Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Gör nice derde esîr olduñ i bî-çâre başum
Bulmadum ḳaldı senüñ derdüñe bir çâre başum
Ṭopraġuñ çünki gözüñ yaşile yoġrulmuş ezel
Biz aña neyleyelüm ey yazusı ḳara başum
Bî-vefâ yâre göñül virdüm ü bilmezlik ile
Kendü elüm ile atdum seni odlara başum
Vây eger güldüre düşmenlerümi yâr baña
Ḳılalar ṭa‘na ṭaşıyla seni biñ pâre başum
Yüzümi ḫâk ideyin gitdügi yollara ḥabîb
Seni hem-ser ideyin baṣduġı ṭaşlara başum
Göre ṭursun bu gözüm bâri ölince yüzini
Kefenin boynına ṭaḳup vara yalvara başum
Bilmezem baḫt-ı siyâhumla nice aġlayayın
Seni ġam ḫânelerinde yine âvâre başum
Müdde‘î nükteleriyle ṣanemüñ ġuṣṣaları
Mihrî'yi öldüre bir gün seni ḳurtara başum

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey zavallı başım, gör ne dertlere tutsak oldun; senin derdine bir çare bulamadım, öylece kaldım.

2. Ey kara yazılı başım, madem senin toprağın ezelde gözün yaşıyla yoğrulmuş, biz buna ne yapabiliriz? (İnsanın topraktan yaratıldığı inancına dayanır: âşığın hamuru su yerine gözyaşıyla yoğrulmuştur, bu yüzden ağlamak onun yaradılışındadır. "Yazı" burada alın yazısıdır.)

3. Vefasız bir sevgiliye gönül verdim ve bilmeden, kendi elimle seni ateşlere attım, başım.

4. Eyvah, sevgili düşmanlarımı bana güldürürse, ey başım, onlar seni kınama taşlarıyla bin parçaya bölerler.

5. Sevgilinin gittiği yollara yüzümü toprak edeyim; seni de, başım, onun bastığı taşlarla bir edeyim. ("Hem-ser" hem "eş, denk" hem de "aynı başı taşıyan" anlamına gelir; baş, sevgilinin ayağının bastığı taşlarla aynı seviyeye indirilmektedir.)

6. Hiç değilse bu gözüm ölünceye dek onun yüzüne bakıp dursun; başım da kefenini boynuna takıp gidip ona yalvarsın. (Kefeni boynuna takmak, ölüme razı olduğunu gösterip af ve merhamet dilemek demektir.)

7. Kara bahtımla nasıl ağlayacağımı bilemiyorum, ey başım; sen yine gam evlerinde avare dolaşıp duruyorsun.

8. Rakibin iğneli sözleri ve o put gibi güzel sevgilinin verdiği tasalar bir gün Mihrî'yi öldürür de seni kurtarır, başım.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz on beşinci gazeli sekiz beyittir ve remel bahrinin "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi "başum" kelimesidir; kafiye ondan önceki "-âre / -ara" sesleriyle kurulur (bî-çâre, çâre, ḳara, odlara, pâre, ṭaşlara, yalvara, âvâre, ḳurtara). İlk beyitte "bî-çâre" ile "çâre" kelimelerinin kafiyede karşılaşması, çaresizlik ile çare arayışını ilk mısradan yan yana koyar. Gazel dört nüshanın dördünde de bulunur ve Harfü'l-Mîm bölümündedir. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin bütün beyitlerinde şair kendi başına seslenir. Baş, burada hem bedenin bir parçası hem de "kendi varlığım, talihim" anlamında kullanılır; Türkçedeki "başıma gelenler", "kara başım" gibi deyişlerin taşıdığı anlam şiirin temelidir. Şairin kendi başını karşısına alıp onunla dertleşmesi, hem nida hem de teşhis (kişileştirme) sanatıdır: baş tutsak düşer, ateşe atılır, taşlarla parçalanır, kefen takıp yalvarmaya gider, gam evlerinde avare dolaşır. Bu sürekli seslenme, gazele bir ağıt havası verir; sevgili ve rakip şiirde vardır ama asıl konuşulan kişi şairin kendisidir.

İkinci beyit gazelin düşünce bakımından en yüklü yeridir. İnsanın sudan ve topraktan yaratıldığı inancına dayanarak şair, kendi toprağının ezelde su yerine gözyaşıyla yoğrulduğunu söyler. Gülşen Kaya bu beyti, âşığın hamurunun gözyaşıyla yoğrulduğu fikrinin divandaki örneği olarak anar. Böylece ağlamak bir sonuç olmaktan çıkar, yaradılıştan gelen bir kader hâline gelir; mısranın sonundaki "yazusı ḳara başum" sözü de bu kaderi alın yazısı kavramına bağlar.

Üçüncü ve dördüncü beyitlerde suçluluk ve utanç duygusu öne çıkar. Âşık, vefasız birine gönül vererek başını kendi eliyle ateşe attığını itiraf eder; ardından sevgili onu düşmanlarına gülünç ederse "ta‘na taşı" ile, yani kınama ve ayıplama taşlarıyla başının bin parçaya bölüneceğinden korkar. Taş imgesi beşinci beyitte bambaşka bir anlama döner: şair bu kez başını sevgilinin bastığı taşlarla "hem-ser" etmek, yani onlarla bir tutmak ister. "Ser" Farsçada baş demektir; "hem-ser" kelimesi hem "eş, denk" anlamına gelir hem de içinde başı barındırır. Bu, redifle oynanan küçük bir tevriyedir.

Altıncı beyitteki "kefenin boynına ṭaḳup" sözü, ölümü göze alarak af dilemeyi anlatan eski bir deyimdir. Şair, gözünün ölünceye dek sevgilinin yüzüne bakmasını, başının da kefen takıp ona yalvarmasını diler; teslimiyet burada en uç noktasına varır. Makta beyti ise beklenmedik bir ters çevirişle biter. Rakibin iğneli sözleri ve sevgilinin verdiği tasalar bir gün Mihrî'yi öldürecektir, ama bu ölüm başı derdinden "kurtaracaktır". Ölümün kurtuluş olarak sunulması, gazelin baştan beri süren çaresizliğine acı bir sonuç bağlar. Ölen ile kurtulanın aynı kişi olması, şairin kendini baştan beri ikiye bölerek konuşmasının da mantıklı bir sonucudur.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 111-112, Gazel 115 (F 56b, M 79a, S 58b, Ü 54b). ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 272. openaccess.firat.edu.tr