İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar

MUKADDİME (6)

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 1. Cilt, s. 108–115 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

2- "Eski Kethüdâ Mahallesi": "Sultân Bâyezîd Hân Câmi-i Şerîfi"nin şark tarafında vâki' olup şarkan "Köprübaşı" ve garben "Sultân Bâyezîd Tâbhâne Sırası" ve cenûben "Bozahâne" ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. 835 târîhine kadar Amasya vâlîsi "Yörgüç Paşa"nın kethüdâsı olarak zâbıta-i belediyye ve adliyye vezâ'ifinde pek ziyâde adl ü şöhrete mâlik olan "el-Hâc Mehmed Ağa"nın irtihâlinde yeni gelen kethüdâ dahi "Mehmed Ağa" nâmında bir zât olduğundan evvelki "Mehmed Ağa"ya "Eski Kethüdâ" denmiş ve ikâmet eylediği bu mahalle "Eski Kethüdâ" nâmıyla şöhret bulmuş olduğu tetebbu'ât-ı târîhiyyeden anlaşılmışdır.

Bu mahallede mûmâ-ileyh eski kethüdâ "el-Hâc Mehmed Ağa" bir mescid-i şerîf binâ ve bedestân içinde sekiz kadar dükkân vakf ederek "Kapısı Kıble Mescidi" nâmıyla meşhûr olmuşdur. Hakîkaten kapısı kıble tarafına tesâdüf etmişdir. 1011 harîkında muhterik olarak "Hacı Efendi" demekle meşhûr kudâtdan "Çavuşzâde el-Hâc Mehmed Efendi" 1018'de müceddeden inşâ ve bedestân içinde üç dükkân vakf etmiş ve ba'dehû mahdûmu "Sarı Mehmed Ağa" 1057'de yine bedestânda kâ'in iki dükkânını vakf ederek pederinin vakfını tevsî' etmişdir. [107]

Dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarından "Hacı Efendizâde el-Hâc Ahmed Ağa" bu mescid-i şerîfin önünde ve hânesi ittisâlinde 1180'de ve a'yândan "Yeğenzâde Hüseyin Bey" 1218'de hânesi önünde bir çeşme binâ etdikleri gibi "Kalaycızâde el-Hâc Ömer Ağa" dahi "Kâşifiyye Medresesi" önünde 1179'da diğer bir çeşme inşâ eylemişdir. Bu mahalleden "Hacı Efendizâde Ömer Paşa" ve "Yeğenzâde Ömer Paşa" gibi vüzerâ ve pek çok a'yân zuhûr etmişdir. Bu mahalle kadîmen "A'yân Mahallesi" olarak şerefini muhâfaza etmekdedir.

3- "Üçler Mahallesi": "Sultân Bâyezîd Câmi-i Şerîfi"nin kıble tarafında "Alişîr Mahallesi" yerinde vâki' olup şarkan "Devehâne" ve garben "Receb" mahalleleri ve cenûben bir kısmı mezârlık ve bir kısmı da "Küpceğiz Mahallesi" ve şimâlen şose yolu ile mahdûd ve "Simre" belde-i kadîmesinden ma'dûddur. "Çelebi Sultân Mehmed Hân" hazretlerinin devr-i hümâyûnlarında fevkalâde nüfûz ve ikbâli hâ'iz olan mu'allim-i sultânî "Niğdelizâde Sofi Bâyezîd" ve amcası "Feyzullâh" ve "Ya'kûb" Çelebiler'e elsine-i âmmede "Üçler" denip, bunlar bu mahallede ikâmet ederek burada bir hâne derûnunda medfûn oldukları münâsebetle "Üçler Mahallesi" denmişdir.

Bunların orada ikâmeti 815 târîhlerine kadar devâm edib tesâdüfât-ı garîbeden olmak üzere 921 târîhine kadar bu mahallede ikâmet ve "Şehzâde Sultân Ahmed"e hulûl ederek fevkalâde [108] hâ'iz-i nüfûz u i'tibâr olan "Kutbeddîn Ahmed", "Kutbeddîn Îsâ" ve "Kutbeddîn Mahmûd" nâm üç müfsid-i Îrânî'ye de "Kutublar" ve "Üçler" denmiş olduğundan "Üçler" nâmı iştihâr etmişdir. Birinci "Üçler", 850'de tanzîm edilen "Kadı Abdurrahmân Muslihî" vakfiyesinde ve ikinci "Üçler", "Ferîdûn Bey Münşe'âtı"nda muharrerdir.

Bu mahallede Üçler’den Feyzullâh Çelebi’nin ahşâb olarak binâ eylediği câmi-i şerîfi 1011 harîkında yandığından 1018'de mevâlîden "Sa'dî Çelebi" etrâf-ı erba'ası kârgîr ve üzeri ve minâresi ahşâb olarak müceddeden binâ ve yanında bir mekteb ve çeşme ve dershâne inşâ ederek Üçler Mahallesi’nde iki hânesini ve İbâdullâh Çarşısı’nda beş ve Aşağı Pazar’da iki ve Bakkâllar İçi’nde üç dükkânını ve Kurşunlu Mahallesi’nde üç hânesini bu câmi ve hayrâtının ta'mîr ve mürtezikasına 1039'da vakf etmişdir.

Bu mahallede Üçler ve Yediler gibi ricâl medfûn olup ekserîsinin türbesi olduğu münâsebetle âtîde türbeler bahsinde zikr edilecekdir. Hoca-i Sultânî "Ömer Efendi" ve Diyârbekir Beylerbeyi "Ahmed Paşa" gibi pek çok ekâbir bu mahalleden zuhûr etmişdir. Bu mahallenin müntehâ-yı şarkiyyesinde bulunan "Saka Sokağı", meşhûr yeniçeri serdârı "Sakaoğlu İbrâhim Ağa" 1140 târîhine kadar burada ikâmet etdiği münâsebetle meşhûr olmuşdur. Bu mahallede "Şa'bânzâde el-Hâc [109] Mehmed Ağa"nın ve "Kâtibzâde es-Seyyid el-Hâc Osmân Ağa"nın birer çeşmesi vardır.

4- "Uzun Mustafa Mahallesi": Burma Minâre Câmi-i Şerîfi’nin şimâlinde ve Şehinşâh Mülkü yerinde vâki' olup, şarkan dere ve garben Hoca Süleyman ve cenûben Kılıççı ve şimâlen Kazancı mahalleleriyle mahdûddur. A'yân-ı tüccârdan olup Sultân Mehmed Hân-ı Sânî ve Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî taraf-ı hümâyûnlarından mükerreren Mısır'a sefâretle i'zâm buyurulan "Hoca el-Hâc Mustafa Çelebi" bu mahallede 905 târîhine kadar ikâmet etdiği münâsebetle tesmiye edilmişdir.

Hoca-i mûmâ-ileyhin bu mahallede bir mescid-i şerîfi ve mektebi ve çeşmesi olup bunları idâre edecek emlâkini 900'de vakf ve tevliyetini mahdûmu ulemâdan "el-Hâc Muhyiddîn Mehmed Çelebi"ye ve evlâdına tahsîs etmişdir. Bu mescid-i şerîf mükerreren yandıysa da ahfâdının himmetleriyle i'mâr edilerek el-yevm ma'mûr bulunmuşdur. Çeşmesi mevcûd ise de mektebi yokdur.

5- "Bâyezîd Paşa Mahallesi": Kuş Köprü’nün cenûbunda kadîmen Foka Mahallesi yerinde olup şarkan bâğlar, garben dere, cenûben Savakça Mahallesi ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. 816 târîhine kadar bu mahallede ikâmet eden vüzerâ-yı izâm-ı Osmâniye'den "Yahşî Beyzâde Bâyezîd Paşa" nâmıyla tesmiye edilmişdir.

Vezîr-i müşârün-ileyhin bu mahallede ırmak kenârında musanna' bir câmi-i [110] şerîfi ve şark tarafında bir misâfirhâne ile bir de imârethânesi vardır. Bunları 817'de ikmâl edib 820'de vakfiyesini tanzîm etmişdir.

Câmi-i şerîf, önü ırmak ve etrâf-ı selâsesi duvâr ile muhât olup bu dâ'irenin orta yerinde vâki'dir. Cebhesi mermerden ve etrâfı taşdan yapılmış olup, önünde iki maksûresi ve her birinde mermer üzerine çiçekli, ufak birer havuz ve yanında latîf bir minâresi vardır. Derûnunda iki tarafı birer hücre-i vâsi'a olup bu iki odanın arası câmi-i şerîfdir. Fakat zemîni umûmen düz olmayıp nısf-ı a'lâsı nısf-ı esfelinden bir arşın yüksekdir. Her bir nısfı birer murabba' teşkîl eder.

Mihrâb ve minberi gâyet zarîf olup ufakdır. Kapısı cesîm, gâyet musanna' olup üzeri ve yanları mermer üzerine kabartmalı çiçekler ile müzeyyen ve menkûşdur. Vakfiyesi câmi-i şerîfin dışında kubbenin müstenid olduğu murabba' kemerde kuşağa müşâbih kırmızı mermer üzerinde mahkûk olduğu gibi kapısı üzerinde şu ibâre-i Arabiyye mahkûkdur:

أنشأ هذه العمارة المباركة فى أيام دولة السلطان األعظم
الشاهنشاه المعظم السلطان محمد بن السلطان المرحوم بايزيد خان
د هللا سلطانه األمير الكبيرالوزير الخطير المفخم بايزيد پاشا خل
عظم هللا جالل قدره فى تاريخ محرم سنة سبع عشرة وثمانمأة¹⁴⁷

[111] Bu câmi-i şerîfi mi'mâr-ı meşhûr "Şemseddîn Ahmed-i Şâmî" nâm bir üstâd-ı mâhir yapıp, ismini kapının sol tarafına hakk etmişdir. Bu câmi-i şerîfin derûnunda kâ'in iki hücre, dershâne olup bir medrese i'tibâriyle ulemâdan hayli zevâta ve 1210'da "Veysî Beyzâde es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi"ye ve ba'dehû evlâdına tevcîh edilmişdir. Tevliyeti evlâdına meşrût iken münkarız olmalarıyla 1100 târîhlerinden i'tibâren enderûn-ı hümâyûndan muhrec emekdârâna tevcîh ve 1251'de evkâf-ı hümâyûn nezâretine ilhâk buyurulmuşdur.

İmârethânenin şarkında "Kuş Köprü" hizâsında "Kumacık Hamâmı" nâmıyla bir hamâm-ı meşhûr olup "Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa", "Kocacık Hoca Ahmed Çelebizâde Hoca Mehmed Çelebi"den iştirâ eylediği arsa üzerine 900'de bu hamâmı inşâ ve ikmâl etmişdir. Kocacık Arsası üzerine yapıldığı münâsebetle "Kocacık Hamâmı" ve ba'dehû galat olarak "Kumacık Hamâmı" denmişdir.

Mûmâ-ileyh Ayas Ağa bu hamâmı şark tarafında yapdırdığı sekiz hâne ve Bâyezîd Paşa Dâ'iresi’nin kapısı önünde vâki' değirmen ve yanında bir bahçe ile beraber 900'de vakf ve hâsılâtını Şamlar Mahallesi’nde kâ'in câmi ve medrese ve mektebine tahsîs etmişdir.

Bâyezîd Paşa Câmi-i Şerîfi’nin kıble tarafında Kirazlıdere’ye gidecek yolun civârında ümerâdan "Gâzi Bey" 937'de bir [112] mescid-i şerîf ve önünde bir çeşme ve ittisâlinde bir mekteb binâsıyla emlâkini vakf eylediği mukayyeddir.

Bu "Gâzi Bey"in çeşmesi garbında dere kenârında kâ'in bir dâ'ire-i cesîme içinde "Karabâğî eş-Şeyh el-Hâc Hamza-i Nigârî Efendi" Hazretleri'nin nâmına inşâ edilmiş bir câmi-i şerîf ve ittisâlinde müşârün-ileyhe mahsûs bir türbe-i âliye ve garb tarafında ahşâbdan bir medrese ve önünde şadırvan ve şimâlinde bir dershâneyi hâvî dâ'ire-i mahsûsa vardır.

Bu câmi-i şerîf ve müştemilâtının esâsı 1304'de vaz' olunarak Şirvân eyâletinde mukîm olan hulefâdan "Veysî Efendizâde eş-Şeyh el-Hâc Mahmûd Efendi" tarafından cem' ve irsâl edilen i'ânât-ı nakdiyye ve Amasya'da "Mîr Hasan Efendi" tarafından îfâ edilen nezâret ve umûm mürîdân taraflarından bezl edilen mesâ'î-i ciddiye sâyesinde her tarafı taşdan olarak 1310'da kısmen ikmâl ve tedrîcen müştemilât-ı sâ'iresi de itmâm edilmişdir.

Bu câmi-i şerîf ve türbenin binâsı latîf ve minâresiyle mermerden masnû' minber ve mihrâbı gâyet zarîfdir. Mîr Hasan Efendi’nin irtihâline binâ'en hitâm bulan tevliyet ve nezâreti Şeyh Mahmûd Efendizâde Veysî ve Mehmed Efendiler’e intikâl ederek 1326'da bunların ma'rifetiyle cebhesi de hitâm bulmuş ve bu hayrâtın idâresine kâfî evkâfı bunlar tarafından tanzîm edilmişdir. [113]

Bu câmi-i şerîf ile Kumacık Hamâmı arasında kâ'in bir mevki'de Fransız Cizvit hey'et-i rûhâniyyesi 1300'de bir kilise ve mekteb ve cesîm bir dâ'ire-i mahsûsa inşâ ederek misyonerliğe mahsûs olan ta'lîmâta tevfîkan icrâ-yı hareket etmekdedirler. Sadr-ı esbak "Kara İbrâhim Paşa" bu mahallede tevellüd etmişdir.

6- "Bozahâne Mahallesi": İbâdullâh Çarşısı’nın iki tarafında ve "Emîr Seyfüddin Sungur Mülkü" yerinde vâki' olup, şarkan Hoca Süleyman ve garben Devehâne ve cenûben Çeribaşı ve şimâlen Eski Kethüdâ mahalleleriyle mahdûddur. "Şehzâde Sultân Ahmed" devrinde bozanın ta'ammüm eylediği esnâda bu mahallede cesîm bir bozahâne inşâ eylediği münâsebetle 900 târîhinden i'tibâren "Bozahâne Mahallesi" denmeğe başlanmışdır.

Bu mahallede 873'de Acem Ali Ağa bir çeşme binâ edib 931'de mevâlîden meşhûr "Ubeydullâh Efendi" bir mescid-i şerîf inşâ ve bir hân ile on dükkân ve iki hâne vakf etmişdir. Câmi-i şerîfe ve önünde bulunan çarşıya "Ubeydullâh" nâmı verilmiş ve ba'dehû galat olarak "İbâdullâh" denmişdir. Bu câmi-i şerîf 1011 harîkında yanmış olduğundan molla-yı mûmâ-ileyhin hafîdi kâ'im-makâm-ı nakîbü'l-eşrâf "es-Seyyid Şükrullâh Efendi bin Yahyâ Çelebi bin Mehmed Çelebi bin Ubeydullâh Efendi" tecdîden i'mâr etmişdir.

1143 harîkında tekrâr muhterik olarak bi'l-külliye evkâfı zâyi' [114] olduğundan a'yândan "Saraczâde el-Hâc Mehmed Ağa" 1147'de müceddeden inşâ ve önünde bulunan beş dükkân ile yukarısındaki dört dükkân ve arkasındaki hânesini vakf ve 1271 harîkında yine muhterik ve evkâfı da zâyi' olmuşdur.

1273'de erbâb-ı hayrât i'ânesiyle câmi-i şerîf ve dükkânları müceddeden inşâ edilmiş olduğu hâlde 1304 harîkında dahi yanmış olduğundan müftî-i memleket "Gürcü el-Hâc Osmân Hilmî Efendi" delâlet ederek dükkânlarıyla beraber müceddeden i'mâr edilmişdir. Ancak dört dükkanıyla bir hânesi ve mukaddemen on dükkân ve bir hânı mülke tahavvül etmişdir.

Bu câmi-i şerîfin şark tarafında "Kâtibzâde Mehmed Rif'at Efendi bin Lütfullâh Efendi", pederinin vasiyyetini infâz ederek 1250'de "Kar Sebîli" inşâ ve bir dükkân vakf ve Hazîran, Temmuz ve Ağustos aylarında oraya kar konmasını şart etmişdir. Sebîlin üzerinde kitâbesi vardır.

7- "Pirinççi Mahallesi": Savakça Deresi’nin garb tarafında ve sarây altında vâki' olup şarkan Savakça Deresi, garben Mehmed Paşa, cenûben Ya'kûb Paşa mahalleleri ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî ümerâsından "Pirinççi Sinan Bey" burada ikâmet ve bir mescid-i şerîf ve mekteb inşâ ve emlâkini bunlara vakf ve tahsîs etdiği münâsebetle 912 târîhinden i'tibâren Pirinççi Mahallesi denmişdir. Bu mahallede bir dârü'l-hadîs ve bir zâviye olup karîben [115] îzâh olunur. Vüzerâdan "Gümüşhâneli Ali Şefîk Paşa" bu mahallede ikâmet etdiği münâsebetle şose yolunun cenûb taraflarına "Şefîk Paşa Bahçesi" denir idi.

8- "Pervâne Bey Mahallesi": Burma Minâre demekle meşhûr câmi-i şerîfin taraf-ı garbîsinde vâki' olup şarkan Uzun Mustafa, garben Acem Ali, cenûben Çırakçı, şimâlen Hoca Süleyman mahalleleriyle mahdûddur. Büyük Pervâne Bey’in birâderzâdesi "İzzeddîn Mehmed Pervâne Bey" 700 târîhine kadar bu mahallede ikâmet etdiği münâsebetle "Pervâne Bey Mahallesi" denmişdir.

Bu mahallede kâ'in "Burma Minâre" câmi-i şerîfini ümerâ-yı Selçûkiyye'den "Necmeddîn Ferruh"un¹⁴⁸ binâ eylediği kapısı bâlâsında mahkûk ve dâmâdı bulunan müşârün-ileyh "Pervâne"nin 699'da evkâfını tanzîm etdiği vakfiyesinden müstebândır.

Bu câmi-i şerîfin etrâf-ı erba'ası kârgîr olup üstü ahşâbdır. Şeklen cenûba doğru mustatil olup derûnu tûlen üç kısma münkasimdir. Cenâhlarında taşdan murabba'u'ş-şekl üçer sütûn olup binâsı gâyet metîndir. Cebhesinde devr-i Selçûkî'ye âid ihtişâm ve zînet yokdur. İki türbesi, bir kütübhânesi, bir minâresi vardır. [116]

Kapısı kârgîr olup bâlâsında taşa hakk edildiği hâlde kireç üzerine yazılmış gibi duran bir kitâbesi vardır. Bu kitâbe yaş kireç üzerinde parmakla yazıldıkdan sonra doldurulmuş olduğunu ihtâr edecek bir şekl-i girift üzere hakk edildiğinden kemâl-i müşkilât ile okunabilmişdir. Kavs şeklinde yazılmış olan ibâre şudur:

عمر هذه العمارة المباركة فى أيام الدولة السلطان األعظم
غياث الدنيا والدين أبوالفتح كيخسرو بن كيقباد بن كيخسرو
أدام هللا سلطانه¹⁴⁹

Bu yazının altında düz olarak şu yazılmışdır:¹⁵⁰

عامر هذه البقعةالمباركة العبدالضعيف أميرالصيد فرخ
بن سلجوق بن يوسف الخازن غفرهللا له فى أواخر…المبارك
سنة تسعين وستمائة¹⁵¹

Şu câmi-i şerîfin gerek şeklinde gerek tarz-ı inşâsında kiliseye müşâbih bir ciheti olmadığı hâlde "Vital Könye" "Asya-yı Osmânî" nâm eserinde Bizans imparatorluğunda bulunmuş olan "Komnen Hânedânı" tarafından binâ edilmiş bir kilise olduğunu yazıyorsa da şekl-i hâzırı bunu tasdîke müsâ'id değildir. Belki yeri "Komnen Kilisesi" olabilir.

Tevliyeti "Pervâne Beyzâdeler"de iken munkarız olup Mü'eyyedzâdeler’e irsen intikâl eylediği esnâda 999'da bu câmi-i şerîf zelzeleden musâb ve 1011'de büyük yangında muhterik olduğundan [117] mütevellî "Mü'eyyedzâde Pîrî Çelebi" i'mâr ve önünde ahşâbdan bir minâre inşâ ve 1143 harîkında tekrâr muhterik olmakla mütevellî "Vâsi' Çelebizâde es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi" ta'mîr ve minâresini taşdan burma olmak üzere binâ etdirmişdir.

Bu câmi-i şerîfin zamân-ı binâsında câmi' olmak üzere yapıldığı vakfiyesinden müstebân iken Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî hazretlerinin câmii hitâm buldukda cemâ'at-i müslimînin bir câmide ictimâ'ı maksadıyla Yukarı Pazar kısmında olan bi'l-cümle cevâmi'den minber kaldırıldığı esnâda bu câmiden dahi kaldırılmış idi. Mu'ahharan câmi-i sultânîde cemâ'atin izdihâmı diğer cevâmi'de minberin vaz'ını îcâb eylediğinden 1146'da bu câmi-i şerîfde dahi minber vaz' ve "Hâfız Hüseyin Efendi" hatîb nasb olunmuşdur.

1147'de kibâr-ı muhaddisînden "Hıfzîzâde el-Hâc Osmân Fâ'ik Efendi" câmi-i şerîfin önünde bulunan türbenin üzerinde mevcûd odayı kütübhâne ittihâz ve bi'l-cümle kitâblarını oraya vaz' ve vakf etmişdir. Mu'ahharan hâfız-ı kütüblerin vazîfelerini bilmedikleri cihetle bütün kitâblar emânete verilmiş ve ba'dehû verildiği yerden istirdâd edilmemiş olması ziyâ'ına sebeb olmuşdur. Şimdi kütübhâne var, kitâblar yokdur. Türbeye dâ'ir îzâhât-ı târîhiyye karîben zikr edilecekdir.

Bu câmi-i şerîfin garb tarafında yol önünde bulunan dört göz abdesthâneyi a'yândan esbak kâ'im-makâm-ı nakîbü'l-eşrâf Mumcuzâde [118] es-Seyyid Mustafa Ağa 1098'de yapdırmış ve her birine su akıtmışdır. Ve ba'dehû ta'mîr ve ihtiyâcına sarf olunmak üzere Bakkâllar İçi’nde dört dükkânını vakf eylediği vakfiyesinden müstebân ise de dükkânlar mülk ve abdesthâneler de harâb olmuşdur.

Bu mahallede kâ'in "Sungurlu Medresesi" ve "Darbhâneci Tekkesi" karîben îzâh olunur. "Çarşıbaşı"nda görülen mescidi 1100'de a'yândan "Eli Güzel el-Hâc Mehmed Ağa" binâ edib mikdâr-ı kâfî akâr vakf ve önünde bir çeşme inşâ etmişdir. Bu mescid mükerreren yanıp ahfâdı yapdırmış ve ba'dehû harâb olduğundan 1310'da "Sandık Emînizâde Mustafa Reşîd Efendi" müceddeden ihyâ ederek bânî-i sânî olmuşdur.

Bu mahallede "Peçelizâde Hasan Paşa"nın ve mevâlîden "Hıfzî Abdurrahmân Efendi"nin ve a'yândan "Acem Ali Ağa"nın birer çeşmeleri vardır. Acem Ali Ağa’nın çeşmesi ma'lûm ve mu'ayyen ise de birkaç daha çeşme olduğundan diğerleri ta'yîn olunamadı. Yalnız Darbhâhe Tekkesi’nin önünde bulunan çeşme Hasan Paşa’nın zann olunur.

9- "Tatar Mahallesi": "Şamlar Mezârlığı" şimâlinde "Gülüs" nâmıyla meşhûr olan mevki'de olup şarkan şose yolu, garben Ahmak Bâğları, cenûben mezârlık ve şimâlen "Gülüs" ile mahdûddur. 1295 târîhinden beri orada iskân edilen Tatarlar’ın vürûduyla teşekkül [119] etmişdir. Defâtir-i mîriyyede "İhsâniye Mahallesi" nâmıyla tesmiye ve kayd edilmiş ise de elsine-i âmmede "Tatar Mahallesi" nâmı galebe etmişdir.

Bu mahallede sâkin olan Tatarlar gâyet çalışkan, mütedeyyin oldukları münâsebetle ortasında bir mescid-i şerîf binâ etmişlerdir. 1316'da Amasya a'yânından "Zileli Hacı Velizâde el-Hâc Hasan Efendi" bu mescid-i şerîfin yanında bir mekteb-i latîf inşâ ederek mahallenin şerefini tezyîd ve intişâr-ı ma'ârife himmet etmişdir.

Bu mahallenin kısm-ı şimâlîsini işgâl ederek diğer kısımları çayırlık olan mevki'-i latîf öteden beri "Gülüs" nâmıyla meşhûr ve müte'ârifdir. Bu nâm yukarıya doğru ne kadar araşdırılırsa meselâ 727 ve 635 ve 573 târîhlerine kadar taharrî edilirse aynen mevcûd olduğu görülür. Şu hâlde bu isim Amasya fethinden mukaddem olduğu anlaşılır. Bu "Gülüs"ün şimâl-i şarkîsinde kâ'in bâğlara "Taraput Bâğları" dendiği de Amasya fethinden mukaddem olduğu anlaşılır.

Bu isimlerin zâhiri "Pont Hükûmeti" devrinden beri burada alem olarak kaldığını iş'âr eder. Çünkü "Gülüs" nâmı, ya "Arkilüs" yâhud "Lüküllüs" isimlerinden muhaffef olarak kalma bir şey'e benzer. Târîhen mazbût olduğu üzere "Arkilüs" yâhud "Arkilaus" Pont kralı yedinci [120] "Mihridad"ın meşhûr bir kumandanı ismidir ki burada ikâmet eylediği münâsebetle tesmiye edildiği zann olunur.

"Lüküllüs" dahi Roma kumandanlarından meşhûr bir generalin ismidir ki "Mihridad" ile muhârebe ederek gâlibâne Amasya'ya girdiği târîhen ma'lûm olup burada bir müddet hayme-nişîn-i ikâmet olduğu münâsebetle tesmiye edildiği de maznûndur. Fakat, "Taraput" lafzına dâ'ir bir vesîka-i târîhiyye bulunamadı. "Tora Pont - Pont Kânûnu" ta'bîrinden muhaffef olduğunu zann etdirir ise de bunu takviye edecek bir şey'e tesâdüf edilemedi.

10- "Temennâ Mahallesi": Zencîrli Kaya’nın şimâl eteğinde ve ümerâ-yı Dânişmendiye"den Feth Gâzi Bahçesi yerinde olup şarkan Zencîrli Kaya, garben ve cenûben dere ve şimâlen İslâm Mahallesi ile mahdûddur.

Amasya'da şehzâdegân meddâhlarından ve Îrân şu'arâsından "Temennâ-yı Nîsâbûrî" bu "Fethiye Bahçesi"nde ikâmet etdiği münâsebetle 820 târîhinden beri tesmiye ve kayd edilmişdir.

"Hızır Paşa"nın kethüdâsı "Hüsâmeddîn Ağa" bu mahallede ikâmetle 874'de kârgîr bir mekteb ve bir çeşme ve civârında su gözünü inşâ ve evkâfını 878'de tanzîm etmişdir. Vakfiyesinde "Hüsâmeddîn-i Temennâyî" muharrerdir. Ve ümerâ-yı Osmâniye'den "Torumtay" evlâdından "İkinci Kaya Paşa" 975'de kârgîr bir câmi-i latîf binâ ve emlâkini buraya vakf etmişdir. [121]

11- "Câmi-i Enderûn Mahallesi": İçeri Şehir’de Hâtuniye Mahallesi’nin civârında olup Karatay Mahallesi’nden tefrîk edilmişdir. Şarkan Sarây, garben Karatay, cenûben Yeşilırmak, şimâlen Kal’a-i Bâlâ ile mahdûd olup ortasında Enderûn Câmii nâmıyla meşhûr câmi-i şerîf bulunduğundan bu câmiye nisbet edilmişdir.

Bu câmi-i şerîf, 612 târîhinden beri ele geçen ekser-i vesâ'ik-i atîkada "Câmi-i Enderûn" nâmıyla mestûr ve ba'zılarında "Câmi-i Gâzi Bey" unvânı mezkûr olduğuna bakılırsa "Dânişmendiye" hükümdârı "Melik Şemseddîn İsmâ'îl Gâzi Bey" yâhud "Melik İzzeddîn Mehmed Gâzi Bey" tarafından 635 târîhinden evvel binâ ve "İç Kale"de bulunduğu münâsebetle ba'dehû "Câmi-i Enderûn" tesmiye edildiği zann olunur.

Bu zannı takviye eden sebeb, câmi-i şerîfin tarz-ı inşâsıdır. Bu câmi-i şerîf, şeklen murabba' ve her tarafı kırmızı tuğladan masnû' olup duvârı yüksek, içi geniş ve üstü ahşâbdır. Şark tarafında takrîben on üç metre kadar kutrunda gâyet kalın bir minâresi olup bu kadar kutra göre irtifâ'ı ancak on beş metre kadardır. Âdetâ büyük loğ taşına müşâbih olduğundan elsine-i âmmede "Loğ Minâre" demekle meşhûrdur. Bu da kırmızı tuğladan yapılmışdır.

Hükûmet-i Dânişmendiye ricâli tarafından binâ edilen câmiler, [122] türbeler ekseriyâ bu şekil üzere tuğladan yapıldığı tedkîk olunursa bu câmi-i şerîfin bânîsi müşârün-ileyhimâdan biri olduğu zannı kesb-i kuvvet eder. Şamlılar Mezârlığı’nın kenârında bulunan türbe ile bu câmi-i şerîfin ve Çalan Köprü’nün binâları arasında görülen müşâbehet ve Dânişmendiye hükkâmından "Yağıbasan Gâzi Bey"in Niksar Kalesi’ndeki câmii ve medresesi binâları mukâyese edilirse bu câmi-i şerîfin binâsı o devre âid olduğu teslîm olunur. Bu câmiin de kiliseden dönme olduğu rivâyet edilmekde ise de bî-esâs olduğu şübhesizdir. Çünkü câmi-i mezbûrun tarz-ı inşâsı ve şekli bu rivâyeti tekzîbe kâfîdir. Minâresi sonradan ilâve edilmiş olmayıp câmiyle beraber yapıldığı meydândadır.

Bu câmi-i şerîfin temeli taşdan yapılmış birkaç kubbe ve sütûn ve aralıklar üzerinde olduğu bi'l-müşâhede sâbitdir. Binâ'en-aleyh, ezmine-i kadîmede burada bir kilise olup etrâfı dolarak yere gömülmüş ve bunun üzerine câmi-i şerîf yapılmış bulunduğu şu rivâyeti tevlîd itse gerek.

Bu câmi-i şerîf kadîmen erbâb-ı hayrın vakf eylediği akârât ile idâre olunmakda iken 879'da "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretlerinin vâlide-i muhteremeleri "Gülbahâr Hâtun" bu câmi-i şerîfin masârif-i şer'iyyesini idâre etmek üzere kurâ ve mezâri' vakf eylediği gibi Amasya vâlîsi "Şehzâde Sultân Ahmed" halîlesi [123] "Gülçiçek Hâtun" dahi civârında olan türbesinde cüzhânlığa ve bu câmi-i şerîfde devrhânlığa meşrût olmak üzere 911'de akârât ve mezâri' vakf etmişdir.

12- "Çırakçı Mahallesi": Pervâne Bey Mahallesi’nden iken mu'ahharan tefrîk olunarak ayrıca bir mahalle olmuşdur. Şarkan Kılıççı, garben Acem Ali, cenûben Dârü's-Selâm, şimâlen Pervâne Bey mahalleleriyle mahdûddur. Amasya Vâlîsi "Şehzâde Sultân Mustafa" kurenâsından "Çırakçızâde el-Hâc Halîl Çelebi bin Ahmed Çelebi" bu mahallede ikâmet ve 957'de bir mescid-i şerîf inşâ ve evkâfını tanzîm etdiği münâsebetle Çırakçı tesmiye edilmişdir.

13- "Çeribaşı Mahallesi": "Karakaya"nın şimâl eteğinde ve kadîmen "Sungur Mülkü" yerinde vâki'dir. Şarkan Acem Ali ve garben Devehâne ve şimâlen Bozahâne ve cenûben Şehre Küsdü mahalleleri ve Karakaya ile mahdûddur. Amasya emîri "Şâdgeldi Paşa" ve ba'dehû "Devâtdâr Ahmed Paşa" devrinde ümerâ-yı benâmdan olan "Çeribaşı Emîneddîn Mehmed Çelebi" bu mahallede ikâmet ve bir mescid-i şerîf inşâ etdiği münâsebetle "Çeribaşı Mahallesi" denmişdir.

Bu câmi-i şerîfin târîh taşı sökülmüş ve vakfiyesi de bulunamamış olduğundan târîh-i binâsı anlaşılamamış ise de emîr-i mûmâ-ileyhin 793 senesinde ber-hayât olduğu bu zamân tanzîm edilen vakfiye şuhûdundan istihrâc edilmiş olduğuna göre bu [124] târîhlerde binâ edildiği anlaşılır. Evlâdı dört yüz sene kadar mütevellî olarak bu câmiyi hüsn-i idâre edib yeniçeri çavuşlarından "Mütevellîzâde el-Hâc Halîl Ağa" 1197'de câmi-i şerîfin şark tarafına bir minâre-i beyzâ ilâve etmişdir.

Bu câmi-i şerîfin binâsı, tarz-ı inşâsı "Sarachâne Câmii" binâsına müşâbih olduğu ve her ikisinin de târîh taşları sökülmüş bulunduğu şâyân-ı tedkîkdir. Evlâdından Amasya müftüsü "Mütevellîzâde el-Hâc Ahmed Efendi" 1118'de minber vaz' edib evkâfını tevsî' eylediyse de mu'ahharan cümlesi de zâyi' olup nukûd-ı mevkûfeden mâ-adâ vakfı yok gibidir. 1281'de Amasya mutasarrıfı "Ziyâ Paşa" bu câmiyi ta'mîr etdirmiş ve ba'dehû yine kubbesi akdığından muharririn pederi "Abdîzâde el-Hâc Mehmed Ağa" 1309'da üzerine bir ağdırma binâsıyla kubbeyi muhâfaza altına aldırmışdır.

Câmi-i şerîfin karşısında köşe başında bulunan hâne imâmete meşrûta vakfı olduğu gibi bu vakıf hânenin iki hâne üstünde görülen arsa-i hâliye dahi cüzhânlığa meşrûta vakfı olduğu mütevâtirdir. Bu mahallenin aşağı kısmında "Kaya Paşa" 803 hudûdunda ve yukarı dere kısmında "Mütevellîzâde el-Hâc Hasan Ağa" 1145 hudûdunda birer çeşme yapdıkları gibi "Acem Ali Ağa" dahi 873'de câmi-i şerîf ittisâlinde bir çeşme inşâ etmişdir.

14- "Çıkrık Mahallesi": Kuyûd-ı resmiyyede Şeyh Kırık ma'a Hânkâh [125] Mahallesi nâmıyla mukayyed olan bu mahalle kadîmen Hânkâh-ı Mes'ûdî Mahallesi yerinde olup şarkan Üçler ve garben Şâmîce ve cenûben Küpceğiz ve şimâlen Receb mahalleleriyle mahdûddur. "Şeyh Kırık" demekle meşhûr "Mehmed Çelebi" burada ikâmet ve tekke civârında hücre-i mahsûsasında icrâ-yı riyâzet etdiği münâsebetle 841 târîhinden beri mahalle "Şeyh Kırık" nâmıyla meşhûr olmuşdur. Elsine-i âmmede "Çıkrık Mahallesi" denir. Ba'zı ıstılâh-perdâzlar "Kırık" lafzını "Garîk" yazıp "Şeyh Garîk" demişlerdir.

Bu mahalle Sultân Mes'ûd’un binâ eylediği hânkâh ile meşhûr olduğundan 560 târîhinden 840 târîhine kadar Hânkâh Mahallesi denmişdir. Burada câmi-i şerîf ve mekteb ve çeşmeler kadîmen mevcûd olup ba'zı erbâb-ı hayrât bunların evkâfını tanzîm etmişlerdir. Meşâhîr-i ulemâdan "eş-Şeyh Osmân Efendi" bu câminin imâmı olduğu zamân, pek ziyâde kesb-i umrân etmişdi.

15- "Hacı İlyâs Mahallesi": Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî Câmi-i Şerîfi’nin garbında vâki' olup şarkan Sultân Bâyezîd Câmii ve garben Yörgüç Paşa Câmii ve cenûben şose yolu ve şimâlen Yeşilırmak ile mahdûddur. "İmâret Arkası" da denir. Ümerâdan Hacı Nevrûz Beyzâde “Hacı İlyâs Bey” bu mahallede ikâmet ve mescid-i şerîf ve mekteb inşâ etdiği münâsebetle bu nâmı almışdır.

Bu mahallenin garb-ı şimâlî tarafları "İnehân Önü" demekle [126] meşhûr olup elsine-i âmmede "İnehen Önü" denir. Orada "Sultân Eretna Bey" ahfâdından "İne Hân Bey" 790 târîhinden beri ikâmet eylediği münâsebetle tesmiye edilmişdir. Bu zâtın ırmak kenârında binâ etdiği kasrının temeli el-yevm mevcûddur.

Şark tarafları Hacı Beyzâde Hamza ve İlyas ve Hızır Beyler'in bahçesi iken 886'da "Sultân Bâyezîd Hân-ı Sânî" hazretleri taht-ı hümâyûna cülûsunu müte'âkib bunlardan iştirâ ve yerine bir câmi-i şerîf ve medrese ve imârethâne ve tâbhâne ve şadırvan binâsını fermân buyurmuş olduğundan şehzâdeleri Amasya vâlîsi "Sultân Ahmed" derhal infâz-ı emr-i âlîye mübâderet etmişdir.

Şehzâde-i müşârün-ileyh câmi-i şerîfin esâsına 886 Recebinde şurû' ederek kâffe-i müştemilâtıyla beraber 891 Recebinde ikmâl etmiş ve bu hayrâtın etrâfını sûr şeklinde murabba' ve kârgîr bir duvâr ile ihâta etmişdir. Bu sûrun ikisi cenûbda, ikisi şimâlde, birer de şark ve garbda olmak üzere altı kapısı olup şimâl tarafı tamâmiyle ırmağa nâzırdır. Gâyet geniş olan dâ'iresi bütün hayrâtı muhît olup câmi-i şerîfin dört tarafı da gâyet latîf eşcâr-ı müsmire ve gayr-i müsmireyi hâvî bir bahçedir.

Bu dâ'irenin orta yerinde câmi-i şerîf binâ edilmişdir. Tûl ve arzı yüz seksener kadem olup dâhilen ortasında iki ve yanlarında üçer kubbesi ve şark ve garb ve şimâl taraflarında birer [127] kapısı ve ortada bulunan iki kubbenin istinâdgâhı olmak üzere latîf, metîn bir kemeri vardır. Hâricen cebhesi beş kubbe ile mestûr olup bu kubbelerin direkleri yeşil ve siyâh ile mülevven yekpâre mermerdir.

Şimâlinde kâ'in orta kubbesi cesîm ve bal renginde mermerden masnû' olup kapının üzerinde görülen kabartmalı çiçekler şâyân-ı temâşâdır. İki tarafında sülün gibi gâyet mevzûn iki minâresi, gûyâ arş-ı a'lâdan Amasya üstüne inmiş iki nûr fevvâresi gibi arz-ı endâm etmekdedir.

Sudûr-ı Selîmiyye'den Mevlânâ İdrîs-i Bidlîsî, "Heşt Behişt" nâm eserinde şu hayrât-ı şerîfe-i sultâniyeyi şöyle medh ü senâ ediyor. Câmi-i şerîf hakkında:

حبذا بقعۀ مبارك جاى
كه رسد راحتش بخلق خداى
قائم انجا شعاثر اسالم
دائم ا نجا مواهب انعام

Kandîlleri hakkında:

فكاها والشمس تصبغ سمكها
خيل تمرغ فى مذاب العسسجد
كالروح لطفاَ وهو لو لم يودع
طرف ا نا الء لكان غير مجسد

Minâreleri hakkında:

دو نخل منمراز مرغان خوشخاوان
بذ كر حق چو بلبل در كلستان

[128] İmârethâne ve Tâbhânesi hakkında:

آن بقعه چو كلشن بهارست
خرم چو عمارت عماريست
دروى همه تعمتى مهااست
واز منعم و بانيش مهانا است
هر كس كه بديد نش ش تابد
از منزل آن عنان نتابد

Dipnotlar

  • 147 Bu mübârek imâreti, merhûm Sultan Bâyezîd Hân’ın oğlu sultân-ı a’zam, şahinşâh-ı muazzam, Sultan Mehmed devrinde - Allah onun idâresini dâim kılsın- büyük emîr, şanlı ve şerefli vezîr Bâyezid Paşa 817 senesinin Muharrem ayında inşa etmiştir. Allah Teâlâ kadrini yüceltsin. (Ed.)
  • 148 "Ikdü'l-Cümân"da bu zâtın nâmı "Ferrûc" ve "Ferrûh" ( فروخ ) olmak üzere mestûr ise de câmi'-i şerîfin kapısı bâlâsında "Ferruh" ( فرخ) nâmı mahkûkdur.
  • 149 “Bu mübârek imâret, sultân-ı a’zam, din ve dünya işlerinin yardımcısı, fetihler sahibi Keyhüsrev b. Keykubad b. Keyhüsrev döneminde imâr edimiştir. Allah idâresini dâim kılsın.” (Ed.)
  • 150 Uzunçarşılı eserinde Abdîzâde’nin Burmalı Minâre Câmii kitabesine dair yazdıklarını hatalı ve eksik bulmaktadır. (Kitâbeler, s. 99-100) Bununla beraber söz konusu câmi ile ilgili müstakil ve ayrıntılı bir kitap kaleme alan Ali Yardım gerek Abdîzâde’yi ve gerekse Uzunçarşılı’yı tashih etmekte ve kitabenin en doğrusunun şu şekilde olduğunu ifade etmektedir: عمر هذه العمارة المباركة فى أيام الدولة السلطان األعظم غياث الدنيا والدين أبوالفتح كيخسرو بن كيقباد بن كيخسرو قسيم أميرالمومنين خلدهللا سلطانه وملكه Hafif kavisli ikinci satırında şöyle devam etmektedir: عامره واقفه العبدالضعيف أميرالصيد فرخ وأخوه يوسف الخازن غفرهللا لهما ولجميع المسلمين فى أربعين ستمايه (Ali Yardım, Amasya Burmalı Minâre Câmii Kitâbeleri, Ankara: Amasya Valiliği Kültür Yayınları, 2004, s. 13) (Ed.)
  • 151 Bu mübarek yeri imar eden av emiri, garip kul Ferruh b. Selçuk b. Yûsuf el-Hâzin 690 yılında imar etmiştir. (Ed.)
Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

2. Eski Kethüda Mahallesi: Sultan Bayezid Han Camii'nin doğusunda bulunur; doğuda "Köprübaşı", batıda "Sultan Bayezid Tabhane Sırası", güneyde "Bozahane" ve kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. 835 [1431-32] yılına kadar Amasya valisi "Yörgüç Paşa"nın kethüdası (vekili, yardımcısı) olarak belediye zabıtası ve adliye görevlerinde adaletiyle büyük ün kazanmış olan "el-Hâc Mehmed Ağa" ölünce, yerine gelen yeni kethüda da "Mehmed Ağa" adında biri olduğundan önceki Mehmed Ağa'ya "Eski Kethüda" denmiş, onun oturduğu bu mahalle de "Eski Kethüda" adıyla tanınmıştır. Bu durum tarih araştırmalarından anlaşılmıştır.

Adı geçen eski kethüda el-Hâc Mehmed Ağa bu mahallede bir mescit yaptırmış ve bedesten içinde sekiz kadar dükkân vakfetmiş; mescit "Kapısı Kıble Mescidi" adıyla tanınmıştır. Gerçekten de kapısı kıble tarafına denk gelir. Mescit 1011 [1602-03] yangınında yanınca "Hacı Efendi" diye tanınan kadılardan "Çavuşzade el-Hâc Mehmed Efendi" 1018 [1609-10] yılında onu yeniden yaptırmış ve bedesten içinde üç dükkân vakfetmiş; daha sonra oğlu "Sarı Mehmed Ağa" 1057 [1647-48] yılında yine bedestendeki iki dükkânını vakfederek babasının vakfını genişletmiştir.

Saray kapıcıbaşılarından "Hacı Efendizade el-Hâc Ahmed Ağa" bu mescidin önünde ve evinin bitişiğinde 1180 [1766-67] yılında, ileri gelenlerden (âyandan) "Yeğenzade Hüseyin Bey" de 1218 [1803-04] yılında evinin önünde birer çeşme yaptırdıkları gibi, "Kalaycızade el-Hâc Ömer Ağa" da "Kâşifiye Medresesi" önünde 1179 [1765-66] yılında bir çeşme daha yaptırmıştır. Bu mahalleden "Hacı Efendizade Ömer Paşa" ve "Yeğenzade Ömer Paşa" gibi vezirler ve pek çok ileri gelen yetişmiştir. Bu mahalle eskiden beri "Âyan Mahallesi" olarak şerefini korumaktadır.

3. Üçler Mahallesi: Sultan Bayezid Camii'nin kıble tarafında, "Alişir Mahallesi"nin yerinde bulunur; doğuda "Devehane", batıda "Receb" mahalleleri, güneyde bir kısmı mezarlık, bir kısmı da "Küpceğiz Mahallesi", kuzeyde şose yolu ile çevrilidir ve eski "Simre" beldesinden sayılır. "Çelebi Sultan Mehmed Han" hazretlerinin saltanatı döneminde olağanüstü nüfuz ve itibar sahibi olan sultan hocası "Niğdelizade Sofi Bayezid" ile amcası "Feyzullah" ve "Yakub" Çelebilere halk dilinde "Üçler" denmiş; bunlar bu mahallede oturdukları ve burada bir evin içinde gömülü oldukları için mahalleye "Üçler Mahallesi" denmiştir.

Bunların orada oturmaları 815 [1412-13] yıllarına kadar sürmüştür. Garip bir rastlantı olarak, 921 [1515-16] yılına kadar bu mahallede oturan ve "Şehzade Sultan Ahmed"in yakınlığını kazanarak olağanüstü nüfuz ve itibar sahibi olan "Kutbeddin Ahmed", "Kutbeddin İsa" ve "Kutbeddin Mahmud" adlı üç fesatçı İranlıya da "Kutublar" ve "Üçler" dendiği için "Üçler" adı iyice yaygınlaşmıştır. Birinci "Üçler" 850 [1446-47] yılında düzenlenen "Kadı Abdurrahman Muslihî" vakfiyesinde, ikinci "Üçler" ise "Feridun Bey Münşeatı"nda yazılıdır.

Bu mahallede Üçler'den Feyzullah Çelebi'nin ahşap olarak yaptırdığı cami 1011 yangınında yandığından, 1018 [1609-10] yılında mevaliden (büyük kadılardan) "Sadi Çelebi" onu dört yanı kâgir, üstü ve minaresi ahşap olarak yeniden yaptırmış; yanında bir mektep, bir çeşme ve bir dershane inşa ederek Üçler Mahallesi'ndeki iki evini, İbadullah Çarşısı'nda beş, Aşağı Pazar'da iki ve Bakkallar İçi'nde üç dükkânını ve Kurşunlu Mahallesi'ndeki üç evini bu caminin ve öteki hayır eserlerinin onarımına ve görevlilerinin geçimine 1039 [1629-30] yılında vakfetmiştir.

Bu mahallede Üçler ve Yediler gibi büyük zatlar gömülüdür; çoğunun türbesi olduğundan ileride türbeler bahsinde anılacaklardır. Sultan hocası "Ömer Efendi" ve Diyarbekir Beylerbeyi "Ahmed Paşa" gibi pek çok büyük kişi bu mahalleden yetişmiştir. Mahallenin en doğu ucundaki "Saka Sokağı", ünlü yeniçeri serdarı "Sakaoğlu İbrahim Ağa" 1140 [1727-28] yılına kadar burada oturduğu için bu adla tanınmıştır. Bu mahallede "Şabanzade el-Hâc Mehmed Ağa"nın ve "Kâtibzade es-Seyyid el-Hâc Osman Ağa"nın birer çeşmesi vardır.

4. Uzun Mustafa Mahallesi: Burmalı Minare Camii'nin kuzeyinde, Şehinşah Mülkü'nün yerinde bulunur; doğuda dere, batıda Hoca Süleyman, güneyde Kılıççı ve kuzeyde Kazancı mahalleleriyle çevrilidir. Tüccarların ileri gelenlerinden olup Sultan II. Mehmed ve Sultan II. Bayezid tarafından defalarca elçi olarak Mısır'a gönderilen "Hoca el-Hâc Mustafa Çelebi" 905 [1499-1500] yılına kadar bu mahallede oturduğu için mahalle onun adını almıştır.

Adı geçen Hoca'nın bu mahallede bir mescidi, mektebi ve çeşmesi vardır. Bunları ayakta tutacak mülklerini 900 [1494-95] yılında vakfetmiş, vakfın yönetimini bilginlerden olan oğlu "el-Hâc Muhyiddin Mehmed Çelebi"ye ve onun soyuna bırakmıştır. Bu mescit defalarca yandıysa da torunlarının gayretiyle onarılarak bugün bakımlı durumdadır. Çeşmesi duruyorsa da mektebi yoktur.

5. Bayezid Paşa Mahallesi: Kuş Köprü'nün güneyinde, eski Foka Mahallesi'nin yerindedir; doğuda bağlar, batıda dere, güneyde Savakça Mahallesi ve kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. 816 [1413-14] yılına kadar bu mahallede oturan büyük Osmanlı vezirlerinden "Yahşi Beyzade Bayezid Paşa"nın adıyla anılmıştır.

Adı geçen vezirin bu mahallede ırmak kenarında sanatlı bir camisi, onun doğusunda bir misafirhanesi ve bir de imareti (aşevi) vardır. Bunları 817 [1414-15] yılında tamamlamış, 820 [1417-18] yılında vakfiyesini düzenletmiştir.

Cami, önü ırmak, öteki üç yanı duvarla çevrili bir alanın ortasındadır. Ön cephesi mermerden, öteki yanları taştan yapılmıştır. Önünde iki maksure (ayrılmış seki), bunların her birinde mermer üzerine çiçek işlenmiş küçük birer havuz ve yanında zarif bir minaresi vardır. İçeride iki yanda birer geniş oda bulunur, bu iki odanın arası camidir. Ancak zemin baştan sona düz değildir; üst yarısı alt yarısından bir arşın yüksektir. Her yarısı birer kare oluşturur.

Mihrabı ve minberi son derece zarif ve küçüktür. Kapısı büyük ve çok sanatlıdır; üstü ve yanları mermer üzerine kabartma çiçeklerle süslenmiş, işlenmiştir. Vakfiyesi, caminin dışında kubbenin dayandığı kare kemerde kuşağa benzeyen kırmızı bir mermer üzerine kazınmıştır; kapısının üstünde de anlamı şöyle olan Arapça bir yazı kazılıdır:

"Bu mübarek imareti, merhum Sultan Bayezid Han'ın oğlu, en büyük sultan, yüce şahinşah Sultan Mehmed'in devrinde (Allah saltanatını daim kılsın), büyük emir, şanlı ve şerefli vezir Bayezid Paşa (Allah kadrini yüceltsin) 817 yılının Muharrem ayında [Nisan 1414] inşa etti."

Bu camiyi ünlü mimar "Şemseddin Ahmed-i Şâmî" adında usta bir üstat yapmış ve adını kapının sol yanına kazımıştır. Caminin içindeki iki oda dershanedir; bir medrese sayılarak bilginlerden pek çok kişiye, 1210 [1795-96] yılında da "Veysi Beyzade es-Seyyid el-Hâc Mehmed Efendi"ye ve ondan sonra onun çocuklarına verilmiştir. Vakfın yönetimi (tevliyeti) vakfedenin soyuna şart koşulmuşken soy tükenince 1100 [1688-89] yıllarından itibaren saray hizmetinden (Enderun'dan) çıkmış emektarlara verilmiş, 1251 [1835-36] yılında da Evkaf-ı Hümayun Nezaretine (vakıflar idaresine) bağlanmıştır.

İmaretin doğusunda, "Kuş Köprü" hizasında "Kumacık Hamamı" adıyla tanınmış bir hamam vardır. Bu hamamı "Küçük Kapı Ağası Ayas Ağa", "Kocacık Hoca Ahmed Çelebizade Hoca Mehmed Çelebi"den satın aldığı arsa üzerine 900 [1494-95] yılında yaptırıp tamamlamıştır. Kocacık arsası üzerine yapıldığı için önce "Kocacık Hamamı", sonra da yanlış söylenişle "Kumacık Hamamı" denmiştir.

Adı geçen Ayas Ağa bu hamamı, doğu tarafında yaptırdığı sekiz ev, Bayezid Paşa yapılarının kapısı önündeki değirmen ve onun yanındaki bir bahçe ile birlikte 900 yılında vakfetmiş ve gelirlerini Şamlar Mahallesi'ndeki camisine, medresesine ve mektebine ayırmıştır.

Bayezid Paşa Camii'nin kıble tarafında, Kirazlıdere'ye giden yolun yakınında, beylerden "Gazi Bey"in 937 [1530-31] yılında bir mescit, önünde bir çeşme ve bitişiğinde bir mektep yaptırıp mülklerini vakfettiği kayıtlıdır.

Bu Gazi Bey çeşmesinin batısında, dere kenarındaki geniş bir alanın içinde "Karabağlı eş-Şeyh el-Hâc Hamza-i Nigârî Efendi" hazretleri adına yapılmış bir cami, bitişiğinde ona ait yüksek bir türbe, batı tarafında ahşap bir medrese, önünde bir şadırvan ve kuzeyinde bir dershaneyi içine alan ayrı bir yapı topluluğu vardır.

Bu cami ile eklerinin temeli 1304 [1886-87] yılında atılmıştır. Şirvan bölgesinde oturan halifelerden (şeyhin icazet verdiği temsilcilerden) "Veysi Efendizade eş-Şeyh el-Hâc Mahmud Efendi"nin toplayıp gönderdiği para yardımları, Amasya'da "Mir Hasan Efendi"nin yürüttüğü gözetim ve bütün müritlerin gösterdiği ciddi çaba sayesinde, her yanı taştan olmak üzere 1310 [1892-93] yılında kısmen tamamlanmış, öteki ekleri de zamanla bitirilmiştir.

Bu caminin ve türbenin binası zariftir; minaresi ile mermerden yapılmış minberi ve mihrabı son derece incedir. Mir Hasan Efendi'nin ölümüyle sona eren yöneticilik ve gözetim görevi Şeyh Mahmud Efendizade Veysi ve Mehmed Efendilere geçmiş; 1326 [1908-09] yılında bunların eliyle ön cephesi de tamamlanmış, bu hayır eserlerinin yönetimine yetecek vakıflar da yine bunlar tarafından düzenlenmiştir.

Bu cami ile Kumacık Hamamı arasındaki bir yerde Fransız Cizvit din heyeti 1300 [1882-83] yılında bir kilise, bir mektep ve büyük bir bina yaptırmış olup misyonerliğe özgü talimatlar doğrultusunda faaliyet göstermektedir. Eski sadrazamlardan "Kara İbrahim Paşa" bu mahallede doğmuştur.

6. Bozahane Mahallesi: İbadullah Çarşısı'nın iki yanında, "Emir Seyfeddin Sungur Mülkü"nün yerinde bulunur; doğuda Hoca Süleyman, batıda Devehane, güneyde Çeribaşı ve kuzeyde Eski Kethüda mahalleleriyle çevrilidir. "Şehzade Sultan Ahmed" döneminde, bozanın yaygınlaştığı sırada bu mahallede büyük bir bozahane yapıldığı için 900 [1494-95] yılından itibaren "Bozahane Mahallesi" denmeye başlanmıştır.

Bu mahallede 873 [1468-69] yılında Acem Ali Ağa bir çeşme yaptırmış; 931 [1524-25] yılında da mevaliden ünlü "Ubeydullah Efendi" bir mescit yaptırıp bir han ile on dükkân ve iki ev vakfetmiştir. Camiye ve önündeki çarşıya "Ubeydullah" adı verilmiş, sonradan yanlış söylenişle "İbadullah" denmiştir. Bu cami 1011 [1602-03] yangınında yandığından, adı geçen mollanın torunu olan nakîbüleşraf kaymakamı (Peygamber soyundan gelenlerin işlerine bakan nakîbin vekili) "es-Seyyid Şükrullah Efendi bin Yahya Çelebi bin Mehmed Çelebi bin Ubeydullah Efendi" onu yeniden yaptırmıştır.

Cami 1143 [1730-31] yangınında yine yanıp vakıfları tamamen elden çıkınca, ileri gelenlerden "Saraczade el-Hâc Mehmed Ağa" 1147 [1734-35] yılında onu yeniden yaptırmış; önündeki beş dükkânı, yukarısındaki dört dükkânı ve arkasındaki evini vakfetmiştir. 1271 [1854-55] yangınında cami yine yanmış, vakıfları da elden çıkmıştır.

1273 [1856-57] yılında hayır sahiplerinin yardımıyla cami ve dükkânları yeniden yapılmış, fakat 1304 [1886-87] yangınında da yanınca memleket müftüsü "Gürcü el-Hâc Osman Hilmi Efendi"nin önayak olmasıyla dükkânlarıyla birlikte yeniden yaptırılmıştır. Ancak dört dükkânı ile bir evi ve daha önceki on dükkânı ile bir hanı vakıf olmaktan çıkıp özel mülke dönüşmüştür.

Bu caminin doğu tarafında "Kâtibzade Mehmed Rifat Efendi bin Lütfullah Efendi", babasının vasiyetini yerine getirerek 1250 [1834-35] yılında "Kar Sebili"ni yaptırmış, bir dükkân vakfetmiş ve haziran, temmuz ve ağustos aylarında sebile kar konmasını şart koşmuştur. Sebilin üzerinde kitabesi vardır.

7. Pirinççi Mahallesi: Savakça Deresi'nin batı tarafında ve sarayın altında bulunur; doğuda Savakça Deresi, batıda Mehmed Paşa, güneyde Yakub Paşa mahalleleri ve kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. Sultan II. Bayezid'in beylerinden "Pirinççi Sinan Bey" burada oturup bir mescit ve bir mektep yaptırdığı ve mülklerini bunlara vakfettiği için 912 [1506-07] yılından itibaren Pirinççi Mahallesi denmiştir. Bu mahallede bir darülhadis ve bir zaviye vardır; bunlar yakında açıklanacaktır. Vezirlerden "Gümüşhaneli Ali Şefik Paşa" bu mahallede oturduğu için şose yolunun güney taraflarına "Şefik Paşa Bahçesi" denirdi.

8. Pervane Bey Mahallesi: Burmalı Minare diye tanınan caminin batısında bulunur; doğuda Uzun Mustafa, batıda Acem Ali, güneyde Çırakçı ve kuzeyde Hoca Süleyman mahalleleriyle çevrilidir. Büyük Pervane Bey'in yeğeni "İzzeddin Mehmed Pervane Bey" 700 [1300-01] yılına kadar bu mahallede oturduğu için "Pervane Bey Mahallesi" denmiştir.

Bu mahalledeki "Burmalı Minare" camisini Selçuklu beylerinden "Necmeddin Ferruh"un yaptırdığı, kapısının üstündeki kitabeden ve onun damadı olan adı geçen "Pervane"nin 699 [1299-1300] yılında düzenlettiği vakfiyeden anlaşılmaktadır.

Bu caminin dört duvarı kâgir, üstü ahşaptır. Biçim olarak güneye doğru uzanan bir dikdörtgendir; içi boyuna üç bölüme ayrılır. Yanlarında taştan, kare kesitli üçer sütun vardır ve yapısı son derece sağlamdır. Ön cephesinde Selçuklu devrine özgü görkem ve süs yoktur. İki türbesi, bir kütüphanesi ve bir minaresi vardır.

Kapısı kâgirdir; üstünde, taşa kazındığı hâlde kireç üzerine yazılmış gibi duran bir kitabesi vardır. Bu kitabe, yaş kirece parmakla yazılıp sonra doldurulmuş izlenimini veren girift bir biçimde kazındığından ancak büyük güçlükle okunabilmiştir. Yay biçiminde yazılmış olan Arapça ibarenin anlamı şudur:

"Bu mübarek imaret, en büyük sultan, dünyanın ve dinin yardımcısı, fetihler babası Keyhusrev bin Keykubad bin Keyhusrev'in devletinin günlerinde imar edildi. Allah saltanatını daim kılsın."

Bu yazının altında düz satırla şu yazılmıştır:

"Bu mübarek yeri imar eden, aciz kul, av emiri Ferruh bin Selçuk bin Yusuf el-Hâzin'dir; Allah onu bağışlasın. Mübarek … ayının sonlarında, altı yüz doksan [1291] yılında."

Bu caminin gerek biçiminde gerek yapılış tarzında kiliseye benzeyen bir yanı olmadığı hâlde "Vital Cuinet", "Asya-yı Osmanî" adlı eserinde bunun Bizans İmparatorluğu'nda hüküm sürmüş olan "Komnenos Hanedanı" tarafından yaptırılmış bir kilise olduğunu yazıyorsa da binanın bugünkü biçimi bunu doğrulamaya elverişli değildir. Belki yeri "Komnenos Kilisesi"nin yeri olabilir.

Vakfın yönetimi "Pervane Beyzadeler"deyken soyları tükenmiş ve miras yoluyla Müeyyedzadelere geçmiştir. Bu sırada, 999 [1590-91] yılında cami depremden zarar görmüş, 1011 [1602-03] yılında da büyük yangında yanmış; bunun üzerine mütevelli "Müeyyedzade Pîrî Çelebi" onu onarmış ve önüne ahşap bir minare yaptırmıştır. 1143 [1730-31] yangınında yeniden yanınca mütevelli "Vâsi Çelebizade es-Seyyid el-Hâc Ahmed Efendi" onu onartmış ve minaresini taştan, burmalı olarak yaptırmıştır.

Bu yapının ilk yapıldığında cami (cuma namazı kılınan mabet) olarak yapıldığı vakfiyesinden anlaşılır. Ancak Sultan II. Bayezid hazretlerinin camisi tamamlandığında, Müslüman cemaatin tek bir camide toplanması amacıyla Yukarı Pazar kesimindeki bütün camilerden minber kaldırıldığı sırada bundan da kaldırılmıştı. Sonraları sultan camisinde cemaatin aşırı kalabalıklaşması öteki camilere de minber konmasını gerektirdiğinden 1146 [1733-34] yılında bu camiye de minber konmuş ve "Hâfız Hüseyin Efendi" hatip olarak atanmıştır.

1147 [1734-35] yılında büyük hadis bilginlerinden "Hıfzîzade el-Hâc Osman Fâik Efendi" caminin önündeki türbenin üstündeki odayı kütüphane yapmış, bütün kitaplarını oraya koyup vakfetmiştir. Sonraları kütüphane memurları görevlerini bilmedikleri için bütün kitaplar emanet olarak dışarı verilmiş, verildikleri yerlerden de geri alınmadığı için kaybolup gitmiştir. Şimdi kütüphane var, kitaplar yoktur. Türbeye ilişkin tarihî açıklamalar yakında verilecektir.

Caminin batısında, yol önündeki dört gözlü abdesthaneyi ileri gelenlerden, eski nakîbüleşraf kaymakamı Mumcuzade es-Seyyid Mustafa Ağa 1098 [1686-87] yılında yaptırmış ve her birine su akıtmıştır. Daha sonra onarımına ve ihtiyaçlarına harcanmak üzere Bakkallar İçi'ndeki dört dükkânını vakfettiği vakfiyesinden anlaşılıyorsa da dükkânlar özel mülke geçmiş, abdesthaneler de harap olmuştur.

Bu mahalledeki "Sungurlu Medresesi" ile "Darphaneci Tekkesi" yakında açıklanacaktır. "Çarşıbaşı"nda görülen mescidi 1100 [1688-89] yılında ileri gelenlerden "Eli Güzel el-Hâc Mehmed Ağa" yaptırmış, yeterli miktarda gelir getiren mülk vakfetmiş ve önüne bir çeşme yaptırmıştır. Bu mescit defalarca yanmış, torunları onu yeniden yaptırmış; sonra harap olunca 1310 [1892-93] yılında "Sandık Eminizade Mustafa Reşid Efendi" yeniden ihya ederek onun ikinci banisi olmuştur.

Bu mahallede "Peçelizade Hasan Paşa"nın, mevaliden "Hıfzî Abdurrahman Efendi"nin ve ileri gelenlerden "Acem Ali Ağa"nın birer çeşmesi vardır. Acem Ali Ağa'nın çeşmesi bilinmekte ve belli ise de birkaç çeşme daha bulunduğundan ötekilerin hangisi olduğu belirlenemedi. Yalnız Darphane Tekkesi'nin önündeki çeşmenin Hasan Paşa'nın çeşmesi olduğu sanılır.

9. Tatar Mahallesi: "Şamlar Mezarlığı"nın kuzeyinde, "Gülüs" adıyla tanınan mevkidedir; doğuda şose yolu, batıda Ahmak Bağları, güneyde mezarlık ve kuzeyde "Gülüs" ile çevrilidir. 1295 [1878] yılından beri buraya yerleştirilen Tatarların gelişiyle oluşmuştur. Devlet defterlerinde "İhsaniye Mahallesi" adıyla kaydedilmişse de halk arasında "Tatar Mahallesi" adı ağır basmıştır.

Bu mahallede oturan Tatarlar çok çalışkan ve dindar insanlar olduklarından mahallenin ortasına bir mescit yapmışlardır. 1316 [1898-99] yılında Amasya ileri gelenlerinden "Zileli Hacı Velizade el-Hâc Hasan Efendi" bu mescidin yanında zarif bir mektep yaptırarak mahallenin şerefini artırmış ve bilginin yayılmasına emek vermiştir.

Mahallenin kuzey kısmını kaplayan ve geri kalanı çayırlık olan güzel mevki öteden beri "Gülüs" adıyla tanınır ve bilinir. Bu ad geriye doğru araştırıldıkça, örneğin 727 [1326-27], 635 [1237-38] ve 573 [1177-78] yıllarına kadar incelendiğinde, aynen kullanıldığı görülür. Buna göre bu adın Amasya'nın fethinden önceye ait olduğu anlaşılır. "Gülüs"ün kuzeydoğusundaki bağlara "Taraput Bağları" denmesinin de Amasya'nın fethinden önceye ait olduğu anlaşılır.

Bu adların görünüşü, bunların "Pontus Krallığı" devrinden beri burada yer adı olarak kaldığını düşündürür. Çünkü "Gülüs" adı ya "Arkilüs" ya da "Lüküllüs" adlarından kısalarak kalmış bir söze benzer. Tarihte kayıtlı olduğu üzere "Arkilüs" ya da "Arkilaus", Pontus kralı yedinci "Mihridat"ın ünlü bir komutanının adıdır; burada oturduğu için yere onun adının verildiği sanılır.

"Lüküllüs" de Roma komutanlarından ünlü bir generalin adıdır; Mihridat ile savaşıp galip olarak Amasya'ya girdiği tarihten bilinmektedir. Burada bir süre çadır kurup kaldığı için yere onun adının verildiği de tahmin edilir. Fakat "Taraput" sözüne dair tarihî bir belge bulunamadı. Bu sözün "Tora Pont" (Pontus kanunu) deyiminden kısaldığı akla geliyorsa da bunu destekleyecek bir şeye rastlanamadı.

10. Temenna Mahallesi: Zincirli Kaya'nın kuzey eteğinde, Danişmendli beylerinden Feth Gazi'nin bahçesinin yerindedir; doğuda Zincirli Kaya, batıda ve güneyde dere, kuzeyde İslam Mahallesi ile çevrilidir.

Amasya'da şehzadelerin meddahlarından (övgü şairlerinden) ve İran şairlerinden "Temennâ-yı Nîsâbûrî" bu "Fethiye Bahçesi"nde oturduğu için mahalle 820 [1417-18] yılından beri bu adla anılmış ve kaydedilmiştir.

"Hızır Paşa"nın kethüdası "Hüsameddin Ağa" bu mahallede oturarak 874 [1469-70] yılında kâgir bir mektep, bir çeşme ve yakınında bir su gözü yaptırmış, vakıflarını 878 [1473-74] yılında düzenlemiştir. Vakfiyesinde adı "Hüsameddin-i Temennâyî" diye yazılıdır. Osmanlı beylerinden "Torumtay" soyundan gelen "İkinci Kaya Paşa" da 975 [1567-68] yılında kâgir, zarif bir cami yaptırmış ve mülklerini ona vakfetmiştir.

11. Cami-i Enderun Mahallesi: İçeri Şehir'de, Hatuniye Mahallesi'nin yakınındadır ve Karatay Mahallesi'nden ayrılmıştır. Doğuda Saray, batıda Karatay, güneyde Yeşilırmak ve kuzeyde Yukarı Kale ile çevrilidir. Ortasında Enderun Camii adıyla tanınan cami bulunduğundan adını bu camiden almıştır.

Bu cami, 612 [1215-16] yılından beri ele geçen eski belgelerin çoğunda "Cami-i Enderun" adıyla yazılı, bazılarında da "Cami-i Gazi Bey" diye anıldığına bakılırsa, Danişmendli hükümdarı "Melik Şemseddin İsmail Gazi Bey" ya da "Melik İzzeddin Mehmed Gazi Bey" tarafından 635 [1237-38] yılından önce yaptırılmış ve İç Kale'de bulunduğu için sonradan "Cami-i Enderun" (içerideki cami) adını almış olduğu sanılır.

Bu sanıyı güçlendiren şey caminin yapılış tarzıdır. Cami kare biçimlidir, her yanı kırmızı tuğladan yapılmıştır; duvarı yüksek, içi geniş, üstü ahşaptır. Doğu tarafında çapı aşağı yukarı on üç metre kadar olan çok kalın bir minaresi vardır; bu çapa göre yüksekliği ancak on beş metre kadardır. Âdeta büyük bir loğ taşına (dam toprağını sıkıştırmakta kullanılan silindir taş) benzediğinden halk arasında "Loğ Minare" diye tanınır. Bu minare de kırmızı tuğladan yapılmıştır.

Danişmendli hükümeti ileri gelenlerinin yaptırdığı cami ve türbelerin çoğunlukla bu biçimde tuğladan yapıldığı göz önüne alınırsa, bu caminin banisinin adı geçen iki hükümdardan biri olduğu sanısı güç kazanır. Şamlılar Mezarlığı'nın kenarındaki türbe ile bu caminin ve Çalan Köprü'nün yapıları arasındaki benzerlik görülür ve Danişmendli hükümdarlarından "Yağıbasan Gazi Bey"in Niksar Kalesi'ndeki cami ve medresesinin yapılarıyla karşılaştırma yapılırsa, bu caminin yapısının o devre ait olduğu kabul edilir. Bu caminin de kiliseden çevrildiği rivayet ediliyorsa da bu rivayetin asılsız olduğunda şüphe yoktur; çünkü caminin yapılış tarzı ve biçimi onu yalanlamaya yeter. Minaresinin de sonradan eklenmediği, camiyle birlikte yapıldığı ortadadır.

Bu caminin temelinin taştan yapılmış birkaç kubbe, sütun ve aralıklar üzerinde durduğu yerinde görülerek tespit edilmiştir. Buna göre eski zamanlarda burada bir kilise bulunduğu, çevresi dolarak toprağa gömüldüğü ve caminin bunun üzerine yapıldığı gerçeği bu rivayeti doğurmuş olmalıdır.

Bu cami eskiden hayır sahiplerinin vakfettiği gelir getiren mülklerle yönetilirken, 879 [1474-75] yılında "Sultan II. Bayezid Han" hazretlerinin muhterem annesi "Gülbahar Hatun" caminin dinî giderlerini karşılamak üzere köyler ve mezralar vakfetmiş; Amasya valisi "Şehzade Sultan Ahmed"in eşi "Gülçiçek Hatun" da yakındaki türbesinde cüzhanlık (her gün Kur'an'dan cüz okuma) ve bu camide devirhanlık (Kur'an'ı baştan sona okuma) şartıyla 911 [1505-06] yılında mülkler ve mezralar vakfetmiştir.

12. Çırakçı Mahallesi: Önceleri Pervane Bey Mahallesi'nin bir parçası iken sonradan ayrılarak ayrı bir mahalle olmuştur. Doğuda Kılıççı, batıda Acem Ali, güneyde Darüsselam ve kuzeyde Pervane Bey mahalleleriyle çevrilidir. Amasya valisi "Şehzade Sultan Mustafa"nın yakın çevresinden "Çırakçızade el-Hâc Halil Çelebi bin Ahmed Çelebi" bu mahallede oturup 957 [1550] yılında bir mescit yaptırdığı ve vakıflarını düzenlediği için mahalleye Çırakçı adı verilmiştir.

13. Çeribaşı Mahallesi: "Karakaya"nın kuzey eteğinde, eski "Sungur Mülkü"nün yerindedir. Doğuda Acem Ali, batıda Devehane, kuzeyde Bozahane, güneyde Şehre Küsdü mahalleleri ve Karakaya ile çevrilidir. Amasya emiri "Şadgeldi Paşa" ve ondan sonra "Devatdar Ahmed Paşa" devrinde tanınmış beylerden olan "Çeribaşı Emineddin Mehmed Çelebi" bu mahallede oturup bir mescit yaptırdığı için "Çeribaşı Mahallesi" denmiştir.

Bu caminin tarih taşı sökülmüş, vakfiyesi de bulunamamış olduğundan yapılış tarihi anlaşılamamıştır. Ancak adı geçen emirin 793 [1390-91] yılında hayatta olduğu, o yıl düzenlenen bir vakfiyenin şahitleri arasında bulunmasından çıkarıldığına göre caminin bu yıllarda yapıldığı anlaşılır. Soyu dört yüz yıl kadar mütevelli olarak bu camiyi iyi yönetmiş; yeniçeri çavuşlarından "Mütevellizade el-Hâc Halil Ağa" 1197 [1782-83] yılında caminin doğu yanına beyaz bir minare eklemiştir.

Bu caminin binasının yapılış tarzı bakımından "Saraçhane Camii" binasına benzemesi ve ikisinin de tarih taşlarının sökülmüş olması incelenmeye değer. Soyundan Amasya müftüsü "Mütevellizade el-Hâc Ahmed Efendi" 1118 [1706-07] yılında camiye minber koyup vakıflarını genişlettiyse de sonradan bunların hepsi elden çıkmış; vakfedilmiş paralar dışında vakfı yok gibidir. 1281 [1864-65] yılında Amasya mutasarrıfı "Ziya Paşa" camiyi onartmış; sonra yine kubbesi akınca bu kitabın yazarının babası "Abdîzade el-Hâc Mehmed Ağa" 1309 [1891-92] yılında üstüne bir ağdırma (kubbeyi dıştan örten çatı) yaptırarak kubbeyi korumaya almıştır.

Caminin karşısında, köşe başındaki evin imamlığa şart koşulmuş bir vakıf olduğu, bu vakıf evin iki ev yukarısında görülen boş arsanın da cüzhanlığa şart koşulmuş bir vakıf olduğu dilden dile bilinmektedir. Bu mahallenin aşağı kısmında "Kaya Paşa" 803 [1400-01] sularında, yukarı dere kısmında "Mütevellizade el-Hâc Hasan Ağa" 1145 [1732-33] sularında birer çeşme yaptırdıkları gibi, "Acem Ali Ağa" da 873 [1468-69] yılında caminin bitişiğinde bir çeşme yaptırmıştır.

14. Çıkrık Mahallesi: Resmî kayıtlarda "Şeyh Kırık ile Hankâh Mahallesi" adıyla geçen bu mahalle, eski Hankâh-ı Mesudî Mahallesi'nin yerindedir; doğuda Üçler, batıda Şâmice, güneyde Küpceğiz ve kuzeyde Receb mahalleleriyle çevrilidir. "Şeyh Kırık" diye tanınan "Mehmed Çelebi" burada oturup tekkenin yakınındaki kendine ait hücrede riyazet (nefis terbiyesi için çile) çıkardığından mahalle 841 [1437-38] yılından beri "Şeyh Kırık" adıyla tanınmıştır. Halk dilinde "Çıkrık Mahallesi" denir. Söz inceliği meraklısı bazı kişiler "Kırık" sözünü "Garîk" (suda boğulmuş) diye yazıp "Şeyh Garîk" demişlerdir.

Bu mahalle Sultan Mesud'un yaptırdığı hankâh (tekke) ile tanındığından 560 [1164-65] yılından 840 [1436-37] yılına kadar Hankâh Mahallesi diye anılmıştır. Burada eskiden beri cami, mektep ve çeşmeler bulunur; bazı hayır sahipleri bunların vakıflarını düzenlemişlerdir. Ünlü bilginlerden "eş-Şeyh Osman Efendi" bu caminin imamı olduğu zaman mahalle çok bayındır hâle gelmişti.

15. Hacı İlyas Mahallesi: Sultan II. Bayezid Han Camii'nin batısındadır; doğuda Sultan Bayezid Camii, batıda Yörgüç Paşa Camii, güneyde şose yolu ve kuzeyde Yeşilırmak ile çevrilidir. "İmaret Arkası" da denir. Beylerden Hacı Nevruz Beyzade "Hacı İlyas Bey" bu mahallede oturup bir mescit ve bir mektep yaptırdığı için bu adı almıştır.

Bu mahallenin kuzeybatı tarafı "İnehan Önü" diye tanınır, halk dilinde "İnehen Önü" denir. "Sultan Eretna Bey"in torunlarından "İne Han Bey" 790 [1388] yılından beri orada oturduğu için bu ad verilmiştir. Bu zatın ırmak kenarında yaptırdığı köşkün temeli bugün de durmaktadır.

Mahallenin doğu tarafı Hacı Beyzade Hamza, İlyas ve Hızır Beylerin bahçesi iken, 886 [1481] yılında "Sultan II. Bayezid Han" hazretleri tahta çıkışının ardından burayı onlardan satın almış ve yerine bir cami, medrese, imaret, tabhane (misafirhane) ve şadırvan yapılmasını buyurmuştur. Bunun üzerine şehzadesi, Amasya valisi "Sultan Ahmed" yüce emri yerine getirmeye hemen girişmiştir.

Adı geçen şehzade caminin temeline 886 yılının Receb ayında [Eylül 1481] başlamış, bütün ekleriyle birlikte 891 yılının Receb ayında [Temmuz 1486] tamamlamış ve bu hayır eserlerinin çevresini sur biçiminde, kare planlı kâgir bir duvarla kuşatmıştır. Bu surun ikisi güneyde, ikisi kuzeyde, birer tane de doğu ve batıda olmak üzere altı kapısı vardır; kuzey tarafı baştan başa ırmağa bakar. Çok geniş olan bu alan bütün hayır eserlerini içine alır; caminin dört yanı meyveli ve meyvesiz çok güzel ağaçlarla dolu bir bahçedir.

Bu alanın orta yerinde cami yapılmıştır. Boyu ve eni yüz seksener kadem (ayak) olup içeride ortada iki, yanlarda üçer kubbesi, doğu, batı ve kuzey taraflarında birer kapısı ve ortadaki iki kubbeye dayanak olan zarif ve sağlam bir kemeri vardır. Dışarıdan ön cephesi beş kubbe ile örtülüdür; bu kubbeleri taşıyan direkler yeşil ve siyah renkli, tek parça mermerdir.

Kuzeydeki orta kubbe büyüktür ve bal renginde mermerden yapılmıştır; kapının üstündeki kabartma çiçekler görülmeye değer. İki yanında sülün gibi son derece endamlı iki minaresi, sanki yüce arştan Amasya'nın üstüne inmiş iki nur fıskiyesi gibi boy göstermektedir.

Yavuz Sultan Selim devrinin ileri gelenlerinden Mevlânâ İdris-i Bitlisî, "Heşt Behişt" adlı eserinde bu yüce sultan hayratını şöyle över. Cami hakkında söylediği Farsça beyitlerin anlamı şudur:

"Ne güzel, mübarek bir yer ki rahatlığı Allah'ın kullarına ulaşır. Orada İslam'ın şiarları ayaktadır, orada nimet bağışları hiç eksik olmaz."

Kandilleri hakkında söylediği Arapça beyitlerin yaklaşık anlamı:

"Güneş onların tavanını boyarken kandiller, erimiş altın içinde yuvarlanan atlara benzer. İncelikte ruh gibidirler; kabın kenarına emanet edilmeselerdi cisimleri olmazdı."

Minareleri hakkında söylediği Farsça beytin anlamı:

"Güzel sesli kuşlarla dolu iki hurma ağacı; gül bahçesindeki bülbül gibi Hakk'ı zikrederler."

İmareti ve tabhanesi hakkında söylediği Farsça beyitlerin anlamı:

"O yer bahar gül bahçesi gibidir, bayındır bir yapı gibi şendir. İçinde her nimet hazırdır; nimeti veren ve yaptıran sayesinde afiyetle yenir. Onu görmeye yönelen kimse, o konaktan dizginini geri çevirmez."

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • mahdûd: sınırlanmış, çevrili
  • şarkan / garben / cenûben / şimâlen: doğuda / batıda / güneyde / kuzeyde
  • kethüdâ: bir devlet büyüğünün işlerini yürüten vekil, kâhya
  • tetebbu'ât-ı târîhiyye: tarih araştırmaları
  • harîk: yangın; muhterik: yanmış
  • müceddeden / tecdîden: yeniden
  • mahdûm: oğul; ahfâd: torunlar
  • a'yân: şehrin ileri gelenleri
  • mevâlî: büyük şehir kadılığı rütbesindeki âlimler
  • tevliyet / mütevellî: vakıf yöneticiliği / vakıf yöneticisi
  • akâr: kira geliri getiren mülk; mezâri': ekili tarlalar, mezralar
  • mürtezika: vakıftan maaş alan görevliler
  • maksûre: camide ayrılmış, yükseltilmiş bölme
  • tabhâne: zaviyeli camilerde yolcu ve misafirlerin kaldığı ocaklı oda
  • misafirhâne / imârethâne: konuk evi / aşevi
  • cüzhân / devrhân: vakıf şartıyla her gün Kur'an cüzü okuyan / hatim okuyan görevli
  • nakîbü'l-eşrâf kâ'im-makâmı: Peygamber soyundan gelenlerin işlerine bakan nakîbin taşradaki vekili
  • riyâzet: nefsi terbiye için çile, perhiz
  • münkarız: soyu tükenmiş
  • mütevâtir: dilden dile, kesintisiz aktarılarak bilinen
  • ağdırma: kubbeyi korumak için üzerine kurulan ahşap çatı
  • kadem: ayak, yaklaşık otuz santimlik eski uzunluk ölçüsü
  • loğ taşı: toprak damları sıkıştırmak için yuvarlanan silindir taş

Bu Mahalleler Bugün

Hüsameddin'in mahalle listesi, Amasya'nın 1910'lu yıllardaki mahalle düzeninin bir fotoğrafıdır. Yazarın verdiği adların büyük bölümü XIX. yüzyılın resmî kayıtlarında da karşımıza çıkar. 1840 tarihli Amasya nüfus defterinde şehirde elli beş mahalle sayılır; bunların arasında Eski Kethüda, Üçler, Uzun Mustafa, Beyazid Paşa, Bozahane, Pirinççi, Pervane Bey, Temenna, Cami-i Enderun, Çırakçı, Çeribaşı, Hacı İlyas ve "Şeyh Garik (Şeyh Arık)" adlarıyla bu bölümdeki mahallelerin hemen hepsi bulunur. Defterdeki "Şeyh Garik" yazımı, Hüsameddin'in "bazı terim meraklılarının 'Şeyh Garîk' dediği" mahalle adının resmî kâtiplerce de bu biçimde kullanıldığını gösterir. Aynı defterde ayrıca bir "Kocacık" mahallesi yer alır; Kumacık Hamamı'nın adının "Kocacık arsası"ndan geldiğini söyleyen yazarın açıklaması, bu mahalle adının varlığıyla desteklenmiş olur. Tatar Mahallesi ise 1840 defterinde yoktur; bu da mahallenin 1878'den sonra kurulduğunu söyleyen yazarla uyuşur.

Aynı defter, mahallelerin nüfus yapısı hakkında da fikir verir. Bayezid Paşa Mahallesi 1840'ta 112 Müslüman ve 104 gayrimüslim haneyle şehrin en kalabalık ve en karma mahallelerinden biridir. Üçler'de 94 hane vardır ve hepsi Müslümandır; Hacı İlyas'ta 93 Müslüman hane sayılmıştır. Bozahane'de ise gayrimüslim haneler çoğunluktadır (14 Müslüman, 56 gayrimüslim hane). Eski Kethüda, Çeribaşı ve Pervane Bey karma mahallelerdir. Bu tablo, Bayezid Paşa Mahallesi'ne XIX. yüzyılın sonunda bir Katolik misyonunun yerleşmesini anlamayı kolaylaştırır.

Bugün Amasya merkez ilçesinin kırk mahallesi arasında bu bölümde anılan adlardan Üçler, Beyazıtpaşa, Pirinççi ve Hacı İlyas yaşamaya devam eder. Hüsameddin'in kaydettiği bir ayrıntı burada özellikle dikkat çekicidir: Tatar Mahallesi'nin devlet defterlerindeki adı "İhsaniye"dir. Bugün Amasya'nın resmî mahalleleri arasında yer alan İhsaniye Mahallesi'nin adı, böylece 1878 sonrasında Şamlar Mezarlığı'nın kuzeyine yerleştirilen Tatar göçmenlerinin mahallesine kadar izlenebilir. Eski Kethüda, Uzun Mustafa, Bozahane, Pervane Bey, Temenna, Cami-i Enderun, Çırakçı, Çeribaşı ve Çıkrık adları ise bugünkü resmî mahalle listesinde bulunmaz; bunların hangi güncel mahallelere katıldığını ayrıntısıyla gösteren bir kaynağa ulaşılamadı.

Tatarların geliş tarihi olarak verilen 1295 yılı, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın hemen ardına denk gelir. Amasya sancağının nüfusu üzerine yapılan araştırmalar, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kırım, Kafkasya ve Balkanlardan gelen göçmenlerin sancak merkezine ve köylerine yerleştirildiğini, merkez kazada Müslüman nüfusun artışında bu iskânın etkili olduğunu gösterir. Yazarın, Zileli Hacı Velizade Hasan Efendi'nin mahalleye mektep yaptırdığı bilgisi de başka bir kaynakta doğrulanır: Zileli Hasan Efendi'nin biri Tatar mahallesinde, öteki Sultan Bayezid Camii avlusunda olmak üzere iki mektep yaptırdığı kayıtlıdır.

Bayezid Paşa Camii ve Ustaları

Bölümün en ayrıntılı tasvirlerinden biri Bayezid Paşa Camii'ne ayrılmıştır ve yazarın verdiği temel tarihler bugünkü araştırmalarla uyuşur. Kapı üstündeki Arapça kitabe caminin 817 yılının Muharrem ayında, yani Nisan 1414'te Sultan Çelebi Mehmed'in veziri Bayezid Paşa tarafından yaptırıldığını bildirir. Vakfiyenin tarihi de Hüsameddin'in dediği gibi 820'dir; Semavi Eyice'nin aktardığına göre bu tarih 820 Zilhiccesi'ne (Ocak 1418) denk gelir ve vakfiyenin bir özeti Kuşköprüsü yakınındaki bir kayanın üstüne de sekiz satır hâlinde işlenmiştir.

Caminin ustaları konusunda ise Hüsameddin'in bilgisi eksik kalır. Yazar mimar olarak yalnızca "Şemseddin Ahmed-i Şâmî" adını verir. Oysa yapının üzerinde, başka hiçbir erken Osmanlı eserinde görülmeyecek kadar çok usta imzası vardır: son cemaat yerindeki bir levhada mimarın Bayezid Paşa'nın memlüklerinden Yakub bin Abdullah olduğu 822 (1419) tarihiyle yazılıdır; başka levhalarda "el-muallim" lakaplı Zeynüddin bin Zekeriyya'nın, "el-muallim Ebu Bekir"in ve "İbn Müşeymeş ed-Dımaşkî olarak tanınan Muhammed"in adları okunur; vakfiye özetinin bir köşesinde de "Tugan bin Abdullah" adı geçer. Hüsameddin'in "Şâmî" (Şamlı) dediği usta ile kitabedeki Dımaşklı (Şamlı) usta arasında bir bağ olması akla yakındır; ancak bu bir tahmindir ve yazarın verdiği "Şemseddin Ahmed" adı bugünkü okumalarda yer almaz. Bu "mimar" ve "muallim" unvanlı kişilerin gerçek görevleri de tam aydınlanmış değildir; Albert Gabriel mimarların inşaata nezaret ettiğini, muallimlerin ise kalfa ya da şantiye şefi olabileceğini düşünür.

Hüsameddin'in caminin içindeki iki odayı "dershane" diye tanıtması da dikkatle okunmalıdır. Yazara göre bu odalar medrese sayılarak bilginlere verilmiştir ve gerçekten de Bayezid Paşa Medresesi'nin cami içinde hizmet verdiği kayıtlıdır. Bununla birlikte Semavi Eyice, iki yandaki kubbeli odaların ocakları ve alçı süslemeli raf gözleriyle aslında tabhane, yani misafir odaları olarak yapıldığını vurgular ve caminin "tabhaneli" ya da "zaviyeli" camilerin en güzel örneklerinden olduğunu belirtir. Yazarın "zemini düz değil, üst yarısı alt yarısından bir arşın yüksek" diye tarif ettiği durum, bu cami tipinin özelliğidir: girişteki kubbeli bölüm kapalı bir avlu gibi tasarlanmış, namaz kılınan kıble bölümü bir kademe yükseltilmiştir. Son cemaat yeri sekisinin iki yanındaki fıskiyeli havuzlar, Hüsameddin'in "maksurelerdeki çiçekli küçük havuzlar" dediği ayrıntıdır ve Eyice'ye göre başka hiçbir camide görülmez. Yazarın sözünü ettiği avlu duvarı ve imaret bugün ayakta değildir.

Hüsameddin'in Bayezid Paşa hakkında verdiği "816'ya kadar bu mahallede oturdu" bilgisinin ardında, vezirin Amasya ile olan derin bağı vardır. Paşa, Yahşi Bey'in oğlu olarak Amasyalı diye anılır; 1402 Ankara Savaşı'ndan sonra genç Mehmed Çelebi'yi kurtarıp Amasya'ya getirenin o olduğu, Çelebi Mehmed tahta geçince de vezirliğe yükseldiği bilinir. Kimi kaynaklar onun aslen Arnavut olduğunu kaydeder; Amasya doğumlu olduğu bilgisi ise Uzunçarşılı'ya dayanır. Bayezid Paşa, II. Murad'ın tahta çıkışının ardından 1421'de amcası Mustafa Çelebi üzerine gönderilmiş, askerlerinin çoğu karşı tarafa geçince teslim olmuş ve öldürülmüştür. Amasya'daki camisi böylece vezirin şehre bıraktığı en kalıcı iz olmuştur.

Burmalı Minare Camii: Kitabe ve Tarih Tartışması

Burmalı Minare Camii üzerine yazdıkları, Hüsameddin'in bugünkü araştırmacılarca en çok tartışılan sayfaları arasındadır. Kitabenin okunuşu ilk sorundur. Yazar ikinci satırın sonunu "altı yüz doksan" diye okuyarak caminin 690 (1291) yılında yapıldığını düşünür ve banisini Ferruh bin Selçuk bin Yusuf el-Hâzin olarak verir. Kitabı yayına hazırlayanların dipnotunda belirtildiği üzere İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Hüsameddin'in kitabe okumasını hatalı ve eksik bulmuştur. Camiye özel bir kitap ayıran Ali Yardım ise hem Hüsameddin'i hem Uzunçarşılı'yı düzelterek ikinci satırın "Bunu imar eden ve vakfeden, aciz kul av emiri Ferruh ve kardeşi hazinedar Yusuf'tur" biçiminde olduğunu ve tarihin "altı yüz kırk" (640/1242-43) olarak okunması gerektiğini ileri sürmüştür. Böylece Hüsameddin'in "Ferruh bin Selçuk bin Yusuf el-Hâzin" diye tek kişi sandığı ad, gerçekte iki kardeşi, Ferruh'u ve hazinedar Yusuf'u gösterir. Bugün yaygın kabul de budur: cami, Gıyaseddin II. Keyhusrev devrinde (1237-1246) vezir Ferruh ile kardeşi hazinedar Yusuf tarafından yaptırılmıştır ve kimi kaynaklar 1242 yılını verir. Hüsameddin'in 690 tarihi, kapıdaki ilk satırın Keyhusrev'in adını taşımasıyla da çelişir; çünkü bu sultanın saltanatı 1246'da sona ermişti.

Semavi Eyice, Hüsameddin'in Vital Cuinet'e dayandırdığı "Komnenos kilisesi" iddiasının da yanlış aktarıldığını gösterir. Cuinet'in La Turquie d'Asie adlı eserinde Burmalı Minare Camii'ne hiç değinilmeden yalnızca Amasya'da Komnenos devrine ait bir kilise kalıntısından söz edilir. Hüsameddin bu iddiayı reddetmekte haklıdır, fakat iddia aslında Cuinet'in değildir.

Minarenin tarihi ikinci tartışma konusudur. Hüsameddin taş ve burmalı minarenin 1143 (1730-31) yangınından sonra Vâsi Çelebizade Ahmed Efendi tarafından yaptırıldığını yazar ve bu bilgi uzun süre kabul görmüştür. Eyice ise Orta Asya Türk minare geleneğini sürdüren böyle bir burmalı gövdenin, Batı etkilerinin Osmanlı sanatına sızmaya başladığı XVIII. yüzyılda yapılmış olmasına inanmanın zor olduğunu, minarenin caminin kendi devrine ya da erken Osmanlı dönemine ait olması gerektiğini savunur. Eyice'ye göre yazarın bu camiyi Evliya Çelebi'nin anlattığı "Mahkeme Camii" ile aynı bina sayması yanılgıya yol açmış olabilir. Eyice Hüsameddin'i "iyi bir tarihçi olmakla beraber hiçbir hususta kaynak göstermeyen" bir yazar olarak niteler; bu değerlendirme, kitabın bütününü okurken akılda tutulmaya değer.

Hüsameddin'in verdiği onarım tarihleri (999'da deprem, 1011'de yangın, Müeyyedzade Pîrî Çelebi'nin onarımı, 1147'de türbenin üst katının kütüphane yapılması) bugün de bu bilgiler için başlıca kaynak olarak kullanılmaktadır. Yazarın "kütüphane var, kitaplar yoktur" diye yakındığı kütüphane türbenin üst katındadır; bu katın kütüphane yapılmasıyla sandukaların çok daha önce ortadan kalkmış olduğu anlaşılır. Caminin sonraki serüveni de dikkate değer: uzun süre terk edilen yapı 1930'larda Ziraat Bankası'nın tarım aletleri ambarı olarak kullanılmış, 1962'de esaslı biçimde onarılarak yeniden ibadete açılmış, 1974'te kubbeleri bakırla kaplanmıştır. Cami ve bitişiğindeki türbe bugün ayaktadır.

Enderun Camii ve Loğ Minare

Hüsameddin'in Enderun Camii için verdiği bilgiler, yapının günümüze ulaşmamış olması nedeniyle ayrı bir değer taşır. Bugünkü araştırmacılar, yazarın tespitine dayanarak caminin belgelerde 612 (1215-16) yılından itibaren "Cami-i Enderun" ya da "Cami-i Gazi Bey" adıyla geçtiğini kabul eder; caminin büyük ihtimalle Danişmendli Şemseddin İsmail Gazi Bey zamanında (1166-1172) yapıldığı, mimari tarzı ve tuğla malzemesiyle XII. yüzyıl özelliği gösterdiği belirtilir. On üç metre kadar çaplı, on beş metreye yakın yükseklikteki tuğla minarenin ölçüleri de bugünkü kaynaklarda yazarın verdiği şekliyle aktarılır.

Bu bölümde okurun dikkatini çekmek istediğimiz asıl nokta, kilise meselesidir. Hüsameddin caminin "kiliseden dönme" olduğu rivayetini kesin bir dille reddeder, fakat temelin taştan kubbeler ve sütunlar üzerinde durduğunu kendi gözüyle gördüğünü de not eder ve bu kalıntıların eski bir kilisenin toprağa gömülmüş parçaları olduğunu düşünür. 1939 depremiyle harabeye dönen caminin kalıntıları, yapının bir kilise üzerine inşa edildiğini ve sütunlu revakları bulunduğunu ortaya koymuştur. Böylece yazarın vardığı sonuç, yani caminin bir kilisenin dönüştürülmesiyle değil, onun kalıntıları üzerine yeniden yapılmasıyla ortaya çıktığı görüşü, deprem sonrası gözlemlerle örtüşmektedir. Cami ve minaresi bugün ayakta değildir.

Yazarın andığı vakıflar da tarihî bağlam içinde anlam kazanır. Gülbahar Hatun, oğlu Bayezid henüz yedi yaşında Amasya'ya sancak beyi olarak gönderildiğinde onunla birlikte gelmiş ve oğlunun 1481'de tahta çıkışına kadar Amasya'da yaşamıştır. Tokat ve Amasya'da vakıfları olduğu bilinir. Hüsameddin'in verdiği 879 (1474-75) tarihli vakıf, onun Amasya'daki bu uzun ikametinin dönemine düşer.

Sultan II. Bayezid Külliyesi

Hüsameddin'in külliye hakkında verdiği bilgilerin bir kısmı bugün de yalnızca onun aracılığıyla bilinmektedir. Caminin Receb 891'de (Temmuz 1486) tamamlandığı, cümle kapısı üstündeki ve iki yan duvarındaki üç parçalı kitabe ile doğrulanır; sülüs hatla yazılan bu kitabeler Ali bin Mezîd adlı bir hattatın elinden çıkmıştır. İnşaatın Receb 886'da (Eylül 1481), yani Bayezid'in tahta çıkışının hemen ardından başladığı bilgisi ise Semavi Eyice'nin açıkça belirttiği gibi Hüsameddin'in ileri sürdüğü bir tarihtir. Yazarın İdris-i Bitlisî'den naklen verdiği, külliyenin saltanat nimetine bir şükran olarak başlatıldığı ve inşaatın Şehzade Ahmed'e havale edildiği bilgisi, Hüsameddin'e göre Âlî'nin Künhü'l-ahbâr'ında ve Nişancızade'nin Mir'âtü'l-kâinât'ında da tekrarlanır. Külliyenin vakfiyesi ise 901 Cemaziyelevveli'nde (Ocak 1496) yazılmış ve külliyeyi cami, imaret, medrese ve sıbyan mektebinden ibaret olarak göstermiştir.

Yazarın tarif ettiği altı kapılı sur duvarı ve meyve ağaçlarıyla dolu bahçe, bugünkü ölçülerle yaklaşık 160 × 120 metrelik bir dış avluya karşılık gelir. Hüsameddin'in "yeşil ve siyah renkli tek parça mermer direkler" dediği son cemaat yeri sütunlarından, "bal renginde mermerden" kubbeli kapıdan ve "sülün gibi" iki minareden söz eden tasviri bugün de yapının en dikkat çekici yönlerini özetler. Minarelerden sağdaki, uçlarında zambak motifleri bulunan zikzak çizgili kırmızı kakmalarla bezenmiştir ve bu süsleme başka hiçbir minarede görülmez; soldaki ise kırmızı ve beyaz çubuklar hâlinde yapılmıştır.

Külliyenin yazardan sonraki tarihi de anılmalıdır. Cami 1939 depreminde yeniden zarar görmüş, son cemaat yerinin bazı kemer ve kubbeleri yıkılmış, 1960'lı yıllarda onarılmıştır. Yeşilırmak'ın taşkınlarından da zaman zaman etkilenmiştir; 1980 taşkınında cami içinde 70 santim yüksekliğinde birikinti oluşmuştur. Hüsameddin'in andığı medrese bugün İl Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. İmaret ise yeniden aşevi olarak hizmet vermektedir. Yazarın sözünü ettiği mektep yapısı hiçbir iz bırakmadan ortadan kalkmıştır. Külliyenin minareleri hizasındaki yaşlı çınar ağaçlarının yapıyla yaşıt olduğu tahmin edilir.

Eyice'nin ilgi çekici bir gözlemi de Hüsameddin'in "tabhane" diye andığı birimle ilgilidir. İmaretin planında misafirlerin kalabileceği uygun mekânlar bulunmadığından, Eyice caminin iki yanındaki üçer kubbeli bölümlerin aslında tabhane odaları olarak yapıldığı görüşündedir. Yazarın listesinde ayrı bir yapı gibi görünen tabhane, böylece caminin kendi kanatlarında aranmalıdır.

Nigârî Camii, Cizvit Misyonu ve Bayezid Paşa Mahallesi'nin XIX. Yüzyılı

Hüsameddin'in "Hamza-i Nigârî Efendi" adına yapıldığını söylediği cami ve türbe, bugün Şirvanlı Camii ya da Azeriler Camii olarak bilinen yapıdır. Mîr Hamza Nigârî, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde doğmuş bir Nakşibendî-Hâlidî şeyhi ve şairdir; mürşidi İsmail Şirvânî ile birlikte 1839'da Amasya'ya gelmiş, uzun yıllar Merzifon ve Amasya çevresinde irşad faaliyetinde bulunmuştur. Hakkındaki şikâyetler üzerine 1885'te Harput'a sürgün edilmiş, Eylül 1886'da orada ölmüş ve vasiyeti üzerine naaşı Amasya'ya getirilerek gömülmüştür. Hüsameddin'in verdiği 1304 [1886-87] temel atma tarihi, böylece şeyhin ölümünün hemen ardına düşer ve olayların akışıyla tutarlıdır. Caminin 1894'te yapıldığı bilgisi de yazarın verdiği 1310 [1892-93] tamamlanma tarihine yakındır. Kimi tanıtım metinlerinde inşaatın 1876'da başladığı yazılıysa da şeyhin ölüm tarihi göz önüne alınınca Hüsameddin'in kronolojisi daha inandırıcıdır. Türbede Nigârî'nin yanında yeğeni Mir Hasan Efendi'nin sandukası da bulunur; bunun yazarın gözetimini andığı Mir Hasan Efendi olması kuvvetle muhtemeldir.

Yazarın aynı mahallede 1300 [1882-83] yılında kurulduğunu söylediği Fransız Cizvit kilisesi ve mektebi, dönemin büyük bir misyon hareketinin parçasıdır. Papa XIII. Leo'nun emriyle 1881'de kurulan "Küçük Ermenistan Misyonu", Gregoryen Ermenileri Katolik Kilisesi'ne bağlamayı ve Amerikan Protestan misyonerlerinin etkisine karşı koymayı amaçlıyordu; misyonun sorumluluk alanı Amasya'nın da bağlı olduğu Sivas vilayetinin tamamını kapsıyor, merkezi Tokat'ta bulunuyordu. Cizvitlerin yöntemi eğitim ve sağlık kurumları aracılığıyla çevre halkıyla yakın ilişkiler kurmaktı. Amasya merkez kazasının nüfusunda 1892'de 240 kişilik bir Katolik topluluğun görünmesi, bu faaliyetin bir sonucu olarak okunabilir. Hüsameddin'in "misyonerliğe özgü talimatlar" vurgusu, dönemin Osmanlı aydınlarının bu kurumlara bakışını yansıtır.

Kumacık Hamamı

Kumacık Hamamı bugün Bayezidpaşa Mahallesi'nde, Künç Köprü hizasında ayaktadır ve 1495 yılında Kapıağası Ayas Ağa tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Bu tarih, Hüsameddin'in verdiği 900 yılına karşılık gelir. Moloz taştan yapılan hamam soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşur; kare planlı soyunmalığı büyük bir kubbeyle örtülüdür. Yazarın, hamamın gelirlerinin Şamlar Mahallesi'ndeki cami ve medreseye ayrıldığı bilgisi de bugünkü kayıtlarla uyuşur: Ayas Ağa'nın Şamlar Mahallesi'nde 1495'te yaptırdığı cami ve medrese (Küçük Ağa Medresesi) bilinmektedir. Hamamın adının "Kocacık"tan bozulduğu yolundaki açıklama, yukarıda anıldığı gibi 1840 defterinde bir Kocacık mahallesinin bulunmasıyla güçlenir; yine de bu bir halk etimolojisi olarak da okunabilir ve kesin bir belgeye dayanmaz.

Dikkat Edilmesi Gereken Diğer Noktalar

Hüsameddin'in Bayezid Paşa Mahallesi'nde doğduğunu söylediği "sadr-ı esbak Kara İbrahim Paşa" konusunda dikkatli olmak gerekir. IV. Mehmed devrinde 1683-1685 yılları arasında sadrazamlık yapan Kara İbrahim Paşa'nın 1620-21'de Bayburt'a bağlı Kelkit kazasının Handevrek köyünde doğduğu kayıtlıdır. Yazarın sözünü ettiği kişi bu sadrazamsa, verdiği doğum yeri bilgisi bugünkü kaynaklarla uyuşmaz; aynı lakabı taşıyan başka bir devlet adamını kastetmiş olması da mümkündür. Elimizdeki kaynaklarla bu soru çözülemedi.

Üçler Mahallesi'nin adı için yazarın verdiği iki açıklama da ilgi çekicidir. İlki Çelebi Mehmed'in hocası Sofi Bayezid ile iki yakınına, ikincisi Şehzade Ahmed'in yanında nüfuz kazanan ve yazarın "üç fesatçı İranlı" dediği Kutbeddin adlı kişilere dayanır. Hüsameddin'in bu ikinci gruba karşı sert dili, Şehzade Ahmed'in Amasya'daki son yıllarına denk gelen Safevî gerginliğinin yankısı olarak okunabilir; Amasya'nın bu dönemde Şah İsmail müritlerinin ayaklanmasına sahne olduğu bilinmektedir. Ancak Kutbeddin Ahmed, İsa ve Mahmud adlı kişilere dair başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Tatar Mahallesi'ndeki "Gülüs" adının Pontus dönemi komutanlarından türediği yolundaki görüş, yazarın da "zannolunur" diyerek açıkça tahmin olarak sunduğu bir halk etimolojisidir. Adı geçen kişiler gerçekten bu dönemin önemli şahsiyetleridir: Arkhelaos, Pontus kralı VI. Mithridates'in en gözde komutanıydı; Roma komutanı Lucullus da Mithridates'e karşı yürüttüğü savaşta MÖ 70 yılı dolaylarında Amaseia'yı ele geçirmişti. Fakat "Gülüs" adının bu isimlerle bir ilgisi olduğunu gösteren hiçbir belgeye ulaşılamadı. Yazarın adın 573 (1177-78) yılına kadar belgelerde bulunduğu yolundaki tespiti ise, kaynakları belirtilmese de yer adının Türk dönemi öncesine uzanabileceğini düşündürmesi bakımından değerlidir.

Son olarak, Çeribaşı Camii'nin üstünü örten ağdırmayı 1309 (1891-92) yılında yazarın kendi babası Abdîzade Hacı Mehmed Ağa'nın yaptırdığı bilgisi, Hüsameddin'in anlattığı Amasya'nın aynı zamanda kendi ailesinin yaşadığı şehir olduğunu hatırlatır. Kitaptaki pek çok ayrıntının, belgelerin yanı sıra bu tür aile ve mahalle hafızasına dayandığı unutulmamalıdır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 1. Cilt, s. 108–115. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Kitaplar

Diğer kaynaklar

1. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.