Amasya Merkez ilçesine bağlı Karasenir Mahallesi, bugün şehrin küçük mahallelerinden biridir ve il merkezinin güneybatısında, Yeşilırmak'ın batı yakasındaki bir tepenin çevresine yayılır. Adı en çok tepedeki türbeyle, yani çoban evliyası Serçoban'la birlikte anılır. Oysa mahallenin geçmişi yalnız bu menkıbeden ibaret kalmaz. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihinde adı bir emirin çiftliğine, bir Danişmendli gazisinin vakfına, bir Hicaz kumandanının doğduğu yere kadar uzanan kayıtlarla geçer. Ondokuzuncu yüzyıl sayımları mahallenin hane sayısını verir, yakın dönem onarım belgeleri ise türbenin başından geçenleri sıralar. Belgeye dayanan kısım ile yerel anlatıya dayanan kısım aşağıda ayrı tutulmuştur.

Köyden Mahalleye

Karasenir, Amasya üzerine yazılmış kaynaklarda zamanla kentin bir mahallesi hâline gelmiş bir köy olarak anılır. Yasar, kendi çağında kenti mahalle mahalle sayarken şehir sınırları içinde elli üç mahalle bulunduğunu belirtir, ardından "şehrin hâricinde iki mahalle dahi vardır ki bunlar da Amasya Şehri'nden ma'dûddur" der. Bu iki mahalleden ilki Karasenir, ikincisi güneyindeki Kayabaşı'dır. Yasar, Karasenir'i Amasya'nın güneybatısında, kentten on bir kilometre kadar uzakta gösterir. Mahalle böylece kent merkezine bağlı bir semt olarak değil, kentten ayrı konumda bir yerleşim olarak sayılır.

Geçişin ne zaman tamamlandığı konusunda kesin tarih verilemez. Yakın dönem belgeleri de mahallenin uzun süre köy gibi yönetildiğini gösterir. Türbenin tescil formunda 1980 yılında "Karasenir Köyü muhtarlığınca" kısmi bir onarım yapıldığı yazılıdır. Amasya'nın adı değiştirilen yerleşimlerini inceleyen Bekir Başalan da Karasenir'i, sonradan mahalleye dönüştürülen köyler arasında Boğazköy, Fındıklı, Helvacı, Orman Bağları, Saraycık, Yazı Bağları, Yeniköy ve Yeşilyenice ile birlikte sayar. Köyden mahalleye geçiş, Amasya merkezde birçok yerleşimin yaşadığı genel akışın içindedir; bağlanma yılı ise belgelerde ayrıca belirtilmemiştir.

Adın Kökeni

Mahalle adının kökeni konusunda elimizdeki en eski ve en açık bilgi Yasar'a aittir. Ona göre burası, Emir Seyfeddin Kara Sungur'un çiftliği olduğu için "Kara Sungur Çiftliği" diye anılmış, sonradan bu ad dilde yıpranarak "Karasenir" olmuştur. Yasar bu değişimi sağır kef ile fethalı sin biçiminde okunan bir sesin yanlış söylenmesine bağlar ve onu "tahfîfen galat" yani kısaltılarak yapılmış bir yanlış olarak niteler. Güneydeki Kayabaşı'nın adı da aynı yolla açıklanır: orası Emir Kayabay'ın çiftliği olduğundan "Kayabay Çiftliği" diye kaydedilmiş, sonra "Kayabaşı" olmuştur. Çevredeki iki mahalle adının aynı biçimde, bir emirin çiftlik sahipliğinden doğmuş olması açıklamayı inandırıcı kılar.

Kara Sungur'un kimliği ise ayrıca bir tartışma konusudur. Yasar kitabının başka yerlerinde Amasya'daki Sungur ailesinden söz eder. Bu bilgilere göre hicrî 700'lü yılların başında ölen emirlerden Seyfeddin Sungur'un soyuna "Sungur Sülalesi" denir; soy sonradan Osman Paşazâdeler, Çeribaşızâdeler ve Yahşi Beyzâdeler olarak üç kola ayrılmıştır. Yasar ayrıca Bozahane Mahallesi'ni "Emir Seyfüddin Sungur mülkü" yerinde, Çeribaşı Mahallesi'ni ise eski "Sungur mülkü" yerinde gösterir. Karasenir'deki çiftliğin sahibi olan "Kara Sungur"un bu aileyle ilişkisini Yasar açıkça söylemez. Adların ve unvanların benzerliği böyle bir bağı düşündürmekle birlikte, bunu doğrulayan bir belge bu taramada bulunamamıştır.

Eski Kayıtlarda Karasenir

Yasar'ın anlattığına göre mahallede Kara Sungur Bey'in cami ve mektebi bulunur; yazarın yaşadığı çağda bu cami ve mektep halkın yardımlarıyla ayakta tutulmaktadır. Aynı pasaj Hicaz kumandanı mirliva Hasan Paşa'nın bu mahalleden olduğunu da bildirir. Serçoban Türbesi'ni 1878-1879'da yaptıran kişinin "Karasenirli Hasan Paşa" adıyla anılması böylece yerel anlatının sonradan eklediği bir ayrıntı olmaktan çıkar ve Yasar'ın metnindeki kayda dayanır. Paşa'nın doğum yılı, rütbe tarihleri ya da görev ayrıntıları hakkında başka bilgi bulunamamıştır.

Karasenir'in daha eski bir vakıfla ilişkisi de Yasar'ın kitabında geçer. Amasya'nın batı eteğindeki İltekin bağlarının tanıtıldığı bölümde, Danişmendli emirlerinden ve Harezm Türkmenlerinden olduğu söylenen İltekin Gazi'nin türbesinden söz edilir. Yasar'a göre "Yazı Bağları ve Karasenir Mahallesi umûmen" bu gazinin vakfıdır ve 1160 (1747) yılına kadar gazinin soyundan gelenler bunları tevliyet yoluyla tasarruf etmişlerdir. Aynı yerde türbenin çevresinde bir zamanlar "Simre" adıyla anılan yeni bir kasabanın, camisi, iki mescidi ve bir mektebiyle birlikte 1052 (1642) tarihli kayıtlarda bulunduğu da aktarılır; Yasar yazdığı sırada bu mahallenin artık var olmadığını ve vakıf gelirlerinin hazineye geçtiğini bildirir. Buradan anlaşıldığı kadarıyla Karasenir, on sekizinci yüzyılın ortasına dek kentin eski vakıf düzeninin bir parçasıydı. Vakfın Karasenir'in hangi kesimini kapsadığını, gelirinin ne olduğunu ve kimlerce işletildiğini aynı kaynak açıklamaz.

Yasar'ın ayan ve mütesellim adlarını sıraladığı sonraki ciltlerde de on yedinci yüzyılın sonu için Karasenir adı "malikâne" ile birlikte anılır. 9-12. ciltlerdeki bir kayıtta, Ahmed Çelebi'nin oğlunun "Karasenir Malikânesi mutasarrıfı" iken 1097 (1685-86) dolaylarında öldüğü bildirilir. Metin birbirine girmiş ayan ve mütevelli adlarıyla örülü olduğundan kişinin kim olduğu, malikânenin ne kadar toprağı kapsadığı ve Kara Sungur çiftliğiyle ilgisinin ne olduğu saptanamamıştır. Yine de bu satır, Karasenir'in on yedinci yüzyılda kayda geçen, gelir getiren bir tasarruf birimi olduğunu gösterir.

Coğrafya ve Komşular

Mahallenin konumu en iyi Yeşilırmak ile Çekerek Irmağı arasında anlaşılır. Yasar, Çekerek'in Zile yönünden gelip Amasya'nın güneybatısındaki Kayabaşı Mahallesi'nin batı yanını sardığını ve "Serçoban Tepesi önünde" Yeşilırmak'a karıştığını yazar. Serçoban Tepesi böylece iki ırmağın buluştuğu yerde bir yön işareti olarak anılır. Tescil formu da türbeyi Yeşilırmak'ın batı yakasında, bir tepe üzerinde gösterir. Yasar'a göre Çekerek'in eski adı "Askilakis"tir; ırmağın küçük, bahar aylarında coşan, bazen tümüyle kesilen yapısı, bu adın Türkçe "Sengilik" sözcüğünün bozulmuş biçimi olabileceğini düşündürmüştür. Bu yorum Yasar'a aittir ve kanıtlanmış sayılmaz.

Karasenir'in güneyindeki Kayabaşı, Yasar'ın tarifiyle Yeşilırmak ile Çekerek'in arasında üçgen biçiminde bir ada gibidir. Yasar burasının Emir Kayabay'ın çiftliği olduğunu, ırmak kıyısındaki güzel bir yerine "Pehlivan" denmesinin ise Kayabay'ın oğlu Emir Şücaeddin Pehlivan Bey'in orada oturmasından kaynaklandığını yazar. Karasenir ile Kayabaşı, Yasar'ın anlatımında birbirine komşu iki çiftlik yerleşimi olarak görünür.

Ondokuzuncu Yüzyıl Sayımlarında Karasenir

Selim Özcan, Amasya'da 1840 (H. 1256) tarihli nüfus defteri ile 1844-1845 (H. 1260-1261) tarihli temettuat defterlerini karşılaştırdığı makalesinde mahallelerin hane sayılarını tablo hâlinde verir. Bu tabloda Karasenir, nüfus defterinde 61 Müslüman hane, temettuat sayımında 48 hane ile görünür; gayrimüslim hane yoktur. Aynı sayımlarda komşusu Kayabaşı sırasıyla 76 ve 68 hane taşır. İki sayım arasındaki fark, Özcan'ın açıklamasına göre kısmen sayımların farklı usulle yapılmasından kaynaklanır: nüfus sayımı merkezde düzenlenen suretlere, temettuat sayımı ise mahallinde alınan asıl kayıtlara dayanır. Dolayısıyla 61'den 48'e inişin gerçek bir göçü yansıtıp yansıtmadığı kesin söylenemez.

Yine de sayımlar mahallenin ölçeğini gösterir. Aynı tabloda Beyazıd Paşa Mahallesi 112 Müslüman ve 104 gayrimüslim hane ile ilk sıralarda yer alırken Karasenir, kentin büyük semtlerinin yanında küçük bir yerleşim olarak kalır. Tabloda Karasenir ile Kayabaşı'nın şehir mahalleleriyle aynı listede sayılması, bu iki yerleşimin on dokuzuncu yüzyılda da kentin idarî sayımına dahil edildiğini gösterir.

Serçoban ve Karasenir

Mahallenin adıyla en çok birlikte anılan kişi Serçoban'dır. "Ser" sözcüğü baş anlamına geldiği için ad, çobanların başı demektir. Yerel kaynaklara göre Serçoban'ın asıl adı İbrahim'dir; Tebriz'den gelmiş, öğrenimini orada Şeyh Taceddin Ebu Hamid Abdurrahman et-Tebrizi'nin yanında tamamlamıştır. Bir anlatıya göre bu hoca, Hz. Hüseyin soyundan gelen bir zattır. Yolculuğunun sonunda Amasya'ya yerleşen İbrahim burada hocalık yapmış, halk ve devlet erkânı nezdinde itibar görmüştür. Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı da 2020'deki açılış konuşmasında aynı bilgiyi aktarır: gerçek adının İbrahim olduğunu, İran'ın Tebriz şehrinden Amasya'ya geldiğini söyler.

Anlatı bu noktadan sonra bir kırılma yaşar. Anadolu'daki Moğol yöneticisi Kongortay'ın zulmünden kaçan ya da onun gözünden düşen İbrahim, şehirden uzaklaşır; Karasenir Köyü civarına çekilir ve çobanlıkla geçinmeye başlar. Aktarılan versiyonlardan birine göre Gazan Han döneminde eski itibarına yeniden kavuşmuştur. Gazan Han'ın 1295-1304 yılları arasında hüküm sürdüğü düşünülürse anlatı, Serçoban'ı on üçüncü yüzyılın sonu ile on dördüncü yüzyılın başındaki İlhanlı hâkimiyeti çağına yerleştirmektedir. Ancak kaynaklarda Serçoban'ın doğum ve ölüm yıllarına dair kesin bir bilgi yoktur. Bir yerel kayıt, onun kardeşi sayılan İğneci Baba'dan yaklaşık 150 yıl önce yaşadığını söyler; bu ifade de başka bir belgeyle desteklenmemiştir. Köyün Kara Sungur'a ait çiftlik olduğu dönemle Serçoban'ın yaşadığı sanılan dönemin birbirine yakın düşmesi tek başına bir ilişkinin kanıtı sayılamaz.

Serçoban'ın kardeşi olarak anılan İğneci Baba ayakkabıcılıkla uğraşan bir velîdir ve türbesinin Amasya merkezdeki Kocacık Çarşısı'nda bulunduğu bildirilir. Bazı yerel yazılarda iki kardeşin Şeyh Safiyüddin Mahmut'la yakınlığından da söz edilir; Serçoban, hâl ve hareketindeki sadelikle tanınan, geçimini çobanlıkla sağlayan bir kardeş olarak tanıtılır. Bu kardeşlik bağının tarihî bir dayanağı gösterilmemiştir. Anlatıda iki kardeşin biri çarşıda, öteki dağ başında yaşar; biri esnaf, öteki çobandır.

Serçoban Türbesi

Serçoban Türbesi, Karasenir Mahallesi sınırları içinde, Yeşilırmak'ın batı yakasındaki tepenin üzerinde yer alır. Tescil formuna göre yapı tek katlı, dikdörtgen planlı ve piramit çatılıdır; üzeri alafranga kiremitle örtülüdür ve yan duvarlarda ikişer dikdörtgen pencere bulunur. Yapı mescit olarak kullanıldığı için içinde bir mihrap ile ahşap bir minber vardır. Kuzey duvarının dibinde, baş ve ayak uçlarında sarıkları olan, betondan dikdörtgen bir mezar yer alır. Formda bahçesinde yemek pişirmek için basit ocaklar, ahşap yemek masaları ve ağaçlar sayılır; kitabe ve vakfiyenin bulunmadığı da ayrıca yazılıdır.

Yapının bilinen ilk yapılış tarihi, Hicaz kumandanı mirliva Karasenirli Hasan Paşa'nın yaptırdığı 1878-1879'dur. Kaynaklarda bu ilk yapının ahşap olduğu söylenir. Belediye Başkanı Sarı ise 2020 konuşmasında türbenin 2001'e kadar "eski Amasya evleri gibi" kagir bir yapı olarak kaldığını, 2001'de betonarmeye dönüştürüldüğünü anlatır. İki bilgi birbiriyle tam örtüşmez: ahşap yapının ne zaman kagire çevrildiği, hatta ikisinin aynı yapıyı anlatıp anlatmadığı belgelerden anlaşılamaz. Tescil formundaki onarım notları daha ayrıntılıdır. Buna göre 1980'de Karasenir Köyü muhtarlığı kısmi bir onarım yaptırmış, 1984'te özel bir kişi esaslı bir onarım gerçekleştirmiş, çevre düzenlemesini ise Amasya Belediyesi üstlenmiştir.

Sarı'nın anlatımına göre türbe 2001'den sonra bakımsız kalmış, çevresi de metruk bırakılmıştır. Belediye bunun üzerine türbede restorasyon, çevrede peyzaj çalışması yürütmüş; "Yedi Alemde Bir Çoban Gönüllerin Sultanı Serçoban" adı verilen proje, 13 Ekim 2020 tarihli habere göre, geniş katılımlı bir törenle açılmıştır. Törende dönemin Amasya Valisi Mustafa Masatlı ile milletvekilleri ve parti temsilcileri bulunmuştur. Sarı konuşmasında Amasya'da yirmiden fazla ermiş zatın türbesi olduğunu, Serçoban'ın bunlardan biri sayıldığını söylemiş; ziyaretçilerin mum yakma, kurban adama ve türbeyi tavaf etme uygulamalarına değinerek bunların bir inanç konusu olduğunu, ancak türbelerin tapınma yeri sayılmaması ve dileğin Allah'tan istenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Alan ilk düzenlemede yaklaşık 11 bin metrekare olarak hizmete girmiştir. Yoğun ilgi görmesi üzerine belediye, açılıştan dört ay sonra, Şubat 2021'de ek bir mesire alanı için genişletme çalışması başlatmış; Sarı çalışmayı yerinde incelemiş ve türbede dua etmiştir. Böylece türbe 2020'de yalnız onarılmamış, çevresiyle birlikte kent halkının günübirlik kullandığı bir alana dönüştürülmüştür.

Ziyaret Âdetleri

Türbe özellikle hayır duası için ziyaret edilir; her türlü hastalık ve dilek için gelinir. Cuma günleri gelenler namaz kılar, Kur'an okur; diğer günlerde gelenler türbenin etrafında yedi kez döner, mum adağında bulunur, türbeyi değişik yerlerinden öper. Çocuğu olmayan kadınların dileği türbedarla birlikte yapılır. Adakların çoğu kurban adağıdır ve türbenin çevresinde kurbanların kesildiği, yemeklerin pişirildiği yerler düzenlenmiştir. Bu uygulamalar Anadolu'daki yatır kültürünün tanıdık biçimleridir.

Serçoban'la İlgili Anlatılar

Mahallenin hafızasında tarih ile menkıbe iç içedir ve ikisini ayırmak gerekir. En bilinen menkıbe ağaçlarla ilgili olanıdır. Yerel anlatıya göre Serçoban öldüğünde sürüsündeki her hayvan bir ağaca dönüşmüş, böylece mezarın çevresinde bir orman oluşmuştur. Bu inanca bağlı olarak yöre halkı mezarın çevresindeki ağaçların kesilmesinin kendilerine kötülük getireceğine inanır. Amasyalı bir şair ve mutasavvıf, çocukluğunda türbeyi ziyarete gittiklerini, geniş alanlı bu yerin ağaçlarıyla meşhur olduğunu ve ağaç kesmenin insana sıkıntı verdiği hikâyesinin dilden dile anlatıldığını belirtmiştir.

İkinci menkıbe oğlakla ilgilidir. Serçoban dağda sürüsünü otlatırken kaçan bir oğlağı kovalar; oğlak kaçar, çoban iyice yorulur ve "seni yakaladığımda keseceğim" der. Oğlağı sonunda yakalar ve sözünü yerine getirmek üzereyken hayvanın mahzun ve etkileyici bakışlarıyla karşılaşır. Duygulanarak "beni de çok yordun mübarek" der ve oğlağı serbest bırakır. Aynı menkıbenin bir başka versiyonunda, yakalanan hayvan gözlerinden öpülür, Serçoban onu kesmek için kuytu bir yere götürür; bu sırada etrafını bir sürü yabani hayvan çevirir ve kesmesini söyler, Serçoban da aralarından bir karaca seçip onu keser. Aynı kurguya Çorum'un Osmancık ilçesindeki Koyun Baba menkıbesinde de rastlanır. Orada Baba'nın Adatepe eteklerinde koyun güttüğü, kaçan bir koyunu dokuz kez tepenin etrafında kovaladığı, ikisinin de yorulduğu ve sonunda koyunu kucaklayıp gözlerinden öptüğü anlatılır. Anadolu'da çoban evliyalarına bağlanan menkıbeler birbirine benzeyen kalıplar taşıdığı için, Serçoban anlatısının yöredeki daha eski bir anlatı geleneğinden beslenmiş olması mümkündür.

Üçüncü anlatı kardeşi İğneci Baba'yla ilgilidir ve Serçoban'ı bir kerametin sınavında gösterir. Serçoban bir gün ayakkabıcılık yapan ağabeyini ziyarete gider; yanında koyunlarından sağdığı sütü bir mendile çıkınlayıp hediye getirmiştir ve amacı sütün mendilden sızmadığını göstermektir. Mendili dükkânın duvarındaki bir çiviye asar. O sırada İğneci Baba bir kadın müşterinin ayak ölçüsünü almaktadır. Serçoban kadının topuklarını görüp içinden "ne kadar da güzel" diye geçirdiği anda, çiviye asılı mendilden süt yavaş yavaş damlamaya başlar. İğneci Baba kardeşinin niyetindeki bozulmayı sezer ama bir şey belli etmez. Kadın ayak ölçüsünü verip gidince kardeşine şöyle der: "Keramet dağ başında ermekte değil, keramet burada, çıkındaki sütü damlatmamakta." Aynı menkıbenin Merzifon'da yatan Piri Baba ile kardeşi Çoban Baba için de anlatıldığı bildirilir.

Başka kayıtlar Serçoban'ın cömertliğini ve titizliğini gösteren menkıbelerden söz eder. Koyunu başkasının bahçesine girdiğinde üç gün boyunca o koyunun sütünden içmez, sütü köylülere bedava verirmiş. Bölgeden geçen bir komutanı ve binlerce askerini azıcık yemekle doyurduğu da anlatılır. Bu menkıbeler tarihî olgu sayılmaz; mahallenin kendi kendine anlattığı hikâyeler olarak değerlidir.

Mahalledeki Yapılar

Mahallenin kayıtlarda geçen en eski dinî yapısı, Yasar'ın andığı Kara Sungur Bey'in camii ve mektebidir. Bu yapıların bugünkü durumu konusunda bilgi bulunamamıştır; Yasar'ın yazdığı çağdan sonra hangi camiyle özdeşleştirilebileceği de belli değildir. Bugün Amasya camilerini listeleyen derlemelerde Karasenir Mahallesi sınırları içinde Karasenir Mahallesi Camii, Ağıllar Camii ve Serçoban Camii adlarıyla üç cami geçer; Serçoban Camii'nin Serçoban Caddesi üzerinde olduğu bildirilir. Bu camilerin yapım tarihleri ve tarihçeleri hakkında belge bulunamamıştır. Ağıllar Camii'nin adı mahallenin geçmişte hayvancılıkla kurduğu ilişkiyi akla getirir, ancak bu bir çıkarımdır ve belgeye dayanmaz.

Nüfus ve Değişim

Mahalle küçüktür ve yıllardır küçülmektedir. TÜİK adrese dayalı nüfus kayıt sistemi (ADNKS) verilerine göre mahalle nüfusu 2012'de 788, 2014'te 789 iken sonraki yıllarda genel olarak gerilemiştir. 2025 sonunda nüfus 665'tir; bunun 331'i erkek, 334'ü kadındır. Cinsiyet dağılımı hemen hemen eşittir (erkeklerde yüzde 49,77, kadınlarda yüzde 50,23). Yıllara göre toplam nüfus şöyledir:

  • 2012: 788
  • 2013: 772
  • 2014: 789
  • 2015: 776
  • 2016: 739
  • 2017: 749
  • 2018: 741
  • 2019: 722
  • 2020: 719
  • 2021: 696
  • 2022: 685
  • 2023: 678
  • 2024: 675
  • 2025: 665

Serideki en yüksek değer olan 789'dan 665'e inen nüfus, on bir yılda yüz yirmi dört kişilik bir azalmaya işaret eder. 2018'den 2025'e ise düşüş yetmiş altı kişidir. Şehirlerin kıyısındaki birçok mahallede görülen bu yavaş boşalma, genç nüfusun kent merkezine ya da başka illere yönelmesiyle açıklanabilir; ancak Karasenir için bu konuda ayrıca bir araştırma bulunmamaktadır, dolayısıyla neden konusunda yorum yapılmaz.

Günümüzde Karasenir

Bugün Karasenir, Amasya için esas olarak Serçoban Mesire Alanı ile bilinir. Türbeyi ziyaret etmek isteyenler ile şehirden kısa bir süre uzaklaşmak isteyenler aynı tepede buluşur; alan özellikle hafta sonlarında ve bahar aylarında kalabalıklaşır. Alanı Amasya Belediyesi düzenlemiştir. Türbenin il merkezine yakınlığı ziyaretçi sayısını mahalle nüfusuna oranla yüksek tutar; mahalle sakinlerinin sayısı küçülürken tepenin çekiciliği sürmüştür.

Kronoloji

Yalnız kaynaklarda belgelenen tarihler:

1052 (1642): İltekin Gazi türbesi çevresindeki Simre mahallesi bu tarihli kayıtlarda geçer.

1097 (1685-86) dolayı: Ahmed Çelebi oğlu bir kişinin Karasenir Malikânesi mutasarrıfı iken öldüğü kaydedilir.

1160 (1747): Karasenir'in de içinde bulunduğu İltekin Gazi vakfı bu tarihe kadar gazinin soyundan gelenlerce tasarruf edilir.

1840: Nüfus defterinde Karasenir 61 Müslüman hane olarak yazılır.

1844-1845: Temettuat defterlerinde Karasenir 48 hane olarak görünür.

1878-1879: Serçoban Türbesi, Karasenirli Hasan Paşa tarafından ahşap olarak yaptırılır.

1980: Karasenir Köyü muhtarlığı türbede kısmi onarım yapar.

1984: Türbe özel bir kişi tarafından esaslı biçimde onarılır.

2001: Türbe betonarme olarak yeniden yapılır.

2012: Mahalle nüfusu 788 olarak kaydedilir (ADNKS).

13 Ekim 2020: Restorasyonu ve peyzajı tamamlanan Serçoban Türbesi ile mesire alanı açılır.

Şubat 2021: Mesire alanının genişletilmesi için ek çalışma başlatılır.

2025: Mahalle nüfusu 665 olarak kaydedilir (ADNKS).

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar