Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

‘Aşḳ bâbından benümle eyledi ol yâr baḥs̱
Cân ile virdüm cevâbın itmedi tekrâr baḥs̱
Müşkilüm ḥall olmaz idi gûşe-i ders-ḫânede
İtmesem ḥüsnüñ kitâbından şehâ her bâr baḥs̱
Ey müderris çünki sen taḥṣîl-i cânân itmedüñ
Ḳîl ü ḳâl içre ḳalupsın eyleme nâ-çâr baḥs̱
Muṣḥaf-ı ḥüsnüñi zülfüñden su’âl itmiş raḳîb
Eylemek câ’iz midür Ḳur’ândan küffâr baḥs̱
‘İlm-i ‘aşḳı biz i Mihrî şöyle taḥṣîl eyledük
Şimdi her ‘âşıḳ bizümle itmege ḳorḳar baḥs̱

Günümüz Türkçesiyle

1. O sevgili aşk konusunda benimle tartıştı. Ben ona canımla cevap verdim; bir daha tartışmaya girmedi. ("Bâb" hem kapı hem kitap bölümü, konu demektir; "bahs" medresede bir meseleyi tartışmaktır. Latîfî'nin tezkiresinde mısralar "bizümle" ve "virdük", yani "bizimle" ve "verdik" biçiminde geçer.)

2. Ey şah, her defasında senin güzellik kitabından tartışmasaydım, ders odasının köşesinde müşkilim çözülmezdi. (Medresede çözülemeyen bir mesele, sevgilinin yüzünü okuyarak çözülür.)

3. Ey müderris, sen sevgiliyi tahsil etmediğin, aşkı okumadığın için dedikodu ve laf kalabalığı içinde kalmışsın; çaresizce tartışmaya girme. ("Kîl ü kâl", boş söz, dedikodu ve kuru tartışma demektir.)

4. Rakip, senin güzellik mushafını saçına sormuş. Kâfirlerin Kur'an hakkında tartışması caiz midir? (Yüz Kur'an'a, siyah saç ise karanlığı yüzünden küfre benzetilir; rakip de kâfir sayılır.)

5. Ey Mihrî, biz aşk ilmini öyle tahsil ettik ki şimdi her âşık bizimle tartışmaya girmekten korkar.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın onuncu gazeli, "se" harfiyle biten şiirlerin yer aldığı Harfü's-Sâ bölümündedir ve beş beyittir. Remel bahrinin "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "baḥs̱" (tartışma) kelimesidir; kafiye büyük ölçüde "-âr" sesine dayanır: yâr, tekrâr, bâr, nâ-çâr, küffâr. Son beyitteki "ḳorḳar" kelimesi bu sesi kısa ünlüyle karşılar. Bu bölümde başka gazel yoktur; harfin gereği, Arapça "bahs" kelimesinin redif yapılmasıyla karşılanmıştır. Gazel dört nüshanın dördünde de vardır. Kime yazıldığı bilinmemektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin bütün imgeleri medrese ve ilim dünyasından alınmıştır: bâb (kitap bölümü), baḥs̱ (tartışma), müşkil (çözülmesi güç mesele), ders-ḫâne (ders odası), müderris, taḥṣîl (öğrenim), ḳîl ü ḳâl (kuru tartışma), câ’iz (dinen uygun) ve ‘ilm. Bu kelimelerin bir arada kullanılması tenasüp sanatının yoğun bir örneğidir. Şair aşkı bir ilim gibi düşünür ve bu ilmin asıl kitabını sevgilinin "güzellik kitabı" sayar. İkinci beyitte medresede çözülemeyen müşkilin sevgilinin yüzünden yapılan tartışmayla çözüldüğü söylenir; üçüncü beyitte ise müderrise, sevgiliyi "tahsil etmediği" için laf kalabalığı içinde kaldığı hatırlatılır. Kaya, müderrisin bu beyitte zâhid ile aynı özellikte anıldığını, aşkı tahsil etmeyenin okumakla onu öğrenemeyeceğinin ifade edildiğini belirtir.

Dördüncü beyit, dinî imgelerin cesur bir kullanımını gösterir. Sevgilinin yüzü mushafa, yani Kur'an nüshasına benzetilir; siyah saç ise karanlık rengi nedeniyle divan şiirinde küfürle ilişkilendirilir. Rakip, bu mushafın anlamını saça sormuştur; şair de "kâfirlerin Kur'an'dan bahs etmesi caiz midir" diye sorar. Kaya'ya göre bu beyitte sevgilinin cemali mushafa benzetilirken rakip de Kur'an'dan bahsetmesi caiz olmayan kâfire benzetilmiştir. Beyitte yüz ile mushaf, saç ile küfür ve rakip ile kâfir arasında kurulan ilişki, bir mısrada sayılıp öteki mısrada karşılığı verilen öğelerle leff ü neşre yaklaşan bir düzen oluşturur. "Su’âl" ve "câ’iz" kelimeleri ise fıkıh dilinden gelir ve beyte bir fetva sorusunun biçimini verir.

Mahlas beytinde şair, aşk ilmini öyle öğrendiğini söyler ki artık her âşık onunla tartışmaktan korkar. Gazelin ilk beytiyle son beyti birbirine bağlanır: ilk beyitte sevgili bile tartışmayı tekrarlayamamış, son beyitte âşıklar tartışmaya girmekten çekinir hâle gelmiştir. Şairin kendini "biz" diye anması, bir ilim ehlinin vakarlı söyleyişini hatırlatır.

Tarihî Bağlam

Gazelin matla beyti, Mihrî'nin şiirinin XVI. yüzyılda nasıl okunduğunu gösteren bir kaynakta yer alır. Latîfî, 1546'da tamamladığı Tezkiretü'ş-Şu‘arâ'nın Mihrî maddesinde şairin şiirini şöyle değerlendirir: "Egerçi işve-i eş‘ârı zenâne ve şîve-i güftârı mü’ennesânedür ammâ cihet-i sûz u güdâzda ‘âşıkâne ve beyân-ı şevk u niyâzda merdânedür ne muhannesânedür." Günümüz Türkçesiyle: "Gerçi şiirlerinin cilvesi kadınca, söyleyişinin tarzı dişidir; ama yanıp yakılma bakımından âşıkça, arzu ve yakarışı dile getirmede ise erkekçedir, kadınsı bir erkeğinki gibi de değildir." Latîfî bu yargısını kanıtlamak için hemen ardından "Bu matla‘dan bu ma‘nâ zâhirdür" (bu anlam şu matladan bellidir) diyerek gazelin ilk beytini aktarır.

Latîfî'nin aktardığı metin neşirdekinden iki kelimede ayrılır: "benümle" yerine "bizümle", "virdüm" yerine "virdük". Bu çoğul söyleyiş, gazelin mahlas beytindeki "biz" ile de uyum içindedir. Latîfî'nin bu beyti seçmesi, aşk konusunda sevgiliyle tartışıp onu susturan, ilim meclisinin diliyle konuşan bir kadın âşık sesinin, devrin okuru tarafından alışılmışın dışında bulunduğunu gösterir. Tezkirecinin "erkekçe" sözü övgü amacıyla kullanılmıştır; kadın bir şairin şiirini erkek şairlerin söyleyişiyle ölçen bir değerlendirmedir. Mihrî'nin babası Belâyî'nin bir kadı olduğu ve şairin dinî bilgileri iyi bildiği kaynaklarda belirtilir; gazelde medrese diline gösterilen bu rahatlık, onun yetiştiği ilim çevresiyle birlikte düşünülebilir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar