çevrilidir. "Kocacık" diye tanınan "Hoca Hacı Ahmed Çelebi" burada oturup 871 [1466-67] yılında bir mescit, mektep ve çeşme yaptırdığı için bu adı almıştır.
Bu mescit birkaç kez yenilenmiştir. "Hacı Beyzade Mehmed Bey" 1071 [1660-61] yılında bu camiyi imar edip gelir getiren mülkler vakfetmiş; yine yandığı için 1230 [1814-15] yılında tüccarlardan "Benderli Hacı Feyzullah Ağa" onu yeniden yaptırıp canlandırmış, kıble tarafına bir medrese ve yanına bir mektep yaptırarak vakıflarını düzenlemiştir. Tanınmış velilerden "İğnecizade Şeyh Safiyyeddin Mahmud el-Halvetî" hazretlerinin türbesi bu mahalledir.
43- "Kurşunlu Mahallesi": İçeri Şehir'de, Yukarı Hamam'ın batı yakınında olup doğuda Karatay, batıda Ahi Sadeddin mahalleleri, güneyde Yeşilırmak, kuzeyde dağ ile çevrilidir. Bu mahalle "Yağıbasaniye"dir. Dânişmendli hükümdarlarından "Yağıbasan Gazi" burada büyük bir han yaptırmış ve bu yapı 560 [1164-65] yılından beri "Yağıbasan Hanı" diye tanınmıştır. Sonraları torunlarından "Cemal Gazi Bey" onu onarıp üstünü kurşunla örttüğünden "Kurşunlu Han" denmiş, daha sonra "Han" sözcüğü düşürülerek "Kurşunlu" adı bu mahallenin özel adı olarak kalmıştır. Bu, eski kayıtlar üzerinde yapılan incelemelerden anlaşılmaktadır.
Selçuklu Sultanı Mesud'un sarayı bu mahallede idi; sonraları kadılardan Mesud ailesine geçmiş, bunlardan "Mesud oğlu Ebü'l-Kasım Ahmed oğlu Alaeddin Ali Çelebi" ırmak kenarında 840 [1436-37] yılında bir mescit ve önünde bir çeşme yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Eşkıya olayında yandığından, 1047 [1637-38] yılında Amasya'ya gelen eski sadrazam "Bayram Paşa" onu yeniden canlandırmış ve vakıflarını genişletmiştir. "Yukarı Hamam" diye tanınan hamam bu mahallenin başındadır; Amasya'da kalan Selçuklu Sultanı Mesud eserlerinden sayılır. Bu da Hatuniye vakıflarındandır.
44- "Kılıççı Mahallesi": Burmalı Minare Camii'nin kıble tarafında olup doğuda dere, batıda Pervane ve Çırakçı, güneyde Fethiye, kuzeyde Uzun Mustafa mahalleleriyle çevrilidir. Eskiden "Kılıç Mahallesi", sonra da "Cumudar Mahallesi" adıyla tanınıp kaydedilmişken, "Sultan I. Selim Han"ın emirlerinden "Kılıççı Yusuf Bey" bu mahalleden yetişip ün kazanmış ve 917 [1511-12] yılında dere kenarında bir mescit yaptırıp vakıflarını düzenlemiş olduğu için "Kılıççı Mahallesi" denmiştir.
45- "Küpceğiz Mahallesi": Karakaya'nın eteğinde olup doğuda Uzunyol Mezarlığı, batıda Çıkrıkçı Mahallesi, güneyde dağ, kuzeyde Receb ve Üçler mahalleleriyle çevrilidir. Bu ad eski kayıtlarda "Gökceğiz Veled Soruk" (Soruk oğlu Gökceğiz), mahalle de "Gökceğiz Mahallesi" adıyla kayıtlı olduğundan, "Küpceğiz"in "Gökceğiz" adının bozulmuş şekli olduğu kesindir. "Küpceğiz" dediğimiz bu kişi, "Salur" boyundan ve Selçuklu "Sultan Mesud"un emirlerinden "Bahaeddin Gökceğiz"dir; 575 [1179-80] yıllarına kadar bu yerde oturduğu için mahalleye onun adı verilmiştir.
Selçuklu emirlerinden, büyük vezir "Mühezzebeddin Ali"nin damadı "Hüsameddin Kepük Salgurî" 660 [1261-62] dolaylarında bu mahallede küçük bir mescit yaptırmış ve buna "Kepük Mescidi" denmiştir. Daha sonra bu mescidi 800 [1397-98] dolaylarında "Davud Bey" yenileyip vakıflarını düzenlemiş ve yanına ayrıca bir mektep yaptırmış; 957 [1550] yılında "Mansur Çelebi oğlu Ali Çelebi", 1108 [1696-97] yılında mütevellisi "Hacı Abdülkadir Ağa", daha sonra da onun torunu "Hafız Hacı Mehmed Ağa" mescidi yeniden yaptırmışlardır.
46- "Köprübaşı Mahallesi": Alçak Köprü'nün güney tarafında olup doğuda Saraçhane, batıda Eski Kethüda, güneyde Kazancı mahalleleri, kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Adı geçen köprünün başında bulunduğu için bu adı almıştır. Köprünün baş tarafında eski Anadolu valisi "Ömer Paşazade Hacı Osman Bey" 1161 [1748] yılında bir mescit yaptırıp vakıflarını düzenlemiş, çocukları onu iyi idare etmişse de sonradan bakılmadığı için harap olmuştur. 1300 [1882-83] yılında Amasya naibi "Vidinîzade Hacı Mehmed Emin Efendi" bu mescidi son derece mükemmel ve zarif bir biçimde yeniden canlandırmıştır.
Adı geçen "Hacı Osman Bey" bu mahallede bir darülhadis, bir kütüphane ve bir çeşme yaptırarak adını yaşatmıştır. Onun evinin bitişiğinde yan yana iki hamam vardır; "Alaca Hamamı" diye tanınmış ve 875 [1470-71] yılına kadar "Yakup Şah Çelebi oğlu Alaca Yahya Bey"in tasarrufunda kalmıştır. Köprünün kuzey başındaki hamamın Amasya hükümdarı Selçuklu Şehinşah'ın eserlerinden olduğu kayıtlıdır; ancak bu iki hamama dair açık bir bilgi görülemedi.
Bu iki hamamın durumuna ve Alçak Köprü Hamamı ile aynı seviyede bulunduklarına bakılırsa Selçuklu eserlerinden oldukları anlaşılır. Adı geçen "Yahya Bey"in Amasya emiri "Şadgeldi Paşa"nın torunlarından olduğu ve hamamların ona mirasla geçtiği göz önüne alınırsa bunların da adı geçen paşanın eserlerinden olması gerekirdi; fakat bu iki hamamın Amasya'da Şadgeldi Paşa'nın doğumundan önce var olduğu, onun eserlerinden olmadığını gösterir. Bu hamamlar Hacı Osman Bey'in vakıflarındandır.
47- "Gökmedrese Mahallesi": "Kılıç Arslan Türbesi" diye tanınan "Torumtay Türbesi"nin doğusunda olup doğuda Şamice, güneyde Şeyh Kırık mahalleleri ve dağ, kuzeyde Yeşilırmak, batıda yol ve mezarlık ile çevrilidir. Eskiden "Güdül Mülkü" olup "Güdül Mahallesi" denirdi. 665 [1266-67] yılında Amasya valisi beylerbeyi "Emir Seyfeddin Torumtay" bu mahallede bir cami ve medrese yaptırmış, medresesi "Gökmedrese" adıyla tanındığından bu ad mahallenin özel adı olmuştur.
Medreseyi de içine alan caminin cephesi son derece sanatlı olup taş üzerindeki kabartma çiçekler görülmeye değerdir. Ön tarafı yüksek olduğundan iki yanlı bir taş merdiveni, kapısının önünde bir sekisi ve siyah mermerden yapılmış gibi son derece sağlam biçimde ayakta duran, eşsiz ve sanatlı bir ahşap kapısı vardır. Kapının orta direğine kazılmış "Amile Ebu's-Silm en-Neccâr" (bunu marangoz Ebu's-Silm yaptı) ibaresinden, kapının "Ebu's-Silm en-Neccâr" tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır.
Kapıdan içeri girildiğinde üstü kubbeli geniş bir boşluk vardır. Kapının iki yanında birer oda, sol kanadında büyük bir türbe ve bu türbenin altında taş merdivenle inilen derin bir oda görülmektedir. Bunlara dair açıklamalar medreseler ve türbeler bahsinde verilecektir.
Kare biçimli bu boşluğun önündeki bir başka kapıdan camiye girilir. Bu cami büyük taşlardan yapılmıştır; kapısının üstündeki kitabe sökülmüş olduğundan, 1316 [1898-99] yılında mütevelli "Gürcüzade Mehmed Necib Bey" tarafından onarıldığına dair bir kitabe konmuştur. Karşısında merhum "Torumtay"ın türbesi vardır. Vakfın yönetimi, adı geçen vakfedenin sağlığında torunu "Emir Mübarizeddin Musa oğlu Emir Celaleddin Mehmed Pervane Bey"e ve onun çocuklarına ayrılmıştır.
Bu mahallenin kuzeyinde, bir bahçe içinde, Osmanlı emirlerinden "Bayram Beyzade Melik Gazi Bey" diye tanınan beylerbeyi "İsmail Bey" 819 [1416-17] yılında bir zaviye yaptırıp vakıflarını düzenlemiş, vakfın yönetimi çocukları tarafından yürütülmüş; tekke şeyhi ve mütevellisi "Sünbül Mehmed Efendi" de 1245 [1829-30] yılında buna bir mescit eklemiştir.
Bu zaviyenin batısına bitişik olarak, Osmanlı vezirlerinden "Ata Beyzade Yörgüç Paşa" kendine ait bir çevre duvarı içinde, son derece sanatlı, cephesi mermerden ve dört yanı kızılca taştan, küçük ve gönül okşayan, son derece sağlam bir cami ile doğu tarafına bir minare, kapının yan tarafına kendisi ve çocukları için bir türbe, karşısına bir imarethane ve caminin iki yanında dört hücreli bir medrese yaptırmış ve bunları 834 [1430-31] yılında tamamlamıştır. Kapısının üstünde kızıl mermer üzerine, yeşil çiçeklerle süslenmiş, son derece sanatlı olarak şu Arapça ibare kazılmıştır:
"Fakirlere ve yoksullara ait bu mübarek imareti; yüce sultan ve ulu hakan, din ve dünyanın yardımcısı, fetihler sahibi, Osmanoğlu diye tanınan merhum Sultan Mehmed'in oğlu Sultan Murad'ın devrinde, Allah saltanatını daim etsin, büyük emir ve değerli vezir, devletin ve dinin celali Abdullah oğlu Atabeyî Yörgüç Paşa sekiz yüz otuz dört yılının başında yaptırdı" anlamındaki Arapça kitabe.
Bu hayır eserlerinin vakfiyesi 840 [1436-37] yılında düzenlenmiştir. Caminin güneybatı tarafında, şose yoluna yakın bir yerde, son derece zarif ve küçük bir hamamı vardır; "Çardaklı Hamam" diye tanınır. Bu da vakıftır. 1296 [1879] yılına kadar işler durumdaydı; o yıl ırmağın taşmasıyla külhanı ve yanları yarıldı. Küçük bir gayretle onarılması mümkünken, o küçük gayreti esirgeyen mutlakıyet idaresi zamanında işlemez hâlde kalmış ve vakfın gelirleri boşa gitmektedir.
48- "Gümüşlüzade Mahallesi": Selağzı'nın doğu tarafında olup doğuda Yassıkaya ve Sofular Mahallesi, batıda ve güneyde Selağzı ve dere, kuzeyde Sofuzade Mahallesi ile çevrilidir. Selçuklu "Sultan Mesud"un şehzadesi "Sultan Gıyaseddin Mehmed Şah" bu mahallede oturduğu için "Gıyaseddin Şah Mülkü" denmiş; 927 [1520-21] yılına kadar Amasya emiri olan "Gümüşlüzade Taceddin Mahmud Çelebi"ye nispetle de resmî kayıtlara "Gümüşlüzade Mahallesi" adıyla geçmiştir.
Adı geçen "Gümüşlüzade Taceddin Mahmud Çelebi" bu mahallenin yüksek bir yerinde 725 [1325] yılında bir cami yaptırarak 727 [1326-27] yılında vakıflarını düzenlemiştir. "Helkis Bahçesi"ni vakfettiği sırada bu camiye "Taciye Camii" dendiği, 805 [1402-03] yılında düzenlenen vakfiyesinde görülmüştür.
818 [1415-16] yılında depremden zarar gördüğünden "Gümüşlüzade Ahmed Paşa" onu onarmış; daha sonra yandığından "Ahmed Paşazade Defterdar Abdullah Bey oğlu Ahmed Bey" 890 [1485] yılında yeniden kâgir olarak canlandırmış, batı tarafına bir minare yaptırmış ve vakıflarını düzenlemiştir. Kapısının üstünde mermer üzerine şu Farsça kitabe kazılıdır:
"Bu cami Allah'ın yardımıyla, âdil ve bilgiye kulak veren padişahın zamanında tamamlandı; bu yapının başlangıcını hayır sahibi Ahmed Bey'e bağla; tarihi ise 'büyük camiyi kastettim' sözüdür" anlamındaki, son mısraı tarih düşüren Farsça kitabe.
1011 [1602-03] yılındaki eşkıya olayında yanmış olduğundan bu "Ahmed Bey"in torunlarından beylerbeyi "Şemseddin Paşa" yenilemiş, sonra 1099 [1687-88] yılında "Gümüşlüzade İbrahim Paşa" onarıp vakıflarını genişletmiştir. Daha sonra birkaç kez deprem olmuş, 1133 [1720-21] yılında da yangında yandığından mütevelli "Hacı Mustafa Ağa" 1134 [1721-22] yılında yeniden yaptırmıştır.
1238 [1822-23] yılında ileri gelenlerden "Rahtuvan Paşazade Hacı Ali Bey" burada bir vaizlik kurmuş ve dükkânlarını bu caminin kürsü şeyhliğine vakfetmiştir. Bu dükkânlar vakıf olarak "Vazıh Efendi"nin torunlarının tasarrufundadır. Bu caminin kıble tarafında "Fatma Hatun" bir medrese yaptırmış ve 1158 [1745] yılında vakıflarını düzenlemiştir.
"Çukur Bahçe"de defterdar "Şemseddin Paşa" bir mescit yaptırıp 1023 [1614] yılında gelir getiren mülklerini vakfetmiş; "Selağzı"nda "Ali Paşa" 916 [1510-11] yılında bir mektep yaptırıp vakıflarını düzenlemiş; 1100 [1688-89] yılında "Gümüşlüzade İbrahim Paşa" da "Selağzı"nda "Gümüşlüzade Muhyiddin Mehmed el-Halvetî Türbesi"nin önüne bir çeşme yaptırmıştır. Çarşı içinde ise "Topçuzade Hacı Abdurrahman Abdi Ağa" 1218 [1803-04] yılında bir cami ve önüne bir çeşme yaptırıp dükkânlarını vakfetmiştir. Bu camiye "Eğri Cami" denir.
49- "Mehmed Paşa Mahallesi": "Tımarhane"nin doğu tarafında olup doğuda Pirinççi ve Yakutiye, güneyde Yakup Paşa mahalleleri, kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Eskiden "Dugrakiye Mahallesi" adıyla tanınırken 890 [1485] yılından itibaren "Mehmed Paşa Mahallesi" denmeye başlanmış, "Dugrakiye" adı yalnızca medresenin adı olarak kalmıştır.
Bu mahallede Amasya valisi "Nureddin Tuğrak" 631 [1233-34] yılında ırmak kenarında bir mescit ve bitişiğinin güneyinde kendisi için son derece sağlam bir türbe yaptırmıştır. Kapısının üstünde şu Arapça ibare kazılıdır:
"Bu mübarek mescidin yapılmasını; yüce sultan, şehinşahların en büyüğü, milletlerin idaresine sahip, din ve dünyanın yücesi, fetihler sahibi, müminlerin emirinin delili Keyhüsrev oğlu Keykubad'ın devrinde Av Emiri (emîr-i şikâr) Hacı Tuğrak altı yüz otuz bir yılında emretti" anlamındaki Arapça kitabe.
Amasya valisi "Şehzade Sultan Ahmed"in lalası, vezirlerden "Hızır Paşazade Mehmed Paşa" 900 [1494-95] yılında mescidin doğu tarafında, yol üzerinde, Yeşilırmak'a bakan bir yerde kâgir bir cami, batı tarafına bir minare, önüne bir imarethane ve medrese, doğu tarafına kendisi için bir türbe yaptırmış ve bu hayır eserlerini büyük bir çevre duvarıyla kuşatmıştır.
Cami doğudan batıya doğru dikdörtgendir. Minberi son derece sanatlı olup mermer üzerine kabartma çiçeklerle süslenmiştir. Kıble tarafı geniş bir bahçedir. Önünde küçük bir şadırvan, iki yanında birer mahfil ve kuzeye bakan iki kapısı vardır. Orta kapısı büyük ve mermerden yapılmış olup üzerinde şu Arapça ibare kazılıdır:
"Bu mübarek imareti, Sultan Mehmed Han'ın oğlu yüce sultan Bayezid Han'ın devrinde, Allah saltanatını daim etsin, büyük vezir Mehmed Paşa, kadri artsın, dokuz yüz yılının Muharrem ayında yaptırdı" anlamındaki Arapça kitabe.
Bu caminin güney tarafında adı geçen paşa bir Halvetî zaviyesi yaptırıp bunların vakıflarını düzenlemiştir. Ayrıca "Yörgüç Paşazade Mustafa Bey" 840 [1436-37] yılında bu caminin batı tarafında zarif bir hamam; 910 [1504-05] yılında "Oruç Bey" kıble tarafında bir çeşme; 987 [1579-80] yılında kadılardan "Hayreddin Efendi" bir mescit; 1071 [1660-61] yılında "Şeyh Mehmed Ağa" hamamın doğu tarafında bir darülkurra, ondan önce de "Nuh Bey" bir başka darülkurra; 1257 [1841-42] yılında "Ahıskalı Müftüzade Ali Efendi" "Mehmed Paşa Dairesi"nin doğu kapısının içinde, türbesinin yanında bir medrese; 1308 [1890-91] yılında da torunlarından mütevelli "Mehmed Bey" batı tarafında yol üzerinde bir başka medrese yaptırıp vakıflarını düzenlemişlerdir.
50 ve 51- "Helkis Mahallesi": Alçak Köprü'nün kuzey tarafından Kuş Köprü üzerinde "Leğen Kaya"ya kadar uzanan bir uzunluk üzerindedir; doğuda ve güneyde Yeşilırmak, batıda Saray Mahallesi, kuzeyde Harşena Dağı ile çevrilidir. Rum ileri gelenlerinden "Halkis" fetihten önce burada oturmuş; doğu tarafı bahçesi, batı tarafı evi olduğu için adı burada kalmış, sonra hafifletilerek "Helkis" denmiştir.
Bu mahalle eskiden iki kısma ayrılırdı: "Hükümet Köprüsü"nün batı tarafındaki "Saathane"nin önüne kadar olan kısma "Sade Helkis Mahallesi", buradan "Leğen Kaya"ya kadar olan tarafa da "Bağ Helkis Mahallesi" denir. Eski Amasya mebusu "İsmail Hakkı Paşa" "Sade Helkis Mahallesi"nde doğmuştur.
690 [1291] dolaylarında "Hoca Muhibbeddin Mevdud-ı Ziyarî"nin bu mahallede bir mescit ve yanında bir medrese yaptırdığı kayıtlarla sabitse de hangi tarafta olduğu bilinemedi. "Bağ Helkis"in doğu yarısının tamamı "Gümüşlüzade Bedreddin Mahmud Çelebi oğlu Şemseddin Ahmed Çelebi" tarafından 805 [1402-03] yılında vakfedilmiştir; "Taciye Camii", yani "Gümüşlüzade Camii" vakıflarındandır.
Bu "Bağ Helkis Mahallesi"nde 1018 [1609-10] yılında Divan-ı Hümayun çavuşlarından "Mustafa Ağa" bir mescit ve yanında bir mektep yaptırıp vakıflarını düzenlemiş; torunları olan "Hacı Efendizadeler"den önce "Hacı Ali Ağa", sonra "Hacı Ahmed Ağa" bunları yeniden onartmışlardır. Bu mescidin batı tarafının tamamı, kaptan-ı derya "Hafız Ali Paşazade Hacı Ahmed Mikdad Paşa"nın evi ve bahçesi iken 1281 [1864-65] yılında Amasya mutasarrıfı "Ziya Paşa" burayı "İzzet ve Nuri Beyler"den satın almış; yerine son derece mükemmel bir hükümet konağı, arkasında dağ kenarına bir genel hapishane yaptırmış, paşanın selamlığını "Belediye Dairesi", üst katını da "Telgrafhane" yapmıştır. 1312 [1894-95] yılında Belediye Bahçesi'nin doğusuna bir Polis Dairesi de eklenmiştir.
Adı geçen mutasarrıf, Bağ Helkis ile Sade Helkis arasındaki sınırı oluşturan kayanın üzerinde, bütün şehre bakan bir yerde büyük bir Saat Kulesi yaptırmış ve şerefesine dört köşe, büyük, üç yüzlü bir saat koydurmuştur; bu da halkı uyarmaya bir vesile olmuştur. Bu Saathane'nin bitişiğinde 1312 [1894-95] yılında Belediye Eczanesi, karşısında da bir Evrak Deposu kurulmuştur.
52- "Yakutiye Mahallesi": Tımarhane'nin batı tarafında olup doğuda ve güneyde Gümüşlüzade, kuzeyde Mehmed Paşa mahalleleri, batıda Yeşilırmak ile çevrilidir. Eskiden "Gıyaseddin Şah Bahçesi"nin yerinde olup Osmanlı emirlerinden "Sinaneddin Yakut Paşa" burada oturduğu için onun adına nispet edilmiştir.
Bu mahallenin önünde "Darüşşifa" vardır; bugün halk arasında "Tımarhane" diye tanınır. Bu darüşşifa taştan son derece sağlam olarak yapılmış olup cephesinde görülen kabartma çiçekler, Selçuklu eserlerine benzeyen bir güzel sanatlar levhası sunmaktadır. Kapısının üstünde ve yan tarafında görülen sanatlı işler öbür tarafında yoktur; fakat her tarafı son derece sağlamdır. İçi geniş ve kare biçimli olup dört yanından üçünde, yani kuzey, güney ve doğu taraflarında büyükçe üçer hücre, kapının iki yanında da birer hücre vardır. Hücrelerin önünde taş sütunlar olup üstü kapalı, ortası açıktır; insana eski bir medrese biçimini hatırlatır. Kapısının üstünde şu Arapça ibare kazılıdır:
"Saltanatı yüce olan Allah; yüce sultan ve ulu hakan, din ve dünyanın yardımcısı Olcaytu Muhammed Han'ın, Allah saltanatını daim etsin, ve büyüklerin melikesi ulu hatun İlduş Hatun'un, devleti artsın, izzetli günlerinde, zayıf kul Abdullah oğlu Anber'i bu mübarek darüşşifanın yapımında muvaffak kıldı; Allah ondan kabul etsin. Yedi yüz sekiz yılında" anlamındaki Arapça kitabe.
Bunun yan tarafında iri harflerle "ve Anadolu emiri Ahmed" ibaresi vardır. Bu açık ibarelerin gösterdiği üzere bu darüşşifayı, Tatar hükümdarı "Sultan Olcaytu Muhammed Han Hudabende"nin saltanatı sırasında, adı geçen hükümdarın eşi "İlduş Hatun"un izzetli devrinde "Anber Ağa" ile Anadolu emiri "Ahmed Bey" 708 [1308-09] yılında yaptırmışlardır. Bu kapının yanlarında dikdörtgen birer taş üzerinde birer kitabe daha vardır, fakat bir türlü okunamamıştır. Yalnız güneydeki taşta "Alaüddevle ve'd-din Ali", kuzeydeki taşta da "İbnü'l-merhum el-mağfuru leh Mehmed" (merhum ve mağfur Mehmed'in oğlu) ibarelerine benzer yazılar görülmektedir.
Eski kayıtlarda genellikle "merhum Alaeddin'in Darüşşifası", eski kadı sicillerinde ise "merhum Alaeddin Ali'nin Darüşşifası", "merhum Pervane Bey'in Darüşşifası" ve "Pervane'nin Darüşşifası" biçimlerinde kayıtlıdır. Eski belgelerde ve tarihlerde, Amasya'da son Selçuklu hükümdarı Sultan Mesud'un pervanesinin "Kutbeddin Osman oğlu İzzeddin Mehmed", oğullarının da "Alaeddin Ali Pervane", "Nasıreddin Ahmed Pervane" ve "Esededdin Cafer" olduğu yazılıdır. Buna bakılırsa, bu darüşşifayı yaptıran "Anber Ağa" ile "Ahmed Bey" vakıflarını düzenlemeden ölmüş, "Alaeddin Ali Pervane Bey" de sonradan vakfiyesini düzenlemiş olduğundan darüşşifanın "Alaeddin Pervane Bey"e nispet edildiği anlaşılabilir. "Amasya Mevlevîhanesi"nin vakfiyesini de bu "Alaeddin Ali"nin düzenlediği kayıtlarla sabittir.
Dolayısıyla kayıtların gösterdiği "Alaeddin Ali" budur. "Sultan Alaeddin" ifadesine gelince, tarih buna elverişli değildir. Selçuklu hükümdarlarının sonuncusu sayılan "Feramurz oğlu Sultan Alaeddin Keykubad-ı Selçukî" 807'den önce ölmüş olduğundan, asla bu "Selçuklu Sultan Alaeddin" olamaz. Anadolu ülkelerinde bu yüzyılda bundan başka "Sultan Alaeddin" adında bir kimse bilinmemektedir. Vakfiyesi kaybolmuştur. Her hâlde "Alaeddin" lakabının "Sultan Alaeddin" unvanı olarak kaydedilmesine yol açtığı sanılmaktadır.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- müntehâ-yı şarkî: doğu ucu
- mahdûd: sınırlanmış, çevrili
- savak / havud: çeşme altına konan su teknesi; yazarın dipnotuna göre ağaçtan olanına "savak", taştan olanına "havuz" denir
- alem-i mahsûs: özel ad
- kuyûd-ı atîka: eski kayıtlar
- çavuşân-ı dergâh-ı âlî: Divan-ı Hümayun çavuşları
- halîle: eş, zevce
- evkâfını tanzîm: vakıflarını düzenlemek, vakfiyesini yazdırmak
- dârü'l-kurrâ: Kur'an okuma ve kıraat öğretilen okul
- dârü'l-hadîs: hadis ilmi okutulan yüksek medrese
- dârü'z-ziyâfe: yolcu ve fakirlere yemek verilen misafirhane
- kürsî şeyhi: camide kürsüde vaaz veren şeyh
- mütesellim: sancakbeyi adına sancağı yöneten vekil
- münderis: izi silinmiş, yok olmuş
- mahkûk: kazılmış (yazı)
- târîh-i tâm: ebced hesabıyla tam yılı veren tarih mısraı
- sicillât-ı şer'iyye: kadı sicilleri
- tevliyet: vakfın yönetimi, mütevellilik
- hucurât-ı erba'a: dört hücre
- külhan: hamamın ateşlik bölümü
- dârü'ş-şifâ: hastane
- pervâne: Selçuklu sarayında sultanın buyruklarını yazıp ileten yüksek görevli
Mahalle Kayıtlarının Değeri
Mukaddimenin bu kısmı, Hüsameddin'in Amasya mahallelerini tek tek tanıttığı uzun listenin otuz üçüncü maddesinden başlar ve elli ikinci maddesinde, Yakutiye Mahallesi'ndeki Darüşşifa'yla biter. Yazar her mahalle için önce sınırlarını verir, sonra adının nereden geldiğini açıklar, ardından mahalledeki cami, mescit, medrese, hamam ve çeşmeleri yaptıranların adlarıyla ve vakfiye tarihleriyle sıralar. Bu bilgilerin büyük bir kısmı kitabelere, vakfiyelere ve kadı sicillerine dayanır; bir kısmı ise yazarın kendi çıkarımıdır ve bunu çoğu zaman açıkça söyler. Bugün ayakta olan yapılar hakkındaki modern araştırmalar, Hüsameddin'in verdiği tarihlerin büyük bölümünü doğrular; aralarındaki ayrılıklar da çoğunlukla kitabelerin okunuşundan doğar. Bu yüzden bu sayfalar, bugün izi kalmamış pek çok mescit ve mektebin tek kaydı olması bakımından da değerlidir.
Savakça ve Erzincanlı Abdurrahman
Hüsameddin'in "Savakça" diye andığı mahalle, bugün resmî adıyla Savadiye olarak bilinir; yani yazarın 980 yılından sonra ortaya çıktığını söylediği "Sevâdiye" yazılışı kalıcı olmuştur. Mahalleye adını veren Abdurrahman Halvetî hakkında Halvetîlik araştırmalarında bazı ek bilgiler bulunur. Kadir Özköse'nin Amasya'daki Halvetî tekkeleri üzerine incelemesine göre bu zatın tam adı Abdurrahman Celaleddin Erzincanî el-Halvetî'dir. Erzincanlı Kasım b. Ömer'in oğludur; ilmini Vecihiddin Ömer b. Abdülmuhsin el-Erzincanî'den almış, tasavvuf eğitimini Safiyyüddin Erdebilî'nin yanında tamamlayarak onun halifeleri arasına girmiştir. Hüsameddin'in onu "Safevî halifelerinden" saymasının sebebi budur; burada "Safevî" sözü sonraki Safevî devletini değil, Safiyyüddin Erdebilî'nin tarikatını ifade eder. Şeyh, Emir Nureddin Kutlu Şah zamanında Amasya'ya gelmiş, Savadiye'de bir tekke kurmuş ve 775 [1373-74] yılında vefat etmiştir. Türbesi mahallenin doğusunda, dağ kenarında bulunuyordu; yakın zamanlara kadar ziyaret edilen bu türbenin bugün yeri kaybolmuştur. Hüsameddin'in "bunlardan eser yoktur" sözü, aradan geçen bir asırda daha da kesinleşmiştir.
Aynı adı taşıyan başka şeyhlerle karıştırılmamaya dikkat etmek gerekir. Adıyaman'ın İndere köyünde ve Darende'nin Balaban beldesinde de birer "Şeyh Abdurrahman Erzincanî" türbesi bulunur; kimi kaynaklar bunların farklı kişiler olduğunu belirtir. Amasya'daki Abdurrahman'ın 1373-74'te öldüğü bilgisi, XV. yüzyıl sonlarında yaşadığı söylenen Adıyaman'daki şeyhle aynı kişi olmadığını gösterir.
Sofular Camii: Bir Darülhadis
Sofular Mahallesi'ndeki Abdullah Paşa yapısı, bu bölümde anılan eserlerin en dikkat çekicilerinden biridir. Hüsameddin kitabedeki "darülhadis" kelimesine dikkat çekerek yapının cami olmaktan önce bir hadis medresesi olarak kurulduğunu söyler. Bugünkü araştırmalar bu tespiti doğrular. Osmanlı darülhadisleri üzerine yapılan çalışmalara göre II. Bayezid devrinde kurulan Abdullah Paşa Darülhadisi (890/1485), kitabesi ve özgün yapısıyla bugüne ulaşabilmiştir; Sofular Camii diye bilinen bu dört hücreli, orta seviyedeki darülhadisin kitabesinde "darülhadis" ibaresi açıkça okunur. Yapı mimarlık tarihi bakımından da bir istisnadır: Osmanlı darülhadislerinin hemen tamamı açık avlulu ve revaklı medrese planını izlerken Amasya'daki bu yapı, kubbeli medrese şemasını erken Osmanlı mimarisinin tabhaneli, yani zaviyeli cami planıyla kaynaştıran kendine özgü bir tasarıma sahiptir. Hüsameddin'in tarif ettiği, iki yanında ikişer oda bulunan kubbeli ön avlu bu birleşik planın kendisidir.
Fethiye Camii ve Bizans Kilisesi
Fethiye Camii'nin bir Bizans kilisesinden çevrildiği bugün de kabul edilir. Kilisenin VII. yüzyılda İmparator Phokas'ın (Fokas) kızı Helena tarafından yaptırıldığı düşünülür; Hüsameddin'in "prenses Elina" dediği kişi budur. Phokas 602-610 yılları arasında hüküm sürmüş olduğundan, bu bilgi yazarın verdiği "yedinci yüzyıl başları" tarihiyle uyuşur. Ancak bu bilginin tek dayanağı, Hüsameddin'in anlattığına göre 1300 [1882-83] yılındaki onarımda bulunan ve bugün nerede olduğu bilinmeyen bir mermer kitabedir; bu yüzden bir ihtimal olarak görülmelidir. Yapının Dânişmendliler döneminde Amasya valisi Fetih Gazi tarafından camiye çevrildiği de kabul edilir.
Hüsameddin'in "Re'sü'l-Menâbir" hakkındaki notu da ilgi çekicidir. Vazıh Efendi mahallenin adını şehri ilk fetheden bu kişiye bağlar; Hüsameddin ise dipnotunda Amasya'yı son kez ve kesin olarak fethedenin Dânişmend Ahmed Gazi olduğunu, Vazıh Efendi'nin "Re'sü'l-Menâbir" dediği kişinin de o olması gerektiğini yazar. Caminin minaresi hakkındaki bilgi de bugünkü kaynaklarla uyuşur: başlangıçta minaresi olmayan camiye 1883'te İncezade Hacı Mehmed tarafından bir minare eklenmiştir. Cami kilisenin apsis kısmına yerleşmiştir; bu yüzden doğu cephesi yarım altıgen biçiminde köşelidir. Duvarlar tamamen sıvanıp boyandığı için kiliseden kalan özgün duvar kalıntılarını bugün ayırt etmek mümkün değildir. Cami 1956'da onarılarak yeniden ibadete açılmıştır.
Kuba ve Kubalı Şeyhler
Kuba Mahallesi'ne adını veren Fergana'lı seyyid ailesinin hatırası, bugün Çakallar Mahallesi'ndeki Kuba Camii içinde bulunan türbede yaşar. Halvetîlik araştırmalarında bu türbede Kubalı Çelebizade Şeyh Hüseyin Halvetî'nin yattığı kaydedilir; Hüsameddin'in 857 [1453] yılında medrese, cami, çeşme ve türbe yaptırdığını söylediği "Şeyh Hüsameddin Hüseyin el-Halvetî" bu zattır. Aynı kaynağa göre o, Pir İlyas'ın oğlu Pir Abdurrahman Çelebi'nin hizmetinde bulunup ondan şer'î ve manevî ilimleri almış, kızıyla evlenmiş; Atabey Gazi Medresesi müderrisliği, Tokat ve Sivas kadılıkları yapmıştır. Türbe eskiden kâgir duvarlı, ahşap ve kiremit örtülü küçük bir odaydı; bugün yerinde Amasyalı hayırseverlerin yaptırdığı kubbeli bir cami vardır.
Kilari Camii: Selim mi, Süleyman mı
Kazancı Mahallesi'ndeki caminin banisi meselesinde Hüsameddin ilginç bir yol tutar: kitabede "Selim Ağa" yazdığını, ama halkın ve kayıtların çoğunun "Kilari Süleyman Ağa" dediğini söyler ve "Süleyman" adının vezne sığmadığı için kitabede "Selim" denmiş olabileceğini düşünür. Bu, bir ihtimal olarak kalır. Bugün yapı resmî kayıtlarda "Kilari Süleyman Ağa Camii" adıyla anılır; kimi tanıtımlarda ise kitabedeki ada uyularak II. Bayezid'in saray kilercisi Selim Ağa'nın yaptırdığı yazılır. Yapım tarihi kimi tanıtımlarda 1483 olarak verilir; Hüsameddin ise kitabedeki tarih mısraından 890 [1485] yılını çıkarır. Cami bugün de Taşhan ile bedesten arasında, Hüsameddin'in "bedestenin güneyinde" dediği yerde ayaktadır; tek kubbeli, tek minareli, kare planlı bir yapıdır ve sekizgen kasnaklı kubbesi köşe tromplarına oturur.
Kamereddin'in Efendisi Mübarizeddin
Hüsameddin, Kamereddin el-Hadim'in "Amasya valisi Mübarizeddin Halife Alp"in hizmetinde yetiştiğini söyler. Bu vali büyük ihtimalle Amasya'daki türbesiyle tanınan Halifet Gazi'dir. Halifet Gazi, Dânişmendli beyliği ortadan kalktıktan sonra Selçukluların hizmetine girmiş bir emirdir; I. Alaeddin Keykubad zamanında, 619 [1222] yılında Amasya valiliğine getirilmiş, 1232'de Gürcülere karşı yapılan bir seferde şehit düşerek Amasya'daki türbesine gömülmüştür. Onun adına Farsçadan çevrilen bir tıp kitabının asıl adının Tuhfe-i Mübârizî olması, Mübarizeddin lakabının ona ait olduğunu düşündürür. Kamereddin'in 641 [1243-44] dolaylarına kadar yaşadığı bilgisi de bu tarihlerle uyumludur.
Gökmedrese Camii
Gökmedrese Camii, bu bölümde anılan yapılardan bugün en iyi korunmuş olanlardandır. Hüsameddin'in "kapısının üstündeki kitabe sökülmüş" tespiti bugün de geçerlidir: caminin inşa kitabesi bulunamadığı için kesin yapım tarihi bilinmez. Ancak Seyfeddin Torumtay'ın kendisinin düzenlediği vakfiyenin 665 [1266-67] tarihini taşıması, yapımın en geç o yıl bittiğini gösterir; Hüsameddin'in verdiği tarih de bu vakfiye tarihidir. Yapıda bugün yalnızca 1316 [1898-99] tarihli onarım kitabesi ile kapı pervazındaki usta adı bulunur. Kitabın basılı nüshasında bu ibarenin Arapçası "Ebû Müslim" biçiminde geçer; editör, bugün müzede sergilenen kapıyı inceleyerek ibarenin İsmail Hakkı Uzunçarşılı'nın da kaydettiği gibi "Ebu's-Silm en-Neccâr" şeklinde okunabildiğini belirtir. Bugünkü ansiklopedik kaynaklar da aynı okumayı verir. Hüsameddin'in "siyah mermerden yapılmış gibi" diye övdüğü ahşap kapı kanatları, kündekâri tekniğinde kabartma işlenmiş Selçuklu ahşap işçiliğinin güzel bir örneği olarak bugün Amasya Müzesi'nde sergilenmektedir.
Yapıya "Gökmedrese" adını veren, caminin kuzeydoğusuna bitişik türbenin kasnağındaki mor ve firuze renkli çini ve sırlı tuğla süslemeleridir. Torumtay ise kendi yaptırdığı, camiden bir sokakla ayrılan 677 [1278-79] tarihli türbede yatmaktadır. Hüsameddin'in "sol kanatta büyük bir türbe ve altında taş merdivenle inilen derin bir oda" dediği bölüm, cenaze mahzeni üzerinde yükselen bu bitişik türbedir; bugün içinde kimlerin yattığı bilinmeyen yedi sanduka bulunur.
Yörgüç Paşa ve Camisi
Yörgüç Paşa Camii'nin kitabesine dayanarak verilen 834 [1430-31] tarihi bugünkü araştırmalarla tam olarak uyuşur. Yörgüç Paşa, Çelebi Mehmed'in 1414'te on iki yaşındaki oğlu Şehzade Murad'ı Amasya'ya gönderdiği sırada lalası olarak yanına verdiği devlet adamıdır. II. Murad tahta çıkınca 826 [1423] yılında Rum beylerbeyi olmuş, bölgedeki asi beyleri itaat altına almış, Canik hâkimi Hüsameddin Hasan Bey'i itaat altına alarak Ordu ve Çarşamba yöresini Osmanlı idaresine katmış ve vezirlik rütbesi almıştır. Zilhicce 845 [Nisan-Mayıs 1442] tarihinde vefat ederek bu camideki türbesine gömülmüştür. Hüsameddin'in kitabe metninde geçen "Abdullah oğlu Atabeyî" ifadesi araştırmacıların dikkatini çekmiştir: babasının adının Abdullah olarak yazılması onun devşirme kökenli olabileceğini düşündürmüş, "atabeg" unvanının da kendi lalalığına işaret ettiği ileri sürülmüştür. Hüsameddin'in andığı "Şahbula Hatun" adlı eşi ise incelediğimiz biyografi maddesinde geçmez; orada Edirne'de vakfı olan Çiçek Hatun'u eşi olarak kaydedilir.
Cami bugün ayaktadır; tabhaneli, yani yanlarında misafir odaları bulunan cami tipindendir ve son cemaat yeri yoktur. Yeşilırmak kenarında olduğu için zamanla su taşkınlarından büyük zarar görmüş, içi tamamen yenilenmiştir. Hüsameddin'in 1296 [1879] taşkınında yıkıldığını söylediği Çardaklı Hamam'ın akıbeti de aynı tehlikeye işaret eder. Yazarın bu hamam için "küçük bir gayretle onarılabilirken onu esirgeyen mutlakıyet idaresi" diye yazması, kitabın II. Meşrutiyet yıllarında yayımlandığını hatırlatan bir sitemdir.
Gümüşlü Camii
Gümüşlüzade Mahallesi'ndeki cami bugün "Gümüşlü Camii" adıyla Yavuz Selim Meydanı'nda ayaktadır. Hüsameddin'in verdiği tarihler bugünkü tanıtımlarla büyük ölçüde örtüşür: ilk ahşap çatılı cami 1326'da Taceddin Mahmud Çelebi tarafından yaptırılmış, 1419 depreminde yıkılmış, sonra kâgir olarak yeniden yapılmıştır. Bu ikinci yapılışı yaptıran kişi kimi kaynaklarda Defterdar Mahmud Bey, kimilerinde Defterdar Ahmed Bey olarak geçer, tarih de 1485 ile 1491 arasında değişir; Hüsameddin kapıdaki Farsça kitabeye dayanarak Ahmed Bey'i ve 890 [1485] yılını verir. 1612'deki yangından sonra Şemseddin Paşa'nın, 1688'de de Gümüşlüzade İbrahim Bey'in onarımları kaynaklarda da yer alır; Hüsameddin'in 1011 ve 1099 tarihleri bu kayıtlarla yakındır. Caminin "Gümüşlü" adıyla anılması da bu ailenin uzun süren hamiliğinin sonucudur.
Mehmed Paşa Camii ve Bir Tarih Farkı
Mehmed Paşa Camii'nin kitabesi, Hüsameddin'in okuması ile bugünkü okumanın ayrıldığı yerlerden biridir. Hüsameddin kitabedeki yılı "dokuz yüz" olarak okur ve yapının 900 [1494-95] yılında yapıldığını söyler. Bugünkü araştırmalara göre ise cümle kapısının üzerindeki iki satırlık Arapça kitabe, inşaatın 891 yılı Muharrem ayında, yani Ocak 1486'da tamamlandığını gösterir; 900 [1495] yılı ise banisi Hızır Paşazade Mehmed Paşa'nın ölüm tarihidir. Mahallenin adının "890 yılından itibaren" Mehmed Paşa Mahallesi diye anılmaya başladığı yolundaki kendi bilgisi de bu erken tarihle daha iyi uyuşur. Aynı şekilde, yazarın caminin güneyinde paşa tarafından yaptırıldığını söylediği Halvetî zaviyesinin, Halvetî şeyhi Habib-i Karamanî için 890 [1485] yılında kurulduğu bilinmektedir.
Külliye bugün kısmen ayaktadır. Cami, medrese, imaret, türbe, tabhane, zaviye, çeşme ve hazireden oluşan topluluktan yalnızca cami, yan odaları ve türbe günümüze ulaşmıştır; medrese ve imaret yanarak yok olmuştur. Hüsameddin'in "son derece sanatlı" dediği mermer minber, yüzeyi neredeyse tamamen ince rumî ve arabesk kabartmalarla bezenmiş bir sanat eseri olarak yerindedir; ahşap kapı kanatları ise Amasya Müzesi'ndedir. Mehmed Paşa türbenin içinde değil, kapısının önündeki mezarlar arasında yatar; yanındaki mezarlardan biri babası Hızır Paşa'ya, biri de Habib-i Karamanî'ye aittir. Türbenin içindeki kitabesiz lahdin kime ait olduğu ise kaynaklarda farklı gösterilir.
Ziya Paşa'nın Helkis'i
Helkis Mahallesi'ni anlatırken Hüsameddin, şehrin XIX. yüzyıldaki yenilenmesine ait önemli bir kayıt bırakır. Şair Ziya Paşa'nın Amasya mutasarrıflığı sırasında yaptırdığı hükümet konağı, hapishane, belediye dairesi ve telgrafhane, Tanzimat sonrası taşra idaresinin şehirde nasıl yer tuttuğunu gösterir. Saat Kulesi hakkındaki bilgiler bugünkü kaynaklarla uyumludur: kule 1865 yılında Ziya Paşa tarafından Hükümet (Helkis) Köprüsü'nün batı yanında yaptırılmış, yapımından kısa süre sonra bir yangında zarar görmüştür. 1938 depreminde de hasar görmüş, Şubat 1940'ta yanındaki ahşap köprünün betonarme olarak yenilenmesi sırasında yıktırılmıştır. Bugünkü kule, 2002 yılında aslına uygun olarak yeniden yapılmıştır. Kare kaideli, silindirik gövdeli bir minareyi andıran bu kulenin ahşap petek kısmında dört yöne bakan saat kadranları bulunur. Hüsameddin'in kendi zamanında gördüğü kule, yıkılmadan önceki özgün yapıdır.
Darüşşifa ve Kitabenin Okunuşu
Bölümün son ve en uzun maddesi, bugün "Bimarhane" adıyla tanınan Amasya Darüşşifası'na ayrılmıştır. Hüsameddin'in kitabeden okuduğu 708 [1308-09] tarihi bugünkü araştırmalarla doğrulanır. Portalin üzerinde, nişi üç yönden tek satır hâlinde dolanan Arapça kitabeye göre yapı, İlhanlı hükümdarı Olcaytu Han'ın eşi İlduş (Yıldız) Hatun'un kölesi Anber b. Abdullah tarafından yaptırılmıştır. Bu yapı, İlhanlı döneminden Amasya'da ayakta kalan tek eserdir. Kitabın editörünün dipnotundaki çeviride tarih "780" diye geçer; fakat kitabedeki "semâniye ve seb'umie" ifadesi 708 demektir ve bu, hem Hüsameddin'in metniyle hem de bugünkü kaynaklarla uyuşur. Dipnottaki 780 bir yazım hatası olmalıdır.
Kitabenin yanındaki "ve Anadolu emiri Ahmed" ibaresi ise tartışmalıdır. Kitabın editörünün aktardığına göre İsmail Hakkı Uzunçarşılı, darüşşifada yaptığı incelemede Hüsameddin'in kitabede sıkışık yazılmış kelimeleri "ve emîr-i Anatolı Ahmed" diye yanlış okuduğunu, yazarın andığı bazı başka adlara da inşa kitabesinde rastlamadığını belirtmiştir. Buna karşılık bugünkü ansiklopedik kaynaklarda yapının Anber b. Abdullah ile birlikte "Anadolu Emîri Ahmed Bey" tarafından yaptırıldığı da yazılır. Mesele bu yüzden açık kalmaktadır. Hüsameddin'in vakfiyenin kaybolduğu yolundaki sözü de geçerlidir; vakfiyenin 712 [1312] yılında düzenlendiği bilinmekle birlikte metni günümüze ulaşmamıştır. Yazarın kayıtlardaki "Alaeddin" adını Pervane ailesinden Alaeddin Ali'ye bağlaması, vakfiyeyi sonradan bu kişinin düzenlediği varsayımına dayanan bir çıkarımdır; incelediğimiz kaynaklarda bunu doğrulayan ya da çürüten bir bilgiye rastlanmadı.
Hüsameddin'in kapının yalnız bir yanındaki süslemeye dikkat çekmesi de yerindedir. Yapının ön cephesi sanat bakımından çok değerlidir: Türk üçgenlerinden oluşan ters dönmüş sütun başlıkları Anadolu Selçuklu mimarisinde ilk kez bu yapının cephe kenarlarında denenmiştir ve yalnız bu yapıya özgü olarak kapının kilit taşında diz çökmüş bir insan kabartması bulunur. Yazarın "insana eski bir medrese biçimini hatırlatır" sözü de bugünkü tanımla örtüşür: yapı, dikdörtgen bir avlu çevresinde revaklar ve karşılıklı iki eyvandan oluşan bir medrese planına sahiptir. Halk arasındaki "Tımarhane" adı burada yalnızca akıl hastalarının bulunduğu düşüncesinden doğmuştur; oysa darüşşifa genel bir hastane olarak çalışmıştır. Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye adlı ünlü cerrahi kitabının yazarı Sabuncuoğlu Şerefeddin'in burada hekimlik ve cerrahlık yaptığı, kendi eserlerinden öğrenilmektedir. Yapı, Anadolu'da müzikle tedavi yapılan ilk hastane olarak da anılır.
İzi Sürülemeyen Yapılar
Bu bölümde adı geçen yapıların önemli bir kısmı Hüsameddin'in zamanında bile harap ya da yok olmuştu: Savakça'daki Murad Ağa Mescidi ve Abdurrahman Medresesi, Kadı Medresesi, Kaya Paşa Hamamı üstündeki mescit, Helkis'teki Mevdud-ı Ziyarî mescidi. Kepük Mescidi, Kılıççı Yusuf Bey Mescidi, Kurşunlu Han, Alaca Hamamları ve Acem Ali'nin "Yanık Minare" camisi gibi yapılar hakkında incelediğimiz güncel kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Bu yapıların bir kısmı için Hüsameddin'in kaydı, bugün elimizde bulunan tek bilgi olabilir.
Kepük Mescidi'ni yaptıran Hüsameddin Kepük Salgurî hakkında yazar dipnotunda bir ipucu verir: Aynî'nin Ikdü'l-Cümân'ında, Pervane Muineddin Süleyman'ın kız kardeşinin kocası olarak "Hüsâmeddîn Kabâve er-Rûmî" diye anılan kişinin bu zat olduğunu söyler. Bu eşleştirme yazarın kendi çıkarımıdır; başka kaynaklarda bu kişiye dair bilgiye rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 123–132. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Gönül Cantay, "Amasya Dârüşşifâsı", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 5-6. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya-darussifasi
- "Gökmedrese Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 140-142. https://islamansiklopedisi.org.tr/gokmedrese-camii
- Emine Naza Dönmez, "Yörgüç Paşa Camii", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 567-568. https://islamansiklopedisi.org.tr/yorguc-pasa-camii
- Fahameddin Başar, "Yörgüç Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 566-567. https://islamansiklopedisi.org.tr/yorguc-pasa
- "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara 2003, s. 511-512. https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-pasa-kulliyesi
- "Dârülhadis", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/darulhadis
- "Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/hilfet-gazi-medresesi-ve-turbesi
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Ankara 2018, s. 91-118. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
Resmî kaynaklar
Diğer kaynaklar