Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün

Çünki zeyn oldı cihân bâġı gülistânlarla
Gel i dil seyr idelüm biz daḫi cânânlarla
Götürüp perde-i ‘uşşâḳı ser-âġâz idelüm
Bülbüli mât idelim nâle vü efġânlarla
İçelüm la‘li şarâbından o gül-çihrelerüñ
Müdde‘înüñ yüregin ṭolduralum ḳanlarla
Yaşum ırmaġı kenârın ṭolanup her demde
Ṣalınup seyr idelüm serv-i ḫırâmânlarla
Yaḳalum cân u göñül mûmıla ten micmerini
Ṣubḥa dek ‘ayş idelüm şem‘-i şebistânlarla
Oldı ṣaḥn-ı çemenüñ gûşeleri bâġ-ı behişt
Bezm-i ḫâṣ eyleyelüm gel berü ġılmânlarla
‘Ömr bir anda geçer devr-i gül eyyâmı daḫi
Bâḳî ḳalmaz bu zamân bâri geçür ânlarla
Mihrî hem-dem olagör ‘ömr-i ṭavîl ister iseñ
Zülfi sünbül gözi nergis ḫaṭı reyḥânlarla

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya bahçesi gül bahçeleriyle süslendiğine göre, ey gönül, gel, biz de sevgililerle gezip seyre çıkalım.

2. Uşşak perdesini açıp başlangıç faslına geçelim; inleyişlerle, feryatlarla bülbülü yenik düşürelim. ("Perde" hem musikide ses perdesi hem de örtü demektir; "ser-âġâz", bir faslın açılış bölümüdür. "Uşşâk" da hem bir makamın adı hem de "âşıklar" anlamına gelir. Bülbülü "mat etmek", satrançtan alınmış bir sözle onu alt etmek demektir.)

3. O gül yüzlülerin dudaklarının şarabından içelim; rakibin yüreğini kanlarla dolduralım. (Kırmızı dudak şaraba benzetilir. Âşık sevgilinin dudağından içerken rakip kıskançlıktan kan ağlayacaktır.)

4. Gözyaşımın ırmağının kıyısında her an dolaşıp salınarak yürüyen servi boylularla gezelim. ("Serv-i ḫırâmân", salınarak yürüyen servi demektir; uzun boylu, endamlı sevgililer kastedilir.)

5. Can ve gönül mumuyla beden buhurdanını yakalım; gece meclisinin mumlarıyla sabaha kadar eğlenelim. (Buhurdan içinde güzel kokulu tütsü yakılan kaptır. Âşık kendi bedenini tütsü gibi yakmayı göze alır. "Şem‘-i şebistân", gece odasının mumu demektir ve meclisi aydınlatan güzelleri anlatır.)

6. Çimenliğin köşeleri cennet bahçesi oldu; gel buraya, gılmanlarla has bir meclis kuralım. (Gılman, Kur'an'da anılan cennet hizmetkârı gençlerdir; burada meclisteki genç sakiler kastedilir.)

7. Ömür bir anda geçer, gül mevsiminin günleri de öyle; bu zaman kalıcı değildir, hiç değilse onlarla geçir.

8. Mihrî, uzun ömür istiyorsan saçı sümbül, gözü nergis, yüzündeki ayva tüyü reyhan olan güzellerle dost olmaya bak. (Sümbül kıvrık ve kokulu saça, nergis baygın bakışlı göze, reyhan da yanaktaki ince tüylere benzetilir. Reyhan aynı zamanda bir yazı türünün adıdır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel sekiz beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif, çokluk eki ile kaynaşmış "ile" edatından oluşan "-larla"dır; kafiye "gülistân, cânân, efġân, ḳan, ḫırâmân, şebistân, ġılmân, ân, reyḥân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Gazel dört nüshadan yalnız Ü nüshasında bulunur, bu yüzden neşirde nüsha farkı verilmemiştir. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur; şiir belli bir kişiye değil, bahar meclisine katılacak dostlara seslenir.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir bir bahar davetidir. Dünya bahçesi gül bahçeleriyle süslenmiş, çimenliğin köşeleri cennete dönmüştür; gönül de bu mevsimi sevgililerle, musikiyle ve şarapla geçirmeye çağrılır. Gazelin büyük bölümü "idelüm, ṭolduralum, eyleyelüm" gibi istek kipindeki fiillerle kurulmuştur. Bu fiiller şiire ortak bir eğlence planının havasını verir ve okuyanı meclise katılan dostlardan biri yerine koyar.

İkinci beyit musiki terimleriyle örülmüştür. "Perde, ‘uşşâḳ, ser-âġâz, nâle, efġân" kelimeleri arasında bir tenasüp vardır ve "perde" ile "‘uşşâḳ" ikişer anlamıyla birer tevriye oluşturur. Bülbülün inleyişiyle yarışıp onu "mat etmek", gül ile bülbül mazmununu tersine çevirir: bahçenin şarkıcısı bülbül olsa da âşıkların feryadı onu geride bırakacaktır. Üçüncü beyitte Gülşen Kaya'nın belirttiği gibi âşık, sevgilinin şarap olan dudağından içip rakibi kıskançlık içinde bırakmayı diler; "şarâb" ile "ḳan" kelimeleri renk bakımından birbirini çağırır.

Dördüncü ve beşinci beyitler âşığın kendi hâlini bahar tablosunun içine yerleştirir. Gözyaşı bir ırmak olur, sevgililer de bu ırmağın kıyısında salınan servilere dönüşür. Beşinci beyitte can ve gönül mum, beden ise buhurdan olur; âşık, meclise güzel koku yaymak için kendini yakmaya hazırdır. "Mûm, micmer, ṣubḥ, şem‘, şebistân" kelimeleri gece meclisinin eşyalarını bir araya getirir.

Yedinci beyit gazelin fikir yükünü taşır. Kaya bu beyti iki yerde örnek verir: divanda fena ve beka düşüncesinin tasavvufi boyutundan çok dünyanın geçiciliği yönüyle ele alındığını, bu yüzden "devr-i gül" denen gül mevsiminin hoş geçirilmesi gerektiğinin söylendiğini belirtir; zamanın bir gül devri kadar kısa olduğu, kalıcı olmadığı ve anın kıymetinin bilinmesi gerektiği düşüncesinin de bu beyitte dile geldiğini yazar. Ömür ile gül mevsimi arasındaki benzerlik, "an" ile "ânlar" kelimelerinin ses yakınlığıyla da desteklenir.

Son beyit, çiçek adlarıyla sevgilinin güzelliğini sayar. Kaya, nergisin uyuşturucu özelliği ve biçimi yüzünden göze benzetildiğini, reyhanın yanaktaki tüyler için kullanılırken bir yazı stili olan reyhan anlamıyla da tevriyeli olarak düşünüldüğünü belirtir. Uzun ömrü güzellerin dostluğuna bağlayan kapanış, yedinci beytin ömrün kısalığı üzerine söylediklerine şakacı bir karşılık gibidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar