Amasya'da Yeşilırmak kıyısındaki Mehmed Paşa Camii'nin kapısı üzerindeki kitabe, yapıyı Sultan Bayezid Han'ın saltanatı günlerinde "büyük vezir Mehmed Paşa"nın yaptırdığını ve 891 yılı Muharreminde, yani Ocak 1486'da tamamladığını söyler. Bu vezir, II. Murad'ın lalası Yörgüç Paşa'nın kardeşi Hayreddin Hızır Paşa'nın oğluydu. Kaynaklarda Hızır Paşazâde ya da Hızır Paşa oğlu Mehmed Paşa diye anılır. Hayatının büyük kısmı, amcası ve babası gibi şehzade lalalığıyla Amasya'da geçti; II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in lalası olarak öldü.
Mehmed Paşa, XV. yüzyılın sonunda Amasya'nın en büyük hayır sahiplerinden biriydi. 896 (1491) tarihli vakfiyesine göre Amasya'daki külliyesini ayakta tutmak için doksan üç köy ve mezradaki hisselerini, Amasya, Tokat, Niksar, Samsun ve Tosya'da yaptırdığı ya da satın aldığı değirmen, hamam, han, dükkân ve bir bedestenin gelirlerini vakfetti. Mustafa Çağhan Keskin, onu II. Bayezid döneminde Amasya çevresinin önde gelen "yerel bânî"lerinden biri olarak değerlendirir.
Ailesi ve Yetişmesi
Mehmed Paşa'nın babası Hayreddin Hızır Paşa, Amasya'da cami, medrese ve vakıf bırakmış bir devlet adamıydı. Keskin'in derlediği bilgilere göre Hızır Paşa, II. Murad döneminde Şehzade Alâeddin'in, Fatih Sultan Mehmed döneminde ise Amasya'da Şehzade Bayezid'in lalalığını yapmış ve 871 (1466) yılında ölmüştür. Amcası Yörgüç Paşa ise II. Murad'ın lalası ve Rum beylerbeyi olarak Amasya'da büyük bir külliye kurmuştu. Mehmed Paşa, böylece Amasya'da şehzade sarayının çevresinde kuşaktan kuşağa görev yapan bir ailenin içinde yetişti. Doğum yılı ve gençlik yılları hakkında kaynaklarda bilgi yoktur.
Babasının ölümünden sonra Mehmed Paşa'nın Şehzade Bayezid'in yakınında bulunduğu bildirilir. Amasyalı Kara Müftîzâde Mustafa Vâzıh Efendi'nin aktardığı yerel rivayete göre Fatih Sultan Mehmed ölünce Bayezid'le birlikte İstanbul'a gitmiş, daha sonra Amasya'da kalan Şehzade Ahmed'in lalası olarak geri dönmüştür. Vakfiyesi de onu "Büyük Emir Yörgüç Paşa'nın kardeşi Büyük Emir Hızır Paşa'nın oğlu" diye tanıtır; vakıf kurucusunun kimliğini bu iki ünlü Amasyalıya bağlaması, ailenin şehirdeki yerini gösterir.
Devlet Hizmetinde
Mehmed Paşa'nın siyasi kariyeri kaynaklarda farklı sıralarla anlatılır. Hoca Sadeddin Efendi ve Müneccimbaşı gibi Osmanlı tarihçilerine göre II. Bayezid'in saltanatının ilk yıllarında Semendire sancakbeyi oldu, ardından Davud Paşa'nın yerine Rumeli beylerbeyliğine atandı ve 888 (1483) yılında vezirliğe yükseldi. Hüseyin Hüsameddin Yasar ise Semendire beyliğini daha erken bir tarihe, Fatih'in 882'de (1477-78) Amasya'ya gönderdiği soruşturma heyetinin ardından Şehzade Bayezid'in maiyetinde yapılan değişikliklere bağlar: Mahmud Paşa'nın idam edildiği, Tâcî Bey'in Bağdat'a, Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'nin İran'a kaçtığı bu çalkantılı yıllarda "Hızır Paşazâde Mehmed Paşa da Rumeli'nde Semendire beyi oldu" der.
Vezirliğe yükselişi konusunda da iki anlatım vardır. Hüsameddin'e göre 887 (1482) yılında divanda ikinci vezir olan Hamza Beyzâde Mustafa Paşa öldürülünce yerine "Amasyalı Hızır Paşazâde Mehmed Paşa" üçüncü vezir oldu. Aynı yazar, 888 (1483) yılının zilhiccesinde İshak Paşa'nın sadaretten, Mehmed Paşa'nın vezirlikten azledildiğini ve Mehmed Paşa'nın Şehzade Ahmed'e lala tayin edildiğini yazar. Hoca Sadeddin ise vezirlikten azlini ve lalalığa tayinini 890 (1485) yılına koyar. Kesin tarih ne olursa olsun, Mehmed Paşa'nın divandaki görevi kısa sürmüş, sonraki yıllarda ağırlığı Amasya'ya ve Rum vilayetine kaymıştır. Mehmed Paşa Camii'nin 1486 tarihli kitabesinde kendisini hâlâ "vezîrü'l-kebîr" diye anması, unvanın vezirlikten ayrıldıktan sonra da kullanıldığını gösterir.
Memlûk ve Dulkadir Seferlerinde
Mehmed Paşa, II. Bayezid'in Memlûklerle giriştiği uzun savaşta Amasya ve Rum vilayetinin askerini yönetti. Hüsameddin'in kayıtlarına göre 890 (1485) yılında Mısır seferine Amasya askerî birliğinin komutanı olarak katıldı; Hüsameddin'in andığı bir Mecidözü emiri de onun maiyetinde savaşa katılmış, Memlûklerin üstün gelmesi üzerine onunla birlikte geri dönmüştür.
XVI. yüzyıla ait anonim bir Osmanlı kroniği, 891 (1486) yılında Adana sınırında Memlûk emirleri Özbek ve Temür Bey'le yapılan savaşı anlatırken "Rum Beylerbeyisi Hızır Bey oğlu Muhammed Bey"in Anadolu beylerbeyi Hersekoğlu Ahmed Bey'le birlikte savaşa katıldığını, Osmanlı ordusunun bozguna uğradığını ve Hersekoğlu'nun esir düştüğünü kaydeder. Mehmed Süreyya'nın Sicill-i Osmanî'si Mehmed Paşa'nın da Hersekoğlu ile birlikte esir düştüğünü, sonra kurtulduğunu yazar. Aynı anonim kronik, Mehmed Paşa'nın 894 (1489) yılında hâlâ Rum beylerbeyi olduğunu ve Dulkadiroğlu Alâüddevle üzerine yapılan sefere katıldığını bildirir. Lalalık ile Rum beylerbeyliğinin bu yıllarda aynı kişide birleşmesi, amcası Yörgüç Paşa'nın izlediği yolu hatırlatır.
Amasya'daki Külliyesi
Mehmed Paşa'nın Amasya'da yaptırdığı külliye, Yeşilırmak yakınında bugün onun adını taşıyan Mehmed Paşa Mahallesi'ndedir. Ana kapı üzerindeki iki satırlık Arapça sülüs kitabeye göre yapı 891 Muharreminde (Ocak 1486) tamamlandı. Hüsameddin ise caminin 900 (1494-95) yılında yapıldığını yazar; TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde ve sonraki araştırmalar kitabedeki 1486 tarihini esas alır.
Vakfiyeye göre külliye, geniş bir bahçenin ortasında bir avluya yerleşmişti. Merkezde cami, onun iki yanında yolculara ve dervişlere açık birer hücre, önlerinde sofalı iki kışlık misafir odası (tabhane), mutfak, ekmek fırını, ambar, dört oda ile on hücreden oluşan bir medrese bulunuyordu; yanındaki küçük avluda ahır ve helâlar vardı. Bugün bunlardan yalnızca cami, ona bitişik hücreler ve tabhane odaları ile türbe ayaktadır. Keskin, harimi, iki yanındaki hücreleri ve kışlık odaları altı kubbeli bir revakla tek bir yapıda birleştiren bu düzenin Tokat'taki Hatuniye Camii, Vezirköprü'deki Taceddin Paşa Camii ve Amasya'daki Sofular (Abdullah Paşa) Camii, Ayas Ağa Camii ile Hatuniye Camii gibi çağdaş yapılarla akraba olduğunu belirtir.
Caminin en çok dikkat çeken parçası mermer minberidir. Neredeyse bütün yüzeyi alçak kabartma rûmî ve arabesklerle kaplıdır; köşkü soğan biçimli küçük bir kubbeyle örtülüdür. İ. Aydın Yüksel bu minberi "başlı başına bir monografi mevzuu" olarak niteler. Altı kubbeli son cemaat revağı yedi mermer sütuna oturur, cephesi mermerle kaplıdır. Kapı kanatları bugün Amasya Müzesi'ndedir. Yapı 1821 ve 1863-64 yıllarında onarılmış, 1939 depreminde harap olunca Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden onarılmıştır.
Külliyenin medresesi Amasya'nın önemli medreselerinden biriydi. 934 (1528) yılında müderrisi Mevlânâ Şemseddin, 968 (1561) yılında Mevlânâ Muslihiddin'di ve günde yirmi beş akçe alıyordu; bu ücret, medresenin "Haşiye-i Tecrîd" denen yirmili medreseler arasında olduğunu gösterir. 1899 tarihli Maarif Salnamesi'nde otuz sekiz öğrencisi görünen medrese, depremde hasar görünce onarılmayıp yıktırıldı. Hüsameddin, yıkılmadan önce gördüğü medresenin caminin kuzey ve doğusunda, geniş odalı bir yapı olduğunu yazar. Osman Fevzi Olcay da medresenin bir dershane ile on bir odadan oluştuğunu, batı tarafında bir ekmekhane ile fırın bulunduğunu anlatır. Evliya Çelebi XVII. yüzyılda Amasya'da çalışan on imaretten birinin bu külliyeye ait olduğunu kaydeder.
Hüsameddin'e göre Mehmed Paşa, caminin güneyindeki yol üzerinde Halvetî şeyhi Habib-i Karamânî için 890 (1485) yılında bir tekke de yaptırdı. Habib-i Karamânî ölünce bu tekkenin bahçesine gömüldü. Tekke bugün ayakta değildir. Mehmed Süreyya'nın İstinye'de de bir külliye yaptırdığı yolundaki kaydını Keskin, vakfiyede böyle bir yapı geçmediği ve İstinye'de böyle bir külliye bulunmadığı için doğrulanmamış sayar.
Vakfiyesi ve Gelir Ağı
Mehmed Paşa'nın Arapça vakfiyesi 896 (1491) tarihlidir; aslı ve Türkçe tercümesi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'ndedir. Vakfiye, külliyede çalışacak yirmi kişilik daimî kadroyu, dört geçici görevliyi ve on medrese öğrencisini tek tek sayar. Müderrise günde yirmi, her öğrenciye ikişer gümüş dirhem; imama dört, hatibe beş, müezzine iki dirhem ayrılmıştı. Cuma namazından önce Kur'an cüzü okuyan hafızlar, mescidin bakımını yapan kayyım, misafirlerin yatağını hazırlayan ferraş, ambarcı, aşçı ve ekmekçiler, yemek dağıtımını düzenleyen imaret şeyhi ve yardımcısı, vakfın hesaplarını tutan kâtip ve denetleyen nâzır da yevmiyeleriyle kayıtlıdır. İmarette her sabah ve akşam ekmek pişiriliyor, pirinç, buğday, taze et ve sebze alınıyordu; kandiller ve mübarek gecelerin kutlaması için ayrıca ödenek konmuştu.
Bu giderlerin kaynağı, Mehmed Paşa'nın mâlikâne hissesine sahip olduğu doksan üç köy ve mezradan gelen vergiler ile ticari yapıların gelirleriydi. Vakfedilen köyler Amasya'nın Geldiklenâbâd, Argoma ve Zünnûnözü nahiyelerinden Çorum, Mecidözü, Lâdik, Bafra, Niksar, Mesudiye ve Tokat'a kadar geniş bir alana yayılır. Ticari yapılar Amasya'da dört değirmen, Samsun'da bir han, bir hamam ve iki değirmen, Tokat'ta dört değirmen, bir hamam ve otuz üç dükkân, Niksar'da iki hamam ve Tosya'da bir bedesten ile çevresindeki dükkânlardı. Bunların hiçbiri bugüne ulaşmamıştır. Tosya bedesteni 1943 depreminde ağır hasar görüp belediyece yıktırılmış; XIX. yüzyıl sonundaki Kastamonu salnamesinde yanlışlıkla Nişancı Mehmed Paşa'ya mal edilmişti. Evliya Çelebi bu bedestende her türlü malın bulunduğunu, ama Tosya halkı dokumacılıkla geçindiği için daha çok kumaş alınıp satıldığını yazar.
Vakfiyeye göre vakfın ilk mütevellisi Mehmed Paşa'nın kendisiydi ve gelirin beşte biri mütevelliye ayrılmıştı. Ondan sonra yönetim, oğulları ve torunlarından en dindar ve en yetkin olana geçecek; soyu tükenirse azatlı köleleri ve onların çocukları, onlar da kalmazsa Amasya kadısının atayacağı kişi vakfı yönetecekti. Hüsameddin'in kayıtları, vakfın yüzyıllar boyunca paşanın torunlarının elinde kaldığını gösterir: 1308 (1890-91) yılında mütevelli Mehmed Bey'in külliyenin batısında bir medrese daha yaptırdığını, 1015 (1606) yılında Amasya beyi olan alaybeyi Ali Bey'in de Mehmed Paşa'nın soyundan geldiğini yazar.
Ölümü ve Mezarı
Mehmed Paşa'nın ölüm tarihi kaynaklarda iki farklı biçimde geçer. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki madde 900 (1494-95) yılını verir; türbe dışındaki bir mezarın 1306 (1888-89) tarihli manzum kitabesi de onun "dokuz yüzde" öldüğünü söyler. Nişancı Mehmed Paşa, Hoca Sadeddin, Ayvansarâyî ve Mehmed Süreyya ise 904 (1498) yılını kaydeder. Hüsameddin, Şehzade Ahmed'in lalası ve "vekîl-i saltanatı" olan vezir Mehmed Paşa'nın ölümünü Amasya'da 903-904 olaylarının ardından anlatır ve yerine Tâcî Bey diye bilinen Hacı Beyzâde Tâceddin İbrahim Paşa'nın geçtiğini yazar. Keskin'in derlediği kaynaklar onun Amasya'da öldüğünü bildirir.
Caminin doğu kanadına bitişik, doğuya açık kubbeli bir eyvan biçimindeki türbe halk arasında Mehmed Paşa Türbesi diye bilinir. İçindeki lahit kitabesizdir. TDV İslâm Ansiklopedisi'ne göre Mehmed Paşa'nın mezarı türbenin içinde değil, kapısının önündeki ikinci mezardır; birinci mezar babası Hızır Paşa'ya, üçüncüsü Habib-i Karamânî'ye aittir. Dört yüz yıl sonra soyundan Mehmed Bey'in yenilettiği mezar taşındaki manzum kitabe de paşanın türbenin dışında yattığını gösterir. Keskin, Mustafa Vâzıh Efendi'nin, Mehmed Paşa'nın babasını kendi camisinin yanındaki türbeye defnettiği yolundaki kaydına dayanarak türbedeki lahdin Hızır Paşa'ya ait olabileceğini belirtir. Hüsameddin ise türbeyi ve kitabesiz lahdi Mehmed Paşa'ya bağlar. Kaynaklar bu noktada uzlaşmaz.
Amasya'daki İzleri
Mehmed Paşa'nın adı, Amasya'nın Yeşilırmak kıyısındaki bir mahallesinde, camisinde ve bu caminin çevresinde yüzyıllar içinde yapılan başka hayır eserlerinde yaşadı. Hüsameddin, caminin batısında Yörgüç Paşazâde Mustafa Bey'in hamamını, kıble tarafında 910 (1504-05) yılında Oruç Bey'in yaptırdığı çeşmeyi, sonraki yüzyıllarda eklenen mescit, dârülkurrâ ve medreseleri birlikte sayar; bu yapılar topluluğu "Mehmed Paşa Dairesi" diye anılmıştır. Keskin'e göre Mehmed Paşa'nın inşa faaliyeti, 1483-1489 yılları arasında Amasya'da Kapı Ağası Hüseyin Ağa'nın bedesten ve medresesi, Sofular ve Ayas Ağa camileri, II. Bayezid Külliyesi gibi yapıları ortaya çıkaran yetkin bir usta topluluğunun varlığını gösterir; ancak bu yapıların hiçbirinde mimarın adı yazılı değildir.
Kronoloji
871 (1466): Babası Hayreddin Hızır Paşa'nın ölümü.
882-883 (1477-1478): Hüsameddin'e göre Şehzade Bayezid'in maiyetindeki değişiklikler sırasında Semendire beyi oldu.
887 (1482): Hüsameddin'e göre üçüncü vezir oldu.
888 (1483): Vezirlikten azledilip Şehzade Ahmed'in lalası oldu (Hüsameddin); Hoca Sadeddin bu tarihi vezirliğe yükselişi için verir.
890 (1485): Habib-i Karamânî için tekke yaptırdı; Amasya birliğinin başında Mısır seferine katıldı. Hoca Sadeddin'e göre lalalığa tayini bu yıldadır.
Muharrem 891 (Ocak 1486): Amasya'daki camisi tamamlandı.
891 (1486): Rum beylerbeyi olarak Adana sınırındaki Memlûk savaşına katıldı.
894 (1489): Rum beylerbeyi olarak Dulkadiroğlu Alâüddevle üzerine yapılan sefere katıldı.
896 (1491): Vakfiyesini düzenletti.
900 (1494-95) ya da 904 (1498): Amasya'da öldü.
1306 (1888-89): Soyundan Mehmed Bey mezarını yeniletti.
1939: Depremde harap olan cami ve türbe Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce onarıldı.
Kaynakça
Bu makalede şu kaynaklardan yararlanılmıştır:
- Mustafa Çağhan Keskin, "II. Bayezid Dönemi Amasya Çevresinde Yerel Bir Bani: Hızır Paşa Oğlu Mehmed Paşa", ART-SANAT, 5, 2016, s. 63-82. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuarts/article/602583
- Ebru Karakaya, "Mehmed Paşa Külliyesi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 28, Ankara 2003, s. 511-512. https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-pasa-kulliyesi
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 1, s. 168-169, 290, 307-308; c. 2, s. 231-243.
Çevrimiçi kaynaklar






