Bu dârü'ş-şifâda "Reşîdeddîn Lokmân Harezmî" ve "Bedreddîn Mahmûd Çelebi" ve "Nefîseddîn Mehmed Çelebi" gibi zevât, hekîm-i asr olarak iştihâr etmişlerdir. Kibâr-ı sulehâdan Şamlar Şeyhi "eş-Şeyh Sâlih el-Halvetî"nin enfâs-ı mübârekesi mecânîne iksîr-i şifâ olduğu meşhûr olduğundan "Dârü'ş-Şifâ Şeyhi" olduğu hâlde 1076 hudûduna doğru vefât etmişdir. [174] Dârü'ş-Şifâ derûnunda türbesi vardır. "Lugât-ı Târîhiyye ve Coğrâfiyye" mü'ellifi merhûm "Mehmed Rif'at Efendi", bu dârü'ş-şifâ vaktiyle puthâne olup ba'dehû bîmârhâneye tahvîl edildiğini ve "Mustafa Vâzıh Efendi" dahi "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey" tarafından binâ olunduğunu yazıyorlar ise de her ikisi de kapısı üzerinde mahkûk olan ibâre-i Arabiyye'yi okumadıkları anlaşılıyor. Bu dârü'ş-şifânın âsâr-ı İslâmiyyeden olduğu tarz-ı inşâsından ve mahkûkâtından bedîdâr iken vaktiyle puthâne olduğunu iddi'â etmek kadar garîb bir şey olamaz.
Çünkü Amasya'da puthânenin olduğu sûretde mutlakâ müşrikler devrinde ya'nî mîlâd-ı Hazret-i Îsâ'dan mukaddem kurûn-ı ulâda binâ olunacağı şübhesizdir. Halbuki Amasya'da kurûn-ı ûlâ âsârı ancak altı, yedi metre kadar yerin altında kaldığı hâlde bu dârü'ş-şifânın bir metre bile yere gömülmeksizin yer üstünde meşhûd olması kurûn-ı ûlâ âsârından olmadığını iş'âr eder. Yakın vakte kadar evkâfı, mütevellîsi, kâtibleri, câbîleri, zencîrcileri, kapıcıları ve tabîbi, şâkirdleri, eczâcısı, çamaşırcısı, aşçısı ve noktacısı ma'lûm idi. Şimdi kerestecilere depo olmuşdur. Bu dârü'ş-şifânın taraf-ı cenûbîsinde "Yâkût Paşa" 816'da bir zâviye ve yanında bir mescid-i şerîf ve dârü'z-ziyâfe binâ ederek evkâfını tanzîm etmişdir. Bu mescid-i şerîfin şark tarafında "Çöplüce Medresesi" olup, karîben zâviyesiyle beraber zikr olunur. [175]
53- "Ya'kûb Paşa (Mahallesi)": Aşağı Pîrler’in etrâfında bulunan mahalleye denir. Şarkan Savakça ve garben Gümüşlüzâde ve şimâlen Mehmed Paşa Mahalleleri ve cenûben Pîr İlyâs Mezârlığı ile mahdûddur. Burada ümerâ-yı Osmâniye'den "Ya'kûb Paşa" kârgîr bir dâ'ire içinde bir câmi-i şerîf ve yanında bir minâre ve iki tarafında Çilehâne ya'nî zâviye-i Halvetiyye ve önünde bir dershâne ve ayrıca bir de şeyh odası inşâ ederek 815'de evkâfını tanzîm etmişdir.
Vakfiyesi derûnunda "Pîr İlyâs" hazretlerinin irtihâli ve halîfesi müfti's-sakaleyn ve şeyhu'l-islâmü'l-ecell "Mevlânâ Pîr Celâleddîn Abdurrahmân" ve "Çelebi Sultân Mehmed Hân bin Bâyezîd Hân" hazretleri mezkûr olarak bu "Pîr Abdurrahmân Çelebi" hazretleri için binâ eylediği mestûr ve tevliyeti azîz-i müşârün-ileyhin hulefâsından "Mevlâna eş-Şeyhu'l-Ecell Şemseddîn Mehmed el-Buhârî" ve evlâdına meşrût olduğundan bu dâ'ire-i cesîmenin 815'de hitâm bulduğu muhakkakdır. Zâviyenin bakiyye-i ahvâli mebhasinde zikr edilecekdir.
Bu "Ya'kûb Paşa Dâ'iresi"nin garb tarafında "Çevikçi Baba" demekle meşhûr "Şemseddîn Mehmed el-Kırtâsî" tekkesi olduğu münâsebetle bu taraf "Çevikçe" ve "Ya'kûb Paşa" tarafı da "Çilehâne" nâmlarıyla meşhûr olmuşdur. "Çilehâne"nin garb tarafında "Kuşbaz Tekkesi" demekle meşhûr "Şeyh Ya'kûb Efendi Zâviyesi" [176] olup "eş-Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi" dahi "Pîr İlyâs Mezârlığı"nın müntehâ-yı garbîsindedir.
İşte Amasya Şehri'nin hudûdu dâhilinde meşhûr olan elli üç mahalle bunlardan ibâretdir. Şehrin hâricinde iki mahalle dahi vardır ki bunlar da Amasya Şehri'nden ma'dûddur.
1- "Karasenir Mahallesi": Amasya'nın garb-ı cenûbî tarafında olup on bir kilometre kadar uzak bir mesâfede vâki'dir. Burası "Emîr Seyfeddîn Kara Sungur Çiftliği" olduğu münâsebetle "Kara Sungur Çiftliği" ba'dehû tahfîfen galat olarak sağır kâf ve feth-i sîn ile "Karasenir" denmişdir. Bu mahallede "Kara Sungur Bey"in câmii ve mektebi vardır. El-yevm bu câmi ile mekteb i'ânât-ı ahâlî ile idâre olunmakdadır. Esbak Hicâz kumandânı mîrlivâ "Hasan Paşa" bu mahalledendir.
2- "Kayabaşı Mahallesi": "Karasenir Mahallesi"nin cenûbunda olup Yeşilırmak ile "Çekerek Irmağı"nın arasında müselles bir cezîre şeklindedir. "Emîr Kayabay"ın burası çiftliği olduğu münâsebetle "Kayabay Çiftliği" nâmıyla kayd edilmiş olup mu'ahharan galat olarak "Kayabaşı" denmişdir. Bu mahallenin ırmak kenârında bulunan bir mevki'-i latîfine "Pehlevân" denmekdedir. "Emîr Şücâ'eddîn Pehlevân Bey" bu "Kayabay"ın mahdûmu olup orada ikâmet etmesi bâ'is-i tesmiye olmuşdur. "Pehlevânzâdeler"den "Kayalı Ahmed Paşa" 1068'de [177] "Pehlevân" nâmıyla meşhûr olan mevki'de bir câmi-i şerîf ve mekteb ve dershâne binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Bu zâtın â'ilesine umûmen "Kayalızâdeler" denir. Bunlardan "Ali Paşa" ve "es-Seyyid Kâşif Ömer Paşa" ricâl ve ümerâdandır. Cedlerinin evkâfına olmuşlardır.
Bu iki mahallenin arasında latîf bir tepe olup "Serçoban" denir. Bu tepenin cihet-i şarkiyyesinde kâ'in "Damlar Karyesi", "Karasenir Mahallesi"nden ma'dûddur. "Karasenir" ve "Kayabaşı" mahalleleri ma'mûr bir köy şeklinde olup bâğları, bostanları, yağları, yoğurtları, peynirleri ve sâ'ir mahsûlât-ı arziyyesi pek makbûldür. Hele "Kayabaşı" karpuzlarının emsâli yokdur. Bu mahallelerde müşâhede olunan ahvâl, etvâr, ma'îşet kemâl-i safvet üzere olup eski Türkmenler'in usûlü cârîdir.
Her devresi bir silsile-i aşk u cünûndur
Her bir deresi dolmuş onun eşk ile hûndur
Her gûşesi bin medfen-i erbâb-ı fünûndur
Aktâra bütün münteşir ezkâr-ı Amasya
Amasya'nın her tarafı birer silsile-i cibâl ile muhât ve mestûr olup erbâb-ı aşk u garâmın mesîresi ve her tarafında birer meczûb-ı İlâhî makarrı olduğu meşhûrdur. Meselâ şimâl boğazında [178] "Tekirdağlı Baba"nın ve cenûb boğazında "Has Baba"nın ve şark tarafında "Abdurrahmân Baba"nın ve garb tarafında "Memi Dede"nin mekânları vardır. Amasya'nın içinde üç dere mevcûd olup birincisi "Savakça Deresi", ikincisi "Çakallar Deresi", üçüncüsü "Karakaya Deresi"dir. Bu derelerin en müdhişi "Çakallar Deresi" olup "Selağzı"ndan ırmağa iner. Bu dere, pek çok mühlik kazâlara bâ'is olmuşdur.
1271'de nüzûl eden bârân-ı şedîdi müte'âkib dehşetli bir sel inerek üzerinde bulunan köprüleri, hâneleri hedm edib önüne katmış ve ufak kubbe taşlardan birini "Selağzı"nın cihet-i garbiyyesinde olan Sinan Hamâmı’nın kubbesi üzerine bırakıp pek çok hayvânâtı, arabaları, keresteleri, insânı ırmağa dökmüşdür.
Bu hamâmın üzerinde kalan taşı pek çok kimseler uğraşarak kemâl-i müşkilât ile indirmişlerdir. Bu hamâm, Hızır Paşa’nın utekâsından esbak Sivas beylerbeyi Sinan Paşa tarafından 917'de binâ ve vakf edilmişdir. Bu dere ayağı ırmak üzerinde bulunan şose yoluna tesâdüf etdiğinden muhâtarası dâ'im olduğu nazar-ı dikkati câlib olmakla 1325'de Amasya mutasarrıfı "Ahmed Cevdet Bey" şose yolunun altına bir tünel inşâsıyla derenin ayağını şose yolundan kat' etmişdir.
[179] Ekser-i bilâd-ı İslâmiyyede cârî olan âdet üzere Amasya'nın her köşesinde pek çok evliyâ, ulemâ, sulehâ, meşâyih medfûn olarak etrâfı mezâristân olup mu'tenâ mevki'lerinde vüzerâ, ümerâ, kudât-ı benâmın medfen-i mahsûsları ve pek çok evliyâ-i kirâmın türbe-i mahsûsaları olduğundan bu türbeler hurûf-ı hecâ tertîbi üzere zikr olunur.
1- "Akbilek Türbesi": "Karaman Dağı"nın eteğinde bâğların üzerinde bir tarla kenârında olup orada "Molla Bahşî Halîfe" hazretleri medfûndur. Meşâhîr-i fuzalâdan Halvetî bir pîr-i müfessir idi. Ziyâretgâh-ı ulemâdır.
2- "Alagöz Baba Türbesi": "Şamlar Mezârlığı" kenârında yol ağzında gâyet eski bir türbedir. Bu türbe mülûk-i Dânişmendiye'den "İsmâ'îl Gâzi Bey"e mensûb olup şekli, tarz-ı inşâsı altıncı karn-ı hicrî âsârından olduğunu irâ'e etmekdedir. 807'de benâm ve "Alagöz" demekle meşhûr "eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed Baba" oraya defn edildiği münâsebetle "Alagöz Baba Türbesi" denmişdir. Bu türbede melik-i müşârün-ileyh "İsmâ'îl Gâzi"nin medfûn olduğuna dâ'ir an'anât-ı menkûleden mâ-adâ delâ'il ve sâ'ir âsâr-ı mahkûka bulunamadı.
3- "Ebû İshak Çelebi Türbesi": Kılıçarslan ya'nî Torumtay Türbesi sırasında açık bir bahçe derûnunda olduğu haber verilmekdedir. Orada görülen iki kabrin biri "Kutlu Paşa" [180] diğeri de mahdûmu "Ebû İshak Çelebi" olup vakfiyesi "Ebû İshak Çelebi" tarafından tanzîm ve eczâ vakf edilmişdir. Bunlar ümerâdandır. Cüzhânları vardır.
4- "İskender Memi Çelebi Türbesi": "Üçler Türbesi"nin karşısında kâ'in mezârlığın bir köşesinde kârgîr, ufak bir türbe olup derûnunda "Kutlu Beyzâde Memi Çelebi" demekle meşhûr "Muhyiddîn Mehmed Çelebi" ve mahdûmu "İskender Çelebi" medfûndur. Türbeyi yapan ve vakfiyesini tanzîm eden "İskender Çelebi"dir. Bunlar da ümerâdandır.
5- "Efrûmiye Bânû Türbesi": "Gökmedrese Câmi-i şerîfi"nin üst tarafında kâ'in bir tepe üzerindedir. Üstü dam ve etrâfı kerpiç duvâr ile muhâtdır. Derûnunda Amasya'da Bizans imparatorluğunun son vâlîsi olan "Jutatyus"un kızı ve Amasya fâtihi "İltekin Gâzi"nin halîlesi olan "Efrûmiye Bânû" medfûn olduğu an'anât-ı mahalliyedendir. Mahdûmu "Emîr Hüsâmü'd-Devle Hasan Gâzi" tarafından evkâfı ve cüzhânları olduğu vesâ'ik-i şer'iyyede görülmüşdür. "Târîh-i Âl-i Dânişmend"de bu mücâhidenin gazâsı, hikâyâtı mezkûrdur.
6- "Emîr İmâm Türbesi": "Sultân Bâyezîd"in mektebi karşısında kâ'in kütübhânenin cihet-i şimâliyyesinde bahçe içindedir. Derûnunda kütübhâne sâhibi "Hocazâde Emîr İmâm Abdullatîf Efendi" ve evlâdından "es-Seyyid Sa'dullâh Efendi" ve "es-Seyyid Halîl Efendi" [181] ve "es-Seyyid Ebûbekir Efendi" ile vüzerâdan esbak "Kürdistân" vâlîsi "Besîm Paşa" medfûndur.
7- "Anbarlı Evliyâ Türbesi": "Şeyh Kırık Mahallesi"nde kâ'in bir hâne derûnundadır. Türbe denilen yer, kapının ittisâlinde üzeri düz olup anbar şeklinde bir çukur içindedir. Bu türbe tamâmiyle yerin altında gâ'ib olmuş gibi bir vaz'iyyetde olup çukurun içine inilmedikçe orada türbe olduğu aslâ bilinemez. Çukura ufak bir ağaç merdiven ile inilir. Türbenin kapısı ufak olup eğilmedikçe girilemez. Girildikde kapısı Bektâşi takyesi şeklinde olup dört köşeli ufak, kârgîr bir oda müşâhede olunur.
Odanın ortasında üzeri eski bir yeşil örtü ile mestûr gâyet eski bir tahta uzadılmış olup bu tahtanın üzerinde parça parça insân kemikleri serilmiş olduğu görülür. Bu kemiklerin içinde parçalanmamış bir kemiğe tesâdüf edilemez. Kol ve bacak ve bilek kemikleri keskin bir âlet-i kâtı'a ile kesilmiş gibi bir vaz' göstermekdedir. Hâne sâhibi bile bu kemiklerin kim olduğunu ya'nî bu türbede medfûn olan zâtın kim olduğunu aslâ bilemiyor.
Türbenin şu hâl-i mektûmânesi ve kemiklerin şu vaz'-ı meksûrânesi 637'de Amasya'da da'vâ-yı nübüvvet eden meşhûr yalancı peygamber "Baba İshak Kefersûdî" türbesi olduğunu ihtâr etmekdedir. [182]
Bâb-ı Evvel'de tafsîl olunacağı üzere Baba-yı merkûm "İshak Kefersûdî" da'vâ-yı nübüvvet ederek isyân ve Amasya ve Tokat ve Sivas sancaklarını istîlâ eyledikde "Mübârizeddîn Armağan Şâh" mukâbele ve Amasya'da muhâsara etmişdi. Emîr-i müşârün-ileyh merkûmu savma'asında ahz u girift ve salben i'dâm edib lâşesini tefessuh edinceye kadar darağacında güneşin karşısında durdurmuş ve ba'dehû indirip parçalatmış ve Baba'nın etbâ'ı da kemiklerini gece toplayıp saklamış oldukları tevârîhde mestûrdur. Şu hâdise ile türbenin o hâl ve vaz'ı ve orada medfûn olan insânın kemikleri te'emmül olunursa bu türbe, Baba'nın etbâ'ı tarafından kasden yer altında binâ ve Baba'nın kemiklerini ziyâret için buraya defn ve halkdan ihfâ etdikleri fikri hâsıl olmamak kâbil değildir.
Mukaddemen yer üzerinde yapıldığı hâlde mu'ahharan Amasya'nın sathı dolup yer altına gömülmüş olduğu iddi'â edilemez. Çünkü o civârda bulunup 622'de binâ edilen "Halifet Gâzi Türbesi" ve 677'de binâ edilen "Torumtay Türbesi" gâyet yüksek olarak duruyor. Bunların üst tarafında 540 hudûdunda binâ edildiği zann edilen "Hânkâh-ı Mes'ûdî" harâb olduğu hâlde temel duvârı hâlâ yer üzerinde arz-ı endâm etmekdedir.
Şimdiye kadar havâs ve avâmın o türbeyi ziyâret etmesi [183] ve üzerinde kubbe bulunması, derûnunda medfûn olan kimsenin velî, sâlih olduğuna delâlet eylediği ve meşhûr yalancı peygamber olmadığı da iddi'â edilemez. Çünkü türbenin yer altında gâyet mahfî bir sûretde yapılmasında bir mecbûriyet olmadığı gibi her kubbe sâhibi de velî olamaz. Servet ve sâmânı düzgün olan kimseler, nâmını dünyâda ibkâ için muhteşem türbeler binâ etmişlerdir. Ba'dehû içinde medfûn olanların terceme-i hâli unutulmuş olduğundan şerî'at-ı İslâmiyyenin emr eylediği üzere hüsn-i zan edilerek türbeleri havâs ve avâm tarafından ziyâret edilmekdedir. "Rubbe kabrin yüzâr ve sâhibuhû fi'n-nâr".
8- "Üçler Türbesi": Üçler Mahallesi’nde Sa'dî Çelebi Câmi-i şerîfi’nin garb tarafında kâ'in Îsâ Efendi Zâviyesi karşısındadır. Bir hâne derûnundadır. Orada "Niğdelizâde Sofî Bâyezîd Çelebi" ve amcası "Feyzullâh Çelebi" ve "Ya'kûb Çelebi" ve "Îrân Hâtun binti Ali Bey" medfûnlardır. Bunların terceme-i hâli ve kitâbesi bâb-ı sânîde zikr edilecekdir.
9- "Oruç Bey Türbesi": Hızır Paşa Câmii hazîresindedir. Paşa-yı müşârün-ileyhin dâmâdı olan Kâsım Bey’in mahdûmu olup kendisinden mukaddem vefât etdiğinden müte'essir olarak 870'de türbe yapdırmış ve eczâ vakf etmişdir.
10- "Ehlî Hâtun Türbesi": Meydân Köprüsü başında kâ'in medresenin arka tarafında zâviye önündedir. Hâtun-ı mûmâ-ileyhâ [184] Amasya emîri "Şâdgeldi Paşazâde Devâtdâr Ahmed Paşa"nın kerîme-i sâlihasıdır. 871'de türbeyi ve tetimmesini binâ ve evkâfını tanzîm etmişdir. Türbeyi hâvî olan hücre hedm edilmiş olduğundan kabri açıkda kalmışdır. Kitâbesi yok ise de vakfiyesinde türbesi mezkûrdur. Kadınların ziyâretgâh-ı meşhûrudur.
11- "İbek Baba Türbesi": Şeyh Kırık Mahallesi’nde Hânkâh-ı Mes'ûdî harâbesi civârında kâ'in bir hânenin bahçesi içindedir. Orada Tatar hükümdârları Abaka ve Argun hânların zamânında nüfûz ve ikbâle mâlik olarak Pervâne Bey’in i'dâmına bâ'is ve Tarîkat-ı Babâ'iyye’yi neşre hâdim olan "Sadreddîn İbek et-Türkmânî" ve halîfesi "Ahmed Baba" medfûn bulunmakdadır.
12- "Eğerli Evliyâ Türbesi": "Yörgüç Paşa İmâreti" şarkında kâ'in ufak mezârlığın derûnunda şark tarafının ortasında büyükçe iki doğum ağacının arasındadır. Orada murabba' olarak husûsî eyer şeklinde yapdırılmış bir taş müşâhede olunmakdadır. Bu taşın altında kimin medfûn olduğu anlaşılamadı. Ancak "El-Aylemü'z-Zâhir"de görülen bir hikâyeyi ihtâr etmek üzere oraya bir taş konduğu zann olunur. "El-Aylem"de "Mustafa Cinânî (Cenâbî) Efendi" diyor ki: "Haleb hükümdârı "Seyfü'd-Devle"nin ammizâdesi "Ebû Firâs el-Hâris" hükümdâr-ı müşârün-ileyhin nezdinde mükerreren "Amasya Kalesi"ne hücûm ve savlet ederek iştihâr edib bir hücûmunda [185] "Kal’a-i Bâlâ"nın yüksek yerinde Rûmlar tarafından muhâsara ve tazyîk edilmiş ve esîr olmasına ramak kalmış iken râkib olduğu hâlde atıyla beraber kendini ırmağa doğru atmış, atı ırmağın kenârına düşüp ölmüş ve kendisi bi-avnillâhi ta'âlâ halâs olmuşdur." El-ilmü indallâh.
13- "İğnecizâde Türbesi": Kocacık Mahallesi önünde çarşı içinde bir türbe-i mahsûsadır. Orada "Şeyh Zekeriyyâ-yı Halvetî" hulefâsından "İğnecizâde eş-Şeyh Safiyyeddîn Mahmûd Halvetî" hazretleri medfûndur. Türbenin olduğu dâ'ire kadîmen mahkeme olup Amasya kadılarının süknâsına mevkûf ve senevî icârât-ı mevkûfesi bu türbeye muhassas idi. Çünkü, bu hâneyi şeyh-i müşârün-ileyhin hafîdesi "Ayşe Hâtun" türbeye vakf ve hükkâm ve mahkemeye tahsîs etmişdir.
1311 harîkında türbe ve hâne ile beraber sicillât-ı kadîmenin bir kısm-ı mühimmi yandığından Amasya ma'ârif komisyonu bi-gayr-i hak kocaman arsa-i kıymetdârı zabt ve yerine akârât-ı mühimme inşâ ederek bir tânecik dükkânı bile türbe için bırakmamışdır. Fakat şu komisyonun re'îs ve a'zâlarının uğradığı ahvâl, tedkîk olunursa gasb-ı mevkûfâtın bir mükâfât-ı dîneviyyesi olduğu zâhir olur.
14- "İltekin Türbesi": İltekin Bâğları’nın üstünde dağın [186] eteğindedir. Dört tâne taş direk üzerinde mahrûtî bir kubbe-i sengîndir. Derûnunda vüzerâ-yı Dânişmendiye'den "Nâsıru'd-Devle İltekin el-Artukî" ve mahdûmu "Emîr Hüsâmü'd-Devle Hasan Gâzi" medfûn olup kadîmen her sene Şa'bân evâ'ilinde cemm-i gafîr ile ziyâret olunur idi.
15- "İnekler Türbesi": "Mehmed Paşa İmâreti" önünde yol üzerinde ve "Dugrâkiye Medresesi"nin ittisâlinde kâ'indir. Temeli ve yan tarafları gâyet metîn, garba doğru uzun bir türbe-i sengîn olup üzeri balıksırtı şeklinde kârgîr bir kubbe ile kapalıdır. Derûnunda ümerâ-yı Selçûkiyye'den Amasya vâlîsi "Nûreddîn Tugrak" ve mahdûmu "Şemseddîn İnâc" ve hafîdi "İzzeddîn Balabân" ve diğer ahfâdı medfûndur. "İnâc Türbesi" demekle mukayyed ve ma'lûm iken orada medfûn olan "İnâc Bey"in ve evlâdının kim oldukları unutulmuş ve "Selâmet Hâtun"un civârında bulunmuş olduğu, hikâye-i acîbe-i ma'lûmenin tasnî' edilmesine bâ'is olmakla "Selâmet Hâtun"un inekleri farz edilmiş ve "İnekler Türbesi" demekle meşhûr olmuşdur.
Elsine-i âmmede deverân eden hikâye-i acîbe şudur: "Gûyâ Nûh Aleyhi's-selâmın beddu'âsıyla tûfân olduğu esnâda nebiyy-i müşârün-ileyhe îmân edib tûfândan haberi olmayan hâtunun inekleri yağmurun yağmadığı bir günde ayakları ve dizkapakları yaş oldukları hâlde gelmelerine şaşıp esbâbını sormuş ve tûfânın vukû'unu haber [187] aldıkda ineklerin helâk olmadıklarına ve kendisinin selâmetde kaldığına hamd ü senâ edib, kendine "Selâmet Hâtun" denmiş ve kendi türbesi civârında mübârek inekleri için bir türbe yapılıp "İnekler Türbesi" nâmıyla meşhûr olmuşdur."
Şu hikâye-i acîbenin yalan olduğu meydânda olup bir takım sâf-dilânın inandıklarına şaşmamak kâbil değildir. Bu "İnâc Bey" yedinci ve "Selâmet Hâtun" dahi dokuzuncu karn-ı hicrî ricâl ve nisâsından oldukları hâlde "İnâc" ve evlâdını inekler farz edib "Selâmet Hâtun"u da Nûh aleyhi's-selâmın devri bekâyâsından olduğuna kanâ'at etmek kadar gülünç bir şey yokdur. Bunların bâb-ı sânîde mestûr olan terâcim-i ahvâline mürâca'at buyurulursa bu hikâyenin derecesi anlaşılır.
16- "Bektaş Baba Türbesi": Aşağı Pîrler’in garb-ı şimâlîsinde Tekke Medresesi ittisâlinde olup kârgîr bir kubbeyi hâvî hücre-i mahsûsadır. Derûnunda Bektâşîler'den "Kırşehirli Bektaş Baba" medfûn olup baş ucunda "el-Hâc Bektaş Baba-yı Velî" levhası vardır. Pîr eşiğini ziyâret eylediği münâsebetle "Hacı" denmişdir. Amasya kurâsında meskûn fırka-i Aleviyye tarafından 1284'de ibtidâ bir türbe inşâ edilip 1314'de yine kurâ Aleviyyesi tarafından ta'mîr edilmişdir. Alevîler'in ziyâretgâhıdır.
17- "Pervâneler Türbesi": "Pervâne Bey Câmi-i şerîfi"nin şark tarafı [188] müntehâsında olup üzeri tahta perde ve yanları parmaklık ile muhâfaza altında bulunmakdadır. Orada vüzerâ-yı Selçûkiyye'den câmi-i şerîf bânîsi "Necmeddîn Ferruh" ve vâkıfı "İzzeddîn Mehmed Pervâne Bey" ve oğulları "Nâsıreddîn Ahmed Pervâne Bey" ve Alâ'eddîn Ali Pervâne Bey" medfûn olduğu muhakkak ve Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey"in medfûn olduğu meşkûkdur.
18- "Pîr İlyâs Türbesi": Beyler Sarâyı’nın taraf-ı garbîsinde kâ'in mezârlığın başında bir tepecik üzerinde olup muhteşem, âlî bir türbedir. İbtidâ "Gümüşlüzâde Ahmed Paşa" tarafından bir hücre olmak üzere binâ edilip 890'da Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî tarafından kârgîr ve ortasında büyük bir ve yanlarında ufak iki kubbe olarak inşâ ve garb tarafı ricâle ve şark tarafı nisâya mahsûs mescid-i şerîf ve ortası türbe ittihâz edilmiş ve Merzifon'da iki karye bu türbe-i şerîfeye vakf ve tevliyeti müşârün-ileyhin ahfâdından "Pîr Hayreddîn Hızır el-Halvetî" hazretlerinin evlâdına tahsîs buyurulmuşdur.
Günümüz Türkçesiyle
Bu darüşşifada (hastanede) "Reşîdeddîn Lokmân Harezmî", "Bedreddîn Mahmûd Çelebi" ve "Nefîseddîn Mehmed Çelebi" gibi zatlar, çağlarının hekimi olarak ün kazanmışlardır. Büyük salihlerden Şamlar Şeyhi "eş-Şeyh Sâlih el-Halvetî"nin mübarek nefesinin delilere şifa iksiri olduğu meşhur olduğundan, "Darüşşifa Şeyhi" olarak 1076 [1665-66] dolaylarında vefat etmiştir. Türbesi darüşşifanın içindedir. Lugât-ı Târîhiyye ve Coğrâfiyye yazarı merhum "Mehmed Rif'at Efendi", bu darüşşifanın vaktiyle bir puthane (put tapınağı) olup sonradan hastaneye çevrildiğini, "Mustafa Vâzıh Efendi" de "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey" tarafından yaptırıldığını yazmışlarsa da, her ikisinin de kapısının üzerine kazınmış olan Arapça yazıyı okumadıkları anlaşılıyor. Bu darüşşifanın İslâm eserlerinden olduğu yapılış tarzından ve üzerindeki yazılardan açıkça belli iken, vaktiyle puthane olduğunu iddia etmek kadar tuhaf bir şey olamaz.
Çünkü Amasya'da bir puthane bulunsaydı, bunun mutlaka putperestler devrinde, yani Hazreti İsa'nın doğumundan önceki ilk çağlarda yapılmış olacağı şüphesizdir. Hâlbuki Amasya'da ilk çağ eserleri ancak altı yedi metre kadar toprağın altında kaldığı hâlde, bu darüşşifanın bir metre bile toprağa gömülmeden yer üstünde görülmesi, ilk çağ eserlerinden olmadığını gösterir. Yakın zamana kadar vakıfları, mütevellisi, kâtipleri, tahsildarları, zincircileri, kapıcıları ile tabibi, öğrencileri, eczacısı, çamaşırcısı, aşçısı ve noktacısı belliydi. Şimdi kerestecilere depo olmuştur. Bu darüşşifanın güney tarafında "Yâkût Paşa" 816 [1413-14] yılında bir zaviye, yanında bir mescit ve bir misafirhane yaptırarak vakıflarını düzenlemiştir. Bu mescidin doğu tarafında "Çöplüce Medresesi" bulunur; yakında zaviyesiyle birlikte anlatılacaktır.
53- "Ya'kûb Paşa (Mahallesi)": Aşağı Pîrler'in çevresindeki mahalleye denir. Doğuda Savakça, batıda Gümüşlüzâde, kuzeyde Mehmed Paşa mahalleleri ve güneyde Pîr İlyâs Mezarlığı ile çevrilidir. Burada Osmanlı emirlerinden "Ya'kûb Paşa", kâgir bir avlu duvarı içinde bir cami, yanında bir minare, iki yanında Çilehane, yani Halvetî zaviyesi, önünde bir dershane ve ayrıca bir de şeyh odası yaptırarak 815 [1412-13] yılında vakıflarını düzenlemiştir.
Vakfiyesinde "Pîr İlyâs" hazretlerinin vefatı, onun halifesi, insanların ve cinlerin müftüsü, pek yüce şeyhülislam "Mevlânâ Pîr Celâleddîn Abdurrahmân" ile "Çelebi Sultân Mehmed Hân bin Bâyezîd Hân" hazretleri anılmakta, bu yapıların bu "Pîr Abdurrahmân Çelebi" hazretleri için yaptırıldığı yazılı bulunmakta, mütevelliliği de adı geçen azizin halifelerinden "Mevlânâ eş-Şeyhu'l-Ecell Şemseddîn Mehmed el-Buhârî" ile onun evlatlarına şart koşulmaktadır. Bu sebeple bu büyük yapı topluluğunun 815 yılında tamamlandığı kesindir. Zaviyenin geri kalan durumu ilgili bölümde anlatılacaktır.
Bu "Ya'kûb Paşa Dairesi"nin batı tarafında "Çevikçi Baba" diye meşhur "Şemseddîn Mehmed el-Kırtâsî"nin tekkesi bulunduğu için bu taraf "Çevikçe", "Ya'kûb Paşa" tarafı da "Çilehane" adlarıyla meşhur olmuştur. "Çilehane"nin batı tarafında "Kuşbaz Tekkesi" diye meşhur "Şeyh Ya'kûb Efendi Zaviyesi" bulunur; "eş-Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi" de "Pîr İlyâs Mezarlığı"nın en batı ucundadır.
İşte Amasya şehrinin sınırları içinde meşhur olan elli üç mahalle bunlardan ibarettir. Şehrin dışında iki mahalle daha vardır ki bunlar da Amasya şehrinden sayılır.
1- "Karasenir Mahallesi": Amasya'nın güneybatı tarafında olup on bir kilometre kadar uzak bir mesafededir. Burası "Emîr Seyfeddîn Kara Sungur Çiftliği" olduğu için önce "Kara Sungur Çiftliği", sonra kısaltılarak ve bozularak, sağır kâf ve üstünlü sin ile "Karasenir" denmiştir. Bu mahallede "Kara Sungur Bey"in camii ve mektebi vardır. Bugün bu cami ile mektep halkın yardımlarıyla idare edilmektedir. Eski Hicaz kumandanı mirliva (tuğgeneral) "Hasan Paşa" bu mahallelidir.
2- "Kayabaşı Mahallesi": "Karasenir Mahallesi"nin güneyinde olup Yeşilırmak ile "Çekerek Irmağı" arasında üçgen biçiminde bir ada görünümündedir. Burası "Emîr Kayabay"ın çiftliği olduğu için "Kayabay Çiftliği" adıyla kaydedilmiş, sonradan bozularak "Kayabaşı" denmiştir. Bu mahallenin ırmak kenarındaki hoş bir mevkiine "Pehlevân" denmektedir. "Emîr Şücâ'eddîn Pehlevân Bey" bu "Kayabay"ın oğlu olup orada oturması bu adın verilmesine sebep olmuştur. "Pehlevânzâdeler"den "Kayalı Ahmed Paşa" 1068 [1657-58] yılında "Pehlevân" adıyla bilinen mevkide bir cami, mektep ve dershane yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Bu zatın ailesine genel olarak "Kayalızâdeler" denir. Bunlardan "Ali Paşa" ile "es-Seyyid Kâşif Ömer Paşa" devlet adamları ve emirlerdendir. Dedelerinin vakıflarına [mütevelli] olmuşlardır.
Bu iki mahallenin arasında "Serçoban" denilen hoş bir tepe vardır. Bu tepenin doğu tarafındaki "Damlar Köyü", "Karasenir Mahallesi"nden sayılır. "Karasenir" ve "Kayabaşı" mahalleleri bayındır bir köy görünümünde olup bağları, bostanları, yağları, yoğurtları, peynirleri ve öteki toprak ürünleri pek beğenilir. Hele "Kayabaşı" karpuzlarının benzeri yoktur. Bu mahallelerde görülen hâl, tavır ve geçim son derece saf ve temiz olup eski Türkmenlerin usulü sürmektedir.
Her devresi bir silsile-i aşk u cünûndur
Her bir deresi dolmuş onun eşk ile hûndur
Her gûşesi bin medfen-i erbâb-ı fünûndur
Aktâra bütün münteşir ezkâr-ı Amasya
(Anlamı: Her çevresi bir aşk ve delilik zinciridir; her deresi gözyaşı ve kanla dolmuştur; her köşesi bin ilim ehlinin mezarıdır; Amasya'nın anılışı bütün ülkelere yayılmıştır.)
Amasya'nın her tarafı birer dağ silsilesiyle kuşatılmış ve örtülmüştür; aşk ve tutku sahiplerinin gezinti yeri olduğu, her tarafında da birer meczub-ı İlâhî'nin (Allah aşkıyla kendinden geçmiş kişinin) makamı bulunduğu meşhurdur. Meselâ kuzey boğazında "Tekirdağlı Baba"nın, güney boğazında "Has Baba"nın, doğu tarafında "Abdurrahmân Baba"nın, batı tarafında da "Memi Dede"nin makamları vardır. Amasya'nın içinde üç dere bulunur: birincisi "Savakça Deresi", ikincisi "Çakallar Deresi", üçüncüsü "Karakaya Deresi"dir. Bu derelerin en korkuncu "Çakallar Deresi" olup "Selağzı"ndan ırmağa iner. Bu dere pek çok öldürücü kazaya sebep olmuştur.
1271 [1854-55] yılında yağan şiddetli yağmurun ardından korkunç bir sel inerek üzerindeki köprüleri ve evleri yıkıp önüne katmış, küçük kubbe büyüklüğündeki taşlardan birini "Selağzı"nın batı tarafındaki Sinan Hamamı'nın kubbesi üzerine bırakmış, pek çok hayvanı, arabayı, keresteyi ve insanı ırmağa dökmüştür.
Hamamın üzerinde kalan taşı pek çok kişi uğraşarak büyük güçlükle indirebilmiştir. Bu hamam, Hızır Paşa'nın azatlı kölelerinden eski Sivas beylerbeyi Sinan Paşa tarafından 917 [1511-12] yılında yaptırılıp vakfedilmiştir. Bu derenin ağzı ırmak üzerindeki şose yoluna denk geldiğinden tehlikesinin sürekli olduğu dikkati çekmiş; 1325 [1907-08] yılında Amasya mutasarrıfı "Ahmed Cevdet Bey" şose yolunun altına bir tünel yaptırarak derenin ağzını şose yolundan ayırmıştır.
İslâm şehirlerinin çoğunda süregelen âdet üzere Amasya'nın her köşesinde pek çok evliya, âlim, salih kişi ve şeyh gömülü olup çevresi mezarlıklarla doludur. Seçkin mevkilerde vezirlerin, emirlerin, ünlü kadıların kendilerine ait mezarları ve pek çok evliyanın kendilerine ait türbeleri bulunduğundan, bu türbeler alfabe sırasıyla anlatılır.
1- "Akbilek Türbesi": "Karaman Dağı"nın eteğinde, bağların üstünde bir tarla kenarındadır; orada "Molla Bahşî Halîfe" hazretleri gömülüdür. Ünlü âlimlerden, Halvetî bir pir ve müfessirdi. Âlimlerin ziyaret yeridir.
2- "Alagöz Baba Türbesi": "Şamlar Mezarlığı" kenarında, yol ağzında çok eski bir türbedir. Bu türbe Dânişmendli meliklerinden "İsmâ'îl Gâzi Bey"e nispet edilir; biçimi ve yapılış tarzı hicrî altıncı yüzyıl eserlerinden olduğunu göstermektedir. 807 [1404-05] yılında tanınmış ve "Alagöz" diye meşhur "eş-Şeyh Şemseddîn Ahmed Baba" oraya gömüldüğü için "Alagöz Baba Türbesi" denmiştir. Adı geçen melik "İsmâ'îl Gâzi"nin bu türbede gömülü olduğuna dair, nakledilen geleneklerden başka bir delil ve kitabe gibi yazılı bir eser bulunamadı.
3- "Ebû İshak Çelebi Türbesi": Kılıçarslan, yani Torumtay Türbesi sırasında açık bir bahçe içinde olduğu haber verilmektedir. Orada görülen iki kabirden biri "Kutlu Paşa", öteki oğlu "Ebû İshak Çelebi"dir. Vakfiyesi "Ebû İshak Çelebi" tarafından düzenlenmiş, Kur'an cüzleri okunması için vakıf yapılmıştır. Bunlar emirlerdendir. Cüz okuyucuları vardır.
4- "İskender Memi Çelebi Türbesi": "Üçler Türbesi"nin karşısındaki mezarlığın bir köşesinde kâgir, küçük bir türbe olup içinde "Kutlu Beyzâde Memi Çelebi" diye meşhur "Muhyiddîn Mehmed Çelebi" ile oğlu "İskender Çelebi" gömülüdür. Türbeyi yaptıran ve vakfiyesini düzenleyen "İskender Çelebi"dir. Bunlar da emirlerdendir.
5- "Efrûmiye Bânû Türbesi": "Gökmedrese Camii"nin üst tarafındaki bir tepenin üzerindedir. Üstü dam, çevresi kerpiç duvarla çevrilidir. İçinde Amasya'daki Bizans imparatorluğunun son valisi "Jutatyus"un kızı ve Amasya fatihi "İltekin Gâzi"nin eşi "Efrûmiye Bânû"nun gömülü olduğu yerel geleneklerdendir. Oğlu "Emîr Hüsâmü'd-Devle Hasan Gâzi" tarafından vakıfları ve cüz okuyucuları bağlandığı şer'î belgelerde görülmüştür. Târîh-i Âl-i Dânişmend'de bu mücahide kadının gazası ve hikâyeleri anlatılır.
6- "Emîr İmâm Türbesi": "Sultân Bâyezîd"in mektebi karşısındaki kütüphanenin kuzey tarafında, bahçe içindedir. İçinde kütüphanenin sahibi "Hocazâde Emîr İmâm Abdullatîf Efendi" ile evlatlarından "es-Seyyid Sa'dullâh Efendi", "es-Seyyid Halîl Efendi" ve "es-Seyyid Ebûbekir Efendi" ve vezirlerden eski "Kürdistan" valisi "Besîm Paşa" gömülüdür.
7- "Anbarlı Evliyâ Türbesi": "Şeyh Kırık Mahallesi"ndeki bir evin içindedir. Türbe denilen yer, kapının hemen bitişiğinde, üzeri düz, ambar biçiminde bir çukurun içindedir. Bu türbe tamamen yerin altında kaybolmuş gibi bir durumdadır; çukurun içine inilmedikçe orada bir türbe bulunduğu asla anlaşılamaz. Çukura küçük bir tahta merdivenle inilir. Türbenin kapısı küçüktür, eğilmeden girilemez. İçeri girilince kapısı Bektaşi takkesi biçiminde, dört köşeli, küçük, kâgir bir oda görülür.
Odanın ortasında, üzeri eski bir yeşil örtüyle örtülü, çok eski bir tahta uzatılmıştır; bu tahtanın üzerine parça parça insan kemiklerinin serilmiş olduğu görülür. Bu kemiklerin arasında kırılmamış tek bir kemiğe rastlanmaz. Kol, bacak ve bilek kemikleri keskin bir kesici aletle kesilmiş gibi bir görünüm vermektedir. Ev sahibi bile bu kemiklerin kime ait olduğunu, yani bu türbede gömülü olan zatın kim olduğunu asla bilmiyor.
Türbenin bu gizli hâli ve kemiklerin bu kırık durumu, 637 [1239-40] yılında Amasya'da peygamberlik iddiasında bulunan meşhur yalancı peygamber "Baba İshak Kefersûdî"nin türbesi olduğunu akla getirmektedir.
Birinci Bölüm'de ayrıntısıyla anlatılacağı üzere, adı geçen "Baba İshak Kefersûdî" peygamberlik iddiasıyla isyan edip Amasya, Tokat ve Sivas sancaklarını ele geçirince "Mübârizeddîn Armağan Şâh" ona karşı koymuş ve Amasya'da kuşatmıştı. Adı geçen emir, onu inzivaya çekildiği hücresinde yakalayıp asarak idam etmiş, cesedini çürüyünceye kadar darağacında güneşin karşısında bekletmiş, sonra indirip parçalatmış; Baba'nın taraftarları da kemiklerini gece toplayıp saklamışlardır; bu durum tarihlerde yazılıdır. Bu olay ile türbenin o hâli ve durumu, orada gömülü insanın kemikleriyle birlikte düşünülürse, bu türbenin Baba'nın taraftarları tarafından kasten yer altında yapıldığı, Baba'nın kemiklerini ziyaret etmek için buraya gömüp halktan gizledikleri fikrine varmamak mümkün değildir.
Türbenin önceden yer üstünde yapıldığı, sonradan Amasya'nın zemini dolarak yer altına gömüldüğü iddia edilemez. Çünkü o civarda bulunan ve 622 [1225] yılında yapılan "Halifet Gâzi Türbesi" ile 677 [1278-79] yılında yapılan "Torumtay Türbesi" çok yüksekte duruyor. Bunların üst tarafında, 540 [1145-46] dolaylarında yapıldığı sanılan "Hânkâh-ı Mes'ûdî" yıkık olduğu hâlde temel duvarı hâlâ yer üstünde görünmektedir.
Şimdiye kadar seçkinlerin ve halkın o türbeyi ziyaret etmesi ve üzerinde bir kubbe bulunması, içinde gömülü olan kişinin veli ve salih biri olduğunu gösterdiği ve meşhur yalancı peygamber olmadığı da iddia edilemez. Çünkü türbenin yerin altında son derece gizli biçimde yapılmasını gerektiren bir zorunluluk olmadığı gibi, her kubbe sahibi de veli olamaz. Serveti ve imkânı yerinde olan kimseler, adlarını dünyada yaşatmak için görkemli türbeler yaptırmışlardır. Sonradan içinde gömülü olanların hayat hikâyeleri unutulduğundan, İslâm şeriatının emrettiği üzere hüsnüzan edilerek (iyi niyetle bakılarak) türbeleri seçkinler ve halk tarafından ziyaret edilmektedir. "Nice kabir vardır ki ziyaret edilir, sahibi ise ateştedir" anlamındaki Arapça söz bunu anlatır.
8- "Üçler Türbesi": Üçler Mahallesi'nde, Sa'dî Çelebi Camii'nin batı tarafındaki Îsâ Efendi Zaviyesi'nin karşısındadır. Bir evin içindedir. Orada "Niğdelizâde Sofî Bâyezîd Çelebi", amcası "Feyzullâh Çelebi", "Ya'kûb Çelebi" ve "Îrân Hâtun binti Ali Bey" gömülüdür. Bunların hayat hikâyeleri ve kitabeleri ikinci bölümde anlatılacaktır.
9- "Oruç Bey Türbesi": Hızır Paşa Camii'nin hazîresindedir (avlu mezarlığındadır). Adı geçen paşanın damadı Kâsım Bey'in oğludur; kendisinden önce vefat ettiği için üzülerek 870 [1465-66] yılında türbe yaptırmış ve cüz okunması için vakıf yapmıştır.
10- "Ehlî Hâtun Türbesi": Meydan Köprüsü başındaki medresenin arka tarafında, zaviyenin önündedir. Adı geçen hatun, Amasya emiri "Şâdgeldi Paşazâde Devâtdâr Ahmed Paşa"nın salih kızıdır. 871 [1466-67] yılında türbeyi ve eklentilerini yaptırıp vakıflarını düzenlemiştir. Türbeyi içine alan oda yıkılmış olduğundan kabri açıkta kalmıştır. Kitabesi yoksa da vakfiyesinde türbesi anılmaktadır. Kadınların meşhur ziyaret yeridir.
11- "İbek Baba Türbesi": Şeyh Kırık Mahallesi'nde, Hânkâh-ı Mes'ûdî harabesinin yakınındaki bir evin bahçesi içindedir. Orada, Tatar hükümdarları Abaka ve Argun hanların zamanında nüfuz ve itibar sahibi olarak Pervâne Bey'in idamına sebep olan ve Babaî tarikatının yayılmasına hizmet eden "Sadreddîn İbek et-Türkmânî" ile halifesi "Ahmed Baba" gömülüdür.
12- "Eğerli Evliyâ Türbesi": "Yörgüç Paşa İmareti"nin doğusundaki küçük mezarlığın içinde, doğu tarafının ortasında, büyükçe iki "doğum" ağacının arasındadır. Orada kare biçiminde, özel olarak eyer şeklinde yaptırılmış bir taş görülmektedir. Bu taşın altında kimin gömülü olduğu anlaşılamadı. Ancak el-Aylemü'z-Zâhir'de görülen bir hikâyeyi hatırlatmak üzere oraya bir taş konduğu sanılır. el-Aylem'de "Mustafa Cinânî (Cenâbî) Efendi" şöyle diyor: "Halep hükümdarı 'Seyfü'd-Devle'nin amcasının oğlu 'Ebû Firâs el-Hâris', adı geçen hükümdarın hizmetinde defalarca 'Amasya Kalesi'ne hücum ve saldırıda bulunarak ün kazanmış; hücumlarından birinde 'Yukarı Kale'nin yüksek bir yerinde Rumlar tarafından kuşatılıp sıkıştırılmış ve esir düşmesine ramak kalmışken, atının üzerinde olduğu hâlde atıyla birlikte kendini ırmağa doğru atmış; atı ırmağın kenarına düşüp ölmüş, kendisi de Yüce Allah'ın yardımıyla kurtulmuştur." Doğrusunu Allah bilir.
13- "İğnecizâde Türbesi": Kocacık Mahallesi önünde, çarşı içinde kendine ait bir türbedir. Orada "Şeyh Zekeriyyâ-yı Halvetî"nin halifelerinden "İğnecizâde eş-Şeyh Safiyyeddîn Mahmûd Halvetî" hazretleri gömülüdür. Türbenin bulunduğu yapı eskiden mahkeme olup Amasya kadılarının oturmasına vakfedilmişti; yıllık kira geliri de bu türbeye ayrılmıştı. Çünkü bu evi, adı geçen şeyhin torunu "Ayşe Hâtun" türbeye vakfetmiş ve hâkimlere ve mahkemeye tahsis etmişti.
1311 [1893-94] yangınında türbe ve evle birlikte eski sicillerin önemli bir kısmı yandığından, Amasya maarif komisyonu haksız yere o kocaman değerli arsayı ele geçirmiş ve yerine önemli gelir getiren yapılar inşa ederek türbe için tek bir dükkân bile bırakmamıştır. Fakat bu komisyonun başkanının ve üyelerinin başlarına gelenler incelenirse, vakıf mallarını gasp etmenin dünyadaki bir karşılığı olduğu açıkça görülür.
14- "İltekin Türbesi": İltekin Bağları'nın üstünde, dağın eteğindedir. Dört taş direk üzerinde konik bir taş kubbedir. İçinde Dânişmendli vezirlerinden "Nâsıru'd-Devle İltekin el-Artukî" ile oğlu "Emîr Hüsâmü'd-Devle Hasan Gâzi" gömülü olup eskiden her yıl Şaban ayının başlarında büyük bir kalabalıkla ziyaret edilirdi.
15- "İnekler Türbesi": "Mehmed Paşa İmareti"nin önünde, yol üzerinde ve "Dugrâkiye Medresesi"nin bitişiğindedir. Temeli ve yan tarafları son derece sağlam, batıya doğru uzun bir taş türbe olup üzeri balıksırtı biçiminde kâgir bir kubbeyle kapalıdır. İçinde Selçuklu emirlerinden Amasya valisi "Nûreddîn Tugrak", oğlu "Şemseddîn İnâc", torunu "İzzeddîn Balabân" ve öteki torunları gömülüdür. "İnâc Türbesi" diye kayıtlı ve bilinirken, orada gömülü olan "İnâc Bey"in ve evlatlarının kim oldukları unutulmuş; "Selâmet Hâtun"un yakınında bulunması da bilinen tuhaf hikâyenin uydurulmasına sebep olmuş, bunlar "Selâmet Hâtun"un inekleri sayılmış ve türbe "İnekler Türbesi" diye meşhur olmuştur.
Halk dilinde dolaşan tuhaf hikâye şudur: "Güya Nuh Aleyhisselâm'ın bedduasıyla tufan koptuğu sırada, adı geçen peygambere iman edip tufandan haberi olmayan bir hatun, yağmurun yağmadığı bir günde ineklerinin ayakları ve dizkapakları ıslak olarak geldiğini görünce şaşırmış, sebebini sormuş; tufanın koptuğunu haber alınca ineklerinin helak olmadığına ve kendisinin de selâmette kaldığına hamd ü sena etmiş; bu yüzden kendisine 'Selâmet Hâtun' denmiş ve kendi türbesinin yakınında mübarek inekleri için bir türbe yapılarak bu türbe 'İnekler Türbesi' adıyla meşhur olmuştur."
Bu tuhaf hikâyenin yalan olduğu ortadadır; bir takım saf gönüllülerin buna inanmasına şaşmamak mümkün değildir. Bu "İnâc Bey" hicrî yedinci, "Selâmet Hâtun" da hicrî dokuzuncu yüzyılın erkek ve kadınlarından oldukları hâlde, "İnâc" ile evlatlarını inek sayıp "Selâmet Hâtun"u da Nuh Aleyhisselâm devrinden kalmış biri olarak kabul etmek kadar gülünç bir şey yoktur. Bunların ikinci bölümde yazılı olan hayat hikâyelerine bakılırsa bu hikâyenin değeri anlaşılır.
16- "Bektaş Baba Türbesi": Aşağı Pîrler'in kuzeybatısında, Tekke Medresesi'nin bitişiğinde olup kâgir bir kubbesi bulunan, kendine ait bir odadır. İçinde Bektaşilerden "Kırşehirli Bektaş Baba" gömülüdür; baş ucunda "el-Hâc Bektaş Baba-yı Velî" levhası vardır. Pîr eşiğini (Hacıbektaş'taki dergâhı) ziyaret ettiği için kendisine "Hacı" denmiştir. Amasya köylerinde oturan Alevî topluluğu tarafından 1284 [1867-68] yılında ilk olarak bir türbe yapılmış, 1314 [1896-97] yılında yine köylerdeki Alevîler tarafından onarılmıştır. Alevîlerin ziyaret yeridir.
17- "Pervâneler Türbesi": "Pervâne Bey Camii"nin doğu tarafının en ucundadır; üzeri tahta perde, yanları parmaklıkla korunmaktadır. Orada Selçuklu vezirlerinden caminin yaptırıcısı "Necmeddîn Ferruh", vakfedicisi "İzzeddîn Mehmed Pervâne Bey" ve oğulları "Nâsıreddîn Ahmed Pervâne Bey" ile "Alâ'eddîn Ali Pervâne Bey"in gömülü olduğu kesin, "Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey"in gömülü olduğu ise şüphelidir.
18- "Pîr İlyâs Türbesi": Beyler Sarayı'nın batı tarafındaki mezarlığın başında, küçük bir tepenin üzerinde, görkemli ve yüce bir türbedir. İlk olarak "Gümüşlüzâde Ahmed Paşa" tarafından bir oda olarak yaptırılmış; 890 [1485] yılında Sultan İkinci Bâyezîd Hân tarafından kâgir olarak, ortasında büyük, yanlarında iki küçük kubbe bulunacak biçimde yeniden yaptırılmış; batı tarafı erkeklere, doğu tarafı kadınlara ayrılmış mescit, ortası da türbe edilmiştir. Merzifon'da iki köy bu türbeye vakfedilmiş ve mütevelliliği adı geçen zatın torunlarından "Pîr Hayreddîn Hızır el-Halvetî" hazretlerinin evlatlarına verilmiştir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- dârü'ş-şifâ / bîmârhâne: hastane; hem tıp okulu hem tedavi yeri
- enfâs-ı mübâreke: mübarek nefes, okuyup üfleme
- mecânîn: deliler, akıl hastaları
- puthâne: put tapınağı
- mahkûkât: taşa kazınmış yazılar, kitabeler
- kurûn-ı ûlâ: ilk çağlar
- câbî: vakıf gelirlerini toplayan tahsildar
- zencîrci: darüşşifada zincire vurulan akıl hastalarına bakan görevli
- dârü'z-ziyâfe: yolcu ve misafire yemek verilen yer
- mahdûd: sınırlanmış, çevrili
- meşrût: şart koşulmuş, bağlanmış
- tevliyet: vakfı yönetme görevi, mütevellilik
- müselles cezîre: üçgen biçimli ada
- mahdûm / hafîd / ahfâd: oğul / torun / torunlar
- meczûb: Allah aşkıyla kendinden geçmiş kişi
- bârân-ı şedîd: şiddetli yağmur
- utekâ: azatlı köleler
- cüzhân: vakıf karşılığında Kur'an cüzü okuyan kişi
- savma'a: inzivaya çekilinen hücre
- salben i'dâm: asılarak idam
- hüsn-i zan: iyi niyetle düşünmek
- hazîre: cami avlusundaki küçük mezarlık
- harîk: yangın
- mevkûfât: vakfedilmiş mallar
- mahrûtî: koni biçiminde
Darüşşifa ve Hekimleri
Hüsameddin'in, darüşşifanın bir puthaneden dönüştürüldüğünü ya da Mu'îneddîn Süleyman Pervâne tarafından yaptırıldığını ileri süren yazarlara karşı kitabeyi delil göstermesi bugünkü bilgilerle tamamen doğrulanır. Taçkapının nişini üç yönden tek satır hâlinde dolanan Arapça kitabeye göre yapı 708 [1308-09] yılında, İlhanlı hükümdarı Olcaytu Han'ın eşi İlduş (Yıldız) Hatun'un kölesi Anber b. Abdullah ile Anadolu emiri Ahmed Bey tarafından yaptırılmıştır. Vakfiyesinin 712 [1312] yılında düzenlendiği bilinmekle birlikte metni günümüze ulaşmamıştır, mimarı da bilinmemektedir. Bu tarih Pervâne'nin ölümünden otuz yıl kadar sonraya düşer; dolayısıyla Mustafa Vâzıh Efendi'nin atfı kronolojik olarak da mümkün değildir. Medrese planında, dikdörtgen bir avlunun etrafında iki eyvanlı olarak düzenlenen yapı, Amasya'da İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek eserdir; kapı kilit taşındaki diz çökmüş insan kabartması da yalnız bu binaya özgü bir ayrıntı olarak anılır.
Halk arasındaki "bimarhane" adı, burada yalnız akıl hastalarının bulunduğu düşüncesinden doğmuştur; oysa yapı geniş anlamda bir hastane olarak uzun süre işlemiştir. Hüsameddin'in saydığı görevli listesi (tabip, öğrenciler, eczacı, çamaşırcı, aşçı ve zincirciler) bu çok yönlü hizmetin vakıf kayıtlarındaki izidir. Metinde ilk sırada anılan "Reşîdeddîn Lokmân Harezmî", Fatih devrinin ünlü cerrahı Sabuncuoğlu Şerefeddin'in hocalık zinciri içinde geçen "Harizmli Hekim Lokman" olmalıdır: Sabuncuoğlu'nun tıptaki hocası Hekim Burhaneddin Ahmed, onun hocası ise Harizmli Lokman'dır. Sabuncuoğlu'nun bu darüşşifada on dört yıl başhekimlik yaptığı, ilk Türkçe resimli cerrahi kitabı sayılan Cerrâhiyyetü'l-Hâniyye'yi de bu birikimle yazdığı bilinir. Hüsameddin'in bu ünlü hekimi burada anmaması dikkat çekicidir.
Darüşşifada türbesi bulunan Şeyh Sâlih el-Halvetî, bugün Salih Baba adıyla da anılır ve mezarı binanın doğu tarafındaki en son odadadır. Kadir Özköse'nin Halvetî tekkeleri üzerine çalışmasına göre Salih Efendi, Şamlar Mahallesi'nde Hoca el-Hâc Sâlih Çelebi'nin 951 [1544] yılında yaptırdığı Şamlar Tekkesi'nin en meşhur şeyhlerindendir; pek çok akıl hastasını iyileştirmesiyle tanınmıştır. Hüsameddin'in "Şamlar Şeyhi" unvanı ile bu kayıt örtüşür. Bir şeyhin hastanenin içine gömülmesi, darüşşifanın yalnız tıbbî değil manevî bir şifa yeri olarak da görüldüğünü düşündürür.
Hüsameddin'in "şimdi kerestecilere depo olmuştur" diye üzüntüyle kaydettiği bina bugün onarılmış, çevresi yeşil alan olarak düzenlenmiştir ve Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi olarak ziyarete açıktır. Müzede Sabuncuoğlu'nun kitabındaki çizimlerden hareketle yapılmış cerrahi aletler ve müzikle tedaviye ayrılmış bir salon bulunur. Resmî tanıtımlarda yapı "Anadolu'da müzikle tedavi yapılan ilk hastane" olarak anılır; ne var ki bu yargıyı belgeleyen özgün bir kayda incelediğimiz kaynaklarda rastlanmadı. Darüşşifanın bulunduğu mahallenin bugün Yâkutiye adını taşıması, Hüsameddin'in andığı Yâkût Paşa'nın 816 tarihli zaviyesiyle ilgili olabilir; bu bağlantı bir ihtimal olarak kalmaktadır.
Yakub Paşa Tekkesi, Bugünkü Çilehane Camii
Hüsameddin'in "Ya'kûb Paşa Dairesi" dediği yapı, bugün Pirler Parkı'nın karşısında, Mehmetpaşa Mahallesi'nde Çilehane Camii adıyla ibadete açık olan Yakub Paşa Tekkesi'dir. Yaptıranı Çelebi Mehmed'in emirlerinden Ankara Beylerbeyi Pazarlıoğlu Yakub Paşa'dır. Vakfiyesi 815 yılının Zilkade ayında [Şubat 1413] Amasya kadısı, "Sarı Kadı" lakaplı Mevlânâ Rükneddin Mahmud tarafından tescil edilmiştir; Hüsameddin'in "815'te tamamlandığı kesindir" hükmü bu belgeyle uyuşur. Mütevelliliğin Şemseddin Mehmed Buhârî ve evlatlarına verilmesi de bugünkü araştırmalarda aynen yer alır.
Tekkenin kimin için yaptırıldığı konusunda kaynaklar ayrılır. Hüsameddin vakfiyeye dayanarak Pîr İlyâs'ın halifesi Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi'yi gösterir. M. Baha Tanman ise yapının Müftü Gümüşlüzâde Abdurrahman Çelebi için yaptırıldığını yazar ve onun ölüm tarihini 903 [1497-98] olarak verir. Oysa 1412'de adına tekke kurulan bir şeyhin seksen beş yıl sonra ölmesi pek akla yatkın değildir. Özköse'nin aynı çalışmanın başka bir yerinde Abdurrahman Çelebi'nin ölümünü 827 [1424] olarak göstermesi, Hüsameddin'in verdiği bilgiyle daha uyumludur. Burada adların benzerliği yüzünden iki ayrı Abdurrahman'ın birbirine karıştırılmış olması muhtemeldir. Tekkenin şeyhlik zinciri Amasya halkı arasında "silsiletü'z-zeheb" (altın silsile) diye anılmış, Pîr Celâleddin Abdurrahman, İğnecizâde Safiyyüddin Mahmud ve Kubalı Çelebizâde gibi Amasya Halvetîliğinin önde gelen adları bu zincirde yer almıştır. Bu sebeple tekkeye "derviş fabrikası" dendiği de kaydedilir.
Yapı, Hüsameddin'in kısaca "iki tarafında çilehane" diye geçtiği düzeniyle Türk mimarlık tarihinde özel bir yere sahiptir. Ortadaki kubbeli mescidin iki yanında, birbirine dar dehlizlerle bağlanan on iki küçük birim sıralanır: mescide açılan, penceresiz altı birim halvethane, yani çile odası; dış duvara bitişik, pencereli altı birim de derviş hücresidir. Halvet ile namazı mimari olarak birbirine bağlayan bu çözüm sonraki yüzyıllarda başka Halvetî tekkelerinde tekrarlanmamıştır. Türbenin "amel-i Ramazan el-Kastamonî" imzalı dövme demir kapısı erken Osmanlı maden sanatının nadir örneklerindendir. 1031 [1622] yılında şeyhlik üzerine çıkan bir anlaşmazlığı çözmek için mescit ve halvethaneler medreseye dönüştürülmüş, tekke işlevi yalnız tevhidhane ile bir odada sürdürülmüştür. 1939 Erzincan depreminde ağır hasar gören yapı, kimi kaynaklara göre 1964'te, kimilerine göre 1967'de Vakıflar tarafından onarılmıştır.
Hüsameddin'in komşu olarak andığı iki tekke de başka kaynaklarda izlenebilir. Çevikçe Tekkesi'ni 831 [1428] yılında Şemseddin Mehmed Kırtâsî yaptırmıştır; "kırtâsî" nisbesi kâğıtçı anlamına gelir ve gerçekten kendisinin değerli kâğıt yapımında usta olduğu kaydedilir. Kuşbaz Tekkesi ise 961 [1554] yılında Halvetî şeyhlerinden Yakub Efendi tarafından kurulmuş, yıkıldıktan sonra vakıfları 1897'de Maarif'e geçmiştir. Hüsameddin'in kitabını yazdığı yıllarda bu tekkenin artık yalnız adıyla bilindiği anlaşılmaktadır.
Karasenir ve Kayabaşı
Hüsameddin'in şehirden sayılan iki dış mahallesi bugün de varlığını sürdürür. 1840 tarihli Amasya nüfus defteri ile 1844-45 temettuat defterlerini karşılaştıran Selim Özcan'ın tespitine göre Kayabaşı nüfus sayımında köy olarak yazılmış, temettuat sayımlarında ise mahalle olarak kaydedilmiştir; Karasenir de aynı sayımlarda şehrin yerleşimleri arasında yer alır. Bu ikili durum, Hüsameddin'in "mamur bir köy görünümünde olup şehirden sayılır" tarifini belgeyle destekler. Bugün Karasenir Amasya Merkez ilçeye bağlı bir mahalle, Kayabaşı ise köy olarak kayıtlıdır. Adların Kara Sungur ve Kayabay adlı emirlerin çiftliklerinden geldiği açıklaması Hüsameddin'e aittir; bunu doğrulayan ya da yalanlayan bir belgeye rastlanmadı.
Çakallar Deresi ve Sinan Paşa Hamamı
Selağzı, Çakallar Deresi'nin ırmağa döküldüğü yer olduğu için bu adı almıştır ve Sinan Paşa Hamamı ile Gümüşlü Camii çevresini kapsar. Hüsameddin'in 917 tarihini verdiği hamamın 1511 yılında Sivas Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yaptırıldığı bugünkü araştırmalarda da kabul edilir; iki tarih birbirini tutar. 1271 selinin hamamın kubbesine bıraktığı taş ve 1325'te yapılan tünel hakkında Hüsameddin'den başka bir kayda rastlanmadı.
Türbeler Üzerine Notlar
Akbilek ve Molla Bahşî. Akbilek diye tanınan Molla Bahşî Halife, Amasya'nın Kızılca köyünde doğmuş, Hicaz'da Süyûtî, Zekeriyyâ el-Ensârî ve Sehâvî gibi devrin büyük âlimlerinden ders almış, Amasya'ya dönerek kırk yıla yakın burada ders vermiştir. Osmanlı'nın en büyük âlimlerinden İbn Kemal'in tefsir ve hadis hocası olduğu kaydedilir. 930 [1524] yılında vefat etmiştir. Hüsameddin'in "ünlü âlimlerden, Halvetî bir pir ve müfessir" nitelemesi bu bilgilerle tam olarak örtüşür.
Anbarlı Evliya ve Babaî İsyanı. Bu bölümün en dikkat çekici kısmı, Hüsameddin'in yer altındaki kemikleri Baba İshak'a bağlayan çıkarımıdır. Ancak bu çıkarımın dayandığı tarihî kabul bugün değişmiştir. Uzun süre isyanın önderi olarak Baba İshak bilinmiş, şeyhi Baba İlyâs-ı Horasânî olayın dışında sanılmıştı. Ahmet Yaşar Ocak'ın, İbn Bîbî'nin çelişkili ifadelerini Elvan Çelebi'nin Menâkıbü'l-kudsiyye'siyle karşılaştırarak yaptığı araştırma, isyanı planlayanın Baba İlyas, sahada yönetenin ise onun halifesi Baba İshak olduğunu ortaya koymuştur. Buna göre 637 [1240] yılında Amasya Kalesi'ne sığınan, Mübârizüddin Armağanşah tarafından yakalanıp idam edilen Baba İlyas'tır. Baba İshak ise şeyhini kurtarmak için Amasya'ya ulaşmış, Armağanşah'ı yenmiş, ardından Konya üzerine yürürken Kırşehir yakınındaki Malya ovasında Selçuklu ordusuna yenilerek öldürülmüştür. Dolayısıyla Hüsameddin'in anlattığı asılma, darağacında bekletilme ve kemiklerin gizlice toplanması hikâyesi, eğer bir gerçeklik payı taşıyorsa, Baba İshak'a değil Baba İlyas'a ait olabilir. Baba İlyas'ın Amasya yakınındaki Çat köyüne, bugünkü İlyas köyüne yerleşip zaviye açtığı da bilinmektedir. Bununla birlikte Anbarlı Evliya'daki kemiklerin bu hareketle ilgisini gösteren hiçbir belge yoktur; Hüsameddin'in görüşü bir tahmin olarak kalır. Ayrıca Hüsameddin'in kitabın ikinci cildinde Baba İshak'ı Trabzon Komnenos hanedanından mühtedi bir Rum olarak tanıtması, Ocak tarafından "hiçbir delil ve kaynakla desteklenemeyen" bir iddia olarak değerlendirilir.
Halifet Gazi ve Torumtay türbeleri. Hüsameddin'in türbenin yer altına gömülmediğini kanıtlamak için verdiği tarihler bugünkü bilgilerle büyük ölçüde uyuşur. Halifet Gazi'nin medrese vakfiyesi 622 [1225] tarihlidir; kendisi 1232'de Gürcülere karşı bir seferde şehit düşerek Amasya'daki türbesine gömülmüştür. Torumtay Türbesi'nin 1278'de, Amasya valisi Seyfeddin Torumtay'ın ölümünden sonra yapıldığı kabul edilir; bu da 677 tarihine karşılık gelir.
Ehlî Hatun. Hüsameddin'in "kadınların meşhur ziyaret yeri" dediği türbe bugün Kurşunlu Mahallesi'ndedir ve halk arasında Dilek Hatun ya da Kuyulu Evliya adlarıyla da anılır. 1467'de tamamlandığı kaydı, metindeki 871 tarihiyle örtüşür. Necdet Kurt'un derlemesine göre türbe özellikle cuma günleri kadınlar tarafından ziyaret edilmekte, evlenemeyen kızlar ve çocuk isteyenler iki rekât namaz kılıp dua ettikten sonra başlarını bahçedeki kuyuya sokmakta, kuyuda ışık görürlerse dileklerinin kabul olacağına inanmaktadırlar. Yüz yılı aşkın bir süre sonra aynı ziyaret geleneğinin yaşaması, Hüsameddin'in gözleminin değerini artırır.
Eğerli Evliya ve Ebû Firâs. Hüsameddin'in Cenâbî'den aktardığı at üstünde ırmağa atlama hikâyesine dikkatle yaklaşmak gerekir. Hamdânî şairi ve emiri Ebû Firâs, 351 [962] yılında Menbic civarında Bizanslılara esir düşmüş, önce Malatya yakınlarında Fırat kıyısındaki Harşana kalesine, oradan İstanbul'a götürülmüş ve 355 [966] yılındaki esir değişimine kadar orada kalmıştır. 348 [959] yılında da esir düşüp kaçarak kurtulduğu rivayet edilir; ancak başından geçen her olayı şiirle anlatan Ebû Firâs'ın bundan hiç söz etmemesi bu rivayeti zayıflatır. Hikâyedeki "kaleden ırmağa atlayarak kurtulma" motifi bu ikinci rivayete benzemektedir. Ebû Firâs'ın tutulduğu Harşana ile Amasya kalesinin bulunduğu Harşena Dağı arasındaki ad benzerliği, hikâyenin Amasya'ya bağlanmasında rol oynamış olabilir; bu bizim bir tahminimizdir. Ebû Firâs'ın Amasya Kalesi'ne defalarca saldırdığını doğrulayan bir kayda rastlanmadı.
İnekler Türbesi ve Selâmet Hatun. Hüsameddin'in akılcı bir tavırla çürüttüğü efsane bugün de yaşamaktadır. Pirinççi Mahallesi'ndeki Selâmet Hatun Türbesi hakkındaki yerel kayıtlarda, onun Nuh tufanından inekleriyle birlikte kurtulduğu ve türbeye ineğiyle birlikte gömüldüğü anlatılmaya devam eder; türbe mahalle kadınlarının gönüllü bakımıyla açık tutulmaktadır. Aynı kayıtlar Selâmet Hatun'u Amasya kadısı Nizameddin Abdurrahman Çelebi'nin kızı olarak tanıtır ve 1453'te Nakşibendî tekkesi olan Yâ Vedûd Tekkesi'ni yaptırdığını bildirir. Bu tarih, Hüsameddin'in onu hicrî dokuzuncu yüzyıla yerleştirmesiyle uyumludur.
Pervâneler Türbesi. Hüsameddin'in "Pervâne Bey Camii" dediği yapı bugünkü Burmalı Minare Camii'dir. Kitabesine göre II. Gıyâseddin Keyhusrev devrinde (1237-1246) emirlerden Ferruh b. Selçuk ve kardeşi hazinedar Yusuf tarafından yaptırılmıştır; kimi araştırmalarda tarih 640 [1242] olarak verilir. Ferruh Bey'in damadı İzzeddin Mehmed Pervâne'nin 699 [1299-1300] yılında bir vakfiye düzenlediği bilgisi de Vakıflar arşivindeki belgeyle doğrulanmaktadır. Semavi Eyice, caminin giriş cephesine bitişik sekizgen gövdeli Selçuklu türbesinin, Hüsameddin'in başka bir yerde ileri sürdüğü gibi Moğol beyi Cümûdâr'a değil, caminin kurucularına ait olması gerektiğini düşünür. Hüsameddin'in burada anlattığı ve caminin doğu ucunda, tahta perdeyle korunan Pervâneler mezarları ile bu türbe arasındaki ilişki açık değildir.
Pîr İlyâs Türbesi. Bugün Pirler Parkı'nda bulunan ve Yukarı Pirler Türbesi diye de bilinen yapı için resmî tanıtımlar 1486 tarihini ve yaptıran olarak Gümüşlüzâde Ahmed Bey'i verir. Hüsameddin'in verdiği 890 [1485] tarihi buna çok yakındır; ancak o, Gümüşlüzâde'nin yalnız ilk odayı yaptırdığını, kâgir yapının II. Bayezid tarafından inşa ettirildiğini söyler. Türbede Pîr İlyâs'tan başka damadı Pîr Celâleddin Abdurrahman ile torunu Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ve aileleri yatmaktadır. Yapı 1688'de Gümüşlüzâde İbrahim Paşa tarafından yenilenmiş, 1895 depreminde yıkılmış ve II. Abdülhamid döneminde yeniden yapılmıştır. Hüsameddin'in tarif ettiği üç kubbeli düzen, yani ortada türbe, iki yanda kadın ve erkeklere ayrılmış mescitler, bu son yeniden yapımın ürünüdür; bugün de batıdaki bölüm mihrabıyla mescit olarak kullanılmaktadır.
İbek Baba. Hüsameddin kitabın sonraki ciltlerinde bu şeyhi "İbik Baba (eş-Şeyh İzzeddin Ebü'l-Meâlî)" adıyla ayrıca anlatır: Baba İlyas'ın halifelerinden olduğunu, Mesudiye Hankahı'nın şeyhliğine geldiğini, Moğol sarayına yakınlığıyla Mu'îneddîn Süleyman Pervâne'nin 676 [1277] yılında idam edilmesinde payı bulunduğunu ve 688 [1289] yılında vefat ederek tekkenin bahçesine gömüldüğünü yazar. Burada verilen "Sadreddîn İbek" adı ile sonraki biyografideki ad farklıdır. Hüsameddin'in kendi anlatısı dışında bu şeyhe dair bağımsız bir kaynağa rastlanmadı.
İğnecizâde Safiyyüddin Mahmud'un Yakub Paşa Tekkesi'nin "altın silsile"sinde yer aldığı ve 893 [1487-88] yılında vefat ettiği başka kaynaklarda da geçer. Bektaş Baba, Alagöz Baba, Üçler, Oruç Bey, Efrûmiye Bânû ve İltekin türbeleri hakkında Hüsameddin'in verdiği bilgileri doğrulayan ya da düzelten güvenilir bir kayda incelediğimiz kaynaklarda rastlanmadı.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
Akademik çalışmalar
- Gönül Cantay, "Amasya Dârüşşifâsı", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 3, İstanbul 1991, s. 5-6. https://islamansiklopedisi.org.tr/amasya-darussifasi
- Haldun Eroğlu, "XV. Yüzyıl Tabiblerinden Şerafettin Sabuncuoğlu ve Amasya Darüşşifası", DergiPark. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/114209
- M. Baha Tanman, "Yakub Paşa Tekkesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 43, İstanbul 2013, s. 285-286. https://islamansiklopedisi.org.tr/yakub-pasa-tekkesi
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Ankara 2018, s. 91-118. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
- Selim Özcan, "H.1256 (1840) Tarihli Amasya Nüfus Defteri ile H.1260-1261 (1844-1845) Tarihli Amasya Temettuat Defterlerinin Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi", Studies of the Ottoman Domain, 6/11 (2016). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/268330
- Selim Özcan, "Amasya'da Sancak Beyliği Yapan Şehzadeler Döneminde Amasya Şehri", Amasya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 5. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/19685
- Ahmet Yaşar Ocak, "Baba İshak", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/baba-ishak
- Ahmet Yaşar Ocak, "Baba İlyâs-ı Horasânî", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/baba-ilyas
- Aynur Durukan, "Hilfet Gazi Medresesi ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 30-31. https://islamansiklopedisi.org.tr/hilfet-gazi-medresesi-ve-turbesi
- "Ebû Firâs el-Hamdânî", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/ebu-firas-el-hamdani
- Semavi Eyice, "Burmalı Minare Camii ve Türbesi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/burmali-minare-camii-ve-turbesi
- "İzzeddin Mehmet Pervâne Bey (ö. 1300) ve Amasya Burmalı Minare Camii Vakfı", Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırmaları Dergisi. https://dergipark.org.tr/tr/pub/usad/issue/59251/861837
- Metin Hakverdioğlu, "Hüseyin Hüsameddin Yasar'ın Amasya Tarihi'nde Elvan Çelebi ve Soyu", Uluslararası Horasan'dan Anadolu'ya İrfan Geleneği: Elvan Çelebi Sempozyumu, 2020. https://molekuleredebiyat.com/?p=740
Resmî kaynaklar
Kitaplar
Diğer kaynaklar