Özgün Metin

Vezin: Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

Şöyle ditrer cân u dil her laḥẓa cânân üstine
Nitekim pervâne ditrer şem‘-i tâbân üstine
Derd ile cân bülbüli billah nice cân virmesün
Bir ṣaçı sünbül yüzi gül berg-i ḫandân üstine
Zâhidüñ iġmâż-ı ‘ayn itdügi maḥbûbı görüp
Bil şuña beñzer bu ḫar-gâv bindi urġan üstine
Ḳâḍî vü müftî müderris zâhid ü pîr ü cüvân
Ḳanġısı cân virmedi maḥbûb oġlan üstine
Şem‘-i ruḫsârına cânânuñ yüri pervâne-veş
Sen i Mihrî cân virüp her dem-be-dem yan üstine

Günümüz Türkçesiyle

1. Can ve gönül her an sevgilinin üstüne öyle titrer ki, pervane de parlak mumun üstünde tıpkı böyle titrer. (Pervane, ışığa ve ateşe uçup yanan küçük kelebektir. Âşık pervaneye, sevgilinin yüzü mumun alevine benzetilir.)

2. Allah için, can bülbülü dertle nasıl can vermesin? Saçı sümbül, yüzü gülen bir gül yaprağı olan bir güzelin üstüne. (Bülbül âşığı, gül sevgilinin yüzünü temsil eder. "Berg-i ḫandân" açılmış, güler gibi duran gül yaprağıdır; sümbül kıvrımlı saça benzetilir.)

3. Zahidin görmezden geldiği güzeli görünce anla ki bu, şuna benzer: bu "ḫar-gâv" urganın üstüne bindi. (İġmâż-ı ‘ayn, göz yummak, görmezlikten gelmektir. Ḫar-gâv, Farsçada eşek ve öküz anlamındaki iki sözün birleşmesidir; burada kaba ve anlayışsız kimseyi aşağılamak için kullanılmış görünür. Beyit iki türlü okunabilir: zahidin güzele bakmıyormuş gibi yapması, kendi ipinin üstüne çıkıp oturan bir hayvanın hâli gibi gülünç bir gösteriştir; ya da güzeli görmezden gelen zahit, kendi bağının üstüne basıp yerinden kıpırdayamayan bir hayvan gibi kendini bağlamıştır. Benzetmenin dayandığı söz kaynaklarda açıklanmış değildir.)

4. Kadı, müftü, müderris, zahit, yaşlı ve genç; hangisi güzel bir oğlanın üstüne can vermedi? (Can vermek, burada uğruna ölecek kadar sevmek demektir. Beyit, din ve ilim mesleklerinin en saygın temsilcilerini de güzellik karşısında âciz gösterir.)

5. Ey Mihrî, yürü, sevgilinin yanağının mumuna pervane gibi git; her an can verip onun üstünde yan. (Ruhsâr, yanak ve yüzdür. "Yan" sözü "yanmak" fiilinin emridir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Divanın yüz elli dokuzuncu gazeli beş beyittir ve aruzun remel bahrinden "Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "üstine", kafiye "cânân, tâbân, ḫandân, urġan, oġlan, yan" sözlerindeki "-ân / -an" sesidir. Mahlas son beyittedir. Gazel yalnız İstanbul Üniversitesi (Ü) nüshasında bulunur. Sıtkı Nazik'in tablosuna göre "üstine" redifi divanda bu gazel ile yüz elli ikinci gazelde kullanılmıştır. Kime yazıldığına dair bir kayıt yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, ilk ve son beyitte aynı imgeyle çerçevelenmiştir: mum ve pervane. Birinci beyitte can ve gönül sevgilinin üstüne, pervanenin parlak mumun üstüne titremesi gibi titrer. Gülşen Kaya, divanda sevgilinin "şem‘-i tâbân" gibi terkiplerle anılan yüzünün, âşığı yakan ve parlayan yönüyle muma benzetildiğini bu beyitle örnekler; aynı beyti pervanenin yanacağını bile bile ateşe atılan âşığı temsil ettiği örnekler arasında da gösterir. "Nitekim" sözüyle kurulan açık benzetme bir teşbih örneğidir. Son beyitte şair kendine döner ve pervane gibi sevgilinin yanağına gidip onun üstünde yanmayı kendine öğütler. Böylece ilk beyitte bir benzetme olarak kalan pervanelik, son beyitte bir karara dönüşür.

İkinci beyit gül ile bülbül mazmununa dayanır. Kaya, sümbülün üst üste dizilmiş taneleriyle örülü saçı andırdığını ve divanda saçla birlikte sıkça kullanıldığını anlatırken bu beyti örnek verir. Can bülbül, saç sümbül, yüz gül yaprağı olarak düşünülmüş; bir bahçe tablosu kurulmuştur. Bülbül, sümbül, gül ve berg (yaprak) sözleri arasında bir tenasüp vardır.

Üçüncü ve dördüncü beyitler gazelin tonunu değiştirir. Aşkı ve güzelliği kınayan zahit, divan şiirinde âşığın karşısına sık sık çıkan bir tiptir. Burada zahidin güzeli görmezden gelmesi kaba bir benzetmeyle alaya alınır. Dördüncü beyitte ise alay genişler: kadı, müftü, müderris, zahit, yaşlı ve genç sırayla sayılır ve hiçbirinin güzelliğe direnemediği söylenir. Beyit, kendini dünyadan çekilmiş gösterenlerin de aşk karşısında sıradan insanlardan farklı olmadığını söyler ve son beyitteki pervane benzetmesine zemin hazırlar.

Aynı Zeminde Yazılmış Şiir

Metin Hakverdioğlu, Mihrî'nin Necâtî'nin şiirlerine yazdığı nazireleri karşılaştırdığı çalışmasında bu gazeli Necâtî'nin aynı vezin, kafiye ve redifteki "üstine" redifli gazeliyle yan yana verir. Hakverdioğlu'nun ölçütü, iki şiirin kafiye, redif, vezin ve içerik bakımından birbirine çok yakın olmasıdır. Necâtî'nin gazelinde de "ḫurşîd-i tâbân üstine" ve "serv-i ḫırâmân üstine" gibi kafiyeler vardır ve şair bir beyitte zahide seslenerek "Sû-i zan itmek ne lâzım bir müselmân üstine" der. Mihrî'nin gazelindeki zahit beyitleri bu bakımdan Necâtî'nin zeminiyle aynı çizgidedir; ancak Mihrî, zahidi kadı, müftü ve müderrisle birlikte sayarak alayı daha geniş bir çevreye yayar.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

  • Metin Hakverdioğlu, "Mihrî Hâtun'un Necâtî Bey'in Şiirlerine Nazîreleri", Turkish Studies 4/2 (Kış 2009), s. 522-551 (yöntem s. 526-527; karşılaştırma: Necâtî DXXXV / Mihrî CLXII, yazarın kendi edisyonundaki numarayla, s. 547-549), doi:10.7827/TurkishStudies.638.
  • Gülşen Kaya, Mihrî Hâtun Divânı'nın Tahlili, yüksek lisans tezi, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ 2010, s. 133 (şem‘), s. 146 (sünbül), s. 281 (pervâne). https://openaccess.firat.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11508/16520/253984.pdf?sequence=1
  • Sıtkı Nazik, "Benzer Redifli Şiirleri Bağlamında Mihrî Hatun ve Tâcî-zâde Cafer Çelebi'nin Karşılaştırılması", Uluslararası Amasya Âlimleri Sempozyumu Bildiriler Kitabı II, Amasya 2017, s. 133-148 (Mihrî divanındaki redifler tablosu: "üstine", G.152, G.159). https://isamveri.org/pdfdrg/G00226/2017/2017_NAZIKS.pdf

Çevrimiçi kaynaklar