Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün
Zülf-i müşgînüñ n'ola boynuma ṣaldıysa kemend
Dostum lâzım durur dîvâneye elbette bend
‘İlm-i câẕûluḳda bir üstâddur çeşmüñ senüñ
Görse Hârût ile Mârût'ı geçerd'anlara bend
Ruḫlaruñ dil şâhını mât eyledi bir lu‘b ile
Gözlerüñ cân ferzine ḥâcet degül sürmek semend
Kellesin ortaya ḳoyup öykünürmüş la‘lüñe
Anuñ içün çâr-sûlar içre ber-dâr oldı ḳand
Gerçi çoḳ seyr eyledüm bâġ-ı cihân ṣaḥrâların
Râstî ḳaddüñ gibi hiç görmedüm serv-i bülend
Ḳo bizi meh-rûlaruñ mihriyle var sen fâriġ ol
Nâṣiḥâ itmez es̱er rüsvâ-yı ‘aşḳ olana pend
Ḫûblaruñ tîġ-i cefâsından yüzüm döndürmezem
Ṭoġrasalar sînemi ger rîze rîze bend bend
Der-peyince yollarına düşdügüm dilberlerüñ
Dir gören ḫaylî belâ-keşdür bu Mihrî derd-mend
Yıllar ile ben yüzin görmem dirîġâ âh kim
Sâyesinde ḫoş geçer dildârımuñ her bir levend
Günümüz Türkçesiyle
1. Misk kokulu saçın boynuma kement attıysa buna şaşılır mı? Dostum, deliye elbette bir bağ gerekir. (Kement, ucunda ilmik bulunan uzun iptir. Divan şiirinde deli, yani divane, zincire bağlı olarak düşünülür; âşık kendini deli, sevgilinin saçını da onu bağlayan zincir sayar.)
2. Senin gözün büyücülük ilminde bir üstattır; Hârût ile Mârût'u görse onları da bağlar, büyüsüyle alt ederdi. (Hârût ile Mârût, Kur'an'da Babil'de insanlara sihir öğrettiği anlatılan iki melektir. "Bend" burada büyüyle bağlamak anlamına da gelir.)
3. Yanakların gönül şahını bir hamleyle mat etti; can vezirine karşı gözlerinin at sürmesine gerek yok. (Beyit satranç terimleriyle kurulmuştur: "ruḫ" hem yanak hem kale taşı, "ferz" vezir, "semend" at taşıdır.)
4. Şeker başını ortaya koyup senin dudağına özenmiş; bu yüzden çarşıların ortasında darağacına asıldı. (Şair, şekerin çarşılarda asılı durmasını dudağa benzemeye kalkışmasının cezası gibi gösterir. "Kellesini ortaya koymak" canını tehlikeye atmak demektir.)
5. Dünya bahçesinin kırlarını çok dolaştım; doğrusu senin boyun gibi uzun bir servi hiç görmedim. ("Râstî" hem "doğrusu" hem "doğruluk, düzlük" demektir; sevgilinin dümdüz boyuna da işaret eder.)
6. Ey öğüt veren, bizi ay yüzlülerin sevgisiyle baş başa bırak, sen git, kendi işine bak; aşkla rezil olmuş birine öğüt işlemez. ("Mihr" sevgi ve güneş demektir; ay yüzlülerle birlikte anılması ay ile güneş arasında bir ilgi kurar, şairin mahlasını da hatırlatır.)
7. Güzellerin cefa kılıcından yüzümü çevirmem; göğsümü parça parça, eklem eklem doğrasalar da.
8. Ardlarından yollarına düştüğüm güzelleri görenler "Bu dertli Mihrî epey belaya katlanan biridir" der.
9. Yazık ki ben yıllardır onun yüzünü görmüyorum; oysa sevgilimin gölgesinde her delikanlı hoşça vakit geçiriyor. ("Levend": delikanlı, genç erkek.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
On beşinci gazel dokuz beyittir ve "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" vezniyle yazılmıştır. Şiirde redif yoktur; beyitler yalnız "-end" kafiyesiyle birbirine bağlanır (kemend, bend, semend, ḳand, bülend, pend, derd-mend, levend). Son harfi dâl olduğu için neşirde "Ḥarfü'd-Dâl" bölümündedir. Gazel dört nüshadan yalnız İstanbul Üniversitesi nüshasında (Ü 30b) bulunur; bu yüzden neşirde nüsha farkı dipnotu yoktur. Sabiha Gemici'nin Ü nüshasını esas alan 1990 tarihli çalışmasında da aynı şiir yer alır. Kime yazıldığı bilinmemektedir.
Gazelin düzeninde bir ayrıntı dikkat çeker: mahlas sekizinci beyitte geçer ve onu dokuzuncu bir beyit izler. Gazelde mahlas genellikle son beyitte bulunur. Şiir yalnız tek nüshada bulunduğundan bu sıranın şairin tercihi mi, yoksa nüshayı yazanın bir düzenlemesi mi olduğunu başka nüshalarla karşılaştırarak anlamak mümkün olmuyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin her beyti sevgilinin bir güzellik unsurunu ya da âşığın bir hâlini ayrı bir alandan alınmış benzetmeyle anlatır: delilik ve zincir, büyü, satranç, çarşı ve şeker, servi, öğüt, kılıç. Matla beytinde sevgilinin saçı kement ve bend olarak düşünülmüştür. Gülşen Kaya, âşık tiplerini incelerken bu beyti örnek verir: divanda en çok anılan âşık tipi "dîvâne"dir ve hep zincire bağlı olarak tasavvur edilir; divaneyi bağlayan zincir de sevgilinin saçıdır. Kaya aynı beyti saç ile ilgili benzetmeler arasında da anar ve deliye bend gerektiğinden sevgilinin misk kokulu saçlarını âşığın boynuna kement olarak atmasının şaşılacak bir şey olmadığını belirtir.
İkinci beyitte göz, sihirde Hârût ile Mârût'u bile geçen bir üstada benzetilir. Kaya, divanda Hârût ve Mârût'un sihir yapmaları yönüyle anıldığını ve sevgilinin gözünün bu ilimde onları geçtiğinin söylendiğini belirtir; beyti hem dinî kişiler hem de göz benzetmeleri arasında örnek gösterir. Üçüncü beyit gazelin en ustalıklı beytidir. Kaya'ya göre beyitte "ruḫ" (kale), "ferz" (vezir), "semend" (at) ve "şâh-mât" kelimeleri tevriyeli kullanılarak sevgili satranç terimleriyle anlatılmıştır. "Ruḫ" kelimesi hem yanak hem kale taşı demektir; sevgilinin yanakları, gönül şahını tek hamlede mat ettiği için gözlerin "can vezirine" karşı at sürmesine gerek kalmamıştır.
Dördüncü beyitte gerçek bir gerekçe yerine şiirsel bir sebep gösterilir; bu, hüsn-i talil sanatıdır. "Ḳand", kalıp hâlindeki şekerdir. Gökçehan Aysel Yılmaz, "lezîz" redifli gazeller üzerine çalışmasında "kand-ı mükerrer" ifadesinin kelle şekeri denilen beyaz şekeri karşıladığını belirtir. Beyitteki "kelle" kelimesi, kalıp şekere verilen bu adı da hatırlatıyor olabilir. Mihrî, "kellesini ortaya koymak" deyimiyle şekerin çarşıda asılı duruşunu birleştirir: dudağa benzemeye kalkışan şeker, bu cüreti yüzünden "çâr-sû"da, yani dört yol ağzındaki çarşıda darağacına asılmıştır. Ber-dâr, kelle ve çâr-sû kelimeleri bir idam sahnesi kurar; böylece şekerin tatlılığı ile cezanın ağırlığı aynı beyitte buluşur.
Altıncı beyitte öğüt veren (nâṣıḥ) divan şiirinin bilinen tiplerindendir; aşkın rüsvay ettiği âşığa öğüdün işlemediği söylenir. Yedinci beyitte "rîze rîze" (parça parça) ve "bend bend" (eklem eklem) ikilemeleri, kılıcın göğsü doğrayışını gözle görülür kılar. "Bend" kelimesi gazelde üç kez kafiyeye girer: birinci beyitte deliyi bağlayan zincir, ikincide büyüyle bağlamak, yedincide eklem anlamındadır. Aynı kelimenin farklı anlamlarla tekrarlanması cinas sanatıdır ve kafiye tekrarını bir söz oyununa çevirir. Son beyitte âşık, yıllardır sevgilinin yüzünü göremezken başka delikanlıların onun gölgesinde hoşça vakit geçirdiğini söyler ve gazel bir kıskançlık yakınmasıyla kapanır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mehmet Arslan (hzl.), Mihrî Hâtun Dîvânı, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları (Kültür Eserleri Dizisi 576), 2018, s. 58-59, Gazel 15 (yalnız Ü 30b). ekitap.ktb.gov.tr
Akademik çalışmalar
- Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010 (dîvâne, kemend, Hârût ve Mârût, satranç maddeleri). openaccess.firat.edu.tr
- Gökçehan Aysel Yılmaz, "'Lezîz' Redifli Gazellerde Sevgilinin Dudağının Tatlı Yiyeceklerle İlişkisi", Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi 10/3 (2021), s. 926-942.
- Sabiha Gemici, Mihrî Hatun Divanı: Karşılaştırmalı Metin, Cümle Yapısı ve Cümle Türleri, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, Balıkesir 1990 (Ü nüshasına göre 16. gazel).
Çevrimiçi kaynaklar






