Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Sâḳiyâ ṣoḥbeti germ it ḳadeḥi ṣun yürisün
Şöyle ḳan mest olalum ‘âlemi ḥumret bürisün
İçelüm ṭurma maḥabbet ayaġın ṭolu getür
El bir idüp açalum defter-i ‘işret dürisin
Āl ile aldayı aldayı şikâr eyleyelüm
Meclise cem‘ idelüm gözleri âhû sürüsin
Ḫâce vuṣlat ḳapusın kimse çün âsân açamaz
‘Ömr naḳdin virelüm vaṣlı yolında çürüsün
Ġoncalar bezmine ol zâġ raḳîbi ḳomasun
Diyelüm gülşeni bülbüllere her dem ḳorusun
Silelüm la‘l-i meyin ol büt-i ‘ayyârelerüñ
Bu ḥasedden dili aġzında raḳîbüñ ḳurusun
Zâhidâ saña behişt Mihrî'ye dîdâr gerek
Aña maḥbûbı yeter saña cinânuñ ḥûrisin

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey saki, sohbeti ısıt, kadehi uzat da elden ele dolaşsın; öyle kana kana sarhoş olalım ki bütün dünyayı kızıllık kaplasın. (Humret, kırmızılıktır; şarabın rengi ve sarhoşluğun yüze vuran kızartısı birlikte düşünülür.)

2. İçelim, durma, muhabbet kadehini dolu getir; el birliği edip işret defterinin dürülmüş sayfalarını açalım. (Ayak, eski dilde kadeh demektir. İşret, içkili sohbet meclisidir; "defterini açmak" eğlenceye başlamayı anlatır.)

3. Hileyle, aldata aldata av avlayalım; ceylan gözlü güzellerin sürüsünü meclise toplayalım. (Âl, hile ve oyun demektir. Ceylan gözlüler güzellerdir; şair onları bir av sürüsüne benzetir.)

4. Efendi, vuslat kapısını kimse kolayca açamadığına göre, ömür sermayemizi verelim de kavuşma yolunda çürüyüp gitsin. (Vuslat, sevgiliye kavuşmaktır; şair bunun için bütün ömrünü harcamaya razıdır.)

5. Goncalar meclisine o karga rakibi sokmasınlar; diyelim ki gül bahçesini her zaman bülbüller için korusun. (Gonca ve gül güzellerdir, bülbül âşıktır, karga ise sevgilinin çevresinde dolaşan rakiptir.)

6. O hilekâr putların lal dudaklarındaki şarabı silip süpürelim; bu kıskançlıktan rakibin dili ağzında kurusun. (Put, divan şiirinde güzelin taptırırcasına sevilmesini anlatır. Beyit, güzellerin dudaklarından içip öpmeyi anlatan bir mecazla okunabilir.)

7. Ey zahit, sana cennet gerek, Mihrî'ye ise sevgilinin yüzü. Ona sevgilisi yeter, sana da cennetlerin hurileri. (Zahit, dünyadan el etek çekip ibadetle cennet uman sofudur; divan şiirinde âşığın karşısına konur.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz yirmi altıncı gazeli yedi beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin redifi yoktur; kafiye "yürisün, bürisün, dürisin, sürüsin, çürüsün, ḳorusun, ḳurusun, ḥûrisin" sözlerinde "-r" sesinden sonra gelen hece üzerine kurulmuştur. Bu kafiyede ünlüler sözden söze değişir; kulak, sözlerin hepsinde aynı ritimde tekrarlanan "r-sün" sesini duyar. Mahlas, son beyitte yer alır. Gazel yalnız İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshasında bulunur; kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, sakiye seslenişle açılan bir meclis şiiridir. Divan şiirinde içkili sohbet meclisi (bezm) hem dostların toplandığı gerçek bir eğlenceyi hem de aşkın ve coşkunun simgesini anlatır. Mihrî bu şiirde meclisi kurmaya çağırır: kadeh dolaşmalı, işret defteri açılmalı, ceylan gözlü güzeller toplanmalıdır. Birinci beyitte şarabın kırmızısının bütün dünyayı kaplaması abartıdır (mübalağa); ikinci beyitte "ayak" sözü hem kadeh hem de ayak anlamıyla bir tevriye kurar. Üçüncü beyitteki "Āl ile aldayı aldayı" söyleyişinde "âl" ile "aldamak" arasında ses benzerliğine dayanan bir oyun vardır; aynı beyitte av, av sürüsü ve ceylan gözü bir tenasüp oluşturur. Gülşen Kaya, bu beyti divanda âşığın avcı, ceylan gözlü dilberlerin ise av olarak tasavvur edildiği örnekler arasında gösterir.

Dördüncü beyitte şiir, meclisin neşesinden vuslatın güçlüğüne geçer. Kaya bu beyti, vuslatın kolay açılmayan bir kapı olduğunu ve bütün bir ömrü adamayı gerektirdiğini gösteren örneklerden sayar. "Ömür nakdi" deyimi, ömrü harcanacak bir sermaye gibi düşünen eski bir benzetmedir. Beşinci beyitte gül bahçesi, gonca, bülbül ve karga sözleri bir arada kullanılır; karga, divanda bülbül ya da papağan olan âşığa zorluk çıkaran rakibin karşılığıdır. Altıncı beyitte "dili kurumak" deyimi rakibin kıskançlıktan söyleyecek söz bulamayışını anlatır ve şiire konuşma dilinden bir canlılık katar.

Son beyit, divan şiirinin en bilinen karşıtlıklarından birine dayanır: zahit ile âşık. Zahit cenneti ve hurileri umar, âşık ise yalnız sevgilinin yüzünü (dîdâr) ister. Kaya bu beyti, âşığın mutlak güzelliği amaç edinip cennet hurilerini zahide bıraktığı örneklerden biri olarak anar. Mihrî'nin kendi mahlasını âşık tarafına koyması, bir kadın şairin geleneğin âşık sesini olduğu gibi benimsediğini gösterir; şiirde şairin kadın oluşunu belli eden ayrı bir ifade yoktur.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar