Özgün Metin

Vezin: Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

Bu göñlüm zevraḳın aldı bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ
Yaşum deryâsına ṣaldı bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ
Bülend-i ḳaddi nâz ile ṣalınup ser-firâz ile
Gülistân ṣaḥnına geldi bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ
Belâ-keş bülbülüm bildi fiġânumdan ṣafâ buldı
Yüzime gül gibi güldi bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ
Dile gerçi cefâ ḳıldı yerine biñ vefâ ḳıldı
Bize vaṣlın ‘aṭâ ḳıldı bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ
Alup şîrîn zebân ile elinden Mihrî'nüñ varın
Aha geldüm didi yeldi bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ

Günümüz Türkçesiyle

1. Gonca dudaklı, gül yanaklı bir güzel bugün gönlümün kayığını aldı; bugün o gonca dudaklı, gül yanaklı güzel onu gözyaşımın denizine saldı. (Gönül kayığa, çok akan gözyaşı denize benzetilmiştir.)

2. Yüksek boylu o güzel, nazla salınıp başını dik tutarak bugün gül bahçesinin ortasına geldi. (Ü nüshasında "ṣalınup" yerine "ṣalındı" okunur: nazla salındı, başı dik geldi.)

3. Benim belaya katlanan bir bülbül olduğumu anladı, feryadımdan hoşlandı; bugün o gonca dudaklı, gül yanaklı güzel yüzüme gül gibi güldü. (Bülbülün feryadı goncayı açar; âşığın inlemesi de sevgiliyi gülümsetir.)

4. Gönle cefa ettiyse de yerine bin vefa gösterdi; bugün o gonca dudaklı, gül yanaklı güzel bize kavuşmayı bağışladı. (M, S ve Ü nüshalarındaki "birine" okumasıyla: bir cefasına karşılık bin vefa gösterdi.)

5. Tatlı diliyle Mihrî'nin elinde ne varsa aldı; "İşte geldim" dedi ve koşup gitti, bugün o gonca dudaklı, gül yanaklı güzel. ("Yelmek" eski Türkçede koşmak, aceleyle gitmek demektir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

On üçüncü gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Gazelin dikkati çeken yanı, redifin uzunluğudur: "bugün bir ġonca-leb gül-ruḫ" sözü her beytin sonunda tekrarlanır ve neredeyse yarım mısraı kaplar. Kafiye ise redifin hemen önündeki "-ldı/-ldi" sesleridir (aldı, ṣaldı, geldi, güldi, ḳıldı, yeldi). Redifin son kelimesi "gül-ruḫ" ḫı harfiyle bittiği için şiir neşirde "Ḥarfü'l-Ḫâ" bölümünde yer alır. Dört nüshanın hepsinde bulunur (F 36a, M 50b, S 38a, Ü 30b). Kime yazıldığı bilinmemektedir.

Vezin, her mısraı dört eşit parçaya böler ve şair bu bölünmeyi iç kafiyelerle belirginleştirir. İkinci beytin ilk mısraında "nâz ile" ve "ser-firâz ile", üçüncü beyitte "bildi" ve "buldı", dördüncü beyitte üç kez tekrarlanan "ḳıldı" mısraın ortasında birbirine kafiyelenir. İkinci mısraların ilk yarısındaki "geldi", "güldi", "ḳıldı" ise gazelin asıl kafiyesine bağlanır. Böylece her beyit, sesleri birbirini çağıran kısa parçalardan kurulur ve şiir şarkı söyler gibi bir akış kazanır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, tek bir günün içinde olup biten bir buluşmayı anlatır. Redifteki "bugün" kelimesi bunu her beyitte hatırlatır. Sevgili önce gönlü alıp gözyaşı denizine atar, sonra nazla salınarak gül bahçesine gelir, âşığın feryadına güler, cefasının yerine vefa gösterip kavuşma bağışlar ve son beyitte âşığın elinde ne varsa alıp "İşte geldim" diyerek koşup gider. Divan gazelinde beyitler çoğu zaman kendi içinde tamamlanan ayrı birimlerdir; bu gazelde ise bir hikâyenin halkaları gibi birbirini izlerler.

Matla beytinde gönül kayığa (zevrak), gözyaşı denize benzetilmiştir. Gülşen Kaya, Mihrî divanında deniz ve gönül kayığı benzetmelerini incelerken bu beyti örnek gösterir: âşığın gözyaşları çokluğuyla gönül kayığını yutan bir denize dönmüştür ve kayığı bu denize salan, gonca dudaklı, gül yanaklı sevgilidir. Redifteki "ġonca-leb gül-ruḫ" tamlaması, dudağın goncaya, yanağın güle benzetildiği iki teşbihi yan yana getirir. Kaya, ikinci beyti gül maddesinde, üçüncü beyti de gül ile bülbül ilişkisini anlatırken anar: bülbülün feryadıyla goncalar açılır, âşığın inlemesine karşılık da sevgili gülümser ve bu gülümseme âşık için yeterlidir.

İkinci beyitte "bülend" (yüksek), "ḳadd" (boy), "ser-firâz" (başı dik) kelimeleri sevgilinin servi gibi uzun boyunu anlatır; "ṣalınmak" fiili de servinin rüzgârda sallanmasını hatırlatır. Üçüncü beyitte âşık kendini "belâ-keş bülbül" diye tanıtır ve gül, bülbül, figân, gülmek kelimeleriyle tenasüp kurulur. "Gül gibi güldi" ifadesinde gül hem çiçek adı hem gülmek fiilinin kökü olarak kullanılmış, iki kelime arasında cinas yapılmıştır. Dördüncü beyitte cefa ile vefa karşı karşıya konur; nüshalar arasındaki "yerine" ve "birine" farkı da beytin anlamını değiştirir: biri cefanın yerine vefa geldiğini, öteki her cefaya karşılık bin vefa gösterildiğini söyler.

Makta beyti gazelin havasını tersine çevirir. Sevgili tatlı sözlerle Mihrî'nin "varını", yani sahip olduğu her şeyi alır, "Aha geldüm" der ve "yeldi", koşup uzaklaşır. Beyit iki türlü anlaşılabilir: sevgili gelişini müjdeleyip hemen gitmiştir, ya da "geldim" sözü bir aldatmacadır ve buluşma hiç gerçekleşmemiştir. Her iki okumada da önceki beyitlerde anlatılan kavuşma kısa ve pahalı bir sevince dönüşür. Şiirin bu ince alayı, son beyitte "şîrîn zebân" ile "elinden varın almak" arasındaki karşıtlıkta toplanır.

Kaynakça

  • Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 57-58, Gazel 13 (F 36a, M 50b, S 38a, Ü 30b) ve nüsha farkları dipnotları. ekitap.ktb.gov.tr
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (deniz, gönül kayığı, gül ve bülbül maddeleri). openaccess.firat.edu.tr