Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
Oldum firāḳ-ı derd ile derdā ki ben gedā
‘Ālemde sevmesün şeh-i ālī olan gedā
Dirlük ḳomazsın ehl-i dile işigüñde hīç
Ölsün mi sen şehi iy efendi seven gedā
Ol yāre yār olam diyü fikr itme iy göñül
Şāh-ı cihāna hem-nefes olmaḳ ḳaçan gedā
Ümmīd-i vaṣl itme göñül ol nigārdan
Ol pādişāh-ı memleket-i ḥüsn ü ben gedā
Vaṣf-ı lebinde Fażlī bu şi‘ri ne ḫoş didüñ
Bu resme ola şi‘rde olınca reng ü edā
Günümüz Türkçesiyle
1. Eyvah, ayrılık derdiyle ben dilenci düştüm; dünyada hiçbir dilenci yüce bir şahı sevmesin.
2. Eşiğinde gönül ehline hiç dirlik (huzur) bırakmazsın; efendim, seni, yani şahı seven dilenci ölsün mü?
3. Ey gönül, o sevgiliye yâr olayım diye düşünme; dilenci ne zaman cihan şahının can yoldaşı olmuştur?
4. Gönül, o nigârdan (resim gibi güzel sevgiliden) vuslat umma; o, güzellik ülkesinin padişahıdır, bense bir dilenciyim.
5. Fazlî, onun dudağını vasfederken bu şiiri ne hoş söyledin; şiirde renk ve eda bulununca iş böyle olur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun muzâri bahrinden "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "gedā" (dilenci) kelimesidir; Özkat bu gazeli Farsça kelime redifli gazeller arasında sayar. Redifin önündeki kafiye "ben, olan, seven, ḳaçan" kelimelerindeki "-n" sesiyle kurulur; matladaki "ben" kafiyesi dördüncü beyitte tekrarlanır. Neşirdeki biçimiyle son mısra "gedā" ile değil "reng ü edā" ile biter; "edā" kelimesi redifi ses bakımından yankılar, ama kelimenin kendisi değişmiştir. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde on sekizinci gazeldir ve yalnız Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine bölümündeki mecmuanın Fazlî divanı kısmında (vr. 231a) bulunur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin bütünü şah ile dilenci arasındaki tezat üzerine kuruludur. Sevgili şahtır, padişahtır, güzellik ülkesinin hükümdarıdır; âşık ise onun eşiğinde bekleyen bir dilencidir. "Şeh", "pādişāh", "memleket" ve "işik" (eşik) kelimeleri bu saray tablosunu tamamlayan bir tenasüp kurar. Âşık, bu uçurumu görerek kendi gönlüne öğüt verir: dilenci şahı sevmemeli, onunla can yoldaşı olmayı düşünmemeli, ondan vuslat ummamalıdır. İlk beyitteki "derd" ile "derdā" (eyvah) arasında aynı kökten gelen kelimelerin yan yana kullanılmasıyla bir ses oyunu yapılmıştır.
Özkat, gazelin ikinci beytini incelemesinde üç ayrı yerde anar. Birincisinde beyit, güzelliğinin farkında olan ve şaire karşı ilgisiz kalan sevgilinin onu derinden yaralamasına örnektir. İkincisinde Fazlî'nin şiirlerinde Türkçe ve Türkçeleşmiş kelimelerin Arapça ve Farsça kelimelere oranla çok fazla olduğunu gösterir; gerçekten de "dirlük ḳomazsın", "işigüñde", "ölsün mi" ve "efendi" gündelik Türkçeden alınmış sözlerdir. Üçüncüsünde ise şairin sevgiliyle âdeta karşılıklı sohbet eder gibi ona sorular sorup cevap beklemesine, yani konuşma diline yakın, samimi söyleyişine örnek gösterilir. "Ölsün mi sen şehi iy efendi seven gedā" mısraı, sitemi bir soruya dönüştürerek sevgilinin ilgisizliğini hafif bir alayla yüzüne vurur. "Dirlük" kelimesi hem huzur hem de geçim anlamına gelir; âşık eşikte ne rahat yüzü görür ne de nasip.
Son beyitte şair kendi şiirini över. Sevgilinin dudağını anlatan bir şiirin renkli ve edalı olması, dudağın renginden ve güzelliğinden gelir; böylece övgü, şiirin konusu olan sevgiliye de dokunur.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 294, gazel no. 18 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine, vr. 231a); ayrıca s. 63 (gazellerin konuları), s. 69 (redifler), s. 104 (Türkçe kelimeler), s. 113 (ifade tarzı) ve s. 119-120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






