Özgün Metin

Vezin: Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün

Gördüm yüzüñi âh ile efġândan el yudum
Ṣordum lebüñi çeşme-i ḥayvândan el yudum
Gözüm göreli sidre ḳadüñ müntehâsını
Cân gülşeninde serv-i ḫırâmândan el yudum
Ġavvâṣ olalı ol ṣanemüñ ‘aşḳı baḥrine
Baḥr-i muḥîṭe baḳmadum ‘ummândan el yudum
La‘l-i lebüñle dişlerüñüñ vaṣfın işidüp
Ḥaḳḳâ budur ki dürr ile mercândan el yudum
Öldürmesün iñen daḫi ġamzeñ di Mihrî'yi
Ben ḫûnî gözlerüñ göreli cândan el yudum

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüzünü gördüm, ah etmekten ve feryattan vazgeçtim; dudağını sordum, ab-ı hayat çeşmesinden vazgeçtim. ("El yumak", yani eli yıkamak, bir şeyden tamamen vazgeçmek demektir. Ab-ı hayat, içenin ölümsüz olduğuna inanılan efsanevî sudur.)

2. Gözüm boyunun Sidre ağacı gibi en yüce noktasını göreli, can bahçesinde salınarak yürüyen serviden vazgeçtim. (Sidretü'l-müntehâ, göklerin en yüksek yerinde bulunduğuna inanılan ağaçtır.)

3. O put gibi güzelin aşk denizine dalgıç olalı, büyük okyanusa bakmadım, engin denizden vazgeçtim.

4. Lal gibi kırmızı dudağının ve dişlerinin vasfını işitince, doğrusu şu ki inciden de mercandan da vazgeçtim.

5. Söyle de bakışın Mihrî'yi artık pek öldürmesin; ben zaten senin kan dökücü gözlerini göreli candan vazgeçtim. ("İñen" Eski Anadolu Türkçesinde "pek, çok, fazlasıyla" anlamına gelir; Havlioğlu'nun metninde "igen" diye okunur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz on üçüncü gazeli beş beyittir ve aruzun muzâri bahrinden "Mef‘ûlü Fâ‘ilâtü Mefâ‘îlü Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dan el yudum" (…-den vazgeçtim) sözüdür; kafiye redifin önündeki "-ân" sesiyle kurulur (efġân, ḥayvân, ḫırâmân, ‘ummân, mercân, cân). Redifteki "el yumak" deyimi, eli yıkayıp bir işten çekilmek, bir şeyden tümüyle vazgeçmek anlamına gelir. Her beyitte âşık, sevgilinin güzelliği karşısında değerini yitiren bir şeyden el çeker. Şiir Arslan'ın kullandığı dört nüshadan yalnız M ve Ü nüshalarında bulunur. Üçüncü beyitteki "baḳmadum" kelimesi Ü nüshasında "baḳmadum u" biçimindedir; Didem Havlioğlu'nun yayımladığı metinde ise mısra "Baḥr-i muḥîte baḳdum u ‘ummândan el yudum" (okyanusa baktım ve ummandan vazgeçtim) diye okunur. Son mısradaki "cândan" kelimesi de Havlioğlu'nun metninde "(ḳ)andan" biçiminde düzeltilerek verilmiştir. Şiirin kime ve hangi vesileyle yazıldığına dair bir bilgi bulunmuyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütünü tek bir düşünce üzerine kurulmuştur: sevgilinin güzelliğini gören, dünyada değerli sayılan her şeyden vazgeçer. Her beyitte sevgilinin bir güzellik unsuru, divan şiirinde ona benzetilen bir varlıkla karşılaştırılır ve benzetilen varlık geride kalır. Dudak ab-ı hayatı, boy serviyi ve Sidre ağacını, aşk denizi okyanusu, dudak ve dişler inci ile mercanı geride bırakır. Benzetilenin, kendisine benzetilen şeyden üstün tutulması teşbih-i tafdîl adıyla bilinen bir anlatım yoludur. Sıtkı Nazik, bu gazelde şairin isteyerek bir kırılganlık yaşadığını ve vazgeçmiş bir tutum sergilediğini belirtir; Nazik'e göre şair, sevgilinin dudağı, boyu ve dişleri karşısında ab-ı hayatın, salınan servinin, inci ve mercanın tercih edilemeyeceğini vurgular.

İkinci beyit gazelin en yoğun telmihini taşır. "Sidre" ve "müntehâ" kelimeleri ayrı ayrı kullanılmış olsa da birlikte okunduğunda Sidretü'l-müntehâ'yı, yani Hz. Peygamber'in Miraç gecesinde ulaştığı, göklerin en ucundaki ağacı hatırlatır. Sevgilinin boyu bu ağacın yüceliğine benzetildiğinde, can bahçesinde salınan servi önemini yitirir. Gülşen Kaya, Tûbâ ve Sidre'nin cennete ait ağaçlar olarak mükemmelliğin sembolü olduğunu, ancak sevgilinin boyuyla kıyaslanınca bu ağaçların bile gölgede kaldığını belirtir ve bu beyti örnek verir.

Üçüncü beyitte aşk bir denize, âşık bu denizde inci arayan bir dalgıca benzetilir. "Ġavvâṣ, baḥr, baḥr-i muḥîṭ, ‘ummân" kelimeleri arasındaki tenasüp açıktır. Kaya, aşkın içinde gözyaşı incilerinin bulunduğu güzel ve sonsuz bir deniz olarak düşünüldüğünü bu beyitle örnekler. "Ṣanem" (put) kelimesi, divan şiirinde güzelliği karşısında tapılacak kadar etkileyici sevgili için kullanılır.

Dördüncü beyitte sevgilinin dudağı lal taşına ve dolaylı olarak mercana, dişleri inciye benzetilir. Önce dudak, sonra dişler anılır; ikinci mısrada ise önce inci (dişler), sonra mercan (dudak) gelir. Birinci mısrada sayılan şeylerin ikinci mısrada karşılıklarının verilmesi leff ü neşr sanatıdır; burada sıranın tersine çevrilmesi, bu sanatın karışık (müşevveş) türüne örnektir. Kaya, dişlerin parlaklığı ve rengiyle inciye, ağzın ise bu cevherleri içinde barındıran bir denize ya da kutuya benzetildiğini anlatırken bu beyti gösterir.

Mahlas beyti gazelin düşüncesini en uç noktasına taşır. Âşık sevgilinin kan dökücü gözlerini göreli candan da vazgeçmiştir; bu yüzden sevgilinin bakışının onu bir kez daha öldürmesine gerek yoktur. "Öldürmek" ile "candan el yumak" arasındaki ilgi, beyte acı bir nükte katar. Nazik'in belirttiği gibi, yüzün gönlü ferahlatan, gözlerin ise öldüren güzellik unsurları olarak gösterilmesi, ilk beyitle son beyit arasında bir karşılık kurar: yüzü gören âşık ah ve feryattan, gözleri gören âşık candan el çekmiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 110-111, Gazel 113. ekitap.ktb.gov.tr

Akademik çalışmalar

  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Dîvânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010. openaccess.firat.edu.tr

Diğer kaynaklar

  • Didem Havlioğlu (ed.), "Ğazeliyyāt-ı Mihri-i Hāqīre", türkoloji-iran, 2007 (gazelin farklı bir çeviriyazısı).

Çevrimiçi kaynaklar