İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (7)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 116–123 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Câmi-i şerîfin sağ tarafında ya'nî garbında tafsîlâtı âtiyen zikr edilecek bir medrese-i âliyesi ve sol tarafında ya'nî şarkında bir imâret ve ta'âmhâne (a'şâr-ı ayniye anbârı) ve imâretin ittisâl-i şimâlîsinde tâbhâne ya'nî misâfirhâne (esliha-i askeriyye deposu) ve bunun önünde garba nâzır ve hattâtîne mahsûs bir dârü't-ta'lîm (Islâh-ı medâris komisyonu odası) ve imâretin cenûbunda bir mekteb (Sultâniye mekteb-i ibtidâ'îsi) ve câmi-i şerîfin orta kapısı önünde latîf bir şadırvanı vardır.

Heşt Behişt ve Mir'ât-ı Kâ'inât ve Künhü'l-Ahbâr’da ve elsine-i âmmede tevâtüren mezkûr olduğu üzere "Fâtih Sultân Mehmed Hân-ı Sânî" hazretlerinin şehzâdeleri "Sultân Bâyezîd" Amasya ve "Sultân Cem" Karaman vâlîliklerinde bulundukları esnâda "Sultân Cem"in tahsîl-i saltanata teşebbüs eylediği "Sultân Bâyezîd"e mün'akis oldukda bî-huzûr olduğunu gören Amasya meşâyih-i Halvetiyyesi'nden "Gümüşlüzâde Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi" ve "Cemâlîzâde Pîr Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe" hazerâtı sultân-ı müşârün-ileyhi tesliye ve saltanatın kendisine [129] müyesser olacağını tebşîr ve te'mîn ederek Amasya'da câmi ve medrese ve imârethâne inşâsını ricâ etmelerine mahzûz olmuş ve akîb-i cülûsunda hayrât-ı mezkûrenin inşâsını va'd buyurmuş idi.

886 Rebî'ulevvelinde saltanatı mukadder ve cülûsu müyesser oldukda va'd-i sâbıkını incâz ve şehzâdesi Amasya vâlîsi "Sultân Ahmed"e mev'ûdunun ihyâsına dâ'ir bir emr-i âlî ısdâr buyurduğu cihetle 886 Recebinde binâ-yı hayrâta mübâşeret ve 891 Recebinde ikmâl ve ancak beş sene zarfında itmâm edilmişdir.

"Mustafa Vâzıh Efendi", "Amasya Târîhi"nde diyor ki: "Bu câmi-i şerîfin binâsına "Feyz (890)" târîhinde mübâşeret ve "Feyyâz (891)" târîhinde ikmâl edildiği kapısı bâlâsında mahkûkdur!"

Orta kapının sağ tarafında mermer taş üzerinde mahkûk olan hatt-ı celî şudur:

وقع هذا البناء عمادا لقلوب الفقراء واألهالى باألمرالعالى
الزال نافذا مدى األيام والليالى من السلطان األعدل األعظم
مستعبد أرباب السيف والقلم بمحاسن األخالق ومكارم الشيم¹⁵²

Kapının üzerindeki mermer taş üzerinde:

أسوة سادات الغذاة والمجاهدين قدوة صناديد أساطين السالطين
سلطان البرين وخاقان البحرين السلطان بن السلطان
أبوالفتح السلطان بايزيد بن السلطان محمد بن مراد خان خلدهللا ملكه¹⁵³

[130] Kapının sol tarafında mermer taş üzerinde:

وسلطانه وأفاض على العالمين بره وإحسانه واتفق الفراغ
بعون هللا وتوفيقه فى رجب الشهر المبارك سنة احدى وتسعين
وثمانمأة ولكون البناء عام الفيض كان اإلتمام عام فياض كتبه
أضعف العبيد على بن مزيد¹⁵⁴

Şu hatt-ı celî tevârîhin naklini te'yîd eylediği hâlde "Vâzıh Efendi" merhûmu "Ve li-kevni'l-binâ'i âme'l-feyzi kâne'l-itmâmu âmen feyyâzen" ibâre-i vâzıhası tağlît etdiği anlaşılır. Merhûm, "âme'l-feyz" ile "âme feyyâzin" lafz-ı mürekkeblerini tedkîk ve "el-feyz" ile "feyyâz" kelime-i ma'rife ve münkerelerini tefrîk etmemişdir.

Bu câmi-i şerîf mükerreren zelzeleye ma'rûz olarak ibrâz-ı metânet etmiş ise de 999 Muharreminde hâdis olan zelzele-i azîmede ön kubbe ve kemerleri ve imâretin kubbeleri rahnedâr oldukda derhâl i'mâr edilmişdi.

Fakat 1079 zelzele-i müdhişesinde iç kemeri çökmüş ve kubbeleri münhedim olup sağ taraf minâresi aşağı kuşağından kıbleye doğru devrilmiş ve sol minâresi dahi şarka doğru eğrilmiş ve imâret ve tâbhâne kubbeleri yarılmış olduğundan mütevellî "Merzifonî İbrâhim Ağa" nâzır ve "Ahmed Paşazâde Ali Bey" mübâşir olarak bu kadar hasârât-ı azîme ve minâreler bir sene zarfında [131] tecdîden i'mâr edilmişdir. Bundan sonra mükerreren zelzele hudûsunda ârız olan hasâr-ı hafîf derhâl ta'mîr edilerek imâreti şimdiye kadar hüsn-i muhâfaza edilegelmişdir. Câmi-i şerîfin şimâl-i şarkî tarafında ırmak kenârında "Türedîzâde el-Hâc Ali Ağa" 1197'de eyyâm-ı şitâda cemâ'atin sıcak su ile abdest almalarına mahsûs musluklar ve arkasında suyu ısıtmağa mahsûs bir oda inşâ ve ormanda kâ'in bir bâğını buraya vakf etmişdir. Buraya "Sıcak Su" denir. Şimâl-i garbîsinde kâ'in dâ'ire kapısının önünde "Keklikzâde el-Hâc Ali Ağa" evlâdından "Ayşe Hâtun" 1227'de ufak bir şadırvan binâ ve bir dükkânını vakf etmişdir. Fakat o bâğ ile bu dükkân ba'dehû zâyi' ve mülk olduğundan hücre ve şadırvan da müşrif-i harâb olmuşdur.

Câmi-i şerîfin garb tarafında teberdârân-ı hâssadan "Kâtibzâde es-Seyyid el-Hâc Osmân Ağa" 1236'da kar sebîli inşâ ve altı dükkân vakf ve oraya tahsîs etmişdir. Bunun önünde ya'nî şimâlinde hâcegân-ı dîvân-ı hümâyûndan "Kapancızâde el-Hâc Hüseyin Zekî Efendi" 1258'de latîf bir muvakkithâne ve derûnunda bir kütübhâne ve önünde ya'nî şarkında ufak bir şadırvan binâ ve emlâkini vakf etmişdir.

1323'de vefât eden "Yumuk Osmânzâde Ahmed Necîb Efendi"nin metrûkât-ı mühimmesi mahdûmuna kalıp bu da 1325'de vefât etmeden [132] sülüs-i mâlını hayrâta vasiyyet etmekle vârisi bulunan amcası "Mehmed Hamdî Efendi" infâz-ı vasiyyete kıyâm ve "Sultân Bâyezîd Câmi-i Şerîfi" avlusunda dağ suyu bulunmadığını ve ırmak suyunun günlerce bulanık akmasından cemâ'atin bunaldığını nazar-ı dikkate alarak "Sultân Bâyezîd Mekteb-i İbtidâ'îsi" garbında kâ'in duvârın önünde mükemmel bir kütübhâne ve bunun önünde Çakallar'dan sûret-i mahsûsada getirdiği su için bir şadırvan binâsına 1327'de mübâşeret ve 1329'da ikmâl etmişdir.

Bu mahallede "Kutb" demekle meşhûr "eş-Şeyh Ahmed Efendi" 1028'de mescid-i şerîf ve ittisâlinde bir zâviye-i Halvetiyye ve "Çelebi Mehmed Efendi" dahi 1018'de bir mekteb binâ ederek "Kutb Ahmed Efendi" akârât-ı mühimme vakf ve evlâdı hüsn-i idâre etmişler ise de mu'ahharan evlâdı munkarız ve akârâtı zâyi' olarak mescid ve mekteb ve zâviye dahi müşrif-i harâb olmuşdur. Vüzerâdan "Gürcüzâde Hâfız Ali Paşa" bu mahalleden zuhûr etmişdir.

16- "Hacı Hamza Mahallesi": Kuba’nın altında ve Fethiye Mahallesi’nden ayrılmış bir mevki'de kâ'indir. Şarkan dere ve garben Dârü's-selâm ve cenûben Kuba ve şimâlen Fethiye mahalleleriyle mahdûd olup "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin Amasya vâlîliğinde lalası ve müsteşâr-ı umûru olan "Îsâ Beyzâde Hacı Hamza Bey" 873 târîhine kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir. [133]

Mîr-i mûmâ-ileyh bu mahallede kârgîr bir mescid-i kebîr ve yanında bir mekteb ve çeşme binâ edib evkâfını oğulları "Ahmed, Mahmûd, Kâsım" Beyler tanzîm ve hayrâtını ikmâl etmişlerdir. Bu mescid-i şerîf 1057 zelzelesinde musâb olduğundan Amasya mütesellimi "Sefer Ağa" ta'mîr etdirdiği münâsebetle "Sefer Ağa Mescidi" denmişdir. Bu mahallede mûmâ-ileyh "Sefer Ağa" bir çeşme daha inşâ eylemişdir. Buna da "Sefer Ağa Çeşmesi"denir.

17- "Hekîm Çelebi Mahallesi": Hızır Paşa Mahallesi’nin şark tarafında olup el-yevm umrândan hâlî bir mevki'dir. Şarkan Kamereddîn ve garben Hızır Paşa mahalleleri ve cenûben tarîk-i âm ve şimâlen Kırklar Dağı’nın eteği ile mahdûddur. Burada etibbâdan 890 târîhinde meşhûr olan "Hekîm Bedreddîn Mahmûd Çelebi" ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.

Bu mahallede hekîm-i mûmâ-ileyhin bir mescidi ve kâ'im-makâm-ı nakîbü'l-eşrâf "Mansûrzâde es-Seyyid Mehmed Çelebi"nin bir çeşmesi ve "Sancızâde el-Hâc Hasan Ağa"nın bir mektebi olduğu kayden ma'lûm olup garb tarafında 1212'de Millizâde el-Hâc Süleyman Bey’in teberru' eylediği arsa-i vâsi'a üzerine "Eser-i Cedîd Konağı" binâ edilmiş ise de 1293 harbinde bu mahalle olduğu gibi harâb olmuş ve sekenesi olan eytâm ve erâmil diğer mahallâtda barınmışdır. El-yevm mezkûr konağın harâbesinden mâ-adâ mahalle olduğuna delâlet eden bir eser kalmamışdır. [134]

18- "Hâtuniye Mahallesi": "İçeri Şehir"de ve ırmak kenârında olup şarkan Câmi-i Enderûn" ve garben Kurşunlu ve şimâlen Karatay ve cenûben Yeşilırmak ile mahdûddur. Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî hazretlerinin halîleleri ve şehzâde Sultân Ahmed’in vâlide-i muhteremeleri "Bülbül Hâtun" bu mahallede bir câmi-i şerîf ve imârethâne ve şark tarafında bir mekteb-i latîf binâ ve 915'de vakfiyesini tanzîm etdirmişdir.

Câmi-i şerîf, mustatil bir dâ'ire-i cesîme içinde olup kârgîrdir. Yanında bir minâresi olup şark ve şimâl tarafları bahçe ve garb tarafı imârethânedir. Kapısı bâlâsından kitâbe-i mahkûkesini hâvî târîh taşı sökülmüş olup târîh-i binâsı vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmışdır.

Bu câmi-i şerîfin garb tarafında "Çukur Hamâm" nâmıyla meşhûr bir hamâm olup "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" ümerâsından "Rıdvân Bey"in yapdırdığı vesâ'ik-i atîkadan müstebândır.

Amasya Emîri "Şâdgeldi Paşa"nın mülkü olup ba'dehû hâtun-ı müşârün-ileyhânın emlâki idâdına dâhil olarak 915'de vakf edilmişdir. Târîh-i binâsı 550 olduğu tahmîn olunabilir.

Bu mahallenin müntehâ-yı garbîsinde Yukarı Hamâm’ın karşısında ümerâdan "Yahşî Bey"in kerîmesi ve sadr-ı esbak "Bâyezîd Paşa"nın hemşîresi "Paşa Hâtun" tarafından 821'de bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfı tanzîm edilmişdir. Bu mahallede "Iydîzâde Âkif [135] Mustafa Efendi"nin bir çeşmesi cârî olup diğer zevâtın dahi çeşmeleri var ise de suları munkatı' olmuşdur.

19- "Hızır Paşa Mahallesi": Amasya'nın garb-ı şimâlîsinde Ok Meydânı üstünde kadîmen "Komatus Sarâyı" ba'dehû "Kavak" demekle meşhûr ve yüksek bir mevki'de olup şarkan "Hekîm Çelebi Mahallesi", garben Şeyh Cû'î Bâğları ve cenûben Ok Meydânı ve şimâlen Kırklar Dağı ile mahdûddur. Mîr-i mîrân "Ata Beyzâde Hayreddîn Hızır Paşa" burada irtihâline kadar ikâmet ve câmi-i şerîf ve medrese ve mekteb ve zâviye ve iki hamâm ve müte'addid çeşme binâ etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.

Paşa-yı müşârün-ileyh 870'de bu hayrâtını ikmâl ve evkâfını tanzîm edib hayrâtının cümlesi de kârgîrdir. Câmi-i şerîf, ufak ve şekli zarîf bir minâresi latîf olup medresesi şark tarafındadır. Önünde bir şadırvanı olup cümlesi bir dâ'ire içindedir. Câmi-i şerîfin garb tarafında çifte hamâmı gâyet zarîf olup her sene kadınlar sünbül mevsiminde burayı ziyâret ve icrâ-yı tenezzüh etdikleri münâsebetle "Sünbül Hamâmı" denmişdir. Bu mahallenin aşağı tarafında esbak Amasya mütesellimi "el-Hâc Hızır Ağa" 1061'de bir mekteb ve zâviye ve çeşme binâ etmişdir.

20- "Hoca Süleyman Mahallesi": "Acem Ali Mahallesi"nin şimâlinde ve kadîmen "Şehinşâh Mülkü" yerinde olup şarkan "Uzun Mustafa" [136] ve garben "Bozahâne" ve cenûben "Acem Ali" ve "Pervâne Bey" ve şimâlen "Kazancı" mahalleleriyle mahdûddur. 878 târîhine kadar burada ikâmet eden a'yân-ı tüccârdan "Şeyh Hamîdoğlu Hoca el-Hâc Süleyman Çelebi" bu mahallede ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.

Hoca-i mûmâ-ileyh bu mahallede bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfını 878'de tanzîm etmişdir. El-yevm Samanpazarı Câmii demekle meşhûrdur. Mahdûmu "Pîr Mehmed Çelebi" dahi şark tarafında dere kenârında "Sığır Pazarı"nın altında bir minâreli bir mescid-i şerîf binâ ve 913'de evkâfını tanzîm etdiği gibi halîlesi "Kamer Hâtun binti Ebû Bekir Bey" dahi bu câmide eczâ vakf etmişdir.

Bu mahallede Bakkâllar Çarşısı’nda "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin ibrîkdârı "Ali Ağa" da 890'da kârgîr bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfını tanzîm edib bu mescidin şarkında "Bekir Beyzâde el-Hâc Osmân Bey" cesîm bir hân binâ ve 1161'de binâ eylediği medreseye vakf etdiği gibi bu hânın şark-ı şimâlîsinde esbak Amasya mutasarrıfı "Rahtuvân Mehmed Paşa" 1111'de taşdan bir hân-ı azîm inşâ ve evlâdına vakf ve bu hânın ortasında mahdûmu "el-Hâc Ahmed Bey" 1180'de bir mescid-i şerîf binâ ve altında bir şadırvân inşâ etmişdir.

21- "Dârü's-Selâm Mahallesi": Uzunyol Mezârlığı’nın şark tarafında [137] ve Taksîm’in altında olup şarkan Hacı Hamza ve şimâlen Çırakçı ve Acem Ali mahalleleri ve garben Uzunyol Mezârlığı ve cenûben Taksîm önünde kâ'in yol ile mahdûddur. Burada vüzerâ-yı Selçûkiyye'den "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey"in sarâyı ve dâ'ire-i mahsûsası olup asrında "Dârü's-Selâm" denmekle 660 târîhinden beri bu mahalleye alem olmuşdur.

Bu "Dârü's-Selâm Sarâyı" mu'ahharan Amasya emîri "Bânuk Şâh"ın tasarrufuna geçip bunun hafîdi "Ali Paşa ibni Esen Bey" 785 hudûdunda bir mescid-i şerîf ve çeşme binâ ve evkâfını tanzîm ve mevâlîden "Mazlûm Melekzâde es-Seyyid Ahmed Efendi" 986 'da bu mescidi müceddeden ta'mîr ve yanında bir mekteb ilâve etmişdir. "Hoca Sultân Zâviyesi" bu mahallede olup karîben îzâh olunur.

22- "Dere Mahallesi": Kuba’nın altında olup şarkan Çakallar Deresi ve garben Fethiye ve cenûben Kuba ve şimâlen Kılıççı mahalleleriyle mahdûddur. Derenin kenârında bulunması bu nâm ile yâd edilmesine bâ'is olmuşdur. Bu mahallede çıkmaz sokak içinde şeyhülislâm Cemâlîzâde Ali Efendi’nin hemşîresi "Ma'sûme Hâtun" 922'de bir zâviye ve önünde bir mescid-i şerîf ve bir çeşme ve bu sokağın ağzında dere kenârında "Muharrem Efendizâde Fâtıma Hâtun" 951'de diğer bir mescid-i şerîf ve önünde bir çeşme binâ etmişlerdir. Bunlardan zâviye mefkûd ve iki mescid harâb ve iki çeşme de munkatı' olmuşdur. "Ma'sûme Hâtun"un vakfı vardır. [138]

23- "Devehâne Mahallesi": Kağnı Pazarı’nın etrâfında olup şarkan Bozahâne ve garben Üçler ve cenûben Çeribaşı ve şimâlen Eski Kethüdâ mahalleleri ve Sultân Bâyezîd Câmii ile mahdûddur. Esfâr-ı kadîme-i Osmâniye'de zehâ'ir ve mühimmât-ı askeriyenin nakli için ihzâr edilen beylik develerin "menâhası-durağı" olmak hasebiyle "Devehâne" denmişdir.

Meşhûr "Kağnı Pazarı" bu mahallenin ortasında olup esbak Amasya mütesellimi "Aydın Beyzâde Kağnı Ali Ağa" burada hayli akâr vakf ve pazar teşkîl etdiği münâsebetle "Kağnı Pazarı" denmişdir. Bu pazarın önünde "Acem Ali Pınarı" vardır. Bu mahallede "Hacı Ali Ağa"nın cedd-i a'lâsı "Aydın Bey" 620 hudûdunda bir hamâm ve mescid-i şerîf binâ ederek "Aydın Hamâmı" nâmıyla kayden ma'rûf iken 999 zelzelesinde harâb olduğundan mûmâ-ileyh "el-Hâc Ali Ağa" hamâmı ve mescidi müceddeden i'mâr ve yanında bir de zâviye binâ edib 1018'de cesîm bir hân ve etrâfında hayli dükkân vakf etmiş ve hamâm ile mescid ve zâviye "Kağnı Hamâmı, Kağnı Mescidi, Kağnı Tekkesi" nâmıyla meşhûr olmuşdur.

1143 harîkında cümlesi mahv olup yeri de mülk olduğu hâlde 1228'de meşâhîr-i ulemâdan "Taşköprülü eş-Şeyh el-Hâc Abdullah Efendi" mescid ve zâviyeyi müceddeden ihyâ ve önünde bir de çeşme inşâ etmişdir. Fakat eski mescid ve zâviyenin yeri [139] şimdiki mescid ve zâviyenin yeri olduğu ma'lûm olamadı ve hamâmın yeri de bulunamadı. Bu mahallede kâ'in fakîrhâne ile "Payaslızâde Hilmî Efendi"nin hânesi arasında bulunan hâne yeri iki dükkân bu mescide mevkûfdur.

Bu mahallenin müntehâ-yı şimâlîsinde "Sultân Bâyezîd Mektebi" karşısında "Hocazâde Emîr-i İmâm el-Hâc Abdullatîf Efendi" 1159'da kârgîr gâyet muntazam bir kütübhâne ve kıble tarafında kâ'in bahçesinde esbak Amasya mütesellimi "Ak Hasanzâde el-Hâc Hasan Ağa" 1248'de bir zâviye binâ ve şimâl tarafında kâ'in bahçesi önünde "Hüseyin Paşa Kerîmesi Fâtıma Hanım" 1259'da "Telli Pınar" nâmıyla meşhûr olan çeşmeyi inşâ ve mekteb-i mezkûrun kıble tarafında yol üzerinde "Kapancızâde el-Hâc Hüseyin Zekî Efendi" bir medrese binâ etmişlerdir.

24- "Receb Mahallesi": Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî Türbesi’nin şarkında ve Simre belde-i kadîmesi yerinde olup şarkan Üçler ve garben Şâmîce ve cenûben Şeyh Kırık ve şimâlen şose yolu ile mahdûddur. 899'da irtihâl eden mu'allim-i sultânî "Sadreddîn Receb Çelebi" burada ikâmet ve mescid-i şerîf binâ etdiği münâsebetle bu nâmı almışdır.

Bu câmi-i şerîf 1011 harîkında yandığı cihetle mu'allim-i müşârün-ileyhin ahfâdından esbak Rûmeli kazaskeri Amasya'lı "Hasan Efendi" 1029'da müceddeden binâ ve yanında bir mekteb ve çeşme [140] inşâ ederek evkâfını tevsî' etmişdir. 1143 harîkında tekrâr yanıp imâmı ve mütevellîsi "Sâatçizâde el-Hâc Mehmed Efendi" tecdîden i'mâr etmiş ve ba'dehû mükerreren ta'mîr olunmuşdur. Bu mahallede mîrmîrân "Hızır Paşa" bir zâviye binâ eylediği kayden ma'lûm ise de el-yevm yeri bulunamamışdır.

25- "Ziyâre Mahallesi": Amasya'nın müntehâ-yı şark-ı şimâlîsinde "Akdağ"dan ayrılıp Yeşilırmağa doğru inen ufak bir dağın eteğindedir. Önünde bulunan derenin kenâr-ı şarkîsinde vâki'dir. Etrâfı kadîmen duvâr ile muhât olduğu bâğlarının kenâr yerinde ve dağ eteğinde görülen temel taşlarından, duvâr harâbelerinden istidlâl olunmakdadır.

Bu "Ziyâre", kadîmen bir kal’a-i hasîne ve belde-i latîfenin ismi olup daha kadîm olan ismi "Zemendû" yâhud "Semendû"dur. El-yevm elsine-i âmmede "hıyere" vezninde "Ziyere" denir. "Ikdü’l-Cümân"da "Bedreddîn Mahmûd el-Aynî" diyor ki: "Zemendû, zâ ve mîm'in fethi ve nûn'un ve âhirinde vâv'ın sükûnu ve dâl-i mühmele'nin zammı ile bir belde-i latîfe ve hasînedir ki zâ'nın kesriyle "Ziyâre" denir." "Târîh-i Âl-i Selçûk"da "İbni Bibi" diyor ki: "Emîr-i Sîvâs Kır Hân-ı Harezmî" "Zemendû" kalesine nefy edilmişdir."¹⁵⁵ [141]

"Kâmûs"da "Mecdeddîn Fîrûzâbâdî" diyor ki: "Semendû, dâl'ın zam ve işbâ'ıyla Rûm ülkesinde bir kale adıdır."¹⁵⁶ "Târîh-i Düveli'l-İslâm"da "İmâm Zehebî" diyor ki: "94 sene-i hicriyyesinde "Mesleme bin Abdülmelik" Rûm toprağından "Semendû" şehrini feth etmişdir."¹⁵⁷ Şâ'ir-i meşhûr "Ebu't-Tayyib el-Mütenebbî" de "Seyfü'd-Devle-i Hamdânî" ile Amasya'ya gelip "Semendû"yu ziyâret ve şu beyti inşâd etmişdir:

رضينا والدمستق غير راض/ بما حكم القواضب والوشيج
فإن يقدم فقد زرنا سمندو/ وإن يحجم فموعدنا الخليج¹⁵⁸

Amasya'da bulunan vesâ'ik-i atîkada umûmen bu mahallenin nâmı "Ziyâre" olmak üzere mukayyed ve meşhûr olup el-yevm "Ziyere" denmesi "Ziyâre"den muhaffef olduğunu göstermekdedir. Bu mahalleden [142] zuhûr eden "Hoca Muhibbeddîn Mevdûdü'z-Ziyârî" 690 târîhinde meşhûr müstevfî-i Rûm olup hafîdi "Sa'deddîn Mevhûb bin Ez-Ziyârî" 787'de vefât ederek Şâdgeldi Paşa Türbesi önünde medfûn ve şöhreti kabir taşında mahkûkdur.

Burası kadîmen pek meşhûr olup suyu gâyet soğuk, havası gâyet sağlamdır. Fakat kal’a-i kadîmesi şehrin şimâlinde olup körfez bir mevki'de olduğundan oranın havası ağırdır. Harâbesi pek hafîf bir sûretde görülmekdedir. "Kır Hân-ı Harezmî" burada vefât etmişdir. Şehrin manzara-i umûmiyyesi açık olup Amasya şehrine nâzır, Yeşilırmağa mâ'ildir. Şarkından mâ-adâ yerleri umûmen bâğ ve bostan, bahçe ve gülistândır. Elmanın birincileri buradan çıkar. Mahsûlâtı pek mebzûl olup her nev'i gâyet makbûldür. Suyunun kesreti, makbûliyyeti ve bâğlarının vüs'ati, letâfeti "Ziyâre" halkının teşebbüsât-ı şahsiyyelerini tezyîd etmekdedir.

Bu Ziyâre, ibtidâ kimin tarafından yapıldığına ve kadîmen "Zemendû" yâhud Semendû nâmıyla ve ne sûretle tesmiye edildiğine dâ'ir târîhen bir kayd-ı sarîh bulunamadığı gibi Ziyâre nâmı dahi kimin tarafından verildiği anlaşılamadı. Ancak "Vâzıh Efendi", târîhinde Ziyere, bir manastırın adı olup sonra mahalleye alem olduğunu yazıyor ise de bunun da târîhe müstenid bir şey olduğu [143] ma'lûm olamadı. Çünkü, merhûmun kendisine ma'lûm olamayan esâmî-i kadîmeyi birer manastırın adı olmak üzere göstermesi âdeti olduğundan i'timâd edilemedi. Lâkin Amasya'da meskûn olan "Sanit-Sanlı" Türklerinin buraya "Sanit" demeleri, ba'dehû tahrîf olunarak "Semendû" denmesi melhûzdur.

Bizans hükûmeti devrinde bu belde-i latîfe, Amasyâ'nın şâyân-ı temâşâ ve tenezzüh-i mevâki'-i mühimmesinden ma'dûd olduğunu devr-i "Emevî"den beri Amasya'ya gelen fâtihân-ı İslâmın burayı ziyâret etmeleri ve Amasya emîri "Melik İsmâ'îl Gâzi-i Dânişmendî" buraya ilticâ edib ehl-i salîb fırkası Amasya'ya girdikde 493'de melik-i müşârün-ileyhi burada tazyîk ve şehri umûmen mahv ve ihrâk etmesi isbât edebilir.

"Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" Amasya'yı merkez-i saltanat ittihâz eylediği zamân bu şehri tecdîd ve imâretini tezyîd ve eski intizâmını i'âde ve bir kasr-ı latîf inşâ ederek âb u hevâsından istifâde ve bahâr günlerinde burayı sık sık ziyâret ve köşkünde ikâmet etdiği hasebiyle "Zemendû" lafzı "Ziyâre" nâmıyla yâd edildiği, yâhud "Ziyâre", "Zemendû" lafzından galat olduğu zann olunur.

Ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Hoca Muhibbeddîn Mevdûd-ı Ziyârî" 680 hudûdunda burada temeli taşdan ve duvârı ve minâresi [144] kırmızı tuğladan ve üstü ahşâbdan bir câmi-i şerîf inşâ ve iki hamâm ve derenin garb-ı şimâlîsinde cesîm duvâr içinde göl binâ etmişdir. Göl duvârı yüksek olup içinde bulunan suyu selden muhâfaza için kârgîr ve metîn duvâr içine almışdır. Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî hazretleri Amasya vâlîsi iken 870 hudûdunda aşağı gölü inşâ ve altındaki bâğları umûmen hâsbahçe ittihâz etmiş ve 1143 târîhine kadar bostancılar kethüdâsı idâresinde bulunmuşdur.

Ba'dehû "Hoca Mevdûd Câmii" zelâzil ve avârızdan musâb olup 970 hudûdunda "Keçioğlu el-Hâc Ali Çelebi" tecdîd ve i'mâr ve evkâfını tanzîm ederek elsine-i âmmede ve kuyûd-ı resmiyyede "Keçioğlu Câmii" denmekle meşhûr ve mukayyed olmuşdur. Yanında atîk bir hamâmı ve zâviyesi ve mektebi vardır.

Ziyâre, Aşağı Mahalle ve Yukarı Mahalle nâmlarıyla iki mahalle i'tibârında olup bu câmi-i şerîf ve hamâm ve sâ'ir müştemilâtı Aşağı Mahalle’dedir. Yukarı Mahalle’de Amasya kethüdâsı "el-Hâc Mehmed Çelebi" 1080 hudûdunda bir câmi-i şerîf binâ edib eşrâf-ı mahalliyeden "Çilingiroğlu el-Hâc Ali Efendi" 1198'de tevsî'an kârgîr olarak inşâ ve yanında bir minâre ilâve etmiş ve 1243'de müceddeden bir daha ta'mîr olunmuşdur. Bunun da yanında bir hamâmı ve mektebi vardır. 1075'de Ziyâreli "el-Hâc İbrâhim Çelebi" dahi "Aşağı Mahalle"nin cihet-i [145] şimâliyyesinde bir mescid-i şerîf ve önünde çeşme yapmış ve evkâfını tanzîm etmişdir.

26- "Sâbıkeddîn Mahallesi": Meydân Köprüsü’nün önünde olup şarkan Kale Kapısı ve garben "Kamereddîn Mahallesi" ve cenûben Yeşilırmak ve şimâlen Harşene Dağı ile mahdûd ve dış Amasya'dan ma'dûddur. Elsine-i âmmede "Sebkaddîn Mahallesi" ve kuyûd-ı resmiyede "Ahi Sâbıkeddîn Mahallesi" denir.

Ümerâ-yı kadîmeden "Sâbıkeddîn Ebû Bekir" 780 sâline kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir. Burası kadîmen "Süli Mülkü" nâmıyla ma'rûf olup köprünün başında "Babazâde Nûreddîn Kutlu Bey" 740'da bir mescid-i şerîf ve önünde bir çeşme binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu mescid-i şerîfin garbında "Ehlî Hâtun" 871'de bir zâviye binâ ederek evkâfını tanzîm etdiği gibi 1216'da "Caniklizâde Mahmûd Tayyar Paşa" bir medrese ve 1248'de Amasya müftülerinden "Saçlı el-Hâc Mahmûd Efendi" bir kütüphâne inşâ etmişlerdir. Bunların evkâfı zâyi' olmuşdur.

27- "Sarachâne Mahallesi": Alçak Köprü’nün cenûb-ı şarkî tarafında olup şarkan Selağzı ve garben Köprübaşı ve cenûben Kazancı ve Kocacık mahalleleri ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. Kadîmen "Şehinşâh Bahçesi" nâmıyla meşhûr olan bu mevki'de debbâğlar ve serrâclar ikâmet ederek "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin [146] Amasya'da icrâ-yı saltanat buyurduğu esnâda burada bir serrâchâne inşâ etdirmiş olması bu nâm ile iştihârını mûcib olmuşdur.

Bu mahallenin başında görülen hamâm, "Sultân Şehinşâh bin Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî" eseri olduğu kayden görülmüşdür. Bu hamâmın şark tarafında Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa" 773 hudûdunda temeli taşdan ve duvârı ve kubbesi taş ve tuğladan bir câmi-i şerîf ve yanında bir minâre inşâ etmişdir. Câmi-i şerîfin derûnu şarkdan garba doğru uzun ve ortasında bir kemer olup iki kubbe ile mestûrdur.

Bu câmi-i şerîf mu'ahharan "Sarachâne Câmii" ve "Saraclar Câmii" nâmıyla meşhûr olmuşdur. Târîh taşı sökülmüş olduğu münâsebetle bânîsi unutulmuş ise de kayd-ı atîkada "Câmi-i Şâdgeldi Paşa" unvânıyla görülmüşdür. Vakfiyesi bulunamadığı cihetle târîhi tahmîn sûretiyle gösterilebilmişdir. Esbak kul kethüdâsı "Zorluzâde el-Hâc Mehmed Ağa" ve a'yândan "el-Hâc Osmân Ağa" 1171 târîhlerinde dükkânlar vakf edib kürsü meşîhati ihdâs etmişlerdir. 1147'de Amasya kadısı "Çetenzâde el-Hâc Ahmed Efendi" önüne bir şadırvân binâ ve su isâle etmişdir. Bu mahallenin müntehâ-yı şarkîsinde "Selağzı"nda Garîbler Ağası "Mehmed Ağa" 923'de bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfını tanzîm edib "Garîbler Mescidi" demekle meşhûr olmuşdur. Zamân-ı binâsından 1281 târîhine kadar ta'mîr ve tecdîd olunarak muhâfaza edildiği [147] hâlde, esbak Amasya mutasarrıfı "Ziyâ Paşa", hükûmet konağını inşâ ve köprünün önünü tesviye ve burada bulunan mezârlığı ref' eylediği esnâda bu mescidi de hedm ve tesviye ve yerini satıp hükûmet konağına sarf etmişdir. El-yevm mezârlığın ve mescidin yeri bedestân olmuşdur. "Sarachâne Câmi-i şerîfi"nin şark tarafında "Alaca Yahyâ Bey Medresesi" ve garb tarafında "Hacı Mahmûd Efendi Medresesi" ve ilerisinde "Mevlevîhâne" olup bunların tafsîlâtı medâris ve zevâyâ mebhaslarında zikr olunacakdır.

28- "Sarây Mahallesi": "Kızlar Sarâyı"nın altında olup şarkan "Sâde Helkis" ve garben "Câmi-i Enderûn" mahalleleri ve cenûben Yeşilırmak ve şimâlen "Kızlar Sarâyı" ile mahdûddur. Kızlar ağası "Fîrûz Ağa" 900'de bu mahallede bir mescid-i şerîf binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Meşhûr "Kırk Bedel" burada olup sarây-ı mezkûr vaktiyle ma'mûr iken hademe ve uşaklar meskûn idi. Mevki'i bayır olup önünde bulunması bâ'is-i tesmiye olmuşdur.

29- "Sa'deddîn Mahallesi": İçeri Şehir’de Meydân Kapısı’nın iç tarafında olup şarkan Kurşunlu Mahallesi ve garben Meydân Kapısı ve cenûben Yeşilırmak ve şimâlen Kal’a-i Bâlâ ile mahdûddur. Kadîmen Subaşı Mûsâ Mülkü yerinde olup 770 târîhine kadar ulemâdan “Sa'deddîn Çelebi” burada ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir. "Ahî Sa'deddîn Mahallesi" nâmıyla mukayyed olan buraya elsine-i âmmede "Ahsa’deddîn Mahallesi" denir. [148]

Mûmâ-ileyhin evlâdından kâtib-i dîvân-ı sultânî "Sa'dî Efendi" 878'de burada bir mescid-i şerîf ve zâviye binâ ve evkâfını tanzîm etdiği gibi Amasya müftüsü "Mü'eyyedzâde Ali Çelebi" dahi civârında 883'de bir mekteb inşâ ve eczâ vakf etmiş ve bunlar hayrâtı civârında medfen-i mahsûslarında medfûn olmuşlardır. "Sa'dî Efendi"nin zâviyesinde ta'âmiyyesi var idi.

30- "Şamlılar Mahallesi": Kuş Köprü'nün taraf-ı şimâlinde olup şarkan Yeşilırmak ve garben mezârlık ve cenûben Kal’a-i Bâlâ eteği ve şimâlen Bahçeler İçi bâğlarıyla mahdûddur. Kadîmen "Melik İsmâ'îl Dânişmendî" ikâmet etdiği münâsebetle "Dânişmendli Mülkü" diye meşhûr iken 791 târîhinde Türklerden Mısır hükümdârı "Melik Eşref Şa'bân" ile Çerkeslerden "Melik Zâhir Berkûk" arasında zuhûr eden münâza'ât-ı dâhiliyyede "Melik Eşref"e müzâhir olan "Şamlılar" etrâfa hicret etmeğe mecbûr oldukları esnâda bir kısmı da Amasya'ya ilticâ etmiş ve bu mahalleye iskân edilmiş olduğu münâsebetle "Şamlılar Mahallesi" denmişdir.

Kuyûd-ı atîkada "Şamlılar Mahallesi" mukayyed ve elsine-i âmmede "Şamlar Mahallesi" nâmıyla meşhûrdur. Şu münâza'a ve muhâceret tevârîh-i Arabiyye'de mufassal ve mezkûr olduğu hâlde "Vâzıh Efendi"nin, "Mülûk-ı Benî Ümeyye" devrinde Amasya'ya gelen Şamlılar burada oturduğu münâsebetle "Şamlılar Mahallesi" nâmıyla meşhûr olmuşdur" demesi garâ'ib-i vâzıhadandır. [149]

Bu mahallede "Melik Gâzi Bey"in câmii ve türbesi olduğu kayden müsbet olup avârız-ı kevniyeden harâb olduğu cihetle "Küçük Kapı Ağası Ayas Paşa" 900'de kârgîr bir câmi-i şerîf ve yanında bir minâre ve önünde bir medrese ve bir de mekteb inşâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. "Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa" dahi bir medrese binâsıyla bu mahalleyi ihyâ etmişlerdir.

31- "Şâmîce Mahallesi": "Gök Medrese" civârında ve kadîmen "Güdül Mülkü" yerinde olup şarkan "Receb" ve garben "Gök Medrese" ve cenûben "Çıkrık" mahalleleri ve şimâlen şose yolu ile mahdûddur. "Küçük Şâmî" demek olan mi'mâr-ı meşhûr "Şemseddîn Ahmed Şâmîce"¹⁵⁹ 856 sâline kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle "Şâmîce Mahallesi" denmişdir.

Mi'mâr-ı mûmâ-ileyh 847'de burada bir mescid-i şerîf ve önünde bir çeşme ve yanında bir mekteb binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Mükerreren yandığından 1198'de "Türedîzâde el-Hâc Ali Ağa" müceddeden mescidi i'mâr ve medrese binâ ve evkâfını tertîb etmişdir. Bu mahallede Halifet Gâzi ile kazasker İbrâhim Efendi’nin birer medresesi ve pek çok [150] ümerâ ve kudât ve ulemânın türbeleri ve medfenleri vardır. Cümlesi karîben zikr olunur.

32- "Şehre Küsdü Mahallesi": Uzun Yol Mezârlığı’nın üstünde olup şark ve şimâl tarafları mezârlık ve garb ve cenûb tarafları da Karakaya etekleridir. Şehrin hâricinde bir mahalle gibi olup burada "Şehre Küsdü" demekle meşhûr olan "Pîr Sinan Halvetî" hazretleri 957 sâline kadar ikâmet etdiği münâsebetle kuyûd-ı atîkada "Şehre Küsdü nâm-ı diğer Pîr Sinan Mahallesi" mukayyed ve elsine-i âmmede "Şâraküsdü Mahallesi" demekle meşhûr olmuşdur.

Pîr-i müşârün-ileyh esnâ-yı va'zında Amasya vâlîsi "Şehzâde Sultân Mustafa" hakkında ba'zı ta'rîzât ve mu'âhazâta cesâret eylediğine hiddet eden şehzâde-i müşârün-ileyh, bunu va'z ve nasîhatdan ve halkı meclis-i va'zına devâmdan men' etmiş olduğundan pîr hazretleri küsüp uhdesinde bulunan vezâ'ifi terk ederek bu mahallede ikâmet ve inzivâ etmişdir. Pîr-i müşârün-ileyhin ehibbâsı bu mahallede bir zâviye ve yanında bir mescid-i şerîf ve çeşme binâ ve etrâfında akârât inşâsıyla buraya vakf eylemişlerdir. El-yevm bunların mevki'i bile gâ'ib olup türbesi 1304'de bulunmuşdur. Yalnız çeşmesi mevcûddur.

Dipnotlar

  • 152 Bu binâ, fukarâ ve ahâlinin gönüllerine bir destek olmak üzere geceler ve gündüzler daim oldukça geçerli olacak yüce bir emirle, en adil ve en büyük, güzel ahlak ve şerefli vasıflarla kılıç ve kalem erbabını kendine boyun eğdiren bir sultan tarafından (Ed.)
  • 153 Gazi ve mücahidlerden önde gelenlere ve büyük sultanlara örnek teşkil eden, karaların sultanı, denizlerin hakanı, sultan oğlu sultan, fetihler sahibi Sultan Bâyezid b. Sultan Mehmed b. Murad tarafından yaptırılmıştır. Allah mülkünü (Ed.)
  • 154 ve yönetimini ebedi kılsın. Tüm aleme iyilik ve ihsanından bol bol bahşetsin. Allah’ın yardımı ve muvaffakiyeti ile 891 yılının mübarek Recep ayında tamamlanmıştır. “Feyz” yılında binasına başlanmış ve “feyyâz” yılında tamamlanmıştır. Bu kitâbei de Allah’ın en muhtaç kulu Ali b. Mezîd yazmıştır. (Ed.)
  • 155 Harezm ümerâsından Berke Hân Amasya vâlîsi iken akrabâsından bulunan bu Kır Hân’ın Zemendû kalesine nefy olunarak az müddet zarfında burada vefât etmesi Berke Hân’a te'sîr ve isyânını intâc etmişdir.
  • 156 Bu ibârenin şerhinde şârih-i Kâmûs "es-Seyyid Murtazâ Efendi"nin ibâresini "Âsım Efendi" tercüme ederek diyor ki: "Hâlâ Belgrad dedikleridir. Lâkin Belgrad kurbunda Semendre dedikleri olmak gâlibdir." Fakat dikkat buyurulursa şârih ve mütercim efendilerin isâbet etmedikleri muhakkakdır. Çünkü Mesleme, Seyfü'd-Devle ve Kır Hân ne Rûmeli kıt'asında bulunan Belgrad'a ne de civârında bulunan Semendre’ye gitmedikleri târîhen muhakkakdır.
  • 157 "Târîhu'l-Ümem Ve'l-Mülûk"da "İmâm Taberî" diyor ki: "93 senesinde "Mesleme bin Abdü'l-Melik" Rûm ülkesine gazâ edip Malatya nevâhîsinden "Mâsa" (Amasya) ve Hısnü'l-Hadîd ve Gazâle (Zile) ve Berceme"yi feth etmişdir ve 94'de Gazâle'ye (Zile) kadar gazâ etmişdir. "Ikdü'l-Cümân"da 94 vukû'âtında "Mesleme"nin Amasya ve Semendû'ya geldigi zikr edilmekdedir. Binâ'en-aleyh "Semendû" şehri Amasya kurbunda olduğuna şübhe edilemez.
  • 158 Biz razı olduk fakat Domestik kabullenmedi Kılıçların ve mızrakların hükmünü Eğer üstümüze gelirse (bilsin ki) biz Semendo’yu ziyaret ettik Eğer kaçarsa da Haliç bizim buluşma yerimizdir (Ed.)
  • 159 Amasya'da yekdiğerine mu'âsır iki mi'mâr-ı meşhûr olup her ikisi de "Şemseddîn Ahmed Şâmî" nâmıyla ma'rûf olduğundan aralarını tefrîk için birine "Şâmî Çelebi", diğerine "küçük" ma'nâsını iş'âr eden "Şâmîce Çelebi" denmişdir.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Caminin sağ tarafında, yani batısında, ayrıntıları ileride anlatılacak yüksek bir medresesi; sol tarafında, yani doğusunda, bir imaret ve yemekhane (bugün aynî öşür ambarı); imaretin kuzeyine bitişik bir tabhane, yani misafirhane (bugün askerî silah deposu); bunun önünde batıya bakan ve hattatlara ayrılmış bir dârü't-ta'lîm, yani yazı öğretim yeri (bugün Islâh-ı Medâris Komisyonu odası); imaretin güneyinde bir mektep (bugün Sultaniye İbtidaî Mektebi) ve caminin orta kapısı önünde zarif bir şadırvanı vardır.

Heşt Behişt, Mir'ât-ı Kâinât ve Künhü'l-Ahbâr'da yazıldığı ve halk arasında da dilden dile anlatıldığı üzere, Fâtih Sultan Mehmed Han'ın şehzadeleri Sultan Bayezid Amasya'da, Sultan Cem de Karaman'da valilik ettikleri sırada, Sultan Cem'in saltanatı ele geçirmeye teşebbüs ettiği haberi Sultan Bayezid'e ulaşmıştı. Onun bu yüzden huzursuz olduğunu gören Amasya Halvetî şeyhlerinden Gümüşlüzâde Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ile Cemâlîzâde Pîr Cemâleddin Mehmed Çelebi Halîfe hazretleri sultanı teselli etmişler, saltanatın kendisine nasip olacağını müjdeleyip ona güvence vermişler ve Amasya'da bir cami, medrese ve imarethane yaptırmasını rica etmişlerdi. Sultan bu ricadan memnun olmuş ve tahta çıkar çıkmaz bu hayır eserlerini yaptıracağına söz vermişti.

886 Rebiülevvelinde [Mayıs 1481] saltanat kendisine takdir edilip tahta çıkmak nasip olunca eski sözünü yerine getirmiş, Amasya valisi olan şehzadesi Sultan Ahmed'e bu vaadin hayata geçirilmesine dair bir ferman göndermiştir. Bunun üzerine 886 Recebinde [Eylül 1481] hayır eserlerinin yapımına başlanmış, 891 Recebinde [Temmuz 1486] bitirilmiş ve iş beş yıl gibi kısa bir süre içinde tamamlanmıştır.

Mustafa Vâzıh Efendi Amasya Tarihi'nde şöyle der: "Bu caminin yapımına 'Feyz' (890) tarihinde başlandığı ve 'Feyyâz' (891) tarihinde tamamlandığı kapısının üstünde kazılıdır."

Orta kapının sağ tarafında mermer taşa kazınmış iri yazılı (celî) Arapça kitabenin anlamı şudur: "Bu bina, fakirlerin ve halkın gönüllerine bir dayanak olmak üzere, geceler ve gündüzler sürdükçe hükmü geçerli kalacak yüce bir emirle, güzel ahlakı ve şerefli vasıflarıyla kılıç ve kalem erbabını kendine bağlamış olan en adil ve en büyük sultan tarafından..."

Kapının üstündeki mermer taşta şunlar yazılıdır: "...gazilerin ve mücahitlerin önderlerine örnek, büyük sultanlara önder, karaların sultanı ve denizlerin hakanı, sultan oğlu sultan, fetihler sahibi Sultan Bayezid bin Sultan Mehmed bin Murad Han (Allah mülkünü..."

Kapının sol tarafındaki mermer taşta da şunlar yazılıdır: "...ve saltanatını ebedî kılsın, iyiliğini ve ihsanını bütün âleme bol bol yaysın) tarafından yaptırılmıştır. Allah'ın yardımı ve muvaffak kılmasıyla, sekiz yüz doksan bir yılının mübarek Recep ayında bitirildi. Binaya 'feyz' yılında başlandığı için tamamlanması da 'feyyâz' yılında oldu. Bunu kulların en âcizi Ali bin Mezîd yazdı."

Bu celî yazı tarihçilerin aktardıklarını doğruladığı hâlde, merhum Vâzıh Efendi'nin "Ve li-kevni'l-binâ'i âme'l-feyzi kâne'l-itmâmu âmen feyyâzen" şeklindeki açık ibareyi yanlış anladığı anlaşılmaktadır. Merhum, "âme'l-feyz" ile "âme feyyâzin" birleşik sözlerini incelememiş, "el-feyz" ile "feyyâz" kelimelerinin belirli ve belirsiz oluşları arasındaki farkı gözetmemiştir.

Bu cami defalarca depreme uğrayıp sağlamlığını göstermiş olsa da 999 Muharreminde [Kasım 1590] meydana gelen büyük depremde ön kubbesi ile kemerleri ve imaretin kubbeleri çatlayınca hemen onarılmıştı.

Ancak 1079 [1668-69] yılının korkunç depreminde iç kemeri çökmüş, kubbeleri yıkılmış, sağdaki minaresi alt kuşağından kıbleye doğru devrilmiş, soldaki minaresi de doğuya doğru eğilmiş; imaretin ve tabhanenin kubbeleri yarılmıştı. Bunun üzerine mütevelli Merzifonlu İbrahim Ağa'nın nezaretinde ve Ahmed Paşazâde Ali Bey'in yürütücülüğünde bu kadar büyük hasar ve minareler bir yıl içinde yeniden yapılmıştır. Bundan sonra da tekrar tekrar olan depremlerde uğradığı hafif hasarlar hemen giderilerek imareti bugüne kadar iyi bir şekilde korunagelmiştir. Caminin kuzeydoğu tarafında, ırmak kenarında, Türedîzâde Hacı Ali Ağa 1197 [1782-83] yılında cemaatin kış günlerinde sıcak su ile abdest alması için musluklar ve arkasında suyu ısıtmaya mahsus bir oda yaptırmış, ormanda bulunan bir bağını da buraya vakfetmiştir. Buraya "Sıcak Su" denir. Kuzeybatısındaki avlu kapısının önünde, Keklikzâde Hacı Ali Ağa'nın çocuklarından Ayşe Hatun 1227 [1812] yılında küçük bir şadırvan yaptırmış ve bir dükkânını vakfetmiştir. Fakat o bağ ile bu dükkân sonradan elden çıkıp şahıs mülkü olduğundan hem oda hem şadırvan yıkılmaya yüz tutmuştur.

Caminin batı tarafında, has teberdarlardan (saray muhafızlarından) Kâtibzâde Seyyid Hacı Osman Ağa 1236 [1820-21] yılında bir kar sebili yaptırmış ve altı dükkân vakfederek buraya ayırmıştır. Bunun önünde, yani kuzeyinde, Divan-ı Hümayun hâcegânından (üst rütbeli kâtiplerinden) Kapancızâde Hacı Hüseyin Zekî Efendi 1258 [1842] yılında zarif bir muvakkithane, içinde bir kütüphane ve önünde, yani doğusunda, küçük bir şadırvan yaptırmış ve mülklerini vakfetmiştir.

1323 [1905] yılında ölen Yumuk Osmanzâde Ahmed Necib Efendi'nin büyük mirası oğluna kalmış; o da 1325 [1907] yılında ölmeden önce malının üçte birinin hayır işlerine harcanmasını vasiyet etmişti. Mirasçısı olan amcası Mehmed Hamdi Efendi vasiyeti yerine getirmeye girişmiş; Sultan Bayezid Camii'nin avlusunda dağ suyu bulunmadığını ve ırmak suyu günlerce bulanık aktığı için cemaatin sıkıntı çektiğini göz önüne alarak Sultan Bayezid İbtidaî Mektebi'nin batısındaki duvarın önünde mükemmel bir kütüphane ve bunun önünde, Çakallar'dan özel olarak getirttiği su için bir şadırvan yaptırmaya 1327 [1909] yılında başlamış, 1329 [1911] yılında bitirmiştir.

Bu mahallede "Kutb" adıyla meşhur Şeyh Ahmed Efendi 1028 [1619] yılında bir mescit ve ona bitişik bir Halvetî zaviyesi, Çelebi Mehmed Efendi de 1018 [1609] yılında bir mektep yaptırmışlardır. Kutb Ahmed Efendi önemli gelir getiren mülkler vakfetmiş, çocukları da bunları iyi yönetmişse de sonradan soyu tükenmiş, mülkleri elden çıkmış; mescit, mektep ve zaviye de yıkılmaya yüz tutmuştur. Vezirlerden Gürcüzâde Hâfız Ali Paşa bu mahallede yetişmiştir.

16- Hacı Hamza Mahallesi: Kuba'nın altında, Fethiye Mahallesi'nden ayrılmış bir yerdedir. Doğuda dere, batıda Dârüsselâm, güneyde Kuba ve kuzeyde Fethiye mahalleleriyle çevrilidir. Sultan II. Bayezid Han hazretlerinin Amasya valiliği sırasında lalası ve işlerinin danışmanı olan İsâ Beyzâde Hacı Hamza Bey 873 [1468-69] yılına kadar burada oturduğu için bu adı almıştır.

Adı geçen bey bu mahallede kâgir (taş) büyük bir mescit, yanında bir mektep ve bir çeşme yaptırmış; vakıflarını oğulları Ahmed, Mahmud ve Kâsım Beyler düzenleyip hayır eserlerini tamamlamışlardır. Bu mescit 1057 [1647] depreminde hasar gördüğünden Amasya mütesellimi Sefer Ağa tarafından onarıldığı için "Sefer Ağa Mescidi" diye anılmıştır. Aynı Sefer Ağa bu mahallede bir çeşme daha yaptırmıştır; buna da "Sefer Ağa Çeşmesi" denir.

17- Hekim Çelebi Mahallesi: Hızır Paşa Mahallesi'nin doğusunda olup bugün yerleşimden boş bir yerdir. Doğuda Kamereddin ve batıda Hızır Paşa mahalleleri, güneyde ana yol ve kuzeyde Kırklar Dağı'nın eteğiyle çevrilidir. 890 [1485] yılında tanınmış hekimlerden olan Hekim Bedreddin Mahmud Çelebi burada oturduğu için bu adı almıştır.

Bu mahallede adı geçen hekimin bir mescidi, nakîbüleşraf kaymakamı (vekili) Mansurzâde Seyyid Mehmed Çelebi'nin bir çeşmesi ve Sancızâde Hacı Hasan Ağa'nın bir mektebi olduğu kayıtlardan bilinmektedir. Batı tarafında Millizâde Hacı Süleyman Bey'in 1212 [1797-98] yılında bağışladığı geniş arsa üzerine "Eser-i Cedîd Konağı" yapılmışsa da 1293 [1877-78] savaşında bu mahalle baştan başa harap olmuş, halkı olan yetimler ve dullar başka mahallelere sığınmıştır. Bugün adı geçen konağın kalıntısından başka burada bir mahalle bulunduğunu gösteren hiçbir iz kalmamıştır.

18- Hatuniye Mahallesi: İçeri Şehir'de, ırmak kenarındadır. Doğuda Cami-i Enderun, batıda Kurşunlu, kuzeyde Karatay mahalleleri ve güneyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Sultan II. Bayezid Han hazretlerinin eşi ve Şehzade Sultan Ahmed'in muhterem annesi Bülbül Hatun bu mahallede bir cami, imarethane ve doğu tarafında zarif bir mektep yaptırmış ve 915 [1509-10] yılında vakfiyesini düzenletmiştir.

Cami, büyük ve dikdörtgen bir avlu içinde olup kâgirdir. Yanında bir minaresi vardır; doğu ve kuzey tarafları bahçe, batı tarafı imarethanedir. Kapısının üstündeki, kazılı kitabeyi taşıyan tarih taşı sökülmüştür; yapım tarihi eski belgelerden anlaşılmıştır.

Bu caminin batı tarafında "Çukur Hamam" adıyla tanınan bir hamam vardır; Selçuklu Sultanı Mes'ud'un beylerinden Rıdvan Bey'in yaptırdığı eski belgelerden anlaşılmaktadır.

Bu hamam Amasya Emiri Şadgeldi Paşa'nın mülküyken sonradan adı geçen hatunun mülkleri arasına girmiş ve 915 yılında vakfedilmiştir. Yapım tarihinin 550 [1155] olduğu tahmin edilebilir.

Bu mahallenin en batı ucunda, Yukarı Hamam'ın karşısında, beylerden Yahşi Bey'in kızı ve eski sadrazam Bayezid Paşa'nın kız kardeşi Paşa Hatun tarafından 821 [1418] yılında bir mescit yaptırılmış ve vakıfları düzenlenmiştir. Bu mahallede Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin bir çeşmesi akmaktadır; başka kişilerin de çeşmeleri varsa da bunların suları kesilmiştir.

19- Hızır Paşa Mahallesi: Amasya'nın kuzeybatısında, Ok Meydanı'nın üstünde, eskiden "Komatus Sarayı", sonra "Kavak" adıyla tanınan yüksek bir yerdedir. Doğuda Hekim Çelebi Mahallesi, batıda Şeyh Cüyü Bağları, güneyde Ok Meydanı ve kuzeyde Kırklar Dağı ile çevrilidir. Beylerbeyi Ata Beyzâde Hayreddin Hızır Paşa ölünceye kadar burada oturduğu, bir cami, medrese, mektep, zaviye, iki hamam ve birçok çeşme yaptırdığı için bu adı almıştır.

Adı geçen paşa bu hayır eserlerini 870 [1465-66] yılında tamamlamış ve vakıflarını düzenlemiştir; eserlerinin hepsi kâgirdir. Cami küçük, zarif biçimli ve hoş bir minareye sahip olup medresesi doğu tarafındadır. Önünde bir şadırvanı vardır ve hepsi bir avlu içindedir. Caminin batı tarafındaki çifte hamamı son derece zariftir; kadınlar her yıl sümbül mevsiminde burayı ziyaret edip gezinti yaptıkları için ona "Sünbül Hamamı" denmiştir. Bu mahallenin aşağı tarafında eski Amasya mütesellimi Hacı Hızır Ağa 1061 [1651] yılında bir mektep, zaviye ve çeşme yaptırmıştır.

20- Hoca Süleyman Mahallesi: Acem Ali Mahallesi'nin kuzeyinde, eskiden "Şehinşah Mülkü" denen yerdedir. Doğuda Uzun Mustafa, batıda Bozahane, güneyde Acem Ali ve Pervane Bey, kuzeyde Kazancı mahalleleriyle çevrilidir. 878 [1473-74] yılına kadar burada oturan ileri gelen tüccarlardan Şeyh Hamidoğlu Hoca Hacı Süleyman Çelebi bu mahallede oturduğu için bu adı almıştır.

Adı geçen hoca bu mahallede bir mescit yaptırmış ve vakıflarını 878 yılında düzenlemiştir. Bugün "Samanpazarı Camii" adıyla tanınır. Oğlu Pîr Mehmed Çelebi de doğu tarafında, dere kenarında, Sığır Pazarı'nın altında tek minareli bir mescit yaptırıp vakıflarını 913 [1507-08] yılında düzenlediği gibi, eşi Ebû Bekir Bey'in kızı Kamer Hatun da bu camiye Kur'an cüzleri vakfetmiştir.

Bu mahallede, Bakkallar Çarşısı'nda, Sultan II. Bayezid Han hazretlerinin ibrikdarı Ali Ağa da 890 [1485] yılında kâgir bir mescit yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Bu mescidin doğusunda Bekir Beyzâde Hacı Osman Bey büyük bir han yaptırmış ve onu 1161 [1748] yılında yaptırdığı medreseye vakfetmiştir. Bu hanın kuzeydoğusunda eski Amasya mutasarrıfı Rahtuvan Mehmed Paşa 1111 [1699-1700] yılında taştan büyük bir han yaptırıp çocuklarına vakfetmiş; bu hanın ortasında da oğlu Hacı Ahmed Bey 1180 [1766-67] yılında bir mescit ve altında bir şadırvan yaptırmıştır.

21- Dârüsselâm Mahallesi: Uzunyol Mezarlığı'nın doğusunda ve Taksim'in altındadır. Doğuda Hacı Hamza, kuzeyde Çırakçı ve Acem Ali mahalleleri, batıda Uzunyol Mezarlığı ve güneyde Taksim önündeki yol ile çevrilidir. Burada Selçuklu vezirlerinden Muînüddin Süleyman Pervâne Bey'in sarayı ve kendine ait konutu bulunuyordu; kendi zamanında buraya "Dârüsselâm" dendiği için bu ad 660 [1261-62] yılından beri mahallenin adı olmuştur.

Bu "Dârüsselâm Sarayı" sonradan Amasya Emiri Banuk Şah'ın eline geçmiş, onun torunu Esen Bey oğlu Ali Paşa 785 [1383-84] yılları dolayında bir mescit ve çeşme yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Büyük kadılardan Mazlum Melekzâde Seyyid Ahmed Efendi 986 [1578-79] yılında bu mescidi yeniden onarmış ve yanına bir mektep eklemiştir. "Hoca Sultan Zaviyesi" bu mahalledir; yakında anlatılacaktır.

22- Dere Mahallesi: Kuba'nın altındadır. Doğuda Çakallar Deresi, batıda Fethiye, güneyde Kuba ve kuzeyde Kılıççı mahalleleriyle çevrilidir. Derenin kenarında bulunması bu adla anılmasına sebep olmuştur. Bu mahallede, bir çıkmaz sokak içinde, Şeyhülislam Cemâlîzâde Ali Efendi'nin kız kardeşi Ma'sûme Hatun 922 [1516] yılında bir zaviye, önünde bir mescit ve bir çeşme; bu sokağın ağzında, dere kenarında da Muharrem Efendizâde Fâtıma Hatun 951 [1544-45] yılında başka bir mescit ve önünde bir çeşme yaptırmışlardır. Bunlardan zaviye ortadan kalkmış, iki mescit harap olmuş, iki çeşmenin de suyu kesilmiştir. Ma'sûme Hatun'un vakfı hâlâ vardır.

23- Devehane Mahallesi: Kağnı Pazarı'nın çevresindedir. Doğuda Bozahane, batıda Üçler, güneyde Çeribaşı, kuzeyde Eski Kethüda mahalleleri ve Sultan Bayezid Camii ile çevrilidir. Eski Osmanlı seferlerinde erzak ve askerî malzemeyi taşımak için hazırlanan devlete ait develerin konak yeri, yani durağı olduğu için "Devehane" denmiştir.

Meşhur Kağnı Pazarı bu mahallenin ortasındadır. Eski Amasya mütesellimi Aydın Beyzâde Kağnı Ali Ağa burada hayli gelir getiren mülk vakfedip bir pazar kurduğu için "Kağnı Pazarı" denmiştir. Bu pazarın önünde "Acem Ali Pınarı" vardır. Bu mahallede Hacı Ali Ağa'nın büyük dedesi Aydın Bey 620 [1223] yılları dolayında bir hamam ve mescit yaptırmış, hamam kayıtlarda "Aydın Hamamı" adıyla bilinirken 999 [1590-91] depreminde harap olmuştu. Adı geçen Hacı Ali Ağa hamamı ve mescidi yeniden yaptırmış, yanına bir de zaviye eklemiş, 1018 [1609] yılında büyük bir han ve çevresinde hayli dükkân vakfetmiştir. Hamam, mescit ve zaviye "Kağnı Hamamı, Kağnı Mescidi, Kağnı Tekkesi" adlarıyla tanınmıştır.

1143 [1730-31] yangınında hepsi yok olmuş ve yerleri de şahıs mülkü olmuşken, 1228 [1813] yılında tanınmış âlimlerden Taşköprülü Şeyh Hacı Abdullah Efendi mescidi ve zaviyeyi yeniden canlandırmış, önüne bir de çeşme yaptırmıştır. Ancak eski mescit ve zaviyenin yerinin şimdiki mescit ve zaviyenin yeri olup olmadığı öğrenilemedi; hamamın yeri de bulunamadı. Bu mahallede bulunan düşkünler evi ile Payaslızâde Hilmi Efendi'nin evi arasındaki ev yeri ve iki dükkân bu mescide vakfedilmiştir.

Bu mahallenin en kuzey ucunda, Sultan Bayezid Mektebi'nin karşısında, Hocazâde Emir-i İmam Hacı Abdüllatif Efendi 1159 [1746] yılında kâgir ve son derece düzgün bir kütüphane yaptırmıştır. Kıble tarafındaki bahçesinde eski Amasya mütesellimi Ak Hasanzâde Hacı Hasan Ağa 1248 [1832-33] yılında bir zaviye; kuzey tarafındaki bahçesinin önünde Hüseyin Paşa'nın kızı Fâtıma Hanım 1259 [1843] yılında "Telli Pınar" adıyla tanınan çeşmeyi; adı geçen mektebin kıble tarafında, yol üzerinde de Kapancızâde Hacı Hüseyin Zekî Efendi bir medrese yaptırmışlardır.

24- Receb Mahallesi: Selçuklu Sultanı Mes'ud'un türbesinin doğusunda, eski Simre beldesinin yerindedir. Doğuda Üçler, batıda Şâmîce, güneyde Şeyh Kırık mahalleleri ve kuzeyde şose yolu ile çevrilidir. 899 [1493-94] yılında ölen sultan hocası Sadreddin Receb Çelebi burada oturup bir mescit yaptırdığı için bu adı almıştır.

Bu cami 1011 [1602-03] yangınında yandığından, adı geçen hocanın torunlarından, eski Rumeli kazaskeri Amasyalı Hasan Efendi 1029 [1619-20] yılında onu yeniden yaptırmış, yanına bir mektep ve çeşme ekleyerek vakıflarını genişletmiştir. 1143 [1730-31] yangınında tekrar yanınca imamı ve mütevellisi Saatçizâde Hacı Mehmed Efendi yeniden yaptırmış, sonra da defalarca onarılmıştır. Beylerbeyi Hızır Paşa'nın bu mahallede bir zaviye yaptırdığı kayıtlardan bilinmekteyse de bugün yeri bulunamamıştır.

25- Ziyare Mahallesi: Amasya'nın en kuzeydoğu ucunda, Akdağ'dan ayrılıp Yeşilırmak'a doğru inen küçük bir dağın eteğindedir; önündeki derenin doğu kenarında yer alır. Çevresinin eskiden duvarla kuşatılmış olduğu, bağlarının kenarında ve dağ eteğinde görülen temel taşlarından ve duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Bu "Ziyare", eskiden sağlam bir kalenin ve güzel bir beldenin adıydı; daha eski adı ise "Zemendû" ya da "Semendû"dur. Bugün halk arasında "hıyere" kalıbında "Ziyere" denir. Bedreddin Mahmud el-Aynî Ikdü'l-Cümân'da şöyle der: "Zemendû, zâ ve mîm harfleri üstünlü, nûn ve sondaki vâv harfleri cezimli, dâl harfi ötreli okunur; güzel ve sağlam bir beldedir; zâ harfinin esresiyle ona 'Ziyâre' denir." İbn Bîbî de Târîh-i Âl-i Selçuk'ta Sivas Emiri Harezmli Kır Han'ın Zemendû kalesine sürgün edildiğini söyler.

Mecdüddin Fîrûzâbâdî Kâmûs'ta şöyle der: "Semendû, dâl harfi ötreli ve uzatılarak okunur; Rûm ülkesinde bir kale adıdır." İmam Zehebî Târîh-i Düveli'l-İslâm'da şöyle der: "Hicretin 94. yılında [712-13] Mesleme bin Abdülmelik Rûm topraklarından Semendû şehrini fethetmiştir." Meşhur şair Ebü't-Tayyib el-Mütenebbî de Seyfüddevle el-Hamdânî ile birlikte Amasya'ya gelmiş, Semendû'yu ziyaret etmiş ve şu anlamdaki Arapça beyitleri söylemiştir: "Biz kılıçların ve mızrakların verdiği hükme razı olduk, ama Domestikos (Bizans komutanı) razı olmadı. Eğer üstümüze gelirse bilsin ki biz Semendû'yu ziyaret ettik; eğer geri çekilirse buluşma yerimiz Haliç'tir."

Amasya'da bulunan eski belgelerde bu mahallenin adı genellikle "Ziyâre" olarak kayıtlı ve bu adla tanınmıştır; bugün "Ziyere" denmesi "Ziyâre"nin hafifletilmiş bir söylenişi olduğunu göstermektedir. Bu mahalleden yetişen Hoca Muhibbüddin Mevdûd ez-Ziyârî 690 [1291] yılında Anadolu'nun tanınmış müstevfîsi (maliye yöneticisi) idi. Torunu Sa'düddin Mevhûb bin ez-Ziyârî 787 [1385] yılında ölmüş, Şadgeldi Paşa Türbesi'nin önüne gömülmüştür; adı ve şöhreti mezar taşında kazılıdır.

Burası eskiden pek meşhur olup suyu son derece soğuk, havası son derece sağlıklıdır. Fakat eski kalesi şehrin kuzeyinde, körfez gibi kapalı bir yerde olduğundan oranın havası ağırdır. Kalıntısı çok az belli olacak şekilde görülmektedir. Harezmli Kır Han burada ölmüştür. Şehrin genel görünüşü açık olup Amasya şehrine bakar ve Yeşilırmak'a doğru eğimlidir. Doğusundan başka yerleri genellikle bağ, bostan, bahçe ve gül bahçesidir. Elmanın en iyisi buradan çıkar. Ürünleri çok bol ve her çeşidi çok beğenilir. Suyunun bolluğu ve güzelliği, bağlarının genişliği ve hoşluğu Ziyare halkının kişisel girişimlerini artırmaktadır.

Bu Ziyare'nin ilk olarak kim tarafından kurulduğuna, eskiden "Zemendû" ya da "Semendû" adını nasıl aldığına dair tarihte açık bir kayıt bulunamadığı gibi, Ziyare adının da kim tarafından verildiği anlaşılamadı. Vâzıh Efendi tarihinde Ziyere'nin bir manastırın adı olduğunu ve sonra mahalleye ad olduğunu yazıyorsa da bunun da tarihe dayanan bir bilgi olduğu anlaşılamadı. Çünkü merhumun, kendisinin bilmediği eski adları birer manastır adı olarak göstermek âdeti olduğundan bu bilgiye güvenilemedi. Ancak Amasya'da yerleşmiş olan "Sanit-Sanlı" Türklerinin buraya "Sanit" demeleri, sonra bu adın bozularak "Semendû" denmesi akla yakındır.

Bizans hükûmeti döneminde bu güzel beldenin Amasya'nın görülmeye ve gezilmeye değer önemli yerlerinden sayıldığını, Emevîler devrinden beri Amasya'ya gelen İslâm fatihlerinin burayı ziyaret etmeleri ve Amasya Emiri Dânişmendli Melik İsmâil Gazi'nin buraya sığınıp Haçlı ordusu Amasya'ya girdiğinde 493 [1100] yılında adı geçen meliki burada sıkıştırması, şehri de baştan başa yakıp yıkması ispat edebilir.

Selçuklu Sultanı Mes'ud Amasya'yı saltanat merkezi edindiği zaman bu şehri yenilemiş, bayındırlığını artırmış, eski düzenini geri getirmiş ve zarif bir köşk yaptırarak suyundan ve havasından faydalanmıştır. Bahar günlerinde burayı sık sık ziyaret edip köşkünde oturduğu için "Zemendû" sözünün "Ziyâre" adıyla anıldığı ya da "Ziyâre"nin "Zemendû" sözünün bozulmuş biçimi olduğu sanılmaktadır.

Selçuklu beylerinden Hoca Muhibbüddin Mevdûd ez-Ziyârî 680 [1281] yılları dolayında burada temeli taştan, duvarı ve minaresi kırmızı tuğladan, üstü ahşaptan bir cami, iki hamam ve derenin kuzeybatısında büyük bir duvar içinde bir göl yaptırmıştır. Gölün duvarı yüksektir; içindeki suyu selden korumak için onu kâgir ve sağlam bir duvarın içine almıştır. Sultan II. Bayezid Han hazretleri Amasya valisi iken 870 [1465-66] yılları dolayında aşağıdaki gölü yaptırmış, altındaki bağların hepsini has bahçe edinmiştir; burası 1143 [1730-31] yılına kadar bostancılar kethüdasının yönetiminde kalmıştır.

Sonra Hoca Mevdûd Camii depremlerden ve başka afetlerden zarar görmüş, 970 [1562-63] yılları dolayında Keçioğlu Hacı Ali Çelebi onu yenileyip onarmış ve vakıflarını düzenlemiştir; bu yüzden hem halk arasında hem resmî kayıtlarda "Keçioğlu Camii" adıyla tanınmış ve kaydedilmiştir. Yanında eski bir hamamı, zaviyesi ve mektebi vardır.

Ziyare, Aşağı Mahalle ve Yukarı Mahalle adlarıyla iki mahalle sayılır; bu cami, hamam ve öteki eklentileri Aşağı Mahalle'dedir. Yukarı Mahalle'de Amasya kethüdası Hacı Mehmed Çelebi 1080 [1669-70] yılları dolayında bir cami yaptırmış; mahallenin ileri gelenlerinden Çilingiroğlu Hacı Ali Efendi 1198 [1783-84] yılında onu genişleterek kâgir olarak yeniden yaptırmış ve yanına bir minare eklemiştir; 1243 [1827-28] yılında bir kez daha onarılmıştır. Bunun da yanında bir hamamı ve mektebi vardır. 1075 [1664-65] yılında Ziyareli Hacı İbrahim Çelebi de Aşağı Mahalle'nin kuzey tarafında bir mescit ve önünde bir çeşme yaptırmış, vakıflarını düzenlemiştir.

26- Sâbıkeddin Mahallesi: Meydan Köprüsü'nün önündedir. Doğuda Kale Kapısı, batıda Kamereddin Mahallesi, güneyde Yeşilırmak ve kuzeyde Harşena Dağı ile çevrilidir ve dış Amasya'dan sayılır. Halk arasında "Sebkaddin Mahallesi", resmî kayıtlarda "Ahi Sâbıkeddin Mahallesi" denir.

Eski beylerden Sâbıkeddin Ebû Bekir 780 [1378-79] yılına kadar burada oturduğu için bu adı almıştır. Burası eskiden "Süli Mülkü" adıyla tanınırdı. Köprünün başında Babazâde Nûreddin Kutlu Bey 740 [1339-40] yılında bir mescit ve önünde bir çeşme yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Bu mescidin batısında Ehlî Hatun 871 [1466-67] yılında bir zaviye yaptırıp vakıflarını düzenlediği gibi, 1216 [1801-02] yılında Caniklizâde Mahmud Tayyar Paşa bir medrese, 1248 [1832-33] yılında da Amasya müftülerinden Saçlı Hacı Mahmud Efendi bir kütüphane yaptırmışlardır. Bunların vakıfları elden çıkmıştır.

27- Saraçhane Mahallesi: Alçak Köprü'nün güneydoğusundadır. Doğuda Selağzı, batıda Köprübaşı, güneyde Kazancı ve Kocacık mahalleleri ve kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Eskiden "Şehinşah Bahçesi" adıyla tanınan bu yerde tabaklar ve saraçlar otururdu; Çelebi Sultan Mehmed Han hazretlerinin Amasya'da hüküm sürdüğü sırada burada bir saraçhane yaptırmış olması bu adla tanınmasına sebep olmuştur.

Bu mahallenin başında görülen hamamın, Selçuklu Sultanı Mes'ud'un oğlu Sultan Şehinşah'ın eseri olduğu kayıtlarda görülmüştür. Bu hamamın doğu tarafında Amasya Emiri Şadgeldi Paşa 773 [1371-72] yılları dolayında temeli taştan, duvarı ve kubbesi taş ve tuğladan bir cami ve yanında bir minare yaptırmıştır. Caminin içi doğudan batıya doğru uzundur; ortasında bir kemer vardır ve iki kubbeyle örtülüdür.

Bu cami sonradan "Saraçhane Camii" ve "Saraçlar Camii" adlarıyla tanınmıştır. Tarih taşı söküldüğü için yaptıranı unutulmuşsa da eski kayıtlarda "Şadgeldi Paşa Camii" adıyla görülmüştür. Vakfiyesi bulunamadığından tarihi tahminen verilebilmiştir. Eski kul kethüdası Zorluzâde Hacı Mehmed Ağa ile ileri gelenlerden Hacı Osman Ağa 1171 [1757-58] yıllarında dükkânlar vakfedip kürsü şeyhliği (vaizlik) kurmuşlardır. 1147 [1734-35] yılında Amasya kadısı Çetenzâde Hacı Ahmed Efendi caminin önüne bir şadırvan yaptırmış ve su getirtmiştir. Bu mahallenin en doğu ucunda, Selağzı'nda, Garipler Ağası Mehmed Ağa 923 [1517] yılında bir mescit yaptırıp vakıflarını düzenlemiş; bu mescit "Garipler Mescidi" adıyla tanınmıştır. Yapıldığı zamandan 1281 [1864-65] yılına kadar onarılıp yenilenerek korunmuşken, eski Amasya mutasarrıfı Ziya Paşa hükûmet konağını yaptırıp köprünün önünü düzlediği ve buradaki mezarlığı kaldırdığı sırada bu mescidi de yıkıp yerini düzletmiş, yerini satarak parasını hükûmet konağına harcamıştır. Bugün mezarlığın ve mescidin yeri bedesten olmuştur. Saraçhane Camii'nin doğu tarafında "Alaca Yahya Bey Medresesi", batı tarafında "Hacı Mahmud Efendi Medresesi" ve onun ilerisinde "Mevlevîhane" vardır; bunların ayrıntıları medreseler ve zaviyeler bölümlerinde anlatılacaktır.

28- Saray Mahallesi: Kızlar Sarayı'nın altındadır. Doğuda Sade Helkıs ve batıda Cami-i Enderun mahalleleri, güneyde Yeşilırmak ve kuzeyde Kızlar Sarayı ile çevrilidir. Kızlar ağası Firuz Ağa 900 [1494-95] yılında bu mahallede bir mescit yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Meşhur "Kırk Bedel" buradadır. Adı geçen saray vaktiyle bayındırken buralarda hizmetkârlar ve uşaklar otururdu. Yeri bayır olup sarayın önünde bulunması bu adı almasına sebep olmuştur.

29- Sa'deddin Mahallesi: İçeri Şehir'de, Meydan Kapısı'nın iç tarafındadır. Doğuda Kurşunlu Mahallesi, batıda Meydan Kapısı, güneyde Yeşilırmak ve kuzeyde Yukarı Kale ile çevrilidir. Eskiden "Subaşı Musa Mülkü" denen yerde olup 770 [1368-69] yılına kadar âlimlerden Sa'deddin Çelebi burada oturduğu için bu adı almıştır. Kayıtlarda "Ahi Sa'deddin Mahallesi" adıyla geçen buraya halk arasında "Ahsa'deddin Mahallesi" denir.

Adı geçenin çocuklarından, sultan divanı kâtibi Sa'dî Efendi 878 [1473-74] yılında burada bir mescit ve zaviye yaptırıp vakıflarını düzenlediği gibi, Amasya müftüsü Müeyyedzâde Ali Çelebi de yakınında 883 [1478-79] yılında bir mektep yaptırmış ve Kur'an cüzleri vakfetmiştir. Bunlar, hayır eserlerinin yakınındaki kendilerine ait mezarlıklara gömülmüşlerdir. Sa'dî Efendi'nin zaviyesinde yemek dağıtımı için ayrılmış bir tahsisat vardı.

30- Şamlılar Mahallesi: Kuş Köprü'nün kuzey tarafındadır. Doğuda Yeşilırmak, batıda mezarlık, güneyde Yukarı Kale'nin eteği ve kuzeyde Bahçeler İçi bağlarıyla çevrilidir. Eskiden Dânişmendli Melik İsmâil burada oturduğu için "Dânişmendli Mülkü" diye tanınırken, 791 [1389] yılında Türklerden olan Mısır hükümdarı Melik Eşref Şa'bân ile Çerkezlerden Melik Zâhir Berkuk arasında çıkan iç çekişmelerde Melik Eşref'i destekleyen Şamlılar çevreye göç etmek zorunda kalınca bir kısmı da Amasya'ya sığınmış ve bu mahalleye yerleştirilmiş; bu yüzden buraya "Şamlılar Mahallesi" denmiştir.

Eski kayıtlarda "Şamlılar Mahallesi" diye yazılı olan bu yer halk arasında "Şamlar Mahallesi" adıyla tanınır. Bu çekişme ve göç Arap tarihlerinde ayrıntılı olarak anlatıldığı hâlde, Vâzıh Efendi'nin "Emevî hükümdarları devrinde Amasya'ya gelen Şamlılar burada oturduğu için 'Şamlılar Mahallesi' adıyla tanınmıştır" demesi apaçık tuhaflıklardandır.

Bu mahallede Melik Gazi Bey'in camisi ve türbesi bulunduğu kayıtlarla sabittir. Bunlar doğal afetlerden harap olduğu için Küçük Kapı Ağası Ayas Paşa 900 [1494-95] yılında kâgir bir cami, yanında bir minare, önünde bir medrese ve bir de mektep yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa da bir medrese yaptırarak bu mahalleyi canlandırmışlardır.

31- Şâmîce Mahallesi: Gök Medrese yakınında, eskiden "Güdül Mülkü" denen yerdedir. Doğuda Receb, batıda Gök Medrese, güneyde Çıkrık mahalleleri ve kuzeyde şose yolu ile çevrilidir. "Küçük Şâmî" anlamına gelen meşhur mimar Şemseddin Ahmed Şâmîce 856 [1452] yılına kadar burada oturduğu için "Şâmîce Mahallesi" denmiştir.

Adı geçen mimar 847 [1443-44] yılında burada bir mescit, önünde bir çeşme ve yanında bir mektep yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Defalarca yandığından 1198 [1783-84] yılında Türedîzâde Hacı Ali Ağa mescidi yeniden yaptırmış, bir de medrese ekleyip vakıflarını düzenlemiştir. Bu mahallede Halifet Gazi ile kazasker İbrahim Efendi'nin birer medresesi ve beylerden, kadılardan ve âlimlerden pek çok kişinin türbeleri ve mezarları vardır. Hepsi yakında anlatılacaktır.

32- Şehre Küsdü Mahallesi: Uzunyol Mezarlığı'nın üstündedir. Doğu ve kuzey tarafları mezarlık, batı ve güney tarafları Karakaya'nın etekleridir. Şehrin dışında ayrı bir mahalle gibidir. "Şehre Küsdü" lakabıyla tanınan Pîr Sinan Halvetî hazretleri 957 [1550] yılına kadar burada oturduğu için eski kayıtlarda "Şehre Küsdü, öteki adıyla Pîr Sinan Mahallesi" diye yazılmış, halk arasında da "Şâraküsdü Mahallesi" adıyla tanınmıştır.

Adı geçen pîr, vaaz verirken Amasya valisi Şehzade Sultan Mustafa hakkında bazı iğneleyici sözler ve eleştiriler söylemeye cesaret edince şehzade öfkelenmiş, onu vaaz ve nasihatten, halkı da onun vaaz meclisine gitmekten men etmiştir. Bunun üzerine pîr hazretleri küsüp üzerindeki görevleri bırakarak bu mahallede oturmuş ve inzivaya çekilmiştir. Pîrin sevenleri bu mahallede bir zaviye, yanında bir mescit ve çeşme yaptırmışlar, çevresinde gelir getiren mülkler yaptırıp bunları buraya vakfetmişlerdir. Bugün bunların yeri bile belli değildir; türbesi 1304 [1886-87] yılında bulunmuştur. Yalnızca çeşmesi ayaktadır.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • imâret / ta'âmhâne: aşevi, parasız yemek dağıtılan yer
  • tâbhâne: külliyelerde yolcu ve misafirlerin barındığı ocaklı odalar, misafirhane
  • a'şâr-ı ayniye anbârı: aynî olarak (ürün hâlinde) toplanan öşür vergisinin konduğu ambar
  • dârü't-ta'lîm: öğretim yeri; burada hat dersi verilen oda
  • elsine-i âmme / tevâtüren: halkın dili / dilden dile, yaygın rivayetle
  • tebşîr: müjdeleme
  • incâz-ı va'd: sözünü yerine getirme
  • hatt-ı celî: uzaktan okunacak iri yazı
  • tağlît: yanlış anlama, yanlış okuma
  • rahnedâr: çatlamış, gedik açılmış
  • mütevellî / nâzır / mübâşir: vakıf yöneticisi / denetçi / işi yerinde yürüten görevli
  • teberdârân-ı hâssa: sarayın baltalı muhafızları
  • muvakkithâne: namaz vakitlerinin hesaplandığı, saatlerin ayarlandığı küçük yapı
  • sülüs-i mâl: malın üçte biri (vasiyet edilebilen azami pay)
  • akârât: gelir getiren taşınmazlar (dükkân, han, hamam)
  • munkarız: soyu tükenmiş
  • müşrif-i harâb: yıkılmaya yüz tutmuş
  • mütesellim: sancak beyi adına sancağı yöneten görevli
  • eytâm ve erâmil: yetimler ve dullar
  • eczâ: Kur'an cüzleri
  • menâha: develerin çöktürüldüğü konak yeri
  • müstevfî: Selçuklu ve İlhanlı maliyesinde hesap ve gelir işlerine bakan yüksek görevli
  • hâsbahçe: hükümdara ya da şehzadeye ait özel bahçe
  • kürsü meşîhati: camide kürsüde vaaz veren şeyhin görevi
  • ta'âmiyye: yemek dağıtımı için ayrılmış vakıf geliri

Sultan II. Bayezid Külliyesi Bugünkü Bilgilerle

Hüsameddin'in külliye hakkında verdiği bilgilerin büyük kısmı, bu yapı üzerine yazılmış en derli toplu modern tanıtımın, Semavi Eyice'nin TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki maddesinin de temelini oluşturur. Eyice cami, medrese, aşhane-imaret ve tabhâneden oluşan yapı grubunu Yeşilırmak kıyısında, Edirne'deki II. Bayezid Külliyesi'ne benzer biçimde bir akarsu kenarına kurulmuş olarak tarif eder. Caminin sağında medrese, solunda imaret bulunur; bu düzen, Hüsameddin'in "sağ tarafında ya'nî garbında" ve "sol tarafında ya'nî şarkında" diyerek verdiği yerleşimle örtüşür. 901 Cemâziyelevveli ortalarında (Ocak 1496) yazılan vakfiyede külliye cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden ibaret gösterilir. Hüsameddin'in sözünü ettiği tabhânenin vakfiyede ayrıca anılmaması, Eyice'yi bir yoruma götürmüştür: İmaretin planında misafirlerin kalacağı uygun bir yer bulunmadığını, buna karşılık caminin iki yanındaki kubbeli bölümlerin dışarıya kapılı ve kıble mekânından bir basamakla ayrılmış olduğunu belirterek asıl tabhâne odalarının bunlar olduğunu düşünür. Eyice'nin görüşü kabul edilirse, Hüsameddin'in imaretin kuzeyine bitişik olarak gösterdiği tabhâne, imaret yapısının sonradan misafirhane diye anılan bir bölümü olmalıdır. Konu kesinleşmiş değildir; Eyice de tonozlarda ocak bacası izi bulunursa sorunun çözüleceğini söyler.

Yapının başlangıç tarihi üzerindeki tartışma okurun dikkatini çekmeye değer. Hüsameddin inşaatın Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından, 886 Receb'inde (Eylül 1481) başladığını ve beş yılda bittiğini savunur; kitabeyi de bu görüşü doğrulayan bir belge olarak okur. Kitabenin son satırları ise Vâzıh Efendi'nin okumasına daha yakın görünmektedir. Eski yazıda harflerin sayı değeri esas alınarak yapılan ebced hesabında "feyz" (ف ي ض) sözcüğü 80+10+800 ile 890, "feyyâz" (ف ي ا ض) sözcüğü ise araya giren elif ile 891 eder. Kitabe "binaya feyz yılında başlandığı için tamamlanması da feyyâz yılında oldu" dediğine göre, bu ifade başlangıç için 890 [1485], bitiş için 891 [1486] tarihini düşürmüş bir tarih mısraı olarak anlaşılabilir; kitabenin bugünkü yayımında yapılan tercüme de cümleyi bu şekilde vermektedir. Hüsameddin'in, kelimelerin belirli ve belirsiz biçimlerine dayanarak Vâzıh'ı eleştirmesi, kendi verdiği 886 tarihini korumak için ileri sürülmüş bir yorum izlenimi bırakır. Bitiş tarihi bakımından ise kaynaklar arasında ayrılık yoktur: kitabe de, Eyice de caminin Receb 891'de (Temmuz 1486) tamamlandığını kabul eder. Eyice, Hüsameddin'in 886 tarihini "ileri sürer" diyerek ihtiyatla aktarır. Üç parçalı sülüs kitabeyi yazan hattatın adı Ali b. Mezîd olarak her iki kaynakta da aynıdır.

Külliyenin depremlerle imtihanı da Hüsameddin'in bildirdiğinden daha uzun bir hikâyedir. Yazar 999 (1590) ve 1079 (1668-69) depremlerini anlatır. Nazenin S. Güler'in 2025'te yayımlanan çalışması ise vakıf muhasebe defterlerine dayanarak külliyenin 1598 depreminde ağır hasar gördüğünü, merkezden hemen hasar tespiti yapılıp onarım başlatıldığını, işçi ücretleri ve kullanılan malzemelerle birlikte belgeler. Hüsameddin'in andığı 999 depremi ile bu 1598 depreminin ayrı sarsıntılar mı olduğu, yoksa aynı yıkımın farklı kayıtlara mı yansıdığı, eldeki kaynaklarla kesin olarak söylenemez. Sonraki yüzyılda 1939 depremi son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbelerini yıkmış; 1960'lardaki onarımın, Eyice'ye göre, kemerleri hatalı biçimde yeniden yapması başarılı sayılamaz. Irmağa bu kadar yakın kurulmuş olmanın bedeli de vardır: 1980 taşkınında caminin içinde 70 santim yüksekliğinde birikinti bulunduğu kaydedilmiştir.

Hüsameddin'in sonraki eklemeler için verdiği tarihler Eyice'nin aktarımıyla büyük ölçüde örtüşür; iki küçük ayrılık vardır. Ayşe Hatun'un şadırvanı Hüsameddin'de 1227, Eyice'de 1228 (1813) tarihlidir. Kapancızâde Hüseyin Zekî Efendi'nin muvakkithanesi için ise Hüsameddin 1258 der; oysa kapısı üzerindeki beş beyitlik manzum kitabe yapıya 1256 (1840) tarihini verir. Kitabe esas alınmalıdır. Kalem işi süslemeleri arasında Bayezid Camii'nin kendi resminin bulunduğu bu Tanzimat üslubundaki küçük yapı, avludaki şadırvanın saçağı altındaki İstanbul manzaralarıyla birlikte külliyenin XIX. yüzyıl katmanını oluşturur. Yumuk (kimi kaynaklarda "Yamuk") Osmanzâde ailesinin vasiyetle yaptırdığı kütüphane ve şadırvan da 1909-1911 yıllarına yerleştirilir.

Hüsameddin'in parantez içinde verdiği bilgiler, yapıların 1910'lu yıllardaki kullanımını yansıtır: imaret öşür ambarı, tabhâne silah deposu, mektep ise Sultaniye İbtidaî Mektebi'dir. Eyice'nin anlattığına göre imaret uzun süre askerî depo olarak kullanıldığı için özgün bölümlerinin işlevi tam anlaşılamamaktadır; sonradan onarılarak yurt yapılmıştır. Sıbyan mektebi ise bugün ortadan kalkmıştır. Medrese iyi bir onarımla kurtarılmış ve uzun yıllar İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Hüsameddin'in burada anmadığı bir yapı daha vardır: Caminin güneydoğusunda, Yavuz Selim tarafından 1513'te öldürtülen Şehzade Ahmed'in oğlu Osman'a ait olduğu kabul edilen kubbeli türbe. Külliyenin yerinde eskiden bir Meryem Ana Kilisesi bulunduğu yolundaki iddiayı ise Eyice destekleyecek herhangi bir ipucu bulunmadığını belirterek reddeder.

Külliyenin yapılışına bağlanan Halvetî şeyhleri hikâyesi, tasavvuf tarihi kaynaklarının da anlattığı bir rivayettir. Himmet Konur'un incelemesine göre bu kaynaklar, Bayezid'in Amasya'da Çelebi Halîfe adıyla tanınan Halvetî şeyhi Cemâl-i Halvetî ile tanıştığını, kardeşi Cem'e karşı ondan manevî destek istediğini ve şeyhin, bu işlere karışmak istemese de ricayı kabul ettiğini anlatır. Hüsameddin'in "Cemâlîzâde Pîr Cemâleddîn Mehmed Çelebi Halîfe" dediği kişi bu şeyhtir. Ancak bu anlatı siyasî ve askerî kaynaklarda değil, menkıbe niteliğindeki tasavvuf literatüründe yer alır.

Mahallelerdeki Yapılar Hakkında Notlar

Hatuniye Camii. Hüsameddin'in 915 tarihli vakfiyeye dayanarak verdiği bilgi bugünkü kayıtlarla uyuşur: Hatuniye Mahallesi'nde, Yeşilırmak'ın hemen kıyısındaki cami, II. Bayezid'in eşi ve Şehzade Ahmed'in annesi Bülbül Hatun tarafından 1510 yılında (kimi çalışmalarda 1509) yaptırılmıştır. 915 yılı miladî 1509 baharından 1510 baharına uzandığı için iki tarih de aynı yıla işaret eder. Özgün hâliyle cami, hamam ve sıbyan mektebinden oluşan bir külliyedir. Beş gözlü son cemaat yeri, kemerlerin üstünü kaplayan meander süslemesi ve kuzeybatı köşesindeki tuğla örgülü tek şerefeli minaresiyle bugün de ayaktadır. Mektep caminin hemen doğusunda, Hazeranlar Sokağı üzerindedir; bu da Hüsameddin'in "şark tarafında bir mekteb-i latîf" ifadesini doğrular. Mektebin iki kubbesi zamanla yıkılmış, yerine ahşap çatı yapılmıştır. Okurun karıştırmaması gereken bir nokta vardır: Tokat'taki Hatuniye Camii ve Külliyesi, II. Bayezid'in 1485'te annesi Gülbahar Hatun adına yaptırdığı başka bir yapıdır. Amasya'daki Hatuniye ise Bayezid'in annesine değil, eşi Bülbül Hatun'a aittir.

Hızır Paşa Camii ve Sünbül Hamamı. Hüsameddin'in 870 tarihi arşiv belgeleriyle doğrulanır. Muhammet Okudan'ın Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Osmanlı Arşivi ve şer'iyye sicillerine dayanan çalışmasına göre Hızır Paşa 870/1465 yılında Amasya'da üç vakıf kurmuş; Suluova, Doğantepe, Ladik ve Amasya merkezde tarım arazileri, bağ ve bahçeler, iki han ve bir hamam vakfetmiştir. Oğlu Mehmed Paşa 1493'te babasının vakfına on üç köy, iki mezraa ve yedi değirmen ekleyerek gelirlerini artırmıştır. Vakıf Cumhuriyet dönemine kadar yaşamıştır. Bugün külliyeden yalnız cami ile hamam ayaktadır; Hüsameddin'in "şark tarafında" dediği medrese ortadan kalkmıştır. Caminin girişinin, Bayezid Paşa ve Yörgüç Paşa camilerindeki gibi kuzeyden değil, arazinin dik eğimi yüzünden doğudan verilmiş olması ve şadırvanın da bu cepheye konması, Hüsameddin'in "önünde bir şadırvanı" demesini açıklar. Kaynaklar Hızır Paşa'yı II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın kardeşi olarak tanıtır; vakfiyede, kardeşinin yaptırdığı medresedeki müderris ve öğrencilere ek ödeme yapılması şartının yer alması da bu akrabalığı destekler. Hamamın "Sünbül Hamamı" adı bugün de yaşamaktadır.

Saraçhane (Şadgeldi Paşa) Camii. Bugünkü tanıtımlar camiyi 1372'de Amasya Emiri Şadgeldi Paşa'ya bağlar ve adının çevresindeki saraç dükkânlarından ötürü Çelebi Mehmed devrinden itibaren değiştiğini söyler. Dikkat edilmesi gereken nokta, Hüsameddin'in kendisinin tarih taşının söküldüğünü, vakfiyenin bulunamadığını ve tarihi "tahmin suretiyle" verdiğini açıkça yazmasıdır. Bugün yaygın biçimde tekrarlanan 1372 tarihinin bu tahmine dayandığı kuvvetle muhtemeldir. Mimari bakımdan da Hüsameddin'in "ortasında bir kemer olup iki kubbe ile örtülü" tarifi, caminin önce kare planlı ve tek kubbeli olduğu, sonradan bir mekân eklenerek dikdörtgene çevrildiği yolundaki bugünkü bilgiyle uyum içindedir. Moloz taş ile tuğlanın birlikte kullanıldığı yapının yedi gözlü son cemaat yeri, kalem işleri ve tuğla silindirik minaresi korunmuştur. Bahçesinde Saraçlar Şeyhi Pîr Sun'ullah'ın türbesi bulunur.

Şamlılar ve Ayas Ağa. Mahallenin, Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa ile Büyük Kapı Ağası Hüseyin Ağa'nın yaptırdığı medreselerle şenlendiği bilgisi Selim Özcan'ın şehzadeler dönemi Amasya'sı üzerine çalışmasında da yer alır: Hüseyin Ağa Medresesi 1489'da, Ayas Ağa Medresesi 1495'te inşa edilmiş; ikincisine bulunduğu yerden ötürü "Şamlular (Şamlar) Medresesi" de denmiştir. Bu bilgiler büyük ölçüde yine Hüsameddin'e dayanır. Mahallenin adının kökeni için Hüsameddin'in verdiği açıklamada ise bir tarih sorunu vardır. Şehabeddin Tekindağ'ın Berkuk maddesine göre el-Melikü'l-Eşref Şa'bân 16 Mart 1377'de (778) Kahire'de öldürülmüştür; dolayısıyla 791 [1389] yılında Berkuk ile çekişmesi mümkün değildir. O yıllarda Berkuk, Malatya nâibi Mintaş ile Yelboğa en-Nâsırî'nin isyanları sonucunda tahttan indirilmiş ve yerine Eşref Şa'bân'ın oğlu Hâccî ikinci kez sultan ilan edilmiştir; Berkuk kısa süre sonra Şam civarında Mintaş'ın ordusunu yenerek tahtı geri almıştır. Hüsameddin'in "Melik Eşref taraftarları" dediği kesimin aslında Eşref'in oğlu Hâccî'yi ve Mintaş'ı destekleyen Suriyeliler olması ihtimal dahilindedir; ancak bu bir çıkarımdır. Şamlıların Amasya'ya yerleşmesini doğrudan belgeleyen bir kayda incelediğimiz kaynaklarda rastlanmadı.

Pîr Sinan ve Şehre Küstü. Kadir Özköse'nin Amasya'daki Halvetî tekkeleri üzerine incelemesi, Hüsameddin'in anlattığı olayı ayrıntılandırır. Pîr Sinan, Mehmed Paşa Medresesi'nde müderrisken Habîb-i Karamânî'nin halifesi Seydi Halife'ye intisap edip müderrisliği bırakmış, Mehmed Paşa Tekkesi şeyhi ve vaizi olmuştur. Şehzade Mustafa'yı, oğlu Süleyman Çelebi'nin sünnet düğünündeki israf ve hazinenin çarçur edilmesi gibi konularda vaazlarında açıkça eleştirince vaizlikten alınmış ve şehrin ücra bir köşesine çekilmiştir. Şeyhin vefatı 957/1550'dir; müritlerinin yaptırdığı tekke, halifesi Derviş Ali ve Şeyh Ahmed Efendi'den sonra 1241/1826 yılına kadar ayakta kalmıştır. Mahallenin adı bugün "Şehirüstü" biçiminde yaşar. Hüsameddin'in 1304'te bulunduğunu söylediği türbeden ise, Budak'ın Amasya ve Halvetilik adlı eserindeki tespite göre, bugün herhangi bir iz kalmamıştır. Hüsameddin'in "yalnız çeşmesi mevcuttur" sözü ile tekkenin mahallenin batı ucundaki çeşmenin üst tarafında olduğu bilgisi, tekkenin yerini aramak isteyenler için bugün de tek ipucudur.

Ziyare ve Semendû Meselesi

Hüsameddin'in Ziyere Mahallesi dediği yer, bugün Amasya merkez ilçesine bağlı Ziyaret beldesidir; 2021 yılında nüfusu 4.084 idi. Ziyaret'in yerel tarih yazımı, beldenin eski adlarını ve Hoca Mevdûd ez-Ziyârî'yi anlatırken büyük ölçüde doğrudan Hüsameddin'in bu sayfalarına dayanır. Belde adının Hoca Mevdûd ez-Ziyârî'nin nisbesinden geldiği yolunda yerel bir görüş de vardır; ama Hüsameddin'e göre ilişki tersinedir: Hoca Mevdûd "Ziyârî" nisbesini doğduğu Ziyâre'den almıştır.

Bölümün en çok tartışılması gereken kısmı, Zemendû ya da Semendû adlı kalenin Ziyaret ile özdeşleştirilmesidir. Bugünkü araştırmalar Arap kaynaklarındaki Samandû ya da Şamandû adlı kalenin, Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesindeki Zamantı (Bizans kaynaklarında Tzamandos) kalesi olduğunu göstermektedir. Sevgi Parlak'ın Ernst Honigmann'a dayanarak verdiği bilgiye göre bu ad Süryanî kaynaklarında "Simandü", Arap kaynaklarında "Samandü" ya da "Şamandü", Ermeni kaynaklarında "Camndav", Bizans kaynaklarında "Tzamandos", Türk kaynaklarında ise "Zamantı" ya da "Zamantu" biçiminde geçer. Kale X. yüzyılın başında Ermeni asıllı Bizans komutanı Melias tarafından Arap sınırına karşı yaptırılmıştır. Seyfüddevle 950 yılındaki Bizans seferinde Elbistan bölgesindeki kaleleri aldıktan sonra Tzamandos önüne gelmiş, yanında bulunan Mütenebbî de bir şiirinde onu ilerlemeye teşvik etmiştir. Hüsameddin'in aktardığı "biz Semendû'yu ziyaret ettik; geri çekilirse buluşma yerimiz Haliç'tir" beyti bu seferle ilgilidir. Dolayısıyla Mütenebbî'nin Amasya'ya gelip Ziyare'yi gördüğü sonucunu bu beyitten çıkarmak mümkün değildir. Mukaddimenin ilk kısmında Mütenebbî'nin Amasya'yı ziyaret ettiği bilgisine ihtiyatla yaklaşılması gerektiği kaydedilmişti; bu beyit söz konusu kuşkuyu güçlendirmektedir.

Aynı ad benzerliği diğer kayıtlar için de dikkat ister. Zamantı kalesinin Selçuklu döneminde, 1230'lu yıllarda onarıldığı ve hapishane olarak da kullanıldığı bilinmektedir. İbn Bîbî'nin, Harezmli Kır Han'ın sürgün edildiği "Zemendû" kalesinin de bu Zamantı olması kuvvetle muhtemeldir; ancak bu, incelediğimiz kaynaklarda açıkça yazılı değildir, bir çıkarımdır. Hüsameddin'in dipnotta, Kâmûs şârihinin Semendû'yu Belgrad ya da Semendire ile özdeşleştirmesini reddetmesi isabetlidir; Mesleme, Seyfüddevle ve Kır Han'ın Rumeli'ye gitmedikleri doğrudur. Fakat Anadolu'da bu adı taşıyan ve Arap-Bizans savaşlarında sık sık anılan bir kalenin varlığı, yazarın akla getirmediği üçüncü bir ihtimaldir. Zemendû adının "Sanit-Sanlı" Türklerinden geldiği yolundaki görüşü ise kendisinin de "melhûz", yani akla yakın bir tahmin olarak sunduğu, belgesi gösterilmemiş bir yorumdur. Ziyaret'in tarihî değeri bu özdeşleştirmeye bağlı değildir. Hoca Mevdûd Camii'nin yerinde yükselen Keçioğlu Camii, II. Bayezid'in şehzadeliğinde yaptırdığı göl ve has bahçe ile meşhur elmaları, Hüsameddin'in kendi gözlemine dayanan ve güvenle kullanılabilecek bilgilerdir.

Mimar Şâmîce ve Öteki Adlar

Hüsameddin dipnotta Amasya'da aynı çağda yaşamış ve ikisi de Şemseddin Ahmed Şâmî adını taşıyan iki ünlü mimar bulunduğunu, bunları ayırt etmek için birine "Şâmî Çelebi", ötekine "küçük" anlamını veren "Şâmîce Çelebi" dendiğini açıklar. Mahallenin adı bu ikinci mimardan gelir. Bu bölümde adı geçen Hacı Hamza Bey, Hekim Bedreddin Mahmud Çelebi, Paşa Hatun ve Sâbıkeddin Ebû Bekir gibi kişiler hakkında bugünkü çalışmalarda yer alan bilgiler de büyük ölçüde Hüsameddin'in bu sayfalarına dayanmaktadır; bunları bağımsız olarak doğrulayan başka bir kaynağa rastlanmadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 116–123. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.