İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (10)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 137–141 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Derûnunda "Gümüşlüzâde Pîr Şücâ'eddîn İlyâs el-Halvetî" ve dâmâdı "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi" ve hafîdi "Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi" ve ayak taraflarında bunların halîle ve kerîmelerinden dört hâtun medfûn olduğu münâsebetle "Pîrler Türbesi" denip, bunlara "Yukarı Pîrler" denir. Bu türbeyi mütevellîsi olan [189] hazret-i pîrin birâderi evlâdından "Gümüşlüzâde İbrâhim Paşa" dahi 1100'de müceddeden ta'mîr etdirmişdir. Umûmî bir ziyâretgâh-ı müslimîndir.

Ba'dehû mükerreren zelâzile ma'rûz olarak etrâfına vehn târî olduğu nazar-ı dikkate alınıp 1312'de tamâmiyle hedm edilmiş ve Kolağası "Hurşîd Bey"in gayreti ve umûm ahâlî-i mahalliyenin i'ânât-ı nakdiyyesi ve sultân-ı mahlû' "Abdulhamîd Hân"ın dahi evkâfından mikdâr-ı kâfî meblağın i'tâsı sâyesinde etrâfında kâ'in mezârlığın üstü tesviye ve bir dâ'ire-i cesîme teşkîl ve ortasında eski vaz'iyyeti muhâfaza edilmek sûretiyle yan tarafları ricâl ve nisâya mahsûs birer mescid-i şerîf ve ortası türbe ittihâz ve hücre ve mescidler tevsî' ve kubbeleri bir şekl ve cesâmetde terfî' edilmiş ve gâyet muntazam bir sûretde yapılmışdır. Eski türbenin şimâlinde kâ'in garb penceresi önünde kibâr-ı ümmetden birkaç zâtın medfeni olduğu hâlde yeni vaz'ında bunlar tesviye olunup üzerine türbedâra mahsûs oda yapılmış ve şimdiki türbenin kıble tarafı umûmen bahçe olmuşdur. Fakat bu bahçeyi i'mâr ederek bahçe hâlinde muhâfaza edilmesi pek münâsib olduğu hâlde a'yân ve eşrâfın medfeni olması revâ değildir. Eslâf-ı kirâm kıble tarafına gâyet i'tinâ ederek bahçe hâlinde bulundurmaları ve duvâr arkasında olsa bile mezârlığa karşı namâz kılmak husûsunda ihtiyâta ri'âyet etdiklerini isbât etmekde iken, ahlâfın bu gibi [190] inceliklere dikkat etmeyerek eslâfın her mesleklerini terk etmeleri bizi pek fenâ bir yola sevk etmişlerdir.

19- "Pîr Sinan Türbesi": Şehre Küsdü Mahallesi’nin yukarısında kâ'in yolun üzerinde bir mevki'-i mahsûsdur. Orada ricâl-i Halvetiyye'den vâ'iz-i meşhûr "Pîr Sinâneddîn Yûsuf Efendi" medfûndur. Türbesi ziyâretgâhdır.

20- "Pîr Abdurrahmân Çelebi Türbesi": Ya'kûb Paşa ya'nî Çilehâne dâ'iresi içinde vakfiyede mestûr olan hücre-i mahsûsadır. Kıble tarafında bulunan fâtiha penceresi hücrenin târîh-i binâsından sonra açılmış ve üzerinde kitâbeyi hâvî siyâh mermer konmuşdur. Derûnunda "Kuba" evliyâsı "Pîr Hüsâmeddîn Halvetî" mahdûmu ve hazret-i "Pîr İlyâs Halvetî" hafîdezâdesi "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân-ı Sânî" medfûndur. Buraya "Aşağı Pîr Türbesi" ve "Aşağı Pîrler" de denir.

21- "Pîr Mehmed Çelebi Türbesi": Selağzı’nda kâ'in Sığır Pazarı Câmi-i şerîfi’nin garb tarafında etrâfı duvâr ile muhât ufak bir hazîre içindedir. Orada câmi-i şerîfin bânîsi "Pîr Hoca el-Hâc Mehmed Çelebi" ve halîlesi "Kamer Hâtun" medfûn oldukları sicillen mazbûtdur. "Mustafa Vâzıh Efendi", "Defterdâr-ı meşhûr "İskender Çelebi"nin pederi "Mehmed Çelebi" burada medfûn" [191] olduğunu yazıyor ise de "İskender Çelebi"nin pederi "Mûsâ Çelebi" olduğu kayden müsbetdir.

22- "Tâceddîn Türbesi": Pîr İlyâs Hazretleri’nin türbesi civârında müseddes şeklinde sengîn muhteşem ve ufak bir türbedir. Her tarafı siyâha mâ'il taşdan masnû' ve her dıl'ı muhteşem ve kubbesi kuşağı dâ'iren-mâdâr çiçekler ile müzeyyen olup üzerinde ba'zı âyet mahkûkdur. Derûnunda Amasya emîri "Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi" ve halîlesi "Döndü Hâtun" ve kerîmesi "Ayşe Hâtun" medfûn olup vakfı "Ayşe Hâtun" tarafından tertîb edildiği kayden ma'lûmdur. Da'vâ-yı tevliyet eden ba'zı zevâtın burayı "Kadem Paşa Türbesi" olmak üzere göstermesi, "Kadem Paşa Türbesi"nin mevki'ini unutduğunu anlatmakdadır.

23- "Tekirdağlı Baba Türbesi": Suluova'ya nâzır boğaz içinde garb tarafında kâ'in bâğların üstünde bir sırtın üzerindedir. Kibâr-ı mecâzîb-i İlâhiyyeden "Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi"ye mu'âsır "Tekirdağlı Baba" demekle meşhûr olan zât orada medfûndur. Bu zâta pek çok garâ'ib isnâd edilmekdedir.

24- "Tımârhâne Evliyâsı Türbesi": Pervâne Bey’in -Dârü'ş-Şifâ’sı derûnunda şark tarafında cenûb köşesinde hücre içindedir. Orada pek çok delileri enfâs-ı mübârekesiyle ifâkatyâb-ı akl [192] u şu'ûr eden Şamlar şeyhi meşhûr "Sâlih Efendi" hazretleri medfûndur. Buna "Sâlih Baba" da denir.

25- "Cumûdâr Türbesi": Burma Minâre Câmi-i şerîfi’nin önünde minâre hizâsında olup kapısı câmi-i şerîfin binâsından üç sene sonra siyâha mâ'il taşdan binâ edilmişdir. Türbenin şekli Tâceddîn Türbesi gibi müseddes¹⁷² ve oldukça muhteşem olup dört rub'u câmi-i şerîfin hâricindedir. Derûnunda tahtânî ve fevkânî olmak üzere ufak iki hücre-i sengîn olup tahtânîde vâki' hücre, türbe ve fevkânîde vâki’ hücre dahi kütübhâne ittihâz edilmişdir.

Tahtânîsinde kâ'in hücrede ba'zıları yekdiğeri üzerinde sekiz tâbût olup üzerleri yeşil örtü ile örtülmüşdür. Ön tarafda bulunan iki tâbûtun içinde cesedi tam olarak Arab zann olunan iki meyyite vardır. Diğerlerinin a'zâsı tam olmayıp kemikleri hey'et-i asliyesiyle durmakda oldukları görülmekdedir. Bunların kim oldukları Amasya'ca mechûl olup, Mustafa Vâzıh Efendi bunlar, Pervâne Bey’in köleleri ve câriyeleri olduklarını ve Avrupa müdekkikleri de kurûn-ı ûlâdan kalma cesedleri mumya edilmiş adamlar olduklarını yazıyorlar. Bunların her ikisi de tahmînâtdan ibâret olduğu şübhesizdir. [193]

Fakat icrâ edilen taharriyât-ı kuyûdiyyede bu türbe Tatar hükümdârı Hülâgû Hân’ın hafîdi Anadolu nâzırı şehzâde "Cümûdâr bin Yaşmut bin Hülâgû Hân"ın türbesi olduğu muhakkak ve nezdinde Amasya emîri "Abuşkay İşboğa Noyin" medfûn olduğu anlaşılmakdadır. Bunların yanında ve ön tarafda bulunan tâbûtlar ile diğer iki tâbût mukaddemen Fethiye Câmi-i şerîfi’nin altında mahzen içinde iken 1271 hudûdunda buraya nakl edildiklerini bilenler el-yevm mevcûddur.

Mu'îneddîn Süleyman Pervâne Bey’in târîh-i şehâdeti olan 675 senesinde henüz câmi-i şerîf bile yapılmamış olduğundan köle ve câriyelerinin buraya defn edilmesi ve o zamân bunlar için koca bir türbe yapılması şâyân-ı kabûl olamaz. Ve kurûn-ı ûlâ müşriklerinin bir câmi-i şerîf altında şimdiye kadar muhâfaza edilmesini kabûl etmek de hissiyât-ı İslâmiyye ile kâbil-i tevfîk değildir. Kiliseyi câmi-i şerîfe tahvîl eden "Fetih Gâzi" ve oğlu "Mahmûd Gâzi"lerin ve halîlelerinin yâhud kerîmelerinin cesedleri olması daha ziyâde ma'kûldür.

26- "Çelebioğlu Türbesi": Hoca Sultân civârında Taksîm önünde Uzun Yol Mezârlığı’nın başında bir mevki'-i mahsûsdur. Orada ricâl-i Halvetiye'den "Çelebi Halîfe" demekle meşhûr "Cemâlîzâde Cemâleddîn Mehmed Çelebi" hazretlerinin mahdûmu "Hoca Sultân Tekkesi" şeyhi "Bedreddîn Mahmûd Çelebi" hazretleri medfûn ve ziyâretgâh-ı meşhûrdur. [194]

27- "Hacı Hamza Efendi Türbesi": Bâyezîd Paşa Mahallesi’nde kâ'in "Hacı Hamza Efendi Câmi-i şerîfi"nin şarkan ittisâlinde olup cesîm bir kubbeyi hâvî büyük bir hücredir.

Câmi-i şerîf ile bu türbe arasında bir demir parmaklık olup derûnunda kibâr-ı meşâyih-i Hâlidiyye'den "Karabâğî el-Hâc Hamza-i Nigârî Efendi" hazretleri ve yanında mahdûmu "Sirâceddîn İsmâ'îl Efendi" ve bunun yanında hulefâdan "Mîr Hasan Efendi" medfûnlardır.

28- "Hacı Hamza Bey Türbesi": Hacı Hamza Bey Mahallesi ortasında Hacı Hamza Bey Mescid-i Şerîfi ittisâlinde kâ'in bahçe derûnundadır. Bu bahçe içinde ümerâ-yı Osmâniye'den "el-Hâc Hamza Bey" ve mahdûmları "Ahmed, Mahmûd, Kâsım" Beyler ve meşâhîr-i ulemâdan "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi" medfûn olduğu haber verildiği gibi "Hoca Sultân" üzerinde bir bahçe içinde oldukları da söylenmekdedir. Lede't-taharrî "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi" mescid-i şerîf bahçesinde olduğu seng-i mezârından anlaşılmış ve diğerine dâ'ir bir kitâbe görülememişdir.

29- "Habîb-i Karamânî Türbesi": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin şark tarafında kâ'in Mehmed Paşa Türbesi’nin bahçesinde mevki'-i mahsûsdur. Orada kibâr-ı meşâyih-i Halvetiyye'den "eş-Şeyh Habîb-i Karamânî" ve yanında hulefâdan "Seydî Ahmed Halîfe" ve bunların garb tarafında "eş-Şeyh [195] Hasan Efendi" ve bunun şimâlinde "Mehmed Paşa Vakfı" mütevellisi "Kurd Beyzâde Mehmed Bey" medfûnlardır.

30- "Hüseyin Dede Türbesi": Çeribaşı Mahallesi’nde câmi-i şerîfin şark-ı cenûbî tarafında kâ'in bahçenin garbında yol üzerinde bir mevki'-i mahsûsdur. Orada kibâr-ı Halvetiyye'den vâ'iz-i meşhûr "eş-Şeyh Hüseyin Efendi" ve müderris "Mustafa Efendi" ve bunların şark tarafında muharrir-i âcizin vâlidesi "Zâhide Hâtun" ve birâderi "Hâfız Halîl Efendi" ve hemşîresi "Fâtıma Hâtun" medfûnlardır.

31- "Halkalı Dede Türbesi": Çeribaşı Mahallesi’nde, Şehre Küsdü Mahallesi önünde yalnız bir mevki'de olup murabba' dört taş direk üzerinde mahrûtî bir kubbedir. Etrâf-ı selâsesi bahçe ve cenûb tarafı yol olup bir duvâr ile muhâtdır. Derûnunda Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa" ahfâdından "Şâdî Bey"in kerîmesi "Sârû Hâtun" medfûn olduğu baş taşında ve kıble duvârında mevzû' taş üzerinde mahkûkdur.

Bu türbenin orta yerinde sandûkası olup altı "Sârû Hâtun"un cesedini hâvî bir mahzendir. O mahzen, türbenin cesâmetinde olup orta yerinde üstü açık tâbût içinde cesed mevcûd ve cüz'î sararmış görülen kefenin içinde, bilâ-tegayyür tâm olduğu hâlde müşâhede olunmakdadır. Sandûkanın şimâlinde mustatîl bir sûretde siyâha mâ'il, yekdiğerine mukâbil iki taş olup [196] kenârlarında ikişer demir halka vardır. Bu demir halkaları hâvî taşlar mahzenin ağzında olup îcâb eylediği takdîrde bu halkalarla taşlar tutulup kaldırılır ve mahzenin ağzı açılır. Bu halkalara yürümeyen çocukların ayakları üç hafta cumartesi günleri takılırsa bi-iznillâhi ta'âlâ yürürler i'tikâdı râsih olduğundan kadınlar tarafından bu halkalara nisbetle "Sârû Hâtun"a "Halkalı Dede" nâmı verilmişdir.

32- "Halifet Gâzi Türbesi": Şâmîce Mahallesi’nde gâzî-i müşârün-ileyhin medresesi ittisâlinde bir türbe-i âliyedir. Her tarafı taşdan masnû' ve cenûba nâzır olan cebhesi kabartma çiçeklerle müzeyyen, kapısı üzeri gâyet musanna', fevkalâde yüksek ve kubbesi ehrâm-ı Mısriyye gibi mahrûtdur. Kapısının üstünde geniş bir kavs içinde müzeyyen, hatt-ı kûfî ile muharrer bir kitâbesi olup "Âyete'l-Kürsî" mestûrdur. Kavsin derûnunda gâyet girift olarak yazılan hatt-ı kûfî çiçekler arasında yapılmış başka çiçek gibi görülmekde olup, kırâ'atı gâyet müşkildir. Bu türbenin içinde Amasya vâlîsi "Emîr Mübârizeddîn Halîfe Alp" medfûn olduğu kapısı bâlâsında mahkûk olarak görülmekdedir. Türbenin derûnunda taşdan bir sandûka olup garbdan şarka doğru konmuş mustatîl şeklindedir. Bu sandûkanın cenûba nâzır cebhesinde kabartma olarak kız ve koyun kafaları ve eski Türklerin [197] dâ'imâ kullandıkları eşkâl-i mahsûsa vardır. Bu kafaları ve eşkâl-i mahsûsayı görüp de hakîkat-i hâle vâkıf olamayanlar, bu türbeyi müşrikler devrinden kalma yâhud hicretden evvel Hristiyanlara âid olduğunu der-miyân etmekdedir.

Fakat eski Türklerin eski âdetlerini bilen erbâb-ı merâk, bu kafalardan ve eşkâl-i mahsûsadan maksad ne olduğunu kemâl-i suhûletle anlarlar. Medresesinin kapısı üzerinde "Mübârizeddîn Halîfe bin Tüli" nâmıyla mahkûk ve 622 târîhli vakfiyesinde mestûr olan emîr-i müşârün-ileyh eşkâl-i mahsûsanın delâleti üzere neseben "Kanık-Kınık" kabîlesinden olup kız ve koyun kafalarının delâleti üzere vâlidesi tarafından "Koyunlu Kabîlesi"ne mensûbdur.¹⁷³ Şu işârâta ve kapısı üzerinde görülen mahkûkâta vâkıf olmasa bile bu türbenin tarzını, sandûkanın vaz'ını tedkîk eden bir zât, [198] buranın bir müslim türbesi ve âsâr-ı Selçûkiyye'den olduğunu anlamakda müşkilâta uğramaz.¹⁷⁴

33- "Hoca Sultân Türbesi": Dârü's-Selâm Mahallesi’nin üstünde ve Taksim önünde şarka giden yolun ilerisinde bir mevki'-i mahsûsdur. Orada zâviye-i meşhûre ve imâreti binâ eden "Hoca Sultân" demekle meşhûr tüccârdan "Şemseddîn Ahmed Çelebi" medfûn olduğu kemâl-i müşkilât ile bir Ermeni hânesinde bulunan seng-i mezârından anlaşılmakdadır.

34- "Dersi Tamâm Türbesi": "Kuş Köprü" başında derenin garb tarafında bir hücre-i mahsûsadır. Mukaddemen üstü açık ve dört duvârdan ibâret iken 1314'de Amasya tahrîrât müdürü olan "İstanbulî Mehmed Mazhar Bey" üstü kapalı muntazam bir hücre-i mahsûsa olarak ta'mîr etdirmişdir. Derûnunda medfûn olan zâtın kitâbesi olmadığı cihetle "Dersi Tamâm" demekle meşhûr "Müftüzâde el-Hâc Ömer Efendi" olduğu yedi sene kadar taharriyât netîcesinde anlaşılabilmişdir.

35- "Receb Çelebi Türbesi": "Hacı İlyâs Mahallesi"nde şose yolu [199] üzerinde "Şehzâdegân Türbesi"nin sırasında garb tarafında murabba' bir bahçedir. Bahçenin ortasında dört tarafı taşdan ve ortası toprak bir kabir olup cenûb tarafında iki kabir daha vardır. Taş kabrin sâhibi meşâyih-i kirâmdan "İbrâhim bin Alî el-Eşca'" olduğu mahkûk olup bunun yanında mahalle sâhibi "Sadreddîn Receb Çelebi" ve hafîdi meşâhîr-i ulemâdan "el-Hâc Bayrâm Efendi" medfûn olduğu tetebbu'âtdan anlaşılmışdır.

36- "Selâmet Hâtun Türbesi": Dersi Tamâm Türbesi’nin kıble tarafında ya'nî cenûb-ı garbîsinde ve tahmînen yirmi metre kadar ilerisinde bir hücre-i mahsûsadır. Derûnunda Amasya kadısı "Molla Beylik" demekle meşhûr "Nizâmeddîn Abdurrahmân Çelebi"nin kerîmesi fâzılât-ı nisâdan "Selâmet Hâtun" medfûndur. "İnekler Türbesi" zeylinde arz edildiği üzere tûfân-ı Nûh zamânından kalma bir hâtun değildir. 857'de binâ etdirdiği zâviyesi "Şefîk Paşa" tarafından bi-gayr-i hak temellük ve bahçeye tahvîl edildiğinden zâyi' olup türbesi muhâfaza edilmişdir.

37- "Sultân Mes'ûd Türbesi": Yukarı Pazar’ın cânib-i garbîsinde Receb ve Üçler mahallelerinin önünü teşkîl eden ve "Narlı Bahçe" nâmıyla meşhûr olan mezârlığın cenûb tarafında cesîm ve her tarafı taşdan masnû', gâyet muhkem, garba nâzır olan cebhesi acîb bir sûretde musanna' ve şeklen murabba'a yakın müstatîl, bir türbe-i bedî'adır. [200] Şimâlinden cenûba doğru uzun ve dâhilen ortasında bir kemer olup iki kubbeyi hâvî ve hâricen kubbelerin üzeri düzdür.

Türbenin derûnunda sandûkaya veyâhud şebekeye dâ'ir hiçbir şey olmayıp, müntehâsında "Yörgüç Paşa"nın iki kerîmesi medfûndur. Altı tamâmiyle mahzen olduğu nazar-ı dikkate alınırsa sultân-ı müşârün-ileyh ile beraber birkaç şehzâdegân-ı Selçûk'un burada medfûn olduğu anlaşılır. Türbenin vaz'ı, bir metre kadar yere gömüldüğünü göstermekdedir. Cebhesinde iki yan sütûnları üzerinde pek çok zevâtın çiçek zann etdikleri kitâbe mevcûd olup hatt-ı kûfî-i girift ile muharrerdir. Yazıların aşağısından onda ikisi mikdârı yere gömülmüş olup kırâ'atı pek müşkildir. Bu türbe derûnunda "Sultân Mes'ûd-ı Selçûkî”nin medfûn olduğu muhakkak ise de diğer şehzâdegânın burada medfûn olduklarına dâ'ir bir alâmet yokdur. Bu türbe mükerreren yangına ma'rûz olduğu cebhesinin siyâhlığından istidlâl edilmekde olup derûnunda sandûkanın yâhud şebekenin bu gibi avârız-ı kevniyyede zâyi' olduğu şübhesizdir. Mülûk-ı Selçûkiyye'den Amasya Simresi'nde medfûn olan "Birinci Sultân Mes'ûd" ile Havza Simresi'nde medfûn olan "İkinci Sultân Mes'ûd"un kabirlerinden kırâ'at-ı eczâya meşrût ve mevkûf olan Amasya'da Aydoğdu, Efte, Kocaoğlan ve Tatar ve Havza'da [201] Şeyh Savcı, Kapaklar, Konac köyleri olduğu mukayyed ve "Birinci Sultân Mes'ûd"un nâmı sütûn üzerinde mahkûkdur.

38- "Sinan Efendi Türbesi": "Üçler Türbesi"nin civârında bir hâne derûnundadır. Orada fuhûl-i ulemâdan şeyhu'l-harem ve "Tebyînü'l-Mehârim" tefsîrinin mü'ellifi "eş-Şeyh Sinâneddîn Yûsuf el-Halvetî" medfûndur.

39- "Şâdgeldi Paşa Türbesi": "Halifet Gâzi Mezârlığı"nın içinde eski bir kubbe-i muhkemedir. Türbenin garba nâzır olan cebhesi tamâmiyle açık olup üstü balık sırtı şeklinde taşdan yapılmışdır. Şekline, tarz-ı inşâsına bakılırsa mülûk-ı Dânişmendiye devrindeki türbelere pek müşâbih olduğundan burada mülûk yahud vüzerâ-yı Dânişmendiye'den biri medfûn olduğunu ihtâr etmekdedir. Burada "Emîr Seyfeddîn Sungur bin Tabuk" ve ortasında Amasya hükümdârı "Şemseddîn Şâdgeldi Pâdişâh bin Kutlu" ve bunun şimâlinde kibâr-ı ulemâdan "Sa'îdeddîn Mevhûb bin Ez-Ziyârî" ve "Osmân Paşazâde Hüseyin Bey" ve "Assı Hâtun" medfûnlardır. Bu türbe hükümdâr-ı müşârün-ileyhin yapdırdığı türbe olmayıp kendisinden iki yüz sene yâhud daha ziyâde mukaddem yapılmış olduğu derûnunda medfûn olan zevâtın târîh-i vefâtlarından anlaşılmakdadır.¹⁷⁵ [202]

40- "Şirvânî Türbesi": "Şamlar Mezârlığı"nın üstünde bir dâ'ire-i mahsûsa içinde latîf bir mevki'dedir. Türbe, kârgîr iki kubbeyi hâvî olup garb tarafı mescid-i şerîf ve şark tarafı türbedir. Bu türbeyi sadr-ı esbak "Şirvânîzâde Mehmed Rüşdî Paşa" 1286'da binâ ve 1290'da evkâfını tanzîm edib derûnunda pederi "eş-Şeyh İsmâ'îl Sirâceddîn Şirvânî" hazretleri ve birâderi sudûrdan esbak İstanbul kadısı "es-Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi" ve eniştesi "el-Hâc Îsâ Rûhî Efendi" medfûnlardır.

41- "Şehzâde Türbesi": Narlı Bahçe Mezârlığı’nın şimâl-i garbîsinde dört taş direk üzerinde mebnî bir kubbe-i sengîn olup Amasya'da medfûn olduğu "Behcetü't-Tevârîh"de mestûr olan "Sultân Murâd Hân-ı Sânî" hazretlerinin birinci şehzâdesi "Sultân Ahmed" burada medfûn olduğu "Şehzâde Türbesi" denmesinden anlaşılır. Hiçbir tarafında kitâbeye dâ'ir bir şey yokdur. Türbenin cenûben hâricinde medfûn olduğu görülen ümerâdan "Yahyâ Bey"dir.

42- "Şehzâdegân Türbesi": Şâmîce Mahallesi önünde vâki' şose yolunun şimâl tarafında Hacı İlyâs Mahallesi’nde İnehan önüne giden yolun garb tarafında köşe başında bu da dört taş direk üzerinde mebnî bir kubbe-i muhkemedir. Bu türbe mükerreren ta'mîr edilmiş ve en sonra 1314'de "Gürcüzâde Mehmed Necîb Bey" tarafından i'mâr olunmuş bulunmakla ma'mûr ve mücedded bir hâldedir. Derûnunda "Çelebi Sultân [203] Mehmed Hân" hazretlerinin şehzâdesi "Kâsım Çelebi" ve ba'dehû vefât eden şehzâde "Mehmed Çelebi bin Sultân Bâyezîd Hân" ve ba'dehû vefât eden şehzâde "Mehmed Şâh Çelebi bin Süleyman Çelebi" ve şehzâde "Mustafa Çelebi bin Süleyman Çelebi" medfûn olduklarını kitâbeleri isbât etmekdedir.

43- "Şehîdler Türbesi": İki tâne olarak meşhûr olup biri bâlâda îzâh edilen Burma Minâre derûnunda "Cümûdâr Türbesi", diğeri de Torumtay Câmii derûnunda hücre-i mahsûsadır. Bu hücre-i mahsûsa, sekiz kadar taş merdiven ile inilir derin bir taş oda olup şarka nâzır olan kapısından mâ-adâ ışık ve hava alacak penceresi ve deliği yokdur. Derûnunda iki tâbût olup biri cenûbda diğeri şimâlde mevzû' ve her ikisinin arası açıkdır. Üstü kapalı olan şu tâbûtların derûnunda müte'addid insân kafaları, kolları, bacakları ve sâ'ir a'zâları mevcûd olup etleri, kemikleri üzerinde kurumuş gibi durmakdadır. Şu hâle nazaran iki tâbût içinde beş altı kadar insân cesedi mevzû' olduğu anlaşılır.

Bu taş odanın üzerinde, içinde medfûn olan zevâtın şebekeleri, taş sandûkaları olup tam odanın üzerine gelen şebeke dört aded ise de bunların şark tarafında diğer bir hücre-i mahsûsa içinde sekiz kadar zevâtın medfûn oldukları şebekeleri isbât etmekdedir. Bunların kim olduklarına dâ'ir şebekelerin [204] ve sandûkaların üzerlerinde kitâbe olmadığından diğer emârât-ı mahkûka bulunamadı. Fakat "Torumtay" merhûmun mahdûmu "Emîr Sinâneddîn Mûsâ" ve hafîdi "Emîr Celâleddîn Mehmed Pervâne Bey" ve ahfâdından Amasya emîri "Zeyneddîn Ya'kûb Şâh-ı Rûmî" ve bunların ahfâdı medfûn oldukları kaviyyen maznûndur.

44- "Şeyh Hüsâmeddîn Türbesi": Kamereddîn Mahallesi’nin üstünde Hekîm Çelebi Mahallesi önünde Hızır Paşa’ya giden yol üzerindedir. Şeklen murabba' ve yüksek olup üstü açıkdır. Orada "Akdâğîzâde eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi" ve mahdûmu "Muhyiddîn Efendi" medfûn olduğu kayden ma'lûmdur. Diğer "Şeyh Hüsâmeddîn Türbesi" de "Hoca Sultân" üstünde bir bahçe derûnunda olup orada "Sonusalı Şeyh Hüsâmeddîn Hasan Efendi" medfûndur.

Dipnotlar

  • 172 Bu iki türbeyi ziyâret edenler tedkîk-i nazar ederse şeklen ve hacmen her iki türbe arasında bir müşâbehet-i tâmme olduğunu görürler. Ve bunların ya mi'mârı bir adam yâhud kayınpeder ve dâmâd olduğuna hükm ederler.
  • 173 Eski Türkler soylara (ensâba), kabarlara (şu'ûba) ve oymaklara (kabâ'ile) pek ziyâde ri'âyetkâr ve merbût olduklarından dâr-ı dünyâdan gitdikleri hâlde bile hangi soya, hangi oymağa mensûb olduklarını anlatmak için âdet-i kadîmeleri üzere kullandıkları eşkâli ve oymaklarının adlarını gösteren sûretleri türbelerinin kapıları yâhud sandûkaları üzerinde hakk etdirmekde, müslim oldukları hâlde bir be's-i şer'î görmedikleri anlaşılmakdadır. Anadolu bilâdında taharriyât icrâ edilirse bunun pek çok emsâline tesâdüf edileceği muhakkakdır.
  • 174 Bu türbe, Hristiyanlara â'id olduğundan ve gâyet yüksek, külâh gibi sivri olan kubbesi müşrif-i harâb olup mahalle üzerine yıkılması melhûz ve gâyet muhâtaralı bulunduğundan bahisle belediye tarafından hedmine ramak kalmış iken muharrir-i âciz, Amasya mutasarrıfı "Kemâl Beyefendi"ye îzâhât vermek sûretiyle men'ine muvaffak oldum.
  • 175 Bu zevâtın medfûn oldukları birkaç sene devâm eden taharriyâtda anlaşılabilmişdir. Burada ve Sultân Mes'ûd Türbesi’nde hafriyât icrâ edilirse daha çok zevâtın medfenleri bulunacağına şübhe yokdur.
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

İçinde "Gümüşlüzâde Pîr Şücâeddîn İlyâs el-Halvetî", damadı "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân Çelebi" ve torunu "Pîr Hayreddîn Hızır Çelebi", ayak taraflarında da bunların eşlerinden ve kızlarından dört hanım gömülü olduğu için buraya "Pîrler Türbesi" denir; bu zatlara da "Yukarı Pîrler" adı verilir. Türbenin mütevellisi olan ve hazret-i Pîr'in kardeşinin soyundan gelen "Gümüşlüzâde İbrâhim Paşa" da 1100 [1688-89] yılında türbeyi yeniden onartmıştır. Türbe bütün Müslümanların ziyaret ettiği bir yerdir.

Daha sonra tekrar tekrar depremlere uğrayıp çevresinde zayıflık baş gösterdiği dikkate alınarak 1312 [1894-95] yılında tamamen yıkıldı. Kolağası "Hurşîd Bey"in gayreti, bütün yöre halkının para yardımı ve tahttan indirilmiş Sultan "Abdülhamid Han"ın da kendi vakıflarından yeterli miktarda para vermesi sayesinde yeniden yapıldı: çevresindeki mezarlığın üstü düzlendi, geniş bir daire oluşturuldu; ortası eski durumu korunarak türbe, iki yanı da erkeklere ve kadınlara ayrılmış birer mescit yapıldı; hücre ve mescitler genişletildi, kubbeler aynı biçim ve büyüklükte yükseltildi ve yapı son derece düzgün bir şekilde inşa edildi. Eski türbenin kuzeyinde bulunan batı penceresinin önünde ümmetin büyüklerinden birkaç zatın mezarı bulunduğu hâlde, yeni düzenlemede bunlar düzlenmiş ve üzerine türbedara ayrılmış bir oda yapılmış, şimdiki türbenin kıble tarafı da baştan başa bahçe olmuştur. Ne var ki bu bahçeyi bakımlı tutup bahçe olarak korumak çok yerinde olacakken, buranın ileri gelenlere ve eşrafa mezar yeri yapılması doğru değildir. Seleflerimiz kıble tarafına büyük özen gösterip orayı bahçe hâlinde tuttukları, duvar arkasında bile olsa mezarlığa karşı namaz kılmak konusunda ihtiyatlı davrandıkları belli iken, sonradan gelenlerin bu gibi inceliklere dikkat etmeyip eskilerin her yolunu terk etmeleri bizi çok kötü bir yola sürüklemiştir.

19- "Pîr Sinan Türbesi": Şehre Küstü Mahallesi'nin yukarısındaki yolun üzerinde, kendine ayrılmış bir yerdir. Orada Halvetiyye büyüklerinden ünlü vaiz "Pîr Sinâneddîn Yûsuf Efendi" gömülüdür. Türbesi ziyaret yeridir.

20- "Pîr Abdurrahmân Çelebi Türbesi": Yakub Paşa, yani Çilehane binasının içinde, vakfiyede kaydı geçen özel bir hücredir. Kıble tarafındaki fatiha penceresi hücrenin yapılışından sonra açılmış ve üzerine kitabe taşıyan siyah bir mermer konmuştur. İçinde, "Kuba" evliyasından "Pîr Hüsâmeddîn Halvetî"nin oğlu ve hazret-i "Pîr İlyâs Halvetî"nin kızının oğlu "Pîr Celâleddîn Abdurrahmân-ı Sânî" (İkinci Abdurrahman) gömülüdür. Buraya "Aşağı Pîr Türbesi" ve "Aşağı Pîrler" de denir.

21- "Pîr Mehmed Çelebi Türbesi": Selağzı'ndaki Sığır Pazarı Camii'nin batı tarafında, çevresi duvarla kuşatılmış küçük bir hazirenin (mezarlık bahçesinin) içindedir. Orada caminin banisi "Pîr Hoca el-Hâc Mehmed Çelebi" ile eşi "Kamer Hâtun"un gömülü oldukları sicil kayıtlarıyla sabittir. "Mustafa Vâzıh Efendi", ünlü defterdar "İskender Çelebi"nin babası "Mehmed Çelebi"nin burada gömülü olduğunu yazıyorsa da "İskender Çelebi"nin babasının "Mûsâ Çelebi" olduğu kayıtlarla kanıtlanmıştır.

22- "Tâceddîn Türbesi": Pîr İlyâs Hazretleri'nin türbesi yakınında, altıgen biçimli, taştan, görkemli ve küçük bir türbedir. Her yanı siyaha çalan taştan yapılmış, her yüzü gösterişli, kubbesinin kuşağı baştan başa çiçeklerle süslüdür; üzerinde bazı ayetler kazılıdır. İçinde Amasya emiri "Gümüşlüzâde Tâceddîn Mahmûd Çelebi", eşi "Döndü Hâtun" ve kızı "Ayşe Hâtun" gömülüdür; vakfının "Ayşe Hâtun" tarafından düzenlendiği kayıtlardan bilinmektedir. Mütevellilik iddiasında bulunan bazı kişilerin burayı "Kadem Paşa Türbesi" diye göstermesi, "Kadem Paşa Türbesi"nin yerini unuttuklarını gösterir.

23- "Tekirdağlı Baba Türbesi": Suluova'ya bakan boğazın içinde, batı tarafındaki bağların üstünde bir sırtın üzerindedir. İlahî cezbeye tutulmuş büyük meczuplardan, "Iydîzâde Âkif Mustafa Efendi"nin çağdaşı olup "Tekirdağlı Baba" diye tanınan zat orada gömülüdür. Bu zata pek çok olağanüstü hâl yakıştırılmaktadır.

24- "Tımarhane Evliyası Türbesi": Pervâne Bey'in Darüşşifası içinde, doğu tarafında güney köşesindeki bir hücrededir. Orada, mübarek nefesiyle pek çok delinin aklını ve şuurunu yerine getiren Şamlar şeyhi ünlü "Sâlih Efendi" hazretleri gömülüdür. Ona "Sâlih Baba" da denir.

25- "Cumûdâr Türbesi": Burmalı Minare Camii'nin önünde, minare hizasındadır; kapısı caminin yapılışından üç yıl sonra siyaha çalan taştan yapılmıştır. Türbenin biçimi Tâceddîn Türbesi gibi altıgen ve oldukça görkemlidir; dörtte biri caminin dışında kalır. İçinde alt ve üst olmak üzere taştan iki küçük hücre vardır; alttaki hücre türbe, üstteki hücre de kütüphane olarak kullanılmaktadır.

Alttaki hücrede bir kısmı üst üste konmuş sekiz tabut bulunur ve üzerleri yeşil örtüyle örtülmüştür. Ön taraftaki iki tabutun içinde, cesedi bütün hâlde duran ve Arap sanılan iki ölü vardır. Ötekilerin uzuvları tam değildir; kemiklerinin asıl düzenleriyle durduğu görülmektedir. Bunların kim oldukları Amasya'da bilinmemektedir. Mustafa Vâzıh Efendi bunların Pervâne Bey'in köleleri ve cariyeleri olduğunu, Avrupalı araştırmacılar da ilk çağlardan kalma, cesetleri mumyalanmış insanlar olduğunu yazıyorlar. Her ikisinin de tahminden ibaret olduğu şüphesizdir.

Oysa kayıtlar üzerinde yapılan araştırmalarda bu türbenin, Tatar hükümdarı Hülâgû Han'ın torunu, Anadolu nazırı şehzade "Cümûdâr bin Yaşmut bin Hülâgû Hân"ın türbesi olduğu kesinleşmiş, yanında da Amasya emiri "Abuşkay İşboğa Noyin"in gömülü olduğu anlaşılmıştır. Bunların yanındaki ve ön taraftaki tabutlarla diğer iki tabutun önceden Fethiye Camii'nin altındaki bir mahzende iken 1271 [1854-55] sıralarında buraya taşındığını bilenler bugün hâlâ yaşamaktadır.

Muînüddîn Süleyman Pervâne Bey'in şehit edildiği 675 [1276-77] yılında cami henüz yapılmamış olduğundan, onun köle ve cariyelerinin buraya gömülmesi ve o zaman bunlar için koca bir türbe yapılması kabul edilemez. İlk çağların putperestlerinin bir caminin altında bugüne kadar korunmuş olduğunu kabul etmek de İslâmî duygularla bağdaştırılamaz. Bunların, kiliseyi camiye çeviren "Fetih Gâzi" ile oğlu "Mahmûd Gâzi"nin ve onların eşlerinin ya da kızlarının cesetleri olması daha akla yatkındır.

26- "Çelebioğlu Türbesi": Hoca Sultan yakınında, Taksim önünde, Uzun Yol Mezarlığı'nın başında kendine ayrılmış bir yerdir. Orada Halvetiyye büyüklerinden "Çelebi Halîfe" diye tanınan "Cemâlîzâde Cemâleddîn Mehmed Çelebi" hazretlerinin oğlu, "Hoca Sultan Tekkesi" şeyhi "Bedreddîn Mahmûd Çelebi" hazretleri gömülüdür; burası ünlü bir ziyaret yeridir.

27- "Hacı Hamza Efendi Türbesi": Bayezid Paşa Mahallesi'ndeki "Hacı Hamza Efendi Camii"nin doğusuna bitişik olup büyük bir kubbesi olan geniş bir hücredir.

Camiyle bu türbenin arasında demir bir parmaklık vardır. İçinde Hâlidiyye kolunun büyük şeyhlerinden "Karabağlı el-Hâc Hamza-i Nigârî Efendi" hazretleri, yanında oğlu "Sirâceddîn İsmâil Efendi", onun yanında da halifelerinden "Mîr Hasan Efendi" gömülüdür.

28- "Hacı Hamza Bey Türbesi": Hacı Hamza Bey Mahallesi'nin ortasında, Hacı Hamza Bey Mescidi'ne bitişik bir bahçenin içindedir. Bu bahçede Osmanlı beylerinden "el-Hâc Hamza Bey" ile oğulları "Ahmed, Mahmûd, Kâsım" Beyler ve ünlü âlimlerden "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi"nin gömülü olduğu haber verildiği gibi, bunların "Hoca Sultan" üzerindeki bir bahçede oldukları da söylenmektedir. Araştırıldığında "Bâlî Beyzâde Abdurrahmân Çelebi"nin mescit bahçesinde olduğu mezar taşından anlaşılmış, diğerlerine dair bir kitabe görülememiştir.

29- "Habîb-i Karamânî Türbesi": Mehmed Paşa Camii'nin doğu tarafındaki Mehmed Paşa Türbesi'nin bahçesinde, kendine ayrılmış bir yerdir. Orada Halvetiyye'nin büyük şeyhlerinden "eş-Şeyh Habîb-i Karamânî", yanında halifelerinden "Seydî Ahmed Halîfe", bunların batı tarafında "eş-Şeyh Hasan Efendi", onun kuzeyinde de "Mehmed Paşa Vakfı" mütevellisi "Kurd Beyzâde Mehmed Bey" gömülüdür.

30- "Hüseyin Dede Türbesi": Çeribaşı Mahallesi'nde, caminin güneydoğusundaki bahçenin batısında, yol üzerinde kendine ayrılmış bir yerdir. Orada Halvetiyye büyüklerinden ünlü vaiz "eş-Şeyh Hüseyin Efendi" ile müderris "Mustafa Efendi", bunların doğu tarafında da bu satırları yazan acizin annesi "Zâhide Hâtun", kardeşi "Hâfız Halîl Efendi" ve kız kardeşi "Fâtıma Hâtun" gömülüdür.

31- "Halkalı Dede Türbesi": Çeribaşı Mahallesi'nde, Şehre Küstü Mahallesi'nin önünde, tek başına duran bir yerdedir; dört köşeli dört taş direk üzerine oturan konik bir kubbedir. Üç yanı bahçe, güney yanı yoldur ve bir duvarla çevrilidir. İçinde Amasya emiri "Şâdgeldi Paşa"nın torunlarından "Şâdî Bey"in kızı "Sârû Hâtun"un gömülü olduğu, baş taşında ve kıble duvarına konmuş bir taşın üzerinde kazılıdır.

Türbenin ortasında sandukası vardır; altı da "Sârû Hâtun"un cesedini barındıran bir mahzendir. Bu mahzen türbe büyüklüğündedir; ortasında üstü açık bir tabut içinde ceset durmaktadır ve hafifçe sararmış görünen kefenin içinde hiç bozulmadan, bütün hâlde görülmektedir. Sandukanın kuzeyinde, dikdörtgen biçimli, siyaha çalan ve karşılıklı duran iki taş vardır; bunların kenarlarında ikişer demir halka bulunur. Bu halkalı taşlar mahzenin ağzındadır; gerektiğinde halkalardan tutularak taşlar kaldırılır ve mahzenin ağzı açılır. Yürüyemeyen çocukların ayakları üç hafta boyunca cumartesi günleri bu halkalara takılırsa Allah'ın izniyle yürüyecekleri inancı köklü olduğundan, kadınlar bu halkalara nispetle "Sârû Hâtun"a "Halkalı Dede" adını vermişlerdir.

32- "Halifet Gâzi Türbesi": Şâmîce Mahallesi'nde, adı geçen gazinin medresesine bitişik yüksek bir türbedir. Her yanı taştan yapılmıştır; güneye bakan cephesi kabartma çiçeklerle süslüdür; kapısının üstü son derece ustaca işlenmiştir; olağanüstü yüksektir ve kubbesi Mısır ehramları gibi konik biçimlidir. Kapısının üstünde geniş bir kemer içinde süslü, kûfî yazıyla yazılmış bir kitabe vardır ve bunda "Âyetü'l-Kürsî" yazılıdır. Kemerin içindeki son derece girift kûfî yazı, çiçeklerin arasına işlenmiş başka bir çiçek gibi görünür ve okunması çok güçtür. Bu türbede Amasya valisi "Emîr Mübârizeddîn Halîfe Alp"in gömülü olduğu, kapısının üstüne kazılmış olarak görülmektedir. Türbenin içinde batıdan doğuya doğru konmuş, dikdörtgen biçimli taştan bir sanduka vardır. Bu sandukanın güneye bakan yüzünde kabartma olarak kız ve koyun başları ile eski Türklerin her zaman kullandıkları kendilerine özgü şekiller bulunur. Bu başları ve şekilleri görüp de işin aslını bilmeyenler, bu türbenin putperestler devrinden kaldığını ya da hicretten önce Hristiyanlara ait olduğunu ileri sürmektedir.

Fakat eski Türklerin eski âdetlerini bilen meraklılar bu başlardan ve şekillerden maksadın ne olduğunu kolayca anlarlar. Medresesinin kapısı üzerinde "Mübârizeddîn Halîfe bin Tüli" adıyla kazılı olan ve 622 [1225] tarihli vakfiyesinde adı yazılı bulunan bu emir, şekillerin gösterdiğine göre baba tarafından "Kanık-Kınık" boyundan, kız ve koyun başlarının gösterdiğine göre de anne tarafından "Koyunlu" boyundandır. Bu işaretlerden ve kapısı üzerindeki yazılardan haberi olmasa bile, bu türbenin tarzını ve sandukanın konuluşunu inceleyen biri, buranın bir Müslüman türbesi ve Selçuklu eseri olduğunu anlamakta güçlük çekmez.

33- "Hoca Sultan Türbesi": Darüsselam Mahallesi'nin üstünde, Taksim önünde doğuya giden yolun ilerisinde, kendine ayrılmış bir yerdir. Orada ünlü zaviyeyi ve imareti yaptıran, "Hoca Sultan" diye tanınan tüccarlardan "Şemseddîn Ahmed Çelebi"nin gömülü olduğu, büyük güçlükle bir Ermeni evinde bulunan mezar taşından anlaşılmaktadır.

34- "Dersi Tamam Türbesi": "Kuş Köprü" başında, derenin batı tarafında özel bir hücredir. Önceleri üstü açık ve dört duvardan ibaretken, 1314 [1896-97] yılında Amasya tahrirat müdürü "İstanbullu Mehmed Mazhar Bey" burayı üstü kapalı, düzgün bir hücre olarak onartmıştır. İçinde gömülü olan zatın kitabesi olmadığından, onun "Dersi Tamam" diye tanınan "Müftüzâde el-Hâc Ömer Efendi" olduğu ancak yedi yıl kadar süren araştırmalar sonunda anlaşılabilmiştir.

35- "Receb Çelebi Türbesi": "Hacı İlyas Mahallesi"nde şose yolu üzerinde, "Şehzadegân Türbesi"nin sırasında, batı tarafında, dört köşe bir bahçedir. Bahçenin ortasında dört yanı taş, ortası toprak bir kabir, güney tarafında da iki kabir daha vardır. Taş kabrin sahibinin büyük şeyhlerden "İbrâhim bin Alî el-Eşca'" olduğu üzerinde kazılıdır; yanında mahalleye adını veren "Sadreddîn Receb Çelebi" ile onun torunu, ünlü âlimlerden "el-Hâc Bayrâm Efendi"nin gömülü olduğu araştırmalar sonucunda anlaşılmıştır.

36- "Selâmet Hâtun Türbesi": Dersi Tamam Türbesi'nin kıble tarafında, yani güneybatısında ve tahminen yirmi metre kadar ilerisinde özel bir hücredir. İçinde Amasya kadısı, "Molla Beylik" diye tanınan "Nizâmeddîn Abdurrahmân Çelebi"nin kızı, kadınların faziletlilerinden "Selâmet Hâtun" gömülüdür. "İnekler Türbesi" bahsinde arz edildiği gibi, Nuh tufanı zamanından kalma bir hanım değildir. 857 [1453] yılında yaptırdığı zaviyesi "Şefîk Paşa" tarafından haksız yere sahiplenilip bahçeye çevrildiğinden yok olmuş, yalnız türbesi korunabilmiştir.

37- "Sultan Mesud Türbesi": Yukarı Pazar'ın batı yanında, Receb ve Üçler mahallelerinin önünü oluşturan ve "Narlı Bahçe" adıyla tanınan mezarlığın güney tarafında; büyük, her yanı taştan yapılmış, son derece sağlam, batıya bakan cephesi şaşırtıcı bir ustalıkla işlenmiş, kareye yakın dikdörtgen biçimli, eşsiz güzellikte bir türbedir. Kuzeyden güneye doğru uzanır; içte ortasında bir kemer bulunur, iki kubbesi vardır; dıştan ise kubbelerin üstü düzdür.

Türbenin içinde sanduka ya da şebekeye ait hiçbir şey yoktur; en ucunda "Yörgüç Paşa"nın iki kızı gömülüdür. Altının tamamen mahzen olduğu dikkate alınırsa, adı geçen sultanla birlikte birkaç Selçuklu şehzadesinin burada gömülü olduğu anlaşılır. Türbenin durumu, bir metre kadar toprağa gömüldüğünü göstermektedir. Cephesindeki iki yan sütunun üzerinde birçok kimsenin çiçek sandığı bir kitabe vardır ve girift kûfî yazıyla yazılmıştır. Yazıların aşağıdan onda ikisi kadarı toprağa gömülü olduğundan okunması çok güçtür. Bu türbede "Selçuklu Sultan Mesud"un gömülü olduğu kesin ise de diğer şehzadelerin burada gömülü olduklarına dair bir işaret yoktur. Türbenin birkaç kez yangın geçirdiği cephesinin kararmasından anlaşılmaktadır; içindeki sanduka ya da şebekenin bu gibi doğal felaketlerde yok olduğu şüphesizdir. Selçuklu hükümdarlarından Amasya Simresi'nde gömülü "Birinci Sultan Mesud" ile Havza Simresi'nde gömülü "İkinci Sultan Mesud"un kabirlerinde Kur'an cüzleri okunması şartıyla bunlara vakfedilmiş köylerin, Amasya'da Aydoğdu, Efte, Kocaoğlan ve Tatar, Havza'da Şeyh Savcı, Kapaklar ve Konac köyleri olduğu kayıtlıdır; "Birinci Sultan Mesud"un adı da sütunun üzerinde kazılıdır.

38- "Sinan Efendi Türbesi": "Üçler Türbesi"nin yakınında bir evin içindedir. Orada âlimlerin önde gelenlerinden, Harem şeyhi ve "Tebyînü'l-Mehârim" tefsirinin yazarı "eş-Şeyh Sinâneddîn Yûsuf el-Halvetî" gömülüdür.

39- "Şâdgeldi Paşa Türbesi": "Halifet Gazi Mezarlığı"nın içinde eski ve sağlam bir kubbedir. Türbenin batıya bakan cephesi tamamen açıktır; üstü balık sırtı biçiminde taştan yapılmıştır. Biçimine ve yapım tarzına bakılırsa Dânişmendli hükümdarları devrindeki türbelere çok benzediğinden, burada Dânişmendli hükümdarlarından ya da vezirlerinden birinin gömülü olduğunu hatırlatmaktadır. Burada "Emîr Seyfeddîn Sungur bin Tabuk", ortada Amasya hükümdarı "Şemseddîn Şâdgeldi Pâdişâh bin Kutlu", bunun kuzeyinde de büyük âlimlerden "Saîdeddîn Mevhûb bin ez-Ziyârî" ile "Osmân Paşazâde Hüseyin Bey" ve "Assı Hâtun" gömülüdür. İçinde gömülü olanların ölüm tarihlerinden, bu türbenin adı geçen hükümdarın yaptırdığı türbe olmayıp ondan iki yüz yıl ya da daha fazla önce yapıldığı anlaşılmaktadır.

40- "Şirvânî Türbesi": "Şamlar Mezarlığı"nın üstünde, kendine ayrılmış bir çevre içinde, güzel bir yerdedir. Türbe kâgir iki kubbelidir; batı tarafı mescit, doğu tarafı türbedir. Bu türbeyi eski sadrazam "Şirvânîzâde Mehmed Rüşdî Paşa" 1286 [1869-70] yılında yaptırmış, 1290 [1873-74] yılında da vakıflarını düzenlemiştir. İçinde babası "eş-Şeyh İsmâil Sirâceddîn Şirvânî" hazretleri, kardeşi, kadılık rütbesindekilerden eski İstanbul kadısı "es-Seyyid Ahmed Hulûsî Efendi" ve eniştesi "el-Hâc Îsâ Rûhî Efendi" gömülüdür.

41- "Şehzade Türbesi": Narlı Bahçe Mezarlığı'nın kuzeybatısında, dört taş direk üzerine oturtulmuş taştan bir kubbedir. Amasya'da gömülü olduğu "Behcetü't-Tevârîh"te yazılı olan "Sultan İkinci Murad Han" hazretlerinin birinci şehzadesi "Sultan Ahmed"in burada gömülü olduğu, buraya "Şehzade Türbesi" denmesinden anlaşılır. Hiçbir yanında kitabeye dair bir şey yoktur. Türbenin güneyinde, dışarıda gömülü olduğu görülen kişi beylerden "Yahyâ Bey"dir.

42- "Şehzadegân Türbesi": Şâmîce Mahallesi önündeki şose yolunun kuzey tarafında, Hacı İlyas Mahallesi'nde İnehan önüne giden yolun batı tarafında, köşe başında, yine dört taş direk üzerine oturtulmuş sağlam bir kubbedir. Bu türbe defalarca onarılmış, en son 1314 [1896-97] yılında "Gürcüzâde Mehmed Necîb Bey" tarafından onarılmış olduğundan bakımlı ve yenilenmiş durumdadır. İçinde "Çelebi Sultan Mehmed Han" hazretlerinin şehzadesi "Kâsım Çelebi", ondan sonra vefat eden şehzade "Mehmed Çelebi bin Sultan Bâyezîd Hân", ondan sonra vefat eden şehzade "Mehmed Şâh Çelebi bin Süleyman Çelebi" ve şehzade "Mustafa Çelebi bin Süleyman Çelebi"nin gömülü olduklarını kitabeleri kanıtlamaktadır.

43- "Şehitler Türbesi": İki tane olarak bilinir; biri yukarıda açıklanan Burmalı Minare içindeki "Cümûdâr Türbesi", öteki de Torumtay Camii içindeki özel bir hücredir. Bu hücre, sekiz kadar taş basamakla inilen derin bir taş odadır; doğuya bakan kapısından başka ışık ve hava alacak penceresi ya da deliği yoktur. İçinde biri güneyde, öteki kuzeyde konmuş iki tabut vardır; ikisinin arası açıktır. Üstü kapalı olan bu tabutların içinde birçok insan başı, kolu, bacağı ve başka uzuvları bulunur; etleri kemiklerinin üzerinde kurumuş gibi durmaktadır. Bu duruma göre iki tabutun içinde beş altı kadar insan cesedi konmuş olduğu anlaşılır.

Bu taş odanın üzerinde, içinde gömülü olan kişilerin şebekeleri ve taş sandukaları vardır; tam odanın üzerine gelen şebekeler dört tane ise de bunların doğu tarafında başka bir özel hücrede sekiz kadar kişinin gömülü olduğunu şebekeleri kanıtlamaktadır. Bunların kim olduklarına dair şebekelerin ve sandukaların üzerinde kitabe olmadığından başka kazılı bir işaret de bulunamadı. Fakat merhum "Torumtay"ın oğlu "Emîr Sinâneddîn Mûsâ", torunu "Emîr Celâleddîn Mehmed Pervâne Bey" ve soyundan Amasya emiri "Zeyneddîn Yakub Şâh-ı Rûmî" ile bunların torunlarının burada gömülü oldukları kuvvetle tahmin edilmektedir.

44- "Şeyh Hüsâmeddîn Türbesi": Kamereddîn Mahallesi'nin üstünde, Hekim Çelebi Mahallesi önünde, Hızır Paşa'ya giden yol üzerindedir. Kare biçimli ve yüksektir; üstü açıktır. Orada "Akdağîzâde eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi" ile oğlu "Muhyiddîn Efendi"nin gömülü olduğu kayıtlardan bilinmektedir. Diğer "Şeyh Hüsâmeddîn Türbesi" de "Hoca Sultan" üstünde bir bahçenin içindedir ve orada "Sonusalı Şeyh Hüsâmeddîn Hasan Efendi" gömülüdür.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • derûn: iç
  • halîle / kerîme / mahdûm / hafîd: eş / kız evlat / oğul / torun
  • medfûn: gömülü
  • mütevellî / tevliyet: vakıf yöneticisi / vakıf yöneticiliği
  • müceddeden: yeniden
  • zelâzil: depremler
  • vehn târî olmak: zayıflık, çürüme baş göstermek
  • hedm: yıkma
  • i'ânât-ı nakdiyye: para yardımları
  • sultân-ı mahlû': tahttan indirilmiş sultan (burada II. Abdülhamid)
  • ricâl ve nisâ: erkekler ve kadınlar
  • eslâf / ahlâf: öncekiler / sonradan gelenler
  • hazîre: cami ya da türbe yanında duvarla çevrili küçük mezarlık
  • sicillen mazbût: kadı sicilleriyle kayıt altına alınmış
  • müseddes / murabba' / müstatîl: altıgen / kare / dikdörtgen
  • sengîn: taştan
  • mahkûk: kazılmış, oyulmuş
  • meczûb: ilahî cezbeye kapılmış, akıl hâli olağan dışı sayılan derviş
  • tahtânî / fevkânî: alttaki / üstteki
  • meyyit: ölü
  • taharriyât-ı kuyûdiyye: kayıtlar üzerinde yapılan araştırmalar
  • mahrûtî: konik
  • şebeke: mezar üzerindeki taş ya da demir kafes, sanduka çerçevesi
  • avârız-ı kevniyye: doğal afetler
  • kırâ'at-ı eczâya meşrût: Kur'an cüzleri okunması şartına bağlı
  • kaviyyen maznûn: kuvvetle tahmin edilen

Türbe Listesinin Yeri ve Önemi

Bu bölüm, mukaddimenin önceki kısmında başlayan türbeler listesinin devamıdır ve on sekizinci maddenin ikinci yarısından kırk dördüncü maddeye kadar uzanır. Kadir Özköse, Hüsameddin'in kitabında yetmiş bir türbenin adını verip yerlerini ve içinde yatanları tek tek kaydettiğini, bunlardan on sekizinin Halvetî şeyhlerine ait olduğunu belirtir; Pîr İlyas, Pîr Sinan, Pîr Abdurrahman Çelebi ve Çelebioğlu türbeleri bu on sekiz arasındadır. Listenin asıl değeri, yazarın kitabeyi, mezar taşını ve sicili bizzat aramasındadır. "Dersi Tamam" türbesinde yatanın kimliğini yedi yıllık araştırmayla bulduğunu, Hoca Sultan'ın mezar taşını büyük güçlükle bir Ermeni evinde tespit ettiğini, Şâdgeldi Paşa türbesinde yatanları birkaç yıl süren incelemeyle belirlediğini anlatır. Böylece liste, bugün kaybolmuş ya da yeri unutulmuş pek çok mezarın tek kaydı hâline gelmiştir.

Pîr İlyas Türbesi ve Halvetîlik

Bugün "Yukarı Pirler Türbesi" adıyla da bilinen yapı, Çilehane Camii'nin güneyindeki Pirler Parkı içindedir. Bugünkü tanıtım kayıtları türbenin 1486'da Gümüşlüzâde Ahmed Bey tarafından yaptırıldığını, içinde Pîr İlyas'tan başka damadı Pîr Celâleddin Abdurrahman, torunu Pîr Hayreddin Hızır Çelebi ve ailelerinin yattığını, yapının 1688'de Gümüşlüzâde İbrâhim Paşa tarafından yenilendiğini, 1895 depreminin ardından yıkılıp sonradan yeniden yapıldığını söyler. Bu bilgiler yazarın tarihleriyle örtüşür: onun 1100 dediği onarım 1688-89'a, 1312 dediği yıkım da 1894-95'e karşılık gelir. Giriş kapısının üstünde yapının özgün kitabesiyle II. Abdülhamid dönemine ait onarım kitabesinin birlikte durması da yazarın anlattığı, padişahın kendi vakıflarından para verdiği onarımı doğrular. Bugünkü yapı enine dikdörtgen planlıdır; iç mekân iki sivri kemerle üç bölüme ayrılmış, her bölüm kubbeyle örtülmüştür ve batıdaki bölüm mihraplı bir mescit olarak kullanılır. Hüsameddin'in anlattığı "ortası türbe, iki yanı mescit" düzeni bu planın ta kendisidir.

Pîr İlyas, Halvetîliğin Osmanlı topraklarına girdiği ilk merkezin Amasya olmasını sağlayan kişi olarak görülür. Kadir Özköse'ye göre Halvetîliğin Amasya'ya ancak II. Bayezid'in şehzadelik yıllarında geldiğini söyleyen görüş yanlıştır; tarikat, Sadreddin Hıyâvî'nin halifesi olan Pîr İlyas (ö. 833/1429) eliyle şehre çok daha önce yerleşmiştir. Aynı aileden gelen ünlü bir isim de okurun dikkatini çekmeye değer: XV. yüzyılın önemli kadın şairi Mihrî Hatun, Pîr İlyas'ın torunudur. Babası "Belâyî" mahlaslı Kadı Hasan Amasyevî'dir. Türbede yatan "Yukarı Pîrler" ailesi, şehrin hem tasavvuf hem de edebiyat çevresinin içinden çıkmıştır.

Pîr Sinan ve "Şehre Küstü" Adı

Hüsameddin, Pîr Sinan Türbesi'nin Şehre Küstü Mahallesi'nin yukarısında olduğunu söyler; mahallenin adının nereden geldiği ise başka bir araştırmada açıklanır. Özköse'nin aktardığına göre Pîr Sinan Halvetî (ö. 957/1550), vaazlarında Amasya sancakbeyi Şehzade Mustafa'yı eleştirmeye cesaret edince vaaz vermekten men edilmiş, halkın da onun meclislerine gitmesi yasaklanmıştır. Şeyh buna küserek bütün görevlerini bırakıp inzivaya çekilmiş, müritleri onun için bir tekke yaptırmıştır. "Şehre Küstü" adı bu olayla anılır; bugün mahalle "Şehirüstü" adıyla bilinir. Aynı araştırmacı, Pîr Sinan'ın önce Mehmed Paşa Medresesi'nde müderris iken Habîb-i Karamânî'nin halifesi Seydi Halife'ye bağlanarak müderrisliği bıraktığını da kaydeder. Hüsameddin'in 38. maddede Tebyînü'l-Mehârim yazarı olarak andığı Sinâneddin Yûsuf ile bu Pîr Sinan'ın aynı kişi olup olmadığı metinden anlaşılmaz; aynı adı taşıyan iki ayrı türbe, iki ayrı kişiyi düşündürür.

Habîb-i Karamânî ve Hoca Sultan

Mehmed Paşa Camii yanındaki türbede yatan Habîb-i Karamânî, Seyyid Yahyâ-yı Şirvânî'nin halifesidir. Niğde'nin Ortaköy kasabasında doğmuş, Sultan Rükneddin Medresesi'nde müderris iken Şirvânî'ye bağlanmış, on iki yıl hizmetinde bulunduktan sonra icazet alarak Anadolu'ya gönderilmiştir. Çeşitli şehirleri dolaştıktan sonra Amasya'ya yerleşmiş, Mehmed Paşa'nın 890 [1485] yılında onun için yaptırdığı tekkede irşada devam etmiştir. Ölüm tarihi kaynaklarda 902 ya da 903 [1496-97] olarak geçer ve tekkesinin bahçesine gömülmüştür. Hüsameddin'in "eş-Şeyh Hasan Efendi" diye andığı kişi, Özköse'nin kaydettiği şeyhler sırasına bakılırsa Habîb-i Karamânî'nin oğlu Hasan Efendi olmalıdır; yanındaki "Seydî Ahmed Halîfe" de onun halifesi İmamzâde Seydî'dir. Bu eşleştirme bir çıkarımdır.

Hoca Sultan Tekkesi'ni, Şehzade Bayezid'in hocası Şemseddin Ahmed Çelebi 880 [1475] yılında yaptırmış, şeyhliğini de "Çelebi Halife" diye tanınan Cemâl-i Halvetî'ye vermiştir. II. Bayezid tahta çıkıp Cemâl-i Halvetî'yi İstanbul'a çağırınca tekkenin başına oğlu Bedreddin Mahmud Çelebi geçmiştir. Hüsameddin'in 26. maddede Çelebioğlu Türbesi'nde yattığını söylediği zat budur; 33. maddede Hoca Sultan diye anılan "tüccar" Şemseddin Ahmed Çelebi ile Özköse'nin "Şehzade Bayezid'in hocası" dediği kişi aynı addadır. Tekke bugünkü Fethiye Mahallesi civarında, eski Darüsselam Mahallesi'ndedir.

Burmalı Minare Türbesi ve Amasya Mumyaları

Bölümün en çok ilgi çekecek kısmı, Burmalı Minare Camii'nin yanındaki kümbette duran tabutlar hakkındaki tartışmadır. Hüsameddin bu ölülerin Pervâne Bey'in köleleri ya da ilk çağlardan kalma mumyalar olduğu yolundaki görüşleri reddeder; kayıtlara dayanarak türbenin Hülâgû'nun torunu Anadolu nazırı Cumudar'a ait olduğunu, yanında Amasya emiri İşboğa Noyin'in yattığını söyler. Bugün "Amasya mumyaları" diye bilinen ölülerin kimliği, büyük ölçüde onun bu tespitine dayanır. Amasya Müzesi'nin tanıtımlarında mumyalar Anadolu nazırı Şehzade Cumudar'a, Amasya emiri İşbuğa Noyan'a, İzzeddin Mehmed Pervâne Bey ile eşine ve çocuklarına mal edilir; toplam sekiz kişidir, dördü çocuktur ve XIV. yüzyıl İlhanlı dönemine tarihlenir.

Yazarın "1271 sıralarında Fethiye Camii altındaki mahzenden buraya taşındığını bilenler hâlâ yaşıyor" sözü de bugünkü bilgiyle uyuşur. Müze müdürlüğünün açıklamasına göre mumyalar 1855'te Fethiye Camii'nin bodrumunda tesadüfen bulunmuş, Burmalı Minare Camii'ne götürülmüş ve 1928'e kadar orada kalmıştır. Sonra II. Bayezid Medresesi'ndeki müze deposuna, 1952'de Yeşilırmak taşkınında zarar gördükten sonra Gökmedrese Camii'ne, 1980'de de yeni Amasya Müzesi'ne taşınmış; uzun süre müze bahçesindeki Sultan Mesud Türbesi'nde sergilendikten sonra ısı ve nemi denetlenen özel bir bölüme alınmıştır. Müze yöneticisi, 2003'te yapılan endoskopik incelemelerde çocukların hastalıktan öldüğünün, İşbuğa ile Cumudar'ın ise boğularak öldürüldüğünün anlaşıldığını söyler.

Burada bir çelişkiye dikkat çekmek gerekir. Hüsameddin, Pervâne Bey'in 675 [1276-77] yılında öldürüldüğünü, o tarihte caminin henüz yapılmadığını ileri sürerek Pervâne ailesinden ölülerin bu kümbete konmuş olamayacağını savunur ve Fethiye'den gelen tabutların, kiliseyi camiye çeviren Fetih Gazi ile oğlu Mahmud Gazi'ye ait olabileceğini düşünür. Bugünkü kimliklendirme ise Pervâne ailesini mumyalar arasında sayar. Öte yandan caminin tarihi de tartışmalıdır: kimi kaynaklar Selçuklu Sultanı II. Gıyâseddin Keyhüsrev zamanında 1237-1247 arasında vezir Ferruh tarafından yapıldığını söyler, kesin yapım tarihinin bilinmediğini de ekler. Kümbetin kime ait olduğu da aynı derecede açık değildir; bir görüşe göre içinde caminin banisi Ferruh Bey ile oğlu yatar ve halkın "Cumudar Türbesi" demesi oradaki mumyadan kaynaklanır, resmî kayıtlarda ise kümbet Şehzade Cumudar için yaptırılmış bir yapı olarak tanıtılır. Hüsameddin dipnotunda bu kümbetle Tâceddin Türbesi arasında biçim ve büyüklük bakımından tam bir benzerlik bulunduğunu, ikisinin aynı mimarın ya da birbirine akraba iki ustanın işi olabileceğini söyler. Cami iki yıl süren onarımın ardından 2 Ağustos 2024'te yeniden ibadete açılmıştır.

Halifet Gazi Türbesi: Yazarın Haklı ve Yanıldığı Yerler

Hüsameddin'in en uzun durduğu yapılardan biri Halifet Gazi Türbesi'dir; halk arasında "Hilfet Gazi" diye söylenir. Yazarın medrese kapısındaki kitabeden ve 622 tarihli vakfiyeden söz etmesi doğrudur: Aynur Durukan, medresenin kitabesine göre 606 [1209-10] yılında yapıldığını ve banisinin 622 [1225] tarihli vakfiyesinin elde bulunduğunu kaydeder. Halîfet Gazi aslen bir Dânişmendli emiridir; beyliğin yıkılmasından sonra Selçukluların hizmetine girmiş, I. İzzeddin Keykâvus zamanında Karadeniz sahil muhafızlığına, I. Alâeddin Keykubad zamanında 619 [1222] yılında Amasya valiliğine getirilmiş, ardından Erzurum valisi olmuş ve 1232'de Gürcülere karşı yapılan seferde şehit düşerek Amasya'daki türbesine gömülmüştür.

Yazarın yanıldığı nokta sandukanın süslemeleridir. Hüsameddin kız ve koyun başlarını eski Türk boy işaretleri olarak okur ve bunlardan emirin baba tarafından Kınık, anne tarafından Koyunlu boyundan geldiği sonucunu çıkarır. Bugünkü araştırmalar ise sandukanın Roma dönemine ait, sonradan yeniden kullanılmış mermer bir kadın lahdi olduğunu gösterir. Lahdin güney yüzünde kıvrık boynuzlu koç başları, bunlara bağlı çelenklere dayanan kanatlı erosla medusa başları vardır; kapağında kıvrımlı elbise giymiş uyuyan bir kadın tasviri ve köşelerinde akroterler görülür. Yazarın "kız başı" dediği figürler medusa ve eros tasvirleri, "koyun başı" dedikleri ise Roma lahitlerinde sık görülen koç başlarıdır. Bununla birlikte Hüsameddin'in asıl savunduğu fikir, yani yapının Hristiyan ya da putperest bir eser olmayıp bir Müslüman türbesi ve Selçuklu yapısı olduğu, bugün de kabul edilen görüştür.

Türbenin tarihi hâlâ tartışmalıdır. Yaygın kanaat onu XIII. yüzyılın ilk çeyreğine koyar; ancak Doğan Kuban yapıyı XII. yüzyılın ortasına, Albert Gabriel ve Oktay Aslanapa ise 540 [1145-46] yılına tarihlemiştir. Tanju Cantay, alt kattaki mekânın bir kiliseye bağlı mahzenli bir anıt mezar ya da mezar şapeli olabileceğini ileri sürer. Medresenin de Dânişmendnâme'ye göre kiliseden çevrildiği rivayet edilir.

Okurun dikkatini çekmesi gereken bir başka nokta, yazarın dipnotta anlattığı küçük bir olaydır. Hüsameddin, yapının Hristiyanlara ait olduğu ve sivri külâhının mahallenin üzerine yıkılma tehlikesi taşıdığı gerekçesiyle belediyenin türbeyi yıkmak üzere olduğunu, kendisinin Amasya mutasarrıfı Kemal Bey'e açıklama yaparak yıkımı önlediğini söyler. Bugün Amasya'nın en eski ve en tanınmış Selçuklu yapılarından biri sayılan türbe, belki de bu müdahale sayesinde ayaktadır.

Sultan Mesud Türbesi

Hüsameddin, Narlı Bahçe Mezarlığı'nın güneyindeki türbede Selçuklu Sultanı Mesud'un yattığını "kesin" olarak kabul eder ve sütun üzerinde "Birinci Sultan Mesud"un adının kazılı olduğunu söyler. Bu konuda bugünkü bilgi farklıdır. I. Mesud 550 [1155] yılında ölmüş ve Konya'da Alâeddin Camii avlusundaki türbeye gömülmüştür; TDV İslâm Ansiklopedisi'nin I. Mesud maddesi, sultanın türbesinin Amasya yakınında olduğu yolundaki sözün doğru olmadığını açıkça belirtir. Aynı kaynak I. Mesud'un Amasya yakınlarında Simre adlı bir şehir kurduğunu kaydeder; Hüsameddin'in "Amasya Simresi" ifadesi bu yerleşimle ilgilidir. Kimi kaynaklar bu yüzden yapıdan "Sultan Mesud'a ait olduğu ileri sürülen türbe" diye söz eder.

Yapının kendisi bugün Amasya Müzesi'nin bahçesindedir. XII. yüzyılda yapıldığı kabul edilen, dikdörtgen planlı, eyvan tipli bir Selçuklu türbesidir. Ön cephesi kesme taştan, öteki kısımları moloz taştan örülmüştür; üstü beşik tonozla örtülüdür ve tonoz ortadaki büyük bir kemerle desteklenmiştir. Batı tarafından alt kattaki mumyalık bölümüne inilir. Hüsameddin'in "altı tamamen mahzendir" tespiti bu bölüme karşılık gelir. Türbe uzun yıllar mumyaların sergilendiği yer olarak kullanılmış, mumyalar müzeye alındıktan sonra burada Osmanlı dönemine ait mermer sandukalar sergilenmeye başlamıştır.

Şâdgeldi Paşa ve Halkalı Dede

Şâdgeldi Paşa Türbesi bugün Halifet Gazi Türbesi'nin karşısında, Kadılar Türbesi'nin güneybatısındadır. XIV. yüzyılda yapılmış, dikdörtgen planlı, eyvan tipli, kesme taş duvarlı ve tonozla örtülü bir yapı olarak tanıtılır ve Kadılar Türbesi'ne çok benzediği belirtilir. Hüsameddin, içinde yatanların ölüm tarihlerine bakarak yapının Şâdgeldi'den iki yüz yıl kadar önce yapıldığını, Dânişmendli dönemi türbelerine benzediğini ileri sürer. Bugünkü tanıtımlar ise yapıyı Şâdgeldi Paşa'ya ait XIV. yüzyıl eseri olarak kabul eder; yazarın erken tarih önerisi kabul görmemiştir. Yazar dipnotunda burada ve Sultan Mesud Türbesi'nde kazı yapılırsa daha çok mezarın bulunacağından şüphe etmediğini de söyler.

Halkalı Dede Türbesi'nin adı bugün "Halkalı Evliya Türbesi" olarak geçer ve Şehirüstü Mahallesi'ndedir. Dört ayak üzerine oturan bir kubbeden oluşan, güney cephesi dışında yanları açık, baldaken tarzında bir yapıdır. Hüsameddin'in anlattığı halkalı taşlar ve çocukları yürütme inancı bugünkü kayıtlarda da aynen yer alır; yalnız taşların "eskiden" orada bulunduğu belirtilir. Türbede yatan kişi konusunda ise kaynaklar ayrılır: Hüsameddin onu, kitabesine dayanarak, Şâdgeldi Paşa'nın torunlarından Şâdî Bey'in kızı Sârû Hatun olarak tanıtır; bugünkü resmî tanıtım ise Şâdgeldi Paşa'nın torunlarından Reisü'l-asker Burak Bey'in kızı Şahruz Hatun'un mezarı olduğunu söyler. İki kayıt da kadını Şâdgeldi soyuna bağlar, fakat ad ve baba adı farklıdır.

Torumtay, Şirvânî ve Hacı Hamza Nigârî

Hüsameddin'in "Şehitler Türbesi" adıyla andığı ikinci yapı, Torumtay'ın Gök Medrese çevresindeki mahzenli türbesidir. Bugün Gök Medrese'nin karşısındaki Torumtay Türbesi'nin 1278'de Amasya valisi Seyfeddin Torumtay tarafından yaptırıldığı, içinde onun yanı sıra çocuklarının ve torunlarının mezarlarının bulunduğu kabul edilir. Bu bilgi, yazarın Torumtay'ın oğlu, torunu ve soyundan gelen emirlerin burada yattığı yolundaki tahminini destekler.

Şirvânî Türbesi'nde yatan Şeyh İsmâil Sirâceddin Şirvânî, Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolunu Kafkasya'da ve Osmanlı ülkesinde yayan önemli bir şeyhtir. Şirvan'ın Kürdemir köyünde 1782-83'te doğmuş, Rusların ilerleyişi üzerine müritleriyle Amasya'ya göç etmiş, bir süre Sivas'ta kaldıktan sonra 1841'de Amasya'ya dönmüş ve 1848'de vebadan ölerek Şamlar mezarlığına gömülmüştür. Oğlu Şirvânîzâde Mehmed Rüşdî Paşa Sultan Abdülaziz döneminde sadrazamlığa yükselmiş ve babasının kabri üzerine 1869-70'te bu türbeyi yaptırmıştır; bu tarih Hüsameddin'in verdiği 1286 yılıyla örtüşür. Türbede yatan kardeşi Ahmed Hulûsi Efendi İstanbul kadılığı ve Anadolu kazaskerliği yapmıştır.

27. maddedeki "Karabağlı Hacı Hamza Nigârî Efendi", XIX. yüzyılın tanınmış tasavvuf şairi Mîr Hamza Nigârî'dir. Karabağ'da doğmuş, Sivas'ta İsmâil Şirvânî'ye bağlanmış, uzun yıllar Amasya ve Merzifon'da müritler yetiştirmiş, 1885'te Harput'a sürgün edilmiş ve 1886'da orada ölmüştür. Vasiyeti üzerine naaşı Amasya'ya getirilmiştir. Bugünkü kayıtlara göre türbesi, müritlerinin 1894'te yaptırdığı ve "Azeriler Camii" diye de anılan caminin yanındadır; içinde Nigârî'nin, oğlu İsmâil Efendi'nin ve Mîr Hasan Efendi'nin tabutları bulunur. Hüsameddin'in kaydıyla örtüşen bu bilgide tek fark, Mîr Hasan'ın kimi kaynaklarda Nigârî'nin yeğeni olarak anılmasıdır; Hüsameddin onu halifelerinden sayar.

Doğrulanamayan Kayıtlar

Pîr Mehmed Çelebi, Tâceddin, Tekirdağlı Baba, Dersi Tamam, Receb Çelebi, Selâmet Hatun, Şehzade ve Şehzadegân türbeleri ile iki Şeyh Hüsâmeddin türbesi hakkında, okunabilen güncel kaynaklarda Hüsameddin'in verdiğinden fazla bilgiye rastlanmadı. Şehzadegân Türbesi'ndeki şehzade adları da, yazar bunları kitabelere dayandırdığı hâlde, bugünkü bir yayında doğrulanamadı.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 137–141. amasya.bel.tr
  • Türkiye Kültür Portalı, "Pir Sücaeddin İlyas Türbesi", "Sultan Mesud Türbesi", "Şadgeldi Türbesi", "Halkalı Evliya Türbesi", "Şirvanlı İsmail Türbesi". https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.