Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Şāh-ı milk-i ‘ışḳ-ı yārüm ġam sipāh oldı baña
Āteş-i āhum başumda zer-külāh oldı baña
Yüz sürerdüm işigüñe bir zamān şimdi velī
Ṭāḳ-ı eyvānuñ ıraḳdan secde-gāh oldı baña
Ehl-i ‘ışḳ içre şeh-i devlet-penāh oldum bugün
Aç işigüñ ṭaşı iy dilber penāh oldı baña
Pādişāhum her nefes āh itdügüm ‘ayb eyleme
Fürḳatüñde her nefes eglence āh oldı baña
Kāküline Fażliyā müşk-i Ḫıṭā didüm gice
Yine bir yüz ḳarasın ḳıldum günāh oldı baña
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben yârin aşk ülkesinin şahıyım; gam bana ordu oldu; ahımın ateşi başımda altın külah (taç) oldu.
2. Bir zamanlar eşiğine yüz sürerdim; şimdi ise eyvanının kemeri bana uzaktan secde yeri oldu.
3. Bugün aşk ehli arasında devlete sığınak olan bir şah oldum; ey dilber, (kapını) aç, eşiğinin taşı bana sığınak oldu.
4. Padişahım, her nefes ah ettiğimi ayıplama; ayrılığında her nefes ah etmek bana eğlence oldu.
5. Ey Fazlî, dün gece onun kâkülüne "Hıtâ miski" dedim; yine bir yüz karası işledim, bu bana günah oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "oldı baña"dır; kafiye "sipāh, külāh, secde-gāh, penāh, āh, günāh" kelimelerindeki "-āh" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte "Fażliyā" biçiminde geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde on yedinci gazeldir; metin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında, öteki elif kafiyeli gazellerden ayrı bir yerde (vr. 231a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla beyti, âşığı bir hükümdar gibi tasvir eder: o, yârin aşk ülkesinin şahıdır; gam onun ordusu, ahının ateşi de başındaki altın külahtır. "Şāh", "milk" (ülke), "sipāh" (ordu) ve "zer-külāh" (altın külah, taç) bir tenasüp kurar. Divan şiirinde sevgili şah, âşık kul olarak anılır; bu beyitte ise âşık kendi acılarının hükümdarıdır. Üçüncü beyit bu düşünceyi sürdürür: âşık, aşk ehli arasında "şeh-i devlet-penāh" olmuştur; ama asıl sığınağı sevgilinin eşiğinin taşıdır.
İkinci beyit bir uzaklaşmayı anlatır. Âşık bir zamanlar sevgilinin eşiğine yüz sürerdi; şimdi ise eyvanın kemerine uzaktan bakıp onu "secde-gāh" (secde yeri) edinir. Eyvan kemeri ile mihrap arasındaki biçim benzerliği, beyte dinî bir çağrışım verir. Özkat bu beyitteki "yüz sürmek" sözünü "(toprağa) yüz koymak (sürmek)" deyiminin örnekleri arasında sayar. Dördüncü beyitte âh etmek ayrılık içinde bir "eglence" (oyalanma, avuntu) olmuştur; bu, acının alışkanlığa dönüştüğünü anlatan bir paradokstur. "Pādişāh" hitabı, matladaki şah imgesine geri döner.
Makta beyti ince bir buluşa dayanır. Âşık dün gece sevgilinin kâkülüne "Hıtâ miski" demiştir. Hıtâ miski, divan şiirinde güzel kokunun ve siyahlığın ölçüsüdür; ama sevgilinin kâkülü ondan da üstün olduğu için bu benzetme bir hakaret, bir "yüz ḳarası" sayılmış ve günah olmuştur. Siyah misk ile "yüz karası" arasında bir renk tenasübü vardır. Özkat "yüz karası" deyimini bu beyitten örnekler; Fazlî deyimi burada hem mecaz anlamıyla (utanılacak iş) hem de miskin kara rengini hatırlatacak biçimde kullanır.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 293-294, gazel no. 17 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 231a); ayrıca s. 94 (deyimler) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






