45- "Şeyh Zekeriyyâ Türbesi": Sarachâne Câmi-i şerîfi’nin şark tarafında kapının içinde bir hazîre-i mahsûsadır. Orada Saraclar Şeyhi kibâr-ı evliyâdan "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî" ve halîfesi olan "Pîr Zekeriyyâ-yı Halvetî" hazerâtı medfûnlardır. "Şeyh Zekeriyyâ-yı Halvetî" hazretlerinin türbesinde eczâ-yı şerîfe okunmak üzere "Hakala" nâhiyesinde kâ'in ve pederi "Şeyh Paşa"dan mevrûs iki çiftliğini 874'de vakf etmişdir.
46- "Saçlı Efendi Türbesi": Şark tarafından Sultân Bâyezîd [205] Câmi-i şerîfi avlusuna girilecek kapının karşısında hânesi derûnunda hücre-i mahsûsadır. Orada Amasya müftî-i meşhûru "Saçlı el-Hâc Mahmûd Efendi" medfûn olup bu türbeyi hayâtında yapdırmış olduğundan kendisi üzerinde kâ'in odada otururken bir zâ'irin fâtiha ihdâ eylediğini gördükde, "okuyunuz, muhtâc-ı rahmet bir adamdır" dediği menkûldür.
47- "Safâ Paşa Hâtun Türbesi": Şamlılar Mahallesi’nde şose yolu üzerinde kâ'in büyük çeşmenin arkasında etrâfı duvâr ile muhât ufak bir mevki'dir. Orada Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa"nın kerîmesi "Safâ Paşa Hâtun" medfûn olduğu vesâ'ik-i atîkada görülmüşdür. Yanında zevci olduğu zann edilen "Yahşî Bey" medfûn olup mu'ahharan vasiyyeti üzere târîhçesini yazan "Mustafa Vâzıh Efendi" bunların yanına defn edilmişdir.
48- "Taşköprülü Türbesi": Kağnı Pazarı’nda Üçler Mahallesi’nin yolu üzerinde kâ'in mescid-i şerîfin arkasında bir hücre-i mahsûsadır. Derûnunda "Taşköprülü eş-Şeyh el-Hâc Abdullah Efendi" ve cenûb tarafında vâki' hücre derûnunda mahdûmu "eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" medfûnlardır.
49- "Torumtay Türbesi": "Gök Medrese"yi hâvî câmii şerîfin şimâlinde şose yolu üzerinde muhteşem bir türbe-i sengîn olup Amasya'da bedâyi'-i âsâr-ı Selçûkiyye'den ma'dûddur. Hâricen dört tarafı [206] kabartmalı çiçeklerle müzeyyen ve kıbleye nâzır cebhesi daha muhteşem görülür. 677 târîhinde binâ edildiği kıbleye nâzır olan cebhesinde penceresi üzerinde mahkûkdur. Kitâbesi şudur:
عمر فى أيام دولة السلطان األعظم غياث الدنيا والدين أبوالفتحكيخسرو بن قليج ارسالن خلد هللا سلطانه العبد
الضعيف المحتاج إلى رحمة هللا طرمطاى بن عبد هللا غفر هللا له في سنة سبع و سبعين وستمأة¹⁷⁶
Kapısı şarka nâzır olan bu türbe-i âliyye gâyet yüksek olup taş merdiven ile çıkılır. Derûnunda Amasya vâlîsi beylerbeyi "Seyfeddîn Torumtay" medfûn olup sandûkası siyâh mermerden gâyet cesîm olarak yapılmış ve etrâfına "Âyetü'l-Kürsî" yazılmışdır. İsmi ve târîh-i vefâtı sandûkası üzerinde mahkûkdur. Sol tarafında evlâdından "Ya'kûb Çelebi" ve bunun mahdûmu "Mehmed Çelebi" ve bunun mahdûmu "Alâ'eddîn Çelebi" ve bunun mahdûmu "Ebûbekir Çelebi" ve sağ tarafında evlâd-ı Selçûkiyye'den Tâceddîn Gâzi Çelebizâde Sivas hâkimi "Kılıç Arslan-ı Selçûkî" ve ayak taraflarında Amasya vâlîsi iken mahnûkan vefât eden şehzâde "Sultân Alâ'eddîn Bey" mahdûmları "Tâceddîn" ve "Gıyâseddîn" Çelebiler medfûn oldukları dondurma kireç üzerinde mahkûk olan kitâbelerden anlaşılmakdadır. Oraya mu'ahharan defn edilen "Kılıç Arslan-ı Selçûkî"ye nisbetle "Kılıç Arslan Türbesi" de deniyor. [207]
50- "Ayşe Gâzi Türbesi": Şamlılar Mahallesi’nde Şeyh İsmâ'îl Şirvânî Türbesi’ne giden yolun şimâlinde bir mevki'-i mahsûsdur. İki kabri alacak cesâmetde şeklen murabba' olup etrâfı siyâha mâ'il taşdan yapılmışdır. Hükûmet-i Dânişmendiye mü'essisi "Melik Dânişmend Ahmed Gâzi" halîlesi "Gülnûş Bânû" ve kerîmesi "Ayşe Gâzi" medfûn olduğu an'anât-ı mahaliyedendir. Fakat bunların üzerine sonradan birkaç kimse defn edilmişdir.
51- "Ârif Efendi Türbesi": Çeribaşı Mezârlığı’nın içinden mürûr eden yolun cenûb tarafında bir bahçe derûnundadır. Orada Şehir Kethüdâsızâde "eş-Şeyh Mehmed Ârif Nakşbendî" ve yanında mahdûmu "eş-Şeyh Ahmed Kâmil Efendi" ve akrabâsı medfûnlardır. Onuncu karn-ı hicrî evâ'ili ricâlinden "Pîr Mehmed Çelebi" dahi burada medfûn olduğu şeyh-i müşârün-ileyhin baş tarafında konmuş olan taşın kitâbesinden anlaşılmakdadır.
52- "Abdurrahmân Baba Türbesi": Savakça Mahallesi’nin şark tarafında dağ kenârında bir mevki'-i mahsûs olup yakın vakitlere kadar ziyâretgâh-ı umûmî olduğu hâlde gâ'ib edilmişdir. Orada medfûn olan "Erzincânî Abdurrahmân-ı Halvetî" hazretlerinin zâviyesi ve önünde çeşmesi mevcûd iken mürûr-ı zamân ile cümlesi de zâyi' olmuşdur.
53- "Abdurrahmân Muslihî Türbesi": İskender Memi Çelebi Türbesi’nin şarkan hizâsında dört duvâr ile muhât bir bahçedir. Orada Amasya [208] kadısı "Molla Beylik Abdurrahmân Muslihî" ve pederi "Mehmed Şâh" ve mahdûmu "Mahmûd Çelebi" medfûn olup "Abdurrahmân Muslihî" tarafından eczâ-yı şerîfe vakf edilmişdir.
54- "Osmân Bey Türbesi": Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfi’nin şark-ı cenûbîsinde olup her tarafı taşdan ve kubbesi kârgîr olarak masnû' ve muhteşem bir türbe-i âliyedir. Derûnunda "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin şehzâdegânından Amasya vâlîsi "Sultân Ahmed"in şehzâdesi "Osmân Bey" medfûn olduğu kapısı bâlâsında mahkûk olan beyitlerden ve kuyûd-ı atîkadan anlaşılmakdadır. Türbedârı ve cüzhânları var idi.
55- "Acem Ali Türbesi": Acem Ali Mahallesi’nde Bâlî Bey Câmi-i şerîfi’nin kıblesinde kâ'in bahçe içindedir. Orada "Hoca el-Hâc Acem Ali Ağa" ve yanında bânî-i câmi "Bâlî Bey" ve hafîdi "Îsâ Bey" medfûnlardır.
56- "Ali Çelebi Türbesi": Ahi Sa'deddîn Mahallesi’nde yol üzerinde ufak bir bahçedir. Orada meşâhîr-i ulemâdan Amasya müftüsü "Mü'eyyedzâde Ali Çelebi" ve mahdûmu Amasya kadısı "Abdülkerîm Efendi" medfûndur. Ali Çelebi, türbesine eczâ vakf etmişdir.
57- "Îsâ Efendi Türbesi" dahi Üçler Câmi-i şerîfi’nin garb tarafında hânesi bahçesinde olup hulefâ-yı Nakşbendiye'den "eş-Şeyh Îsâ el-Kırîmî" medfûndur. [209]
58- "Fahreddîn Cevherî Türbesi": Ok Meydânı’nın cenûbunda vâki' mezârlığın içinde "Kurd Boğan Türbesi"nin garb tarafında dört duvârdan ibâretdir. Orada "Hoca Mehmed Cevherî" medfûn olup meşâhîr-i fuzalâdan "Cemâleddîn Aksarâyîzâde Fahreddîn İlyâs-ı Rûmî" yanında olduğu vesâ'ik-i atîkadan anlaşılmakdadır. "Fahreddîn Cevherî", her ikisinden mürekkeb bir halîta olduğu maznûndur. "Hoca Mehmed Cevherî" tarafından eczâ-yı şerîfe vakf edilmişdir.
59- "Kadılar Türbesi": Halifet Gâzi Mezârlığı’nın kenârında ve türbesinin karşısında bir kubbe-i cesîmedir. Şimâle nâzır ve yüksek olan cebhesi açık ve kubbesi balık sırtı şeklindedir. Derûnunda "Kadı Pîr Nizâmeddîn Mahmûd" ve "Kadı Pîr Şemseddîn Mehmed" ve diğer "Kedağra" kadısı "Şemseddîn Mehmed" ve Konya kadısı "'İzzeddîn Hasan" Çelebiler medfûnlardır.
60- "Kuba Evliyâsı Türbesi": Kuba Mahallesi’nde yüksek bir tepe üzerindedir. Etrâfı kârgîr duvâr ile muhât ve üstü ahşâb kiremidlik ile mestûr olup ufak bir hücredir. Burada a'izze-i kirâmdan ve sâdât-ı Hüseyniyye'den "Kubalı Çelebizâde eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî" medfûndur. Eczâ-yı şerîfe vakf edib türbedârı ve cüzhânları var idi.
61- "Kadem Paşa Türbesi": İltekin Bâğları üzerinde İltekin Gâzi [210] Türbesi’nin civârındadır. Orada Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa" kerîmesi "Kadem Paşa" demekle meşhûr "Cihân Hâtun" medfûndur. Bu hâtunun evkâfı ve eczâ-yı şerîfesi vardır.
62- "Kutub Türbesi": Yörgüç Paşa İmâreti’nin şark tarafında vâki' ufak mezârlığın içinde gûşe-i garbîsindedir. Kibâr-ı sulehâdan "Memi Dede" halîfesi "Kutub Dede" demekle meşhûr "eş-Şeyh Ahmed el-Halvetî" hazretleri medfûn olup sâhib-i keşf-i kubûr "Hacı Abdullahoğlu eş-Şeyh Mustafa Efendi" vasiyyeti üzere bu zâtın nezdine defn edilmişdir.
63- "Kurd Boğan Türbesi": Ok Meydânı’nın cenûbunda vâki' mezârlığın içinde cesîm ve kârgîr bir türbe-i âliyedir. Kubbesi ve etrâfı metîn ve temeli sengîn olup içinde kibâr-ı evliyâdan "Pîr İlyâs" hazretlerinin havâss-ı hulefâsından "Pîr Şerefeddîn Hamza-i Halvetî" hazretleri medfûndur. Evkâfı ve eczâ-yı şerîfesi olup türbedârı ve cüzhânları var idi. "Kurd Boğan" nâmıyla meşhûr olmasının sebebi bâb-ı sânîde zikr edilecekdir.
64- "Gül Çiçek Hâtun Türbesi": Câmi-i Enderûn Mahallesi’nde câmî'-i şerîfin taraf-ı garbîsinde kâ'in hücre-i mahsûsadır. Orada Amasya vâlîsi şehzâde "Sultân Ahmed"in halîlesi "Gül Çiçek Hâtun" medfûndur. Evkâfı ve eczâ-yı şerîfesi vardır. [211]
65- "Kemâl Paşa Türbesi": Aşağı Pîrler’in garb-ı cenûbîsinde yol üzerinde mezârlık içindedir. Etrâfı ve kubbesi kârgîr olup müşrif-i harâb bir hâlde duruyor. Derûnunda "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" vüzerâsından olup şeyhülislâm "Şemseddîn Ahmed Efendi"nin ceddi olan "Kemâleddîn Mehmed Paşa" ve mahdûmu "Süleyman Çelebi" ve "Sultân Selîm Hân-ı Evvel" hazretlerinin vüzerâsından olup Amasya'da maktûl olan "Dukakînzâde Ahmed Paşa"nın medfûn oldukları sicillen mazbûtdur. Bunların sandûkalarını orada ders okudan "Huzûrî Mehmed Efendi"nin kaldırdığını "Mustafa Vâzıh Efendi" yazıyor.
66- "Gümüşlüzâde Türbesi": Selağzı’nda kâ'in çeşmenin arkasında ufak bir hücre-i mahsûsadır. Derûnunda kibâr-ı sulehâdan "Gümüşlüzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî" hazretleri medfûndur.
67- "Mehmed Paşa Türbesi": Mehmed Paşa Câmi-i şerîfi’nin şark tarafında ayrıca bir mevki'dir. Etrâf-ı erba'ası ve kubbesi kârgîr olup kabrin sathı zemînden birbuçuk metre kadar yüksekdir. Derûnunda câmi-i şerîfin bânîsi vüzerâ-yı Osmâniye'den "Mehmed Paşa" ve kapısının önünde kâ'in taş merdivenin şimâlinde baş tarafda pederi "Hızır Paşa" medfûndur. Pederinin seng-i mezârında kitâbesi var ise de "Mehmed Paşa"nın yokdur. [212]
68- "Musliheddîn Türbesi": Üçler Mahallesi’nde İskender Memi Çelebi Türbesi’nin şarkan hizâsında kâ'in Abdurrahmân Muslihî Türbesi’ni hâvî bahçenin bir tarafı add edilmekdedir. Ancak muharrir-i âcizin taharriyâtına nazaran Abdurrahmân Muslihî ve pederi Mehmed Şâh ve mahdûmu Mahmûd Çelebilerin türbesi İskender Çelebi Türbesi’nin cenûben karşısında kâ'in büyük çeşmenin şarkan hizâsında yolun üzerinde görülen taşlar olup baş ve ayak taşları zâyi' olduğundan tamâmiyle hükm olunamadı. Bu bahçe derûnundakiler, Amasya müftüsü ve "Mahzenü'l-Fıkh" mü'ellifi "Musliheddîn Mûsâ Efendi" ve mahdûmu "Abdurrahmân Efendi" ve hafîdi "Mehmed Şâh Efendi" oldukları Amasya ziyâretgâhlarına pek ziyâde vâkıf olan zevâtdan menkûldür. El-ilmü indallâh.
69- "Mustafa Dede Türbesi": Küpceğiz Mahallesi’nin garb tarafında ve Şeyh Kırık Mahallesi’nin üzerinde kâ'in bir bahçedir. Orada kibâr-ı ulemâdan ve sâdât-ı kirâmdan Amasya müftî-i meşhûru "Tokatlı es-Seyyid eş-Şeyh Mustafa Efendi" ve mahdûmu "es-Seyyid İsmâ'îl Efendi" ve hafîdi kibâr-ı ulemâdan "es-Seyyid eş-Şeyh Osmân Efendi" medfûnlardır.
70- "Malatyalı Sûfî Türbesi": Çeribaşı Mezârlığı’nda eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi Türbesi’nin ittisâlinde olup etrâfı duvâr ile muhât bir bahçedir. Derûnunda kibâr-ı sulehâdan ve meşâhîr-i ulemâdan [213] "Malatyalı Sûfî Mehmed Efendi" ve şimâlinde pencere önünde mahdûmu Amasya müftüsü "Mehmed Hulûsî Efendi" ve bunların garb tarafında mürîd-i hâsı "İncezâde Hâfız Mehmed Ârif Efendi" ve bunun yanında mahdûmu kibâr-ı sulehâdan "Hâfız Ahmed Necîb Efendi" medfûnlardır.
71- "Melik Gâzi Türbesi": Bu nâm ile Amasya'da üç mevki'de türbe yeri gösterilmekdedir. Birincisi Şamlılar Mahallesi’nin garb tarafında yol üzerinde bulunan "Alagöz Baba Türbesi" olup burada "Melik Gâzi İsmâ'îl Dânişmendî"nin medfûn olduğu an'anât-ı mahalliyedendir. İkincisi "Şâdgeldi Paşa Türbesi" olup burada "Melik Gâzi" nâmında birinin medfûn olduğu haber verilmekdedir. Fakat taharriyâtda buna dâ'ir bir ma'lûmât bulunamadı. Üçüncüsü "Yörgüç Paşa İmâreti" civârında kâ'in mezârlığın şark tarafında olduğu haber verilmekde olup muharrir-i âcizin taharriyâtında orada zâviyenin bânîsi olan "Melik Gâzi" medfûn değildir.
Bu zâtın türbesi "Halifet Gâzi Türbesi"nin şarkan hizâsında olan murabba' ve ufak arsa-i hâliye olduğu hafriyâtdan anlaşılmakdadır. Orada vüzerâ-yı Osmâniye'den olduğu seng-i mezârında mahkûk olan melikü'l-ümerâ "Gâzi İsmâ'îl Bey" ve evlâdı medfûndur. "Yörgüç Paşa" civârında bulunan zâviyenin bânîsi de bu zât olduğu vakfiyesinde muharrer olan isim ve evsâfdan anlaşılır. [214]
72- "Memi Dede Türbesi": Hacılar Meydânı’na gidecek yolun garben kenârında etrâfı duvâr ile muhât bir bahçedir. Orada kibâr-ı sulehâdan ve meşâhîr-i ulemâdan "Memi Dede" demekle meşhûr "eş-Şeyh Mehmed el-Halvetî" ve mahdûmu "eş-Şeyh İbrâhim Efendi" ve hulefâsından "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi" medfûnlardır.
73- "Mansûr Baba Türbesi": Abdullatîf Efendi'nin Kütübhânesi ittisâlinde Ak Hasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa’nın zâviyesi bahçesindedir. Bu bahçede meşâyih-i Halvetiyye'den "eş-Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi" ve yanında halîfesi "eş-Şeyh Mansûr Efendi" ve bunun mürîdi a'yândan "Kırmacızâde el-Hâc Mehmed Tevfîk Efendi" medfûnlardır.
74- "Mevlevîhâne Türbesi": Sarachâne Mahallesi’nin şark tarafında kâ'in Mevlevîhâne'nin içinde büyük bir hücre-i mahsûsadır. Orada "eş-Şeyh Mehmed Ârif Dede" ve "Alâ'eddîn Ali Dede" ve "Osmân Sâkıb Dede" ve "Arab Sâlih Dede" ve "Ahmed Dede" ve "Mehmed Sıdkî Dede" medfûn oldukları sicillât-ı şer'iyyeden anlaşılmakda ise de bunlardan ziyâde olan zevâtın kim oldukları anlaşılamadı. Her hâlde meşâyih-i Mevleviyye'den "Abdulkâdir Dede" ve "Mahmûd Dede"lerin de burada medfûn olduklarını zann ederim.
75- "Nasûh Baba Türbesi": Ok Meydânı’na giden yolun kıble tarafında bâğlar önündeki çevrim mezârlığın şark tarafında bir mevki'-i mahsûs [215] olup orada kibâr-ı sulehâdan "Sultân Bâyezîd Câmi-i şerîfi" imâmı vâ'iz-i meşhûr "eş-Şeyh Nasûh Efendi" ve kurbunda meşâyih-i fuzalâdan "Iydîzâde Mustafa Âkif Efendi" ve a'yândan "Çaycızâde el-Hâc Mehmed Efendi"nin mahdûmu "Mahmûd Efendi" medfûnlardır.
76- "Yediler Türbesi": Üçler Mahallesi’nin cenûb tarafında Sakâ Sokağı karşısında kâ'in sokağın arkasında ve mezârlığın duvârı dibinde bir mevki'-i mahsûsdur. "Şehzâde Sultân Ahmed" devrinde iştihâr eden yedi emîrlerin altısı burada medfûn olup biri olan Amasya müftî-i meşhûru "Koca Emîr es-Seyyid İbrâhim Efendi", İstanbul'da "Ebû Eyyûb-ı Ensârî" civârında medfûndur. Bu altılardan "Emîr Acem Gıyâseddîn Şîrâzî" ve "Küçük Emîr Sinan-ı Nîksârî" ve "Kubalı Emîr Şeref Hamza Çelebi" ve "Emîr Akîl Çelebi" olduğu muhakkak ve "Şehrî Emîr Mehmed Çelebi" ve "Emîr Mazlûm Melik Çelebi" olduğu meşkûkdur.
77- "Ya'kûb-ı Halvetî Türbesi": Gümüşlüzâde Mahallesi’nin üstünde "Pîr İlyâs-ı Halvetî Türbesi"ne giden yolun şimâlinde "Pîr İlyâs Mezârlığı"nın müntehâ-yı garbîsi karşısında köşe başında ufak bir mezârlık içinde mevki'-i mahsûsdur. Orada kibâr-ı meşâyih-i benâmdan "eş-Şeyh Ya'kûb-ı Halvetî" ve mahdûmu Amasya müftüsü "Mustafa Efendi" ve sâ'ir evlâd ve ahfâdı medfûnlardır. Diğer "eş-Şeyh [216] Ya'kûb Efendi" ve "eş-Şeyh Abdullah Efendi" de burada medfûn oldukları maznûndur.
78- "Yörgüç Paşa Türbesi": Câmi-i şerîfi kapısının garb tarafında yüksek ve taşdan masnû' bir hücre-i mahsûsadır. Orada Amasya vâlîsi vüzerâ-i Osmâniye'den "Yörgüç Paşa" ve yanında mahdûmu ümerâdan "Yûnus Bey" ve kerîmesi "Hundî Hâtun" medfûnlardır.
Amasya'da bunlardan mâ-adâ pek çok makâmât ve ziyâretgâh bulunmakda ise de onlar, tamâmiyle ma'lûm olmadığından yazılamadı. Ve türbeleri, makâmât-ı mahsûsası tahrîr edilen zevâtın terâcim-i ahvâli ve târîh-i vefâtlarını iş'âr eden kitâbeleri bâb-ı sânîde zikr ve tahrîr edilecekdir. İnşâallâh.
Her gûşe-i feyzinde birer âşık-ı şeydâ
Her kûy-ı kemâlinde birer şâir-i dânâ
Her zerre-i hâkinde biner feyz hüveydâ
Mestûr-ı kütübdür nice eş'âr-ı Amasya
Amasya, zamân-ı fethinden i'tibâren makarr-ı mülûk ve selâtîn, merkez-i ulemâ-yı müslimîn olduğu cihetle arzında kuvve-i celîle-i fâtıranın îdâ' buyurduğu füyûzât-ı mâddiye ve ma'neviyye cümlesinden olmak üzere Amasya'dan pek çok uşşâk ve şu'arâ zuhûr ederek her birinin eş'âr-ı güzîdesi tezâkir-i şu'arâda mestûr bulunmuşdur. [217]
Şimdiye kadar yazılan tezâkir-i şu'arâdan anlaşıldığı üzere Anadolu bilâdında Türk ilinde sırf Türk dili üzere ilk şi'ir (ezgi) söyleyen, Amasyalı "Babazâde Âşık Paşa"dır. Sekizinci karn-ı hicrî evâ'ilinde zuhûr eden bu zâtın Türk edebiyâtında açdığı çığırı, selâtîn-i Osmâniye'nin Amasya'ya olan inâyeti sâyesinde yine Amasyalılar neşr ve tevsî'e çalışdığı zâhir olur.
Amasya'da bu çığırı ta'kîb edenler içinde ma'lûm olanları "Divriklizâde Yârî" demekle meşhûr "Yâr Ali Çelebi"dir. Ba'dehû "Gümüşlüzâde Şemsî Paşa" ve "Âşık Paşalı Hamdî Çelebi" ve defterdâr "Gınâyî Çelebi" ve kâtib-i sultânî "Zihnî Çelebi" ve ulemâdan "Dakîkî Çelebi" ve Germiyânlı "Ahmed Çelebi", "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin Amasya'da icrâ-yı saltanat buyurduğu zamânlarda iştihâr etmişlerdir.
Bunların içinde "Ahmedî, Hamdî, Şemsî" meşhûr olup "Sultân Murâd Hân-ı Sânî" hazretlerinin devr-i hümâyûnlarında Amasya'da Nîsâburlu "Fettâhî" ve "Şeyhî Paşa" ve kudâtdan "Belâ'î Çelebi" ve "Sultân Mehmed Hân-ı Sânî" hazretlerinin devr-i hümâyûnlarında ricâlden "Fehmî Çelebi" ve "Sa'dî" ve nisâdan "Belâ'î Çelebi" kerîmesi "Zeyneb Hâtun" gâyet iştihâr etmişlerdir.
Hele "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin Amasya'da yirmi altı ve müte'âkiben şehzâdesi "Sultân Ahmed"in otuz iki sene kadar [218] vâlilikle bulundukları zamân, edebiyât-ı Osmâniye hâdimleri tekessür ederek "Tâcî, Âfitâbî, Figânî, Kutbî, Münîrî, Ca'ferî ve Sa'dî" çelebiler gibi fuzalâ-yı şu'arâ zuhûr etmişlerdir. Bunlardan "Tâcî Beyzâde Ca'ferî" ve "Sa'dî" çelebiler İstanbul'da nâdirü'l-emsâl olarak meşhûr olmuşlar idi. Nisâdan Amasyalı "Mihrî Hâtun" bu devrin bedâyi'indendir. "Sultân Selîm Hân-ı Evvel" hazretlerinin erkân-ı saltanatından ma'dûd olan Amasyalılardan "Rahîmî, Refîkî, Keşfî" ve "Rûhî" efendiler ilmen, edeben ve kalemen gâyet meşhûr olmuş ve "Sultân Süleyman Hân-ı Evvel" hazretlerinin devr-i hümâyûnlarında "Ânî, Hızrî, Zamânî, Fikrî" ve "Edâyî" gibi Amasyalı şu'arâ, o asrın fuzalâsı nezdinde mazhar-ı kabûl olarak iştihâr etmişlerdir. Bunlardan sonra "Hâtifî, Kelâmî", müte'addid "Abdî", "Şevkî", "Şeyhî" ve "Sıdkî" ve bunları ta'kîben "Iydî, Âtıf, Âkif, Sa'îd" ve "Nâ'ilî" ve ba'dehû "Kâşif, Sârim, Âsım" ve ba'dehû "Nigârî, Sâdık, Kâmil" efendiler ve isimleri derc edilmeyen pek çok şu'arâ Amasya sancağından zuhûr etmişlerdir.
Toprağı edilmiş ezelî aşk ile tahmîr
Hem cevher-i hüsn etmiş onun zâtını tenvîr
Her san'at u dânişde yetişdirdi meşâhîr
İbrâz-ı fezâ'il eder ahrâr-ı Amasya
"Zeyl-i Atâyî"de mezkûr olduğu üzere "Amasya kadîmen bir [219] menbet-i kerîm-i ulemâ-yı kirâm ve ma'den-i bî-adîl-i fuzalâ-yı benâm" olduğu münâsebetle ulûm ve sanâyi'-i beşeriyyenin her şu'besinde ihtisâs-ı tâm sâhibleri yetişdirmekde pek ziyâde ibrâz-ı semâhat etmiş bir şehr-i mübârek olduğuna bütün terâcim kitâbları şâhid-i âdildir. Sanâyi'-i nefîseden ma'dûd olan "Hat" san'at-ı bedî'asında Amasyalıların ibrâz eylediği mahâret-i hârikayı tanzîr değil taklîd edecek bir sâhib-i ihtisâs olmadığını bütün nefâyis-perverân-ı a'sâr teslîm etmekdedirler. Meşâhîr-i hattâtînden "İbrâhim Nefîsî" ve "Hüseyin Hâmid" ve "Müstakîmzâde Sa'deddîn" efendilerin tezkirelerinde Amasyalı olduğu mestûr olan "Yâkût-ı Musta'sımî" ile Amasyalı olduğu muhakkak olan "Şeyhzâde Hamdullâh Efendi"nin hutût-ı bedî'asını bu kadar hattâtân-ı cihân, cehd-i belîg etdikleri hâlde hiçbiri de taklîde muvaffak olamamışdır.
Hele "Üstâd" demekle meşhûr olan Amasyalı "Abdullah Efendi" ve "Pûlâd Dest" nâmıyla meşhûr olan Amasyalı "Köse Muhyiddîn Efendi" ve birâderi "Cemâleddîn Efendi" ve bunların pederleri "Celâleddîn Efendi" ve "Kıbletü'l-Hattâtîn" ve "Şeyhu'l-Hattâtîn" vasıflarıyla meşhûr olan "Hamdullâh Efendi"nin dâmâdı ve ammizâdesi "Şükrullâh Halîfe" ve Amasyalı "Abdullah-ı Sânî" ve "Mustafa Dede" ve "Dervîş Mehmed Dede"lerin emsâli memâlik-i Osmâniye'de pek nâdir olarak gelen hattâtân-ı cihândan oldukları müttefakdır. Müşârün-ileyh "Yâkût" ile "Hamdullâh"dan [220] her biri san'atında muhteri' olduğu gibi sanâyi'-i nefîseden diğer hatt-ı bedî'-i siyâkati dahi diğer Amasyalı "Tâcîzâde Ca'fer Çelebi" ihtirâ' eylediği târîhen müsbetdir. Her biri muhteri' olan şu üç hattâtın nazîri şimdiye kadar gelmemişdir. Tezâkir-i hattâtîn mütâla'a edenlerin ma'lûmu olduğu üzere "Hattâtân-ı Rûm" içinde en ziyâde hâ'iz-i şöhret kimselerin ekseriyâ "Amasyalı" oldukları görülmekdedir. Binâ'en-aleyh Fenn-i Bedî'-i Hat'da Amasyalılar "Üstâd-ı Küll" olmuşdur.
Tefsîr, Hadîs, Usûl, Fürû', Kelâm, Hikmet ve Mantık gibi ulûm-ı şer'iyye ve akliyyede Amasyalılardan pek çok erbâb-ı ihtisâsın zuhûr eylediği ma'rûzât-ı sâbıkanın tavsîfât-ı şâirâneden ibâret olmayıp birer hakîkat-i târîhiyye olduğuna şâhid-i belîgdir. Bu ulûmun kâffesinde sâhib-i ihtisâs olarak "Allâme" olan Amasyalılardan "Mü'eyyedzâde Abdurrahmân Efendi" ve "Tâcî Beyzâde Sa'dî Çelebi" ve "Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi" ve "Ca'fer Efendizâde Hızır Efendi" ve "Mustafa Âkif Efendi" ve "Següköylüzâde Mehmed Kâşif Efendi" gibi zevâtın akrânı memâlik-i Osmâniye'de gelmemiş gibidir. Hele Amasya'da medfûn olan "Kemâl Paşa"nın hafîdi "Ahmed Şemseddîn Efendi" müte'ahhirîn arasında müctehid-i mensûb olmak üzere tanınmış sîmâlardandır.
İlm-i tefsîrde sâhib-i ihtisâs olan Amasyalılardan [221] "İbrîzâde Molla Muhyiddîn Çelebi" ve imâm-ı meşhûr "Molla Bahşî Halîfe" ve kadı-asker "Muhaşşî Sinan Efendi" ve diğer şeyhu'l-harem "Sinan Efendi" ve "Emîr Müderris" demekle meşhûr "es-Seyyid Ahmed Efendi" ve sâhib-i tefsîr "Nâbî Efendi" kibâr-ı müfessirînden idiler.
İlm-i hadîsde sâhib-i ihtisâs olan Amasyalılardan şu zevât ile beraber "Şermîzâde Hâfız Osmân Takiyyeddîn Efendi" ve müftî-i asr "Şeyhî Mehmed Efendi" ve "Umdetü'l-Muhaddisîn" Amasyalı şeyhü'l-kurrâ "Yûsuf Efendizâde Abdullah Efendi"¹⁷⁷ ve muhaddis-i meşhûr "Mü'ezzinzâde Süleyman Efendi" ve "Sarı Ahmedzâde Hâfız Mehmed Efendi" kibâr-ı muhaddisînden idiler.
İlm-i usûl ve fürû'da sâhib-i ihtisâs olan Amasyalılar pek çok olup bunların içinde "Şeyh Hamîdzâde Hamîdeddîn Efendi" ve "Cemâlîzâde Alâ'eddîn Alî Efendi" ve "Şeyh İmâdzâde Musliheddîn Mûsâ Efendi" ve "İbrâhim Kemâleddîn Efendi" ve "Seydî Alizâde Kadı-asker Abdurrahmân Efendi" ve "Nefeszâde Mustafa Efendi" ve "Bayrâmzâde Kadı-asker Hasan Efendi" ve "Pîrîzâde Hüseyin Efendi" ve "Mütevellîzâde Ahmed Efendi" ve Çelebizâde Hüseyin Efendi" ve "Fenârcızâde el-Hâc Mehmed Efendi" kibâr-ı usûliyyîn ve fukahâdan idiler. [222]
İlm-i âlî-i tasavvufda sâhib-i ihtisâs olan Amasyalılardan "Gümüşlüzâde Pîr İlyâs-ı Halvetî" ve "Pîr Şerefeddîn Hamza-i Halvetî" ve "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî" ve "Pîr Abdurrahmân-ı Halvetî" ve "Cemâlîzâde Pîr Mehmed Çelebi Halife" ve "Mü'eyyedzâde Abdurrahîm Efendi", "Gümüşlüzâde Muhyiddîn Efendi", diğer "İmâmzâde Abdurrahîm Efendi" ve "Kutub Ahmed Efendi" ve "Kadızâde Küçük Mehmed Efendi" ve üstâd-ı asr olan "eş-Şeyh Sâlih-i Halvetî" ve "Şeyhzâde eş-Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi" kaddesallâhu esrârehüm hazerâtı pek meşhûrdur.
İlm-i kelâm ve hikmet ve mantık gibi fünûn-ı lâzımede sâhib-i ihtisâs olan Amasyalılar ta'dâdı müşkil bir yekûna bâliğ olmakdadır. Bâlâda ta'dâd olunan zevâtın ekserîsi bu fünûn-ı akliyyede dahi sâhib-i ihtisâs olup "Müftüzâde Sarı Osmân Efendi" ve "Abdullah Efendi" ve "Hâfız Mehmed Efendi" ve emsâli pek çok olduğundan bâb-ı sânî, ulûm ve sanâyi'in kâffe-i şu'abâtında gerek mütehassıs ve gerek mütetalli' olan zevâtın terâcim-i ahvâlini mütekeffil olmakla burada ta'dâddan sarf-ı nazar edilmişdir.
Günümüz Türkçesiyle
45- "Şeyh Zekeriyyâ Türbesi": Saraçhane Camii'nin doğu tarafında, kapının içinde, kendine ayrılmış bir hazîredir (çevresi çevrili küçük mezarlık). Orada Saraçlar Şeyhi, büyük velilerden "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî" ile onun halifesi "Pîr Zekeriyyâ-yı Halvetî" hazretleri gömülüdür. Şeyh Zekeriyyâ-yı Halvetî hazretleri, türbesinde Kur'an cüzleri okunmak üzere, "Hakala" nahiyesinde bulunan ve babası "Şeyh Paşa"dan kendisine miras kalan iki çiftliğini 874 [1469-70] yılında vakfetmiştir.
46- "Saçlı Efendi Türbesi": Sultan Bayezid Camii'nin avlusuna doğu tarafından girilen kapının karşısında, kendi evinin içinde ayrılmış bir odadır. Orada Amasya'nın meşhur müftüsü "Saçlı el-Hâc Mahmûd Efendi" gömülüdür. Bu türbeyi sağlığında yaptırmış olduğundan, onun üstündeki odada otururken bir ziyaretçinin kabre Fatiha okuduğunu görünce "Okuyunuz, rahmete muhtaç bir adamdır" dediği anlatılır.
47- "Safâ Paşa Hâtun Türbesi": Şamlılar Mahallesi'nde, şose yolu üzerindeki büyük çeşmenin arkasında, çevresi duvarla çevrili küçük bir yerdir. Orada Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa"nın kızı "Safâ Paşa Hâtun"un gömülü olduğu eski belgelerde görülmüştür. Yanında kocası olduğu sanılan "Yahşî Bey" yatmaktadır. Daha sonra, (Amasya) tarihçesini yazan "Mustafa Vâzıh Efendi" de vasiyeti üzerine bunların yanına defnedilmiştir.
48- "Taşköprülü Türbesi": Kağnı Pazarı'nda, Üçler Mahallesi'nin yolu üzerindeki mescidin arkasında kendine ayrılmış bir odadır. İçinde "Taşköprülü eş-Şeyh el-Hâc Abdullah Efendi", güney tarafındaki odada da oğlu "eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi" gömülüdür.
49- "Torumtay Türbesi": "Gök Medrese"yi de içine alan caminin kuzeyinde, şose yolu üzerinde görkemli bir taş türbe olup Amasya'daki Selçuklu eserlerinin en güzelleri arasında sayılır. Dışarıdan dört yanı kabartma çiçeklerle süslüdür; kıbleye bakan cephesi daha da görkemli görünür. 677 [1278-79] yılında yapıldığı, kıbleye bakan cephesindeki pencerenin üstüne kazınmıştır. Kitabesi şudur:
"Bu türbeyi, yüce sultan, dünyanın ve dinin yardımcısı, fetihler sahibi Keyhüsrev bin Kılıç Arslan'ın devleti günlerinde (Allah saltanatını ebedî kılsın), Allah'ın rahmetine muhtaç zayıf kul Torumtay bin Abdullah (Allah onu bağışlasın) 677 yılında yaptırmıştır" anlamındaki Arapça kitabe.
Kapısı doğuya bakan bu yüce türbe çok yüksektir, taş merdivenle çıkılır. İçinde Amasya valisi, beylerbeyi "Seyfeddîn Torumtay" gömülüdür; sandukası siyah mermerden çok büyük yapılmış ve çevresine Âyetü'l-Kürsî yazılmıştır. Adı ve ölüm tarihi sandukasının üzerine kazınmıştır. Sol tarafında çocuklarından "Ya'kûb Çelebi", onun oğlu "Mehmed Çelebi", onun oğlu "Alâeddîn Çelebi" ve onun oğlu "Ebûbekir Çelebi"; sağ tarafında Selçuklu soyundan Tâceddîn Gâzi Çelebizâde, Sivas hâkimi "Kılıç Arslan-ı Selçûkî"; ayak taraflarında da Amasya valisi iken boğularak ölen Şehzade "Sultan Alâeddîn Bey"in oğulları "Tâceddîn" ve "Gıyâseddîn" Çelebiler gömülüdür. Bu durum, dondurma kireç (alçılı kireç harcı) üzerine kazınmış kitabelerden anlaşılmaktadır. Sonradan oraya gömülen "Kılıç Arslan-ı Selçûkî"ye nispetle türbeye "Kılıç Arslan Türbesi" de denir.
50- "Ayşe Gâzi Türbesi": Şamlılar Mahallesi'nde, Şeyh İsmâil Şirvânî Türbesi'ne giden yolun kuzeyinde kendine ayrılmış bir yerdir. İki kabri alacak büyüklükte, kare biçimli olup çevresi siyaha çalan taştan yapılmıştır. Dânişmendli Devleti'nin kurucusu "Melik Dânişmend Ahmed Gâzi"nin eşi "Gülnûş Bânû" ile kızı "Ayşe Gâzi"nin burada gömülü olduğu yerel geleneklerdendir. Fakat bunların üzerine sonradan birkaç kişi gömülmüştür.
51- "Ârif Efendi Türbesi": Çeribaşı Mezarlığı'nın içinden geçen yolun güney tarafında, bir bahçenin içindedir. Orada Şehir Kethüdâsızâde "eş-Şeyh Mehmed Ârif Nakşbendî", yanında oğlu "eş-Şeyh Ahmed Kâmil Efendi" ve akrabaları gömülüdür. Onuncu hicrî yüzyılın başlarındaki ileri gelenlerden "Pîr Mehmed Çelebi"nin de burada gömülü olduğu, adı geçen şeyhin baş ucuna konmuş taşın kitabesinden anlaşılmaktadır.
52- "Abdurrahmân Baba Türbesi": Savakça Mahallesi'nin doğu tarafında, dağ kenarında kendine ayrılmış bir yer olup yakın zamanlara kadar herkesin ziyaret ettiği bir yer iken kaybedilmiştir. Burada gömülü "Erzincânî Abdurrahmân-ı Halvetî" hazretlerinin zaviyesi ve önünde çeşmesi varken zamanla hepsi yok olmuştur.
53- "Abdurrahmân Muslihî Türbesi": İskender Memi Çelebi Türbesi'nin doğusunda, aynı hizada, dört duvarla çevrili bir bahçedir. Orada Amasya kadısı "Molla Beylik Abdurrahmân Muslihî", babası "Mehmed Şâh" ve oğlu "Mahmûd Çelebi" gömülüdür. Abdurrahmân Muslihî tarafından (okunmak üzere) Kur'an cüzleri vakfedilmiştir.
54- "Osmân Bey Türbesi": Sultan Bayezid Camii'nin güneydoğusundadır. Her tarafı taştan, kubbesi kâgir olarak yapılmış görkemli ve yüce bir türbedir. İçinde Sultan II. Bayezid Han hazretlerinin şehzadelerinden Amasya valisi "Sultan Ahmed"in oğlu "Osmân Bey"in gömülü olduğu, kapısının üstüne kazınmış beyitlerden ve eski kayıtlardan anlaşılmaktadır. Türbedarı ve cüz okuyucuları vardı.
55- "Acem Ali Türbesi": Acem Ali Mahallesi'nde, Bâlî Bey Camii'nin kıble tarafındaki bahçenin içindedir. Orada "Hoca el-Hâc Acem Ali Ağa", yanında caminin banisi "Bâlî Bey" ve torunu "Îsâ Bey" gömülüdür.
56- "Ali Çelebi Türbesi": Ahi Sa'deddîn Mahallesi'nde, yol üzerinde küçük bir bahçedir. Orada meşhur âlimlerden Amasya müftüsü "Mü'eyyedzâde Ali Çelebi" ile oğlu Amasya kadısı "Abdülkerîm Efendi" gömülüdür. Ali Çelebi türbesine Kur'an cüzleri vakfetmiştir.
57- "Îsâ Efendi Türbesi" de Üçler Camii'nin batı tarafında, kendi evinin bahçesindedir; Nakşbendî halifelerinden "eş-Şeyh Îsâ el-Kırîmî" burada gömülüdür.
58- "Fahreddîn Cevherî Türbesi": Ok Meydanı'nın güneyindeki mezarlığın içinde, "Kurd Boğan Türbesi"nin batı tarafında, dört duvardan ibarettir. Orada "Hoca Mehmed Cevherî" gömülü olup meşhur faziletli kişilerden "Cemâleddîn Aksarâyîzâde Fahreddîn İlyâs-ı Rûmî"nin de yanında yattığı eski belgelerden anlaşılmaktadır. "Fahreddîn Cevherî" adının bu ikisinin adlarından birleşmiş bir karışım olduğu sanılmaktadır. Hoca Mehmed Cevherî tarafından Kur'an cüzleri vakfedilmiştir.
59- "Kadılar Türbesi": Halifet Gâzi Mezarlığı'nın kenarında, onun türbesinin karşısında büyük bir kubbeli yapıdır. Kuzeye bakan yüksek cephesi açık, kubbesi balık sırtı biçimindedir. İçinde "Kadı Pîr Nizâmeddîn Mahmûd", "Kadı Pîr Şemseddîn Mehmed", ayrıca "Kedağra" kadısı "Şemseddîn Mehmed" ile Konya kadısı "İzzeddîn Hasan" Çelebiler gömülüdür.
60- "Kuba Evliyâsı Türbesi": Kuba Mahallesi'nde yüksek bir tepe üzerindedir. Çevresi kâgir duvarla çevrili, üstü ahşap kiremit çatıyla örtülü küçük bir odadır. Burada saygıdeğer büyüklerden ve Hz. Hüseyin soyundan gelen seyyidlerden "Kubalı Çelebizâde eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin el-Halvetî" gömülüdür. Kur'an cüzleri vakfetmiş olup türbedarı ve cüz okuyucuları vardı.
61- "Kadem Paşa Türbesi": İltekin Bağları üzerinde, İltekin Gâzi Türbesi'nin yakınındadır. Orada Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa"nın kızı, "Kadem Paşa" diye meşhur "Cihân Hâtun" gömülüdür. Bu hatunun vakıfları ve okunmak üzere vakfettiği cüzler vardır.
62- "Kutub Türbesi": Yörgüç Paşa İmareti'nin doğu tarafındaki küçük mezarlığın içinde, batı köşesindedir. Salih büyüklerden "Memi Dede"nin halifesi, "Kutub Dede" diye meşhur "eş-Şeyh Ahmed el-Halvetî" hazretleri burada gömülüdür. Kabirdekilerin hâlini keşfettiğine inanılan "Hacı Abdullahoğlu eş-Şeyh Mustafa Efendi" de vasiyeti üzerine bu zatın yanına defnedilmiştir.
63- "Kurd Boğan Türbesi": Ok Meydanı'nın güneyindeki mezarlığın içinde büyük ve kâgir, yüce bir türbedir. Kubbesi ve çevresi sağlam, temeli taştır. İçinde büyük velilerden "Pîr İlyâs" hazretlerinin seçkin halifelerinden "Pîr Şerefeddîn Hamza-i Halvetî" hazretleri gömülüdür. Vakıfları ve cüzleri olup türbedarı ve cüz okuyucuları vardı. "Kurd Boğan" adıyla meşhur olmasının sebebi ikinci bölümde anlatılacaktır.
64- "Gül Çiçek Hâtun Türbesi": Câmi-i Enderûn Mahallesi'nde, caminin batı tarafındaki kendine ayrılmış bir odadır. Orada Amasya valisi Şehzade "Sultan Ahmed"in eşi "Gül Çiçek Hâtun" gömülüdür. Vakıfları ve okunmak üzere vakfettiği cüzler vardır.
65- "Kemâl Paşa Türbesi": Aşağı Pîrler'in güneybatısında, yol üzerinde bir mezarlığın içindedir. Çevresi ve kubbesi kâgir olup yıkılmak üzere bir hâlde durmaktadır. İçinde Sultan II. Bayezid Han'ın vezirlerinden olup şeyhülislâm "Şemseddîn Ahmed Efendi"nin dedesi olan "Kemâleddîn Mehmed Paşa", oğlu "Süleyman Çelebi" ve Sultan I. Selim Han hazretlerinin vezirlerinden olup Amasya'da öldürülen "Dukakînzâde Ahmed Paşa"nın gömülü oldukları sicillerde kayıtlıdır. Bunların sandukalarını orada ders okutan "Huzûrî Mehmed Efendi"nin kaldırdığını "Mustafa Vâzıh Efendi" yazıyor.
66- "Gümüşlüzâde Türbesi": Selağzı'ndaki çeşmenin arkasında küçük, kendine ayrılmış bir odadır. İçinde salih büyüklerden "Gümüşlüzâde eş-Şeyh Muhyiddîn Mehmed el-Halvetî" hazretleri gömülüdür.
67- "Mehmed Paşa Türbesi": Mehmed Paşa Camii'nin doğu tarafında ayrı bir yerdir. Dört yanı ve kubbesi kâgir olup kabrin yüzeyi zeminden bir buçuk metre kadar yüksektir. İçinde caminin banisi, Osmanlı vezirlerinden "Mehmed Paşa"; kapısının önündeki taş merdivenin kuzeyinde, baş tarafta da babası "Hızır Paşa" gömülüdür. Babasının mezar taşında kitabe varsa da Mehmed Paşa'nınkinde yoktur.
68- "Musliheddîn Türbesi": Üçler Mahallesi'nde, İskender Memi Çelebi Türbesi'nin doğu hizasındaki Abdurrahmân Muslihî Türbesi'ni içine alan bahçenin bir parçası sayılmaktadır. Ancak bu âciz yazarın araştırmalarına göre Abdurrahmân Muslihî, babası Mehmed Şâh ve oğlu Mahmûd Çelebi'nin türbesi, İskender Çelebi Türbesi'nin güneyde karşısındaki büyük çeşmenin doğu hizasında, yol üzerinde görülen taşlardır; baş ve ayak taşları kaybolduğundan kesin bir hüküm verilemedi. Bu bahçenin içinde yatanların, Amasya müftüsü ve Mahzenü'l-Fıkh yazarı "Musliheddîn Mûsâ Efendi", oğlu "Abdurrahmân Efendi" ve torunu "Mehmed Şâh Efendi" oldukları, Amasya ziyaretgâhlarını çok iyi bilen kişilerden nakledilmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
69- "Mustafa Dede Türbesi": Küpceğiz Mahallesi'nin batı tarafında ve Şeyh Kırık Mahallesi'nin üstünde bir bahçedir. Orada büyük âlimlerden ve saygıdeğer seyyidlerden, Amasya'nın meşhur müftüsü "Tokatlı es-Seyyid eş-Şeyh Mustafa Efendi", oğlu "es-Seyyid İsmâil Efendi" ve büyük âlimlerden torunu "es-Seyyid eş-Şeyh Osmân Efendi" gömülüdür.
70- "Malatyalı Sûfî Türbesi": Çeribaşı Mezarlığı'nda, eş-Şeyh Mehmed Ârif Efendi Türbesi'ne bitişik, çevresi duvarla çevrili bir bahçedir. İçinde salih büyüklerden ve meşhur âlimlerden "Malatyalı Sûfî Mehmed Efendi"; kuzeyinde, pencere önünde oğlu Amasya müftüsü "Mehmed Hulûsî Efendi"; bunların batı tarafında has müridi "İncezâde Hâfız Mehmed Ârif Efendi" ve onun yanında salih büyüklerden oğlu "Hâfız Ahmed Necîb Efendi" gömülüdür.
71- "Melik Gâzi Türbesi": Amasya'da bu adla üç yerde türbe yeri gösterilmektedir. Birincisi Şamlılar Mahallesi'nin batı tarafında, yol üzerinde bulunan "Alagöz Baba Türbesi"dir; burada "Melik Gâzi İsmâil Dânişmendî"nin gömülü olduğu yerel geleneklerdendir. İkincisi "Şâdgeldi Paşa Türbesi"dir; burada "Melik Gâzi" adında birinin gömülü olduğu haber verilmektedir, fakat araştırmalarda buna dair bir bilgi bulunamadı. Üçüncüsünün "Yörgüç Paşa İmareti" yakınındaki mezarlığın doğu tarafında olduğu haber verilmektedir; bu âciz yazarın araştırmalarına göre zaviyenin banisi olan "Melik Gâzi" orada gömülü değildir.
Bu zatın türbesinin, "Halifet Gâzi Türbesi"nin doğu hizasındaki kare biçimli, küçük, boş arsa olduğu yapılan kazılardan anlaşılmaktadır. Orada, mezar taşına kazınmış yazıdan Osmanlı vezirlerinden olduğu anlaşılan beylerbeyi "Gâzi İsmâil Bey" ile çocukları gömülüdür. "Yörgüç Paşa" yakınındaki zaviyenin banisinin de bu zat olduğu, vakfiyesinde yazılı ad ve niteliklerden anlaşılır.
72- "Memi Dede Türbesi": Hacılar Meydanı'na gidecek yolun batı kenarında, çevresi duvarla çevrili bir bahçedir. Orada salih büyüklerden ve meşhur âlimlerden "Memi Dede" diye meşhur "eş-Şeyh Mehmed el-Halvetî", oğlu "eş-Şeyh İbrâhim Efendi" ve halifelerinden "eş-Şeyh Hüsâmeddîn Hüseyin Efendi" gömülüdür.
73- "Mansûr Baba Türbesi": Abdullatîf Efendi Kütüphanesi'nin bitişiğinde, Ak Hasanzâde el-Hâc Hâfız Hasan Ağa'nın zaviyesinin bahçesindedir. Bu bahçede Halvetiyye şeyhlerinden "eş-Şeyh İbrâhim Hakkı Efendi", yanında halifesi "eş-Şeyh Mansûr Efendi" ve onun müridi, şehrin ileri gelenlerinden "Kırmacızâde el-Hâc Mehmed Tevfîk Efendi" gömülüdür.
74- "Mevlevîhâne Türbesi": Saraçhane Mahallesi'nin doğu tarafındaki Mevlevîhâne'nin içinde büyük, kendine ayrılmış bir odadır. Orada "eş-Şeyh Mehmed Ârif Dede", "Alâeddîn Ali Dede", "Osmân Sâkıb Dede", "Arab Sâlih Dede", "Ahmed Dede" ve "Mehmed Sıdkî Dede"nin gömülü oldukları şer'iyye sicillerinden anlaşılıyorsa da bunlardan başka burada yatanların kim oldukları anlaşılamadı. Her hâlde Mevlevî şeyhlerinden "Abdülkâdir Dede" ile "Mahmûd Dede"nin de burada gömülü olduklarını sanıyorum.
75- "Nasûh Baba Türbesi": Ok Meydanı'na giden yolun kıble tarafında, bağların önündeki çevrili mezarlığın doğu tarafında kendine ayrılmış bir yerdir. Orada salih büyüklerden, "Sultan Bayezid Camii" imamı, meşhur vaiz "eş-Şeyh Nasûh Efendi"; yakınında faziletli şeyhlerden "Iydîzâde Mustafa Âkif Efendi" ve şehrin ileri gelenlerinden "Çaycızâde el-Hâc Mehmed Efendi"nin oğlu "Mahmûd Efendi" gömülüdür.
76- "Yediler Türbesi": Üçler Mahallesi'nin güney tarafında, Saka Sokağı'nın karşısındaki sokağın arkasında ve mezarlığın duvarı dibinde kendine ayrılmış bir yerdir. "Şehzade Sultan Ahmed" devrinde ün kazanan yedi emîrin (seyyidin) altısı burada gömülüdür. Yedincisi olan Amasya'nın meşhur müftüsü "Koca Emîr es-Seyyid İbrâhim Efendi" İstanbul'da "Ebû Eyyûb-ı Ensârî" yakınında gömülüdür. Bu altı kişiden "Emîr Acem Gıyâseddîn Şîrâzî", "Küçük Emîr Sinan-ı Nîksârî", "Kubalı Emîr Şeref Hamza Çelebi" ve "Emîr Akîl Çelebi" oldukları kesin; "Şehrî Emîr Mehmed Çelebi" ile "Emîr Mazlûm Melik Çelebi" oldukları ise şüphelidir.
77- "Ya'kûb-ı Halvetî Türbesi": Gümüşlüzâde Mahallesi'nin üstünde, "Pîr İlyâs-ı Halvetî Türbesi"ne giden yolun kuzeyinde, "Pîr İlyâs Mezarlığı"nın en batı ucunun karşısında, köşe başında küçük bir mezarlık içinde kendine ayrılmış bir yerdir. Orada adı sanı bilinen büyük şeyhlerden "eş-Şeyh Ya'kûb-ı Halvetî", oğlu Amasya müftüsü "Mustafa Efendi" ve diğer çocukları ile torunları gömülüdür. Bir başka "eş-Şeyh Ya'kûb Efendi" ile "eş-Şeyh Abdullah Efendi"nin de burada gömülü oldukları sanılmaktadır.
78- "Yörgüç Paşa Türbesi": Camisinin kapısının batı tarafında, yüksek ve taştan yapılmış, kendine ayrılmış bir odadır. Orada Amasya valisi, Osmanlı vezirlerinden "Yörgüç Paşa", yanında beylerden oğlu "Yûnus Bey" ve kızı "Hundî Hâtun" gömülüdür.
Amasya'da bunlardan başka pek çok makam ve ziyaret yeri bulunmaktaysa da bunlar tam olarak bilinmediğinden yazılamadı. Türbeleri ve kendilerine ait makamları yazılan zatların hayat hikâyeleri ile ölüm tarihlerini bildiren kitabeleri ikinci bölümde anılıp yazılacaktır. İnşallah.
Her gûşe-i feyzinde birer âşık-ı şeydâ
Her kûy-ı kemâlinde birer şâir-i dânâ
Her zerre-i hâkinde biner feyz hüveydâ
Mestûr-ı kütübdür nice eş'âr-ı Amasya
(Bereketli her köşesinde birer çılgın âşık, olgunluk dolu her sokağında birer bilgili şair vardır; toprağının her zerresinde binlerce feyiz görünür. Amasya'nın nice şiirleri kitaplarda yazılıdır.)
Amasya, fethinden itibaren hükümdarların ve sultanların oturduğu yer, Müslüman âlimlerin merkezi olduğundan, Yaratıcı'nın yüce kudretinin bu toprağa bıraktığı maddî ve manevî feyizlerden biri olarak Amasya'dan pek çok âşık ve şair yetişmiş, her birinin seçkin şiirleri şair tezkirelerinde yazılı kalmıştır.
Şimdiye kadar yazılmış şair tezkirelerinden anlaşıldığına göre, Anadolu ülkesinde, Türk ilinde, saf Türk dilinde ilk şiiri (ezgiyi) söyleyen Amasyalı "Babazâde Âşık Paşa"dır. Sekizinci hicrî yüzyılın başlarında yetişen bu zatın Türk edebiyatında açtığı çığırı, Osmanlı sultanlarının Amasya'ya gösterdiği ilgi sayesinde yine Amasyalıların yaymaya ve genişletmeye çalıştıkları açıktır.
Amasya'da bu çığırı izleyenlerden bilinenler, önce "Divriklizâde Yârî" diye meşhur "Yâr Ali Çelebi"dir. Ardından "Gümüşlüzâde Şemsî Paşa", "Âşık Paşalı Hamdî Çelebi", defterdar "Gınâyî Çelebi", padişah kâtibi "Zihnî Çelebi", âlimlerden "Dakîkî Çelebi" ve Germiyanlı "Ahmed Çelebi", "Çelebi Sultan Mehmed Han" hazretlerinin Amasya'da hüküm sürdüğü zamanlarda ün kazanmışlardır.
Bunların içinde "Ahmedî, Hamdî, Şemsî" meşhurdur. "Sultan II. Murad Han" hazretlerinin devrinde Amasya'da Nişaburlu "Fettâhî" ve "Şeyhî Paşa" ile kadılardan "Belâî Çelebi"; "Sultan II. Mehmed Han" hazretlerinin devrinde ise devlet adamlarından "Fehmî Çelebi" ve "Sa'dî", kadınlardan da "Belâî Çelebi"nin kızı "Zeyneb Hâtun" çok ün kazanmışlardır.
Hele "Sultan II. Bayezid Han" hazretlerinin Amasya'da yirmi altı, ardından şehzadesi "Sultan Ahmed"in otuz iki yıl kadar valilikle bulundukları zaman, Osmanlı edebiyatının hizmetkârları çoğalmış; "Tâcî, Âfitâbî, Figânî, Kutbî, Münîrî, Ca'ferî ve Sa'dî" çelebiler gibi faziletli şairler ortaya çıkmıştır. Bunlardan "Tâcî Beyzâde Ca'ferî" ve "Sa'dî" çelebiler İstanbul'da eşi bulunmaz kişiler olarak ün kazanmışlardı. Kadınlardan Amasyalı "Mihrî Hâtun" bu devrin harikalarındandır. "Sultan I. Selim Han" hazretlerinin devlet erkânından sayılan Amasyalılardan "Rahîmî, Refîkî, Keşfî" ve "Rûhî" efendiler ilimde, edebiyatta ve kalemde çok meşhur olmuş; "Sultan I. Süleyman Han" hazretlerinin devrinde de "Ânî, Hızrî, Zamânî, Fikrî" ve "Edâyî" gibi Amasyalı şairler o asrın faziletli kişilerinin beğenisini kazanarak ün yapmışlardır. Bunlardan sonra "Hâtifî, Kelâmî", birkaç "Abdî", "Şevkî", "Şeyhî" ve "Sıdkî"; bunların ardından "Iydî, Âtıf, Âkif, Sa'îd" ve "Nâilî"; daha sonra "Kâşif, Sârim, Âsım"; sonra da "Nigârî, Sâdık, Kâmil" efendiler ve adları buraya yazılmayan pek çok şair Amasya sancağından yetişmiştir.
Toprağı edilmiş ezelî aşk ile tahmîr
Hem cevher-i hüsn etmiş onun zâtını tenvîr
Her san'at u dânişde yetişdirdi meşâhîr
İbrâz-ı fezâ'il eder ahrâr-ı Amasya
(Toprağı ezelî aşkla yoğrulmuş; güzellik cevheri de onun özünü aydınlatmıştır. Her sanatta ve her bilgide ünlüler yetiştirdi; Amasya'nın soylu insanları erdemlerini ortaya koyar.)
Zeyl-i Atâyî'de anıldığı üzere "Amasya eskiden beri değerli âlimlerin cömert bir yetişme yeri ve ünlü faziletli kişilerin eşsiz bir madeni" olduğundan, insanlığın bilim ve sanatlarının her dalında tam uzmanlık sahipleri yetiştirmekte çok büyük cömertlik göstermiş mübarek bir şehir olduğuna bütün biyografi kitapları adil birer tanıktır. Güzel sanatlardan sayılan hat sanatında Amasyalıların gösterdiği olağanüstü ustalığa nazire yapmak bir yana, onu taklit edebilecek bir uzman bulunmadığını bütün çağların sanat meraklıları kabul etmektedir. Meşhur hattatlardan "İbrâhim Nefîsî", "Hüseyin Hâmid" ve "Müstakîmzâde Sa'deddîn" efendilerin tezkirelerinde Amasyalı olduğu yazılı olan "Yâkût-ı Musta'sımî" ile Amasyalı olduğu kesin olan "Şeyhzâde Hamdullâh Efendi"nin eşsiz yazılarını, dünyanın bunca hattatı büyük çaba gösterdikleri hâlde hiçbiri taklit etmeyi başaramamıştır.
Hele "Üstad" diye meşhur Amasyalı "Abdullah Efendi", "Pûlâd Dest" (Çelik El) adıyla meşhur Amasyalı "Köse Muhyiddîn Efendi" ile kardeşi "Cemâleddîn Efendi", bunların babaları "Celâleddîn Efendi", "Kıbletü'l-Hattâtîn" (hattatların kıblesi) ve "Şeyhu'l-Hattâtîn" (hattatların şeyhi) vasıflarıyla meşhur "Hamdullâh Efendi"nin damadı ve amcasının oğlu "Şükrullâh Halîfe", Amasyalı "Abdullah-ı Sânî", "Mustafa Dede" ve "Dervîş Mehmed Dede" gibilerinin, Osmanlı ülkesinde pek nadir yetişen dünya çapında hattatlardan oldukları herkesin birleştiği bir husustur. Adı geçen "Yâkût" ile "Hamdullâh"tan her biri kendi sanatında yeni bir yol açmış olduğu gibi, güzel sanatlardan bir başka eşsiz yazı olan siyakat yazısını da bir başka Amasyalı, "Tâcîzâde Ca'fer Çelebi"nin icat ettiği tarihen sabittir. Her biri bir yol açıcı olan bu üç hattatın benzeri şimdiye kadar gelmemiştir. Hattat tezkirelerini okuyanların bildiği üzere "Rûm hattatları" (Osmanlı ülkesinin hattatları) içinde en çok şöhret kazananların çoğunlukla Amasyalı oldukları görülmektedir. Bu sebeple güzel hat sanatında Amasyalılar "herkesin üstadı" olmuştur.
Tefsir, hadis, usul, fürû (fıkıh), kelam, hikmet ve mantık gibi şer'î ve aklî ilimlerde Amasyalılardan pek çok uzmanın yetişmiş olması, buraya kadar arz edilenlerin şairane övgülerden ibaret olmayıp birer tarihî gerçek olduğunun açık bir tanığıdır. Bu ilimlerin hepsinde uzman olarak "Allâme" (çok büyük âlim) sayılan Amasyalılardan "Mü'eyyedzâde Abdurrahmân Efendi", "Tâcî Beyzâde Sa'dî Çelebi", "Kemâl Paşazâde Ahmed Şemseddîn Efendi", "Ca'fer Efendizâde Hızır Efendi", "Mustafa Âkif Efendi" ve "Següköylüzâde Mehmed Kâşif Efendi" gibi zatların dengi Osmanlı ülkesinde gelmemiş gibidir. Hele Amasya'da gömülü olan "Kemâl Paşa"nın torunu "Ahmed Şemseddîn Efendi", sonraki dönem âlimleri arasında "müctehid-i müntesib" (bir mezhebe bağlı kalarak içtihat eden âlim) olarak tanınmış simalardandır.
Tefsir ilminde uzman Amasyalılardan "İbrîzâde Molla Muhyiddîn Çelebi", meşhur imam "Molla Bahşî Halîfe", kazasker "Muhaşşî Sinan Efendi", bir başka Sinan Efendi olan Harem şeyhi "Sinan Efendi", "Emîr Müderris" diye meşhur "es-Seyyid Ahmed Efendi" ve tefsir sahibi "Nâbî Efendi" büyük müfessirlerdendi.
Hadis ilminde uzman Amasyalılardan, bu zatlarla birlikte "Şermîzâde Hâfız Osmân Takiyyeddîn Efendi", çağının müftüsü "Şeyhî Mehmed Efendi", "Umdetü'l-Muhaddisîn" (hadisçilerin dayanağı) unvanlı Amasyalı kurrâ şeyhi "Yûsuf Efendizâde Abdullah Efendi", meşhur hadisçi "Mü'ezzinzâde Süleyman Efendi" ve "Sarı Ahmedzâde Hâfız Mehmed Efendi" büyük hadisçilerdendi.
Usul ve fürû ilminde uzman Amasyalılar pek çok olup bunların içinde "Şeyh Hamîdzâde Hamîdeddîn Efendi", "Cemâlîzâde Alâeddîn Ali Efendi", "Şeyh İmâdzâde Musliheddîn Mûsâ Efendi", "İbrâhim Kemâleddîn Efendi", "Seydî Alizâde Kazasker Abdurrahmân Efendi", "Nefeszâde Mustafa Efendi", "Bayrâmzâde Kazasker Hasan Efendi", "Pîrîzâde Hüseyin Efendi", "Mütevellîzâde Ahmed Efendi", "Çelebizâde Hüseyin Efendi" ve "Fenârcızâde el-Hâc Mehmed Efendi" büyük usulcülerden ve fakihlerdendi.
Yüce tasavvuf ilminde uzman Amasyalılardan "Gümüşlüzâde Pîr İlyâs-ı Halvetî", "Pîr Şerefeddîn Hamza-i Halvetî", "Pîr Sun'ullâh-ı Halvetî", "Pîr Abdurrahmân-ı Halvetî", "Cemâlîzâde Pîr Mehmed Çelebi Halife", "Mü'eyyedzâde Abdurrahîm Efendi", "Gümüşlüzâde Muhyiddîn Efendi", bir başka Abdurrahîm Efendi olan "İmâmzâde Abdurrahîm Efendi", "Kutub Ahmed Efendi", "Kadızâde Küçük Mehmed Efendi", çağının üstadı "eş-Şeyh Sâlih-i Halvetî" ve "Şeyhzâde eş-Şeyh Ahmed Rüşdî Efendi" (Allah sırlarını kutsasın) hazretleri pek meşhurdur.
Kelam, hikmet ve mantık gibi gerekli ilimlerde uzman olan Amasyalıların sayısı, sayılması güç bir toplama ulaşmaktadır. Yukarıda sayılan zatların çoğu bu aklî ilimlerde de uzmandı; "Müftüzâde Sarı Osmân Efendi", "Abdullah Efendi", "Hâfız Mehmed Efendi" ve benzerleri de pek çok olduğundan ve ikinci bölüm, ilimlerin ve sanatların bütün dallarında gerek uzman gerek meraklı olan zatların hayat hikâyelerini üstlendiğinden, burada onları saymaktan vazgeçilmiştir.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- hazîre: cami ya da türbe yanındaki, çevresi çevrili küçük mezarlık
- hücre-i mahsûsa: kendine ayrılmış oda
- medfûn: gömülü
- eczâ-yı şerîfe: Kur'an cüzleri; "eczâ vakfetmek", kabir başında Kur'an okunması için gelir bağlamak
- cüzhân: vakıf karşılığı cüz okuyan kişi
- türbedâr: türbenin bakımına bakan görevli
- mevrûs: miras kalmış
- kerîme / mahdûm / hafîd: kız / oğul / torun
- halîle / zevc: eş, karı / koca
- vesâ'ik-i atîka / kuyûd-ı atîka: eski belgeler / eski kayıtlar
- an'anât-ı mahalliye: yerel gelenekler, yerel rivayet
- mahkûk: kazınmış
- mahnûkan: boğularak
- müşrif-i harâb: yıkılmak üzere
- sicillât-ı şer'iyye: kadı mahkemesi sicilleri
- sâhib-i keşf-i kubûr: kabirdekilerin hâlini bildiğine inanılan kişi
- tezâkir-i şu'arâ: şair tezkireleri, şair biyografisi kitapları
- muhteri': icat eden, yeni yol açan
- menbet: yetişme yeri
- müctehid-i müntesib: bir mezhebe bağlı kalarak içtihat eden âlim
Türbelerin Bugünkü Durumu
Bu sayfalar, Hüsameddin'in önceki bölümde başladığı türbe listesinin devamıdır ve alfabenin ikinci yarısındaki otuz dört türbeyi kapsar. Listeyi bugünle karşılaştırdığımızda, saydığı yapıların bir kısmının ayakta kaldığı, bir kısmının ise yalnız onun kaydıyla bilindiği görülür. Amasya'daki Halvetî tekke ve türbeleri üzerine çalışan Kadir Özköse, büyük ölçüde Hüsameddin'e ve İlyas Budak'ın Amasya ve Halvetilik kitabına dayanarak bunların bugünkü durumunu da not etmiştir. Buna göre Savakça (Savadiye) Mahallesi'ndeki Abdurrahman Baba Türbesi yakın zamana kadar şehrin önemli ziyaret yerlerinden biri iken yeri kaybolmuştur. Burada yatan Abdurrahman Celâleddin Erzincânî, Erzincanlı Kasım b. Ömer'in oğlu olup tasavvuf eğitimini Safiyyüddin Erdebîlî'nin yanında tamamlamış, Kutlu Şah'ın Amasya emirliği sırasında şehre gelip Savadiye'de bir tekke kurmuş ve 775 [1373-74] yılında vefat etmiştir. Hüsameddin'in onu "Halvetî" diye anması bu bilgiyle tam uyuşmaz; Erdebîlî'ye bağlanan bir şeyhin sonradan Amasya'nın Halvetî hafızası içinde anılması ilginç bir ayrıntıdır.
Selağzı'ndaki Gümüşlüzâde Türbesi'nden bugün hiçbir iz kalmamıştır. Hacılar Meydanı yolundaki Memi Dede Türbesi, yanından yol geçirilirken yıkılmış; bugün Tokat yolunun altında Memi Dede adına mermerden bir mezar bulunmaktadır. Abdullatif Efendi Kütüphanesi'nin bitişiğindeki Mansur Baba Türbesi, bugünkü belediye binasının yerindeydi ve ondan da bir eser kalmamıştır. Kutub Türbesi de Yörgüç Paşa Camii'nin doğusundaki eski mezarlıkla birlikte ortadan kalkmıştır. Kutub Dede diye bilinen Şeyh Ahmed Halvetî'nin, Bayezid Camii'nin batı kapısına açılan sokakta 1018 [1609] yılında bir tekke yaptırdığı, kendisinin de bu tekkenin ilk şeyhi olduğu kaydedilir. Buna karşılık Kuba Evliyası Türbesi büsbütün kaybolmamış, biçim değiştirmiştir: Hüsameddin'in "üstü ahşap kiremitle örtülü küçük bir oda" diye tarif ettiği yerde bugün Çakallar Mahallesi'nde, Amasyalı hayırseverlerin yaptırdığı kubbeli Kuba Camii bulunur ve Kubalı Çelebizâde Şeyh Hüseyin Halvetî'nin kabri bu caminin içindedir. Kubalı Çelebizâde, Pîr İlyas'ın oğlu Pîr Abdurrahman Çelebi'nin talebesi ve damadı olmuş; Atabey Gazi müderrisliği, Tokat ve Sivas kadılıkları yapmıştır.
Listenin başındaki Şeyh Zekeriyya Türbesi, Saraçhane Camii'nin bahçesinde aranmalıdır. Şeyh Zekeriyya'nın türbesine vakfettiği, babasından kalma Hakala'daki çiftlik bugünkü Suluova ilçesine bağlı Yolpınar köyündedir. Zekeriyya Halvetî, Pîr İlyas'tan sonra Amasya'da geniş nüfuz kazanan şeyhlerdendir; halifesi İğnecizâde Safiyyüddin Mahmud (Musa) Halvetî, şehzadeliği sırasında II. Bayezid'in güvenini kazanmış, Bayezid tahta çıkınca teklif ettiği yüksek görevleri kabul etmeyip Saraçhane Camii'nde tefsir ve hadis okutmaya devam etmiş ve 893 [1487-88] yılında vefat etmiştir. Ya'kûb-ı Halvetî Türbesi için Hüsameddin'in verdiği yer tarifi, Pîr İlyas Mezarlığı'nın batı ucu, Halvetî araştırmalarında aynen tekrarlanır; bugünkü durumuna dair bir kayda rastlanmadı.
Torumtay Türbesi ve Kitabesi
Listenin en önemli yapısı şüphesiz Torumtay Türbesi'dir ve bugün Gökmedrese Camii'nin karşısında ayaktadır. Kitabedeki 677 yılı 1278-79'a denk gelir. Kitabede adı geçen "Keyhüsrev bin Kılıç Arslan", IV. Kılıcarslan'ın öldürülmesinden sonra çocuk yaşta tahta çıkarılan ve 1266-1282 yılları arasında saltanat süren III. Gıyâseddin Keyhüsrev'dir; yani türbe, Moğol baskısının iyice ağırlaştığı ve devlet işlerinin fiilen Muînüddin Pervâne'nin elinde bulunduğu bir dönemde yapılmıştır. Torumtay, kaynaklarda 1267'de Amasya valisi olarak anılır; Gökmedrese Camii de onun eseridir.
Hüsameddin'in tarifi bugünkü mimarlık tarihi bilgileriyle örtüşür. Türbe dikdörtgen planlı, üzeri tonozla örtülü ve iki katlıdır; ağırlıklı olarak kesme taştan yapılmış, moloz taşla örülen iç duvarlar ve tuğla tonoz sıva altında kalmıştır. Merdivenler ve duvarları destekleyen payandalar beden duvarlarında çıkıntılar meydana getirir. Selçuklu türbelerinde süsleme genellikle kapı ve pencere çevresinde toplanırken burada yapının üst kısımlarına çıkarılmıştır. Hüsameddin'in "kıbleye bakan cephesi daha görkemli" sözü, bugün taş işçiliğinin en güzel örneği sayılan güney cephesini, özellikle bu cephenin iki üst köşesindeki yüksek kabartmaları anlatır. Alt kattaki cenazelikte Torumtay'ın sandukası ile üzerindeki celî yazılı ayetler hâlâ yerindedir.
Türbede yatanlar arasında Hüsameddin'in andığı "Amasya valisi iken boğularak ölen Şehzade Sultan Alâeddin Bey"in oğulları üzerinde durmak gerekir. II. Murad'ın oğlu Şehzade Alâeddin Ali 1442-1443 yıllarında Amasya sancakbeyliği yapmıştır. Ancak kimi kaynaklara göre şehzade 1443'te Karamanoğulları seferinden dönerken Bursa yakınında at kazası sonucu ölmüş ve Bursa'daki Muradiye Külliyesi'nde, II. Murad türbesine bitişik bir odaya defnedilmiştir. Hüsameddin'in cümlesi "boğularak" sözünü şehzadeye mi yoksa oğullarına mı bağladığı bakımından iki türlü okunabilir. Hangisi kastedilmiş olursa olsun, şehzadenin kendisinin Bursa'da yattığı bilgisiyle, oğullarının Amasya'da Torumtay Türbesi'ne gömülmüş olması çelişmez. Bu iki küçük şehzadenin ölüm sebebine dair Hüsameddin'den başka bir kayda incelediğimiz kaynaklarda rastlanmadı.
Kadılar ve Şadgeldi Türbeleri
Kadılar Türbesi bugün Gökmedrese (eski adıyla Recep) Mahallesi'nde, Halifet Gazi Türbesi'nin karşısında ayaktadır. Hüsameddin'in "kubbesi balık sırtı biçiminde" dediği örtü, aslında hafif şişkin sivri bir beşik tonozdur; kuzey cephesi bu tonozun dışarı açılmasıyla oluşan büyük bir kemerli eyvan şeklindedir. Yapının kitabesi yoktur. Sandukalardaki en erken tarihlere bakılarak 1369-1375 yılları arasında, Hacı Şadgeldi Paşa'nın Amasya emirliği döneminde yapıldığı kabul edilir. Sandukalardan birinde "İmâd" adının geçmesi ve bitişikteki Kadılar Çeşmesi'nin banisinin Mehmed bin İmâd olması, burada yatanların bu kadı ailesinden olduğunu düşündürür. İçeride bugün mezar taşı bulunmayan dört kabir ile iki çocuk kabri vardır; sandukalar ve mezar taşları Amasya Müzesi'ne taşınmıştır. İsmail Hakkı Uzunçarşılı türbede kadı ailesine ait yedi mermer sanduka bulunduğunu, küçük sandukanın Seyfeddin Sungur'a ait olduğunu yazar. Hüsameddin'in "Kedağra" diye andığı kaza, bugünkü Vezirköprü'dür. Bir ayrıntıya da dikkat çekelim: Kitabın bu baskısında Konya kadısının adı "İzzeddîn Hasan" olarak geçerken, Hüsameddin'e atıf yapan yeni bir çalışmada aynı kişi "İzzeddin Mehmed" diye anılmaktadır.
Hüsameddin'in iki türbe vesilesiyle andığı Şâdgeldi Paşa, Hacı Kutlu Şah'ın ikinci büyük oğlu olup 1359'dan 1381'deki ölümüne kadar Amasya emirliği yapmıştır. Önce Eretna Bey'e bağlı kalmış, onun ölümünden sonra fiilen bağımsız bir emirlik kurmuştur. Kendi türbesi, Kadılar Türbesi'nin güneybatısında, Halifet Gazi Türbesi'nin karşısında, ona çok benzeyen dikdörtgen planlı, tonozlu, eyvanlı bir XIV. yüzyıl yapısı olarak ayaktadır. Hüsameddin'in Şâdgeldi Paşa'nın kızları olarak andığı Safâ Paşa Hâtun ile "Kadem Paşa" diye bilinen Cihân Hâtun hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı. Safâ Paşa Hâtun'un yanına defnedilen Mustafa Vâzıh Efendi ise XIX. yüzyıl başında Amasya hakkında bir eser yazmış olan ve Hüsameddin'in sık sık başvurduğu yerli tarihçidir.
Şehzade Osman, Mehmed Paşa ve Kemal Paşa Türbeleri
Bayezid Camii'nin güneydoğusundaki Şehzade Osman Türbesi ayaktadır. Kare planlı ve kubbeli olan yapı, kesme taş ile üç sıra tuğla hatıllı bir duvar tekniğiyle örülmüş, önüne bir direğe dayanan ahşap bir giriş saçağı eklenmiştir. Hüsameddin'in sözünü ettiği, kapı üstündeki manzum kitabe bugün yerinde değildir; bu kitabenin ebced hesabıyla 919 [1513] yılını verdiği kaydedilir. Türbe, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in, 1513'te Yavuz Sultan Selim tarafından öldürtülen oğlu Şehzade Osman'a ait kabul edilir. Kimi kaynaklarda ise Osman'ın küçük yaşta öldüğü söylenir. İçinde bugün sanduka yoktur; oysa Uzunçarşılı burada mermer bir sanduka bulunduğunu yazmıştı.
Mehmed Paşa Türbesi konusunda Hüsameddin ile bugünkü araştırmalar arasında açık bir fark vardır. Caminin banisi, II. Bayezid'in veziri ve Şehzade Ahmed'in lalası Hızır Paşazâde Mehmed Paşa'dır (ö. 900/1495); caminin kitabesine göre inşaatı 891 Muharreminde [Ocak 1486] tamamlanmıştır. Türbe 4,60 x 3,85 metre boyutlarında, sekizgen kasnak üzerine oturan sekiz dilimli bir kubbeyle örtülüdür. Hüsameddin Mehmed Paşa'nın türbenin içinde, babası Hızır Paşa'nın ise dışarıda, kapı önündeki merdivenin yanında yattığını söyler. Bugünkü inceleme ise türbe içindeki lahdin kitabesiz olduğunu, Mehmed Paşa'nın mezarının türbenin dışında, kapının önündeki ikinci mezar olduğunu bildirir; ilk mezar babası Hızır Paşa'ya, üçüncüsü ise Halvetî şeyhi Habib Karamânî'ye aittir. Hüsameddin'in kitabesiz mezarı Mehmed Paşa'ya bağlaması bir tahmin olarak görünmektedir. Cami ve türbe 1939 depreminde harap olmuş, Vakıflar tarafından onarılmıştır.
Kemal Paşa Türbesi'ne dair Hüsameddin'in verdiği en önemli bilgi, Dukakinzâde Ahmed Paşa'nın burada gömülü olduğudur ve bu bilgi bugünkü kaynaklarca da doğrulanır. Yavuz Sultan Selim, Çaldıran zaferinden sonra kışı Amasya'da geçirmiştir. Ordu şehre girerken yeniçeriler ayaklanıp halkın mallarını yağmalamış, bir süre sonra Vezir Pîrî Mehmed Paşa ile padişahın hocası Halîmî Çelebi'nin evlerini basmışlardı. Yapılan tahkikatta tahrikçiler arasında 18 Aralık 1514'te sadrazamlığa getirilen Dukakinzâde Ahmed Paşa'nın da bulunduğu anlaşılmış; paşa önce azledilmiş, sonra 18 Muharrem 921 [4 Mart 1515] tarihinde öldürülmüş ve cesedi Kemalpaşazâde'nin dedesi Kemal Paşa'nın Amasya'daki türbesine gömülmüştür. Kemal Paşa'nın kimliğine gelince, torununun biyografisinde II. Bayezid'e lalalık yaptığı belirtilir; Hüsameddin'in onu "vezir" diye anması bu bakımdan genişletilmiş bir unvandır. Oğlu Süleyman Çelebi 879 [1474] yılında Amasya muhafızlığına tayin edilmiş ve Şehzade Bayezid'in maiyetinde bulunmuştur.
Hüsameddin'in "Amasya'da gömülü Kemal Paşa'nın torunu" diye övdüğü Kemalpaşazâde Ahmed Şemseddin Efendi (ö. 940/1534) ise Osmanlı'nın en büyük âlimlerinden biridir. Onun Amasyalı sayılması tartışmalıdır: Kimi kaynaklar Tokat'ta, kimileri Edirne'de doğduğunu yazar; Amasyalı olduğu görüşü ise doğrudan Hüsameddin'in kitabına dayanır. İlk öğrenimini Amasya âlimlerinden aldığı bilinmektedir. İstanbul'da vefat etmiş, Edirnekapı dışına defnedilmiştir.
Kurtboğan Türbesi
Ok Meydanı'ndaki Kurtboğan Türbesi bugün de ayaktadır ve bu meydanın yerinde artık tren istasyonu bulunmaktadır. Erken Osmanlı döneminden kalan yapı, dört büyük taş ayak üzerine oturan, tuğla geçişli ve kubbeli bir baldaken türbedir; Anadolu'daki en büyük baldaken türbelerden biri sayılır. İki farklı döneme ait mezar şahideleri Amasya Arkeoloji ve Mumya Müzesi'nde korunmaktadır. Hüsameddin'in adının sebebini sonraki bölüme bıraktığı "Kurtboğan" lakabı, halk arasında şöyle anlatılır: Şeyhin defnedildiği gece yeni kabirleri açan bir kurt onun mezarına da saldırmış, ertesi sabah ziyarete gelenler kurdu ölü, şeyhin elini de mezarın dışında bulmuşlardır.
Bugün türbede yatan Pîr Şerefeddin Hamza, kimi kaynaklarda Fâtih'in hocası Akşemseddin'in babası Şeyh Hamza ile aynı kişi kabul edilmektedir. Akşemseddin'in babasının, Sühreverdî soyundan gelen Şeyh Hamza olduğu ve oğluyla birlikte 799 [1396-97] yılında Anadolu'ya gelip o zaman Amasya'ya bağlı Kavak'a yerleştiği bilinmektedir. Ne var ki aynı kişi için başka yerlerde Amasya'ya 1383'te geldiği ve 1415'te öldüğü gibi birbirini tutmayan tarihler verilmektedir. Hüsameddin bu türbedeki zatı yalnızca Pîr İlyas'ın seçkin halifelerinden biri olarak tanıtır ve Akşemseddin'le bir bağ kurmaz. Bu özdeşleştirme yaygın olmakla birlikte, belgelerle ne ölçüde desteklendiği açık değildir.
Müeyyedzâde Ailesi
Ali Çelebi Türbesi'nde yattığını söylediği "Müeyyedzâde Ali Çelebi", ünlü âlim Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin babası Alâeddin Ali Çelebi'dir. Aile, Amasya'nın tanınmış Divriklizâdeler ailesine mensuptur ve "Müeyyedzâde" lakabını Kâzerûniyye şeyhi Şemseddin Müeyyed Çelebi'den alır. Alâeddin Ali Çelebi, Yâkut Paşa Zaviyesi'nin şeyhi idi; Şehzade Bayezid 865 [1461] yılında Amasya valiliğine gönderildiğinde onun nişancısı olmuştur. Hüsameddin'in onu "müftü" olarak anması bu bilgiden farklıdır. Oğlu Abdurrahman Efendi Safer 860'ta [Ocak 1456] Amasya'da doğmuş, Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiş, 922 [1516] yılında vefat ederek Eyüp'e defnedilmiştir. Hüsameddin'in şairler listesinin başına koyduğu "Divriklizâde Yârî", yani Yâr Ali Çelebi de aynı ailedendir; Hüsameddin kitabının üçüncü cildinde onu Müeyyedzâde'nin büyük dedesi ve Şemseddin Müeyyed Çelebi'nin damadı olarak tanıtır.
Şairler Listesi Üzerine
Hüsameddin'in Türkçe şiirin Anadolu'daki başlangıcını Amasyalı "Babazâde Âşık Paşa"ya bağlaması, onun Amasya sevgisinin en belirgin örneklerinden biridir. Âşık Paşa 670 [1272] yılında Kırşehir'de doğmuş, asıl adı Ali olan bir şair ve mutasavvıftır; 13 Safer 733 [3 Kasım 1332] tarihinde yine Kırşehir'de vefat etmiş ve orada, şehrin kuzeydoğusundaki bir tepede yapılan türbesine defnedilmiştir. Amasya ile bağı ailesinden gelir: Dedesi Baba İlyas, XIII. yüzyılda Horasan'dan gelerek Amasya'ya yerleşmiş ve Babaî ayaklanmasının önderlerinden olmuştur. "Babazâde" lakabı da bu Baba İlyas soyuna işaret eder. Ölüm yolculuğu da Amasya'ya dönüş yolunda, Kırşehir'de başına gelmiştir. Âşık Paşa'nın 730 [1330] yılında yazdığı on iki bin beyitlik Garibnâme, Anadolu'daki Türk tasavvuf edebiyatının en eski ve en etkili eserlerinden biridir ve halkı eğitmek amacıyla sade bir Türkçeyle yazılmıştır. Ancak bu eserde Yunus Emre ve Mevlânâ'nın etkisinin açıkça görülmesi, onu Türk dilinde "ilk şiir" saymanın mümkün olmadığını gösterir.
Kadın şairler konusunda Hüsameddin'in verdiği bilgiler bugünkü araştırmalarla karşılaştırılınca dikkate değer bir karışıklık ortaya çıkar. Hüsameddin, Fâtih devri şairi Zeyneb Hâtun'u "kadı Belâî Çelebi'nin kızı" olarak tanıtır. Oysa yeni araştırmalara göre Zeyneb Hâtun'un babası kadı Mehmed Çelebi'dir; bu konuda Hüsameddin'in "Belâî" adını verdiği de ayrıca not edilmektedir. "Belâyî" mahlasıyla şiir yazan Kadı Hasan Amasyevî ise Mihrî Hâtun'un babasıdır; Mihrî'nin dedesi de Halvetî şeyhi Pîr İlyas'tır. Belâî adının iki kadın şairin babasına birden bağlanmış olması, Hüsameddin'in iki aile bilgisini birbirine karıştırmış olabileceğini düşündürür. Zeyneb Hâtun'un son dönem kaynaklarında 879 [1474] yılında öldüğü yazılır ve kabrinin yeri bilinmemektedir; Hüsameddin'in onu Fâtih devrine yerleştirmesi bu tarihle uyumludur.
Mihrî Hâtun, Hüsameddin'in "bu devrin harikası" dediği şekilde, II. Bayezid'in ve ardından Şehzade Ahmed'in Amasya valilikleri sırasında şehzade sarayı çevresinde oluşan edebî muhitin en tanınmış simalarındandır. Hayatını Amasya'da geçirmiş, divanında da bunu dile getirmiştir. Ölüm tarihi bugünkü çalışmalarda genellikle 912 [1506] olarak verilir; fakat 27 Zilhicce 917 [16 Mart 1512] tarihinde II. Bayezid'e kaside gönderdiğine dair bir in'âmât defteri kaydı, bu tarihten sonra öldüğünü gösterir. Dedesi Pîr İlyas'ın tekkesindeki hazîreye defnedilmiştir. Divanında yaklaşık iki yüz elli gazel bulunur ve divanının II. Bayezid'in mührünü taşıyan bir nüshası bugün Süleymaniye Kütüphanesi'ndedir.
Hattatlar ve Siyakat Yazısı
Hüsameddin'in hat sanatı hakkındaki övgüleri arasında en dikkatle okunması gereken iddia, Yâkût el-Müsta'sımî'nin Amasyalı olduğudur. Yâkût, aklâm-ı sitte denilen altı yazı çeşidinin klasik ölçülerini belirleyen ve "kıbletü'l-küttâb" lakabıyla anılan büyük hattattır. Kaynaklara göre küçük yaşta Rum diyarından, yani Anadolu'dan esir olarak Bağdat'a getirilmiş, son Abbâsî halifesi Müsta'sım-Billâh tarafından satın alınmış ve nisbesini ondan almıştır. Amasyalı bir Türk ya da Rum asıllı olduğu ileri sürülmüşse de bunu destekleyen sağlam bir delil yoktur; Habeşî olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır. Bağdat'ta vefat etmiştir ve çağdaşlarının verdiği ölüm tarihi 698 [1299] yılıdır. Hüsameddin'in Yâkût için "tezkirelerde Amasyalı olduğu yazılıdır", Şeyh Hamdullah için ise "Amasyalı olduğu kesindir" diyerek iki ayrı derece kullanması, kendisinin de bu farkın bilincinde olduğunu gösterir.
Şeyh Hamdullah'ın Amasyalılığı ise gerçekten kesindir. Amasya'nın Eslem Hatun (halk arasında İslam, bugün Dere) mahallesinde doğmuştur; Müstakimzâde doğumunu 840 [1436] yılına koyarken başka araştırmacılar 830-833 [1426-1430] arasını verir. Amasya'da Hayreddin Mar'aşî'den aklâm-ı sitteden icazet almış, Şehzade Bayezid'in hat hocası olmuş, Osmanlı hat ekolünün kurucusu kabul edilmiştir. 926 [1520] yılında vefat etmiştir. Hüsameddin'in andığı "kıbletü'l-küttâb" ve "şeyhu'l-hattâtîn" unvanları kaynaklarda da geçer.
Siyakat yazısının Tâcîzâde Câfer Çelebi tarafından "icat edildiği" iddiası ise bugünkü bilgilerle bağdaşmaz. Siyakatin Abbâsîler zamanında ortaya çıktığı, Selçuklular ve başka İslâm devletlerinde kullanıldığı, İran yoluyla, özellikle İlhanlılar kanalıyla Osmanlılara geçtiği kabul edilmektedir. Osmanlılarda XV. yüzyılda idarî ve malî kayıtlarda görülen siyakat, Fâtih'in evkaf kâtibi Hüsâm-ı Rûmî ile Tâcîzâde Câfer Çelebi tarafından iyileştirilmiş ve resmî kayıtlarda yeni düzenlemeler yapılmıştır. Câfer Çelebi'nin payı bu bakımdan bir icat değil, önemli bir ıslahtır; aynı şekilde tuğra ve divanî yazılarını da ıslah ettiği, divan kitabetinde çığır açtığı belirtilir. Câfer Çelebi 856 Şabanında [Ağustos 1452] Amasya'da doğmuştur; ailesine dair tek kaynak yine Hüsameddin'in Nişancılar Durağı adlı eseridir. Yavuz Sultan Selim döneminde kazasker iken yeniçeri ayaklanmasının tahrikçilerinden sayılarak 8 Receb 921 [18 Ağustos 1515] tarihinde idam edilmiş, kardeşi Sa'dî Çelebi tarafından İstanbul Balat'taki mescidinin hazîresine defnedilmiştir. Hüsameddin'in şairler arasında andığı "Tâcî", bu iki kardeşin babası, Şehzade Bayezid'in Amasya'daki defterdarı Tâcî Bey'dir.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 142–147. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Kadir Özköse, "Amasya'da Bulunan Halvetiyye Tekkeleri", Akademiar Dergisi, sayı 5, Ankara 2018, s. 91-118. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606666
- Ali Sevim, "Keyhusrev III", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/keyhusrev-iii
- Semavi Eyice, "Beyazıt II Camii ve Külliyesi (Amasya)", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 6, İstanbul 1992, s. 40-42. https://islamansiklopedisi.org.tr/beyazit-ii-camii-ve-kulliyesi--amasya
- Ebru Karakaya, "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-pasa-kulliyesi
- Abdülkadir Özcan, "Dukakinzâde Ahmed Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/dukakinzade-ahmed-pasa
- Şerafettin Turan, "Kemalpaşazâde", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/kemalpasazade
- Mustafa İsmet Uzun, "Akşemseddin", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/aksemseddin
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi
- Günay Kut, "Âşık Paşa", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/asik-pasa
- İsmail E. Erünsal, "Mihrî Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/mihri-hatun
- Hasan Aksoy, "Zeyneb Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/zeyneb-hatun
- Muhittin Serin, "Yâkût el-Müsta'sımî", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/yakut-el-mustasimi
- Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi, Şeyh", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1997. https://islamansiklopedisi.org.tr/hamdullah-efendi-seyh
- Muhittin Serin, "Siyâkat", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/siyakat
- İsmail E. Erünsal, "Tâcîzâde Câfer Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/tacizade-cafer-celebi
Resmî kaynaklar
Kitaplar
Diğer kaynaklar